Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 22 Şubat 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

İngiltere ‘IŞİD Gelini’ne Açtığı Yasal Savaşı Kazanacak Mı?

Bazı hukuk uzmanlarına göre İngiliz hükümetinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir mülteci kampında tutulan İngiltere doğumlu ”IŞİD gelini”ni vatandaşlıktan çıkarma girişimi, temyiz mahkemesinde reddedilebilir. Eski İngiliz savcı Nazir Afsal, VOA’ya yaptığı açıklamada, üst mahkemeden İngiliz hükümetinin girişiminin hukuksuz olduğu yönünde karar çıkması olasılığının yüksek olduğunu söyledi. Eski savcı Afzal, 19 yaşındaki Şamima Begüm’ün İngiltere’ye geri getirilmesi ve köktendinci ideolojiden uzaklaştırılacağı bir programa yerleştirilmesi gerektiğini söylüyor. Afsal, ”Bireyleri köktendinci ideolojiden uzaklaştırmaya yönelik olağanüstü deneyimlerimiz var. Radikalleşen bir insanın serüveniyle ilgili başka kimsenin deneyimlemediği bilgilere sahip olan bu kişiler, daha sonra başkalarının da radikalleşme yoluna girmesini önlüyor. Bu da vatandaşlarımızı koruyor,” diyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda Kürt kontrolündeki bir kampta bulunan Begüm, IŞİD’e 15 yaşındayken 2015 yılında katılmış. Begüm, kendisi gibi Londra’nın doğusunda yaşayan iki okul arkadaşıyla beraber İngiltere’den IŞİD’e katılmak amacıyla kaçmış. Birlikte kaçtığı kız arkadaşlarından biri 2016’da düzenlenen bir hava saldırısında öldürülmüş. Diğer arkadaşı Amira Abase ise halen IŞİD kontrolündeki bölgede bulunuyor. 145’i kadın, 50’si 18 yaş altı toplam en az 950 İngiliz vatandaşının IŞİD’e katıldığı sanılıyor. Kürt güçlerin tuttuğu 900’den fazla yabancı cihatçı ve 3 bin 200’den fazla IŞİD gelini ve çocuklarının arasında Amerikan vatandaşlığı hakkı olmadığı gerekçesiyle geri dönmesine izin verilmeyen Amerika doğumlu Hoda Muthana da bulunuyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı’na göre Yemen vatandaşı babası, Muthani doğduğu zaman diplomatik statüyle Amerika’da bulunuyordu. Ancak Muthani’nin ailesi, Dışişleri Bakanlığı’nın bu iddiasını reddediyor. Yabancı IŞİD militanlarına, özellikle de örgüte katıldıklarında henüz buluğ çağında olan IŞİD gelinlerine ne olacağı sorusu, hızla uluslararası bir krize dönüşüyor. IŞİD gelinlerinin Suriye’de kaldıkları takdirde toplu halde bir güvenlik riskine dönüşecekleri kaygısı giderek artıyor. Ancak bu kadınların memleketlerine geri dönmesine izin verilmesi durumunda bu sefer bireysel güvenlik riski haline gelecekleri korkusu da çok yaygın. Kürtler ise ellerindeki yabancı IŞİD militanlarını daha uzun süre tutamayacakları uyarısında bulunuyor.

Trump yönetimi ise bir yıldan uzun süredir Avrupa ülkelerini sağ kalan IŞİD militanı vatandaşlarını geri almaya ve kendi ülkelerinde yargılamaya çağırıyor. Trump yönetimine göre bu militanların memleketlerine dönmemeleri durumunda Suriye’nin kuzeydoğusundaki mülteci kampları ve gözaltı merkezlerinden kaçma ve başıboş kaldıkları takdirde daha ciddi bir güvenlik tehdidi haline gelme riski daha yüksek. Başkan Trump kısa süre önce Avrupa ülkelerini kaçak vatandaşlarının kontrolünü ele almaya çağırdı ve aksi takdirde diğer seçeneğin Kürtlerin bu militanları salıvermesi olduğunu kaydetti. Avrupalılar ise IŞİD militanı vatandaşlarını ve bu militanların eşlerini çok ciddi birer tehdit olarak görüyor.

Batılı istihbarat yetkilileri, kendi toprakları içindeki on binlerce cihatçı şüpheliyi gözetim altında tutmaya çalıştıklarını ve bu nedenle kaynaklarının zorlandığını söylüyor. Avrupa hükümetleri ayrıca mahkumiyet kararı çıkarmak için yeterince kanıt toplayamayacakları gerekçesiyle militan vatandaşlarına karşı dava açmanın zor olacağını kaydediyor. İngiltere’de yapılan anketler, kamuoyunun büyük çoğunluğunun IŞİD mensuplarının ülkeye geri dönmesini istemediğini ortaya koyuyor. İçişleri Bakanı Sacit Cavit, Şamima Begüm’ün İngiltere’ye geri dönebileceği olasılığının yarattığı infial karşısında Begüm’ün vatandaşlıktan çıkarılacağını açıkladı. Bakan Cavit, Begüm’ün anne ve babasının Bangladeş doğumlu olduklarını, bu nedenle çifte vatandaş sayılacağını ve Bangladeş pasaportu başvurusu yapabileceğini söyledi. Uluslararası hukuka göre bir ülkenin vatandaşlık iptaliyle kişileri devletsiz konuma düşürmesi, yasalara aykırı.

Öte yandan Bangladeş hükümeti de Pazar günü bir oğlan çocuğu dünyaya getiren Begüm’ün doğum yoluyla İngiliz vatandaşı olduğunu, Bangladeş’e hiçbir zaman çifte vatandaşlık başvurusu yapmadığını, bu nedenle de Bangladeş vatandaşı olmadığını açıkladı. Bangladeş Dışişleri Bakanı Şahriar Alam, Begüm’ün Bangladeş’e giriş yapmasına izin vermenin söz konusu olmadığını kaydetti. Eski İngiliz savcı Afzal, İngiliz hükümetinin Begüm’ün vatandaşlığını iptal etmeden önce yeterince durum değerlendirmesi yapmadığını, bu nedenle kararın büyük olasılıkla iptal edileceğini söylüyor. Begüm’ün ailesi ise temyize gidecekleri açıklamasında bulunmuştu. Afsal, ”Bangladeş hükümeti, Begüm’ün Bangladeş vatandaşı olmadığını açıkladı. Vatandaşlık iptalinden önce tek bir telefon görüşmesiyle Bangladeş’in bu konudaki tutumunun ne olduğu öğrenilebilirdi. Bu nedenle İngiltere’nin kararının hukuksuz olduğu anlaşılıyor,” diyor. İngiltere’deki Emniyet Mensupları Birliği’nin eski başkanı olan Afzal, namus cinayetleri, zoraki evlilikler, çocuklara yönelik cinsel istismar ve İngiltere’nin kuzeybatısındaki Müslüman çetelerle ilgili zor davalarda savcılık yaparak tüm kamuoyunun dikkatini üzerinde toplamış, deneyimli bir hukukçu. Afzal, ”Begüm bir İngiliz. Burada doğmuş, burada okula gitmiş, burada radikalleşmiş. Bu nedenle de bizim sorunumuz haline gelmiş,” şeklinde konuşuyor. Begüm’ün yasaklanmış bir terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanması gerektiğini kaydeden Afzal, soruşturmadan sonra genç kadının başka suçlar işlediğinin ortaya çıkabileceğini, bu nedenle adaletle İngiltere’de yüzleşmesi gerektiğini savunuyor. Ancak Afzal’a göre uzun vadede bireyleri radikal ideolojiden uzaklaştırmaya yönelik programlar çok daha etkili. Eski savcı, gençlerin IŞİD tarafından cezbedilmesini cinsel taciz vakalarına benzetiyor ve tıpkı organize suça teşvik etmek ya da cinsel istismarda bulunmak gibi köktendinciliğin özünde de savunmasız insanları manipüle etmenin yattığını söylüyor. Öte yandan Afzal’ın sözünü ettiği programların etkili olup-olmadığı konusunda da çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. Programlar, kişinin fikir ve tavırlarını sadece ideoloji hedef alınarak değil, aynı zamanda kişiyi radikalleşmeye yönlendiren kişisel meselelerle yüzleşmeye zorlayarak uygulanıyor. Avrupa’daki farklı örneklere bakıldığında sonuçların da farklı olduğu gözlemleniyor. Uzmanlar, radikalleşmeden uzaklaştırmanın bir bilim olmadığını, bir kişi üzerinde işe yarayan tekniklerin bir başkası üzerinde hiçbir etkisi olmayabileceğini kaydediyor. Her kişiye farklı ve özel yaklaşımlar geliştirilmesi gerekiyor.

Uzmanlara göre bu süreç hem zaman alıcı hem de maliyetli. Uygulamaların başarı garantisiyse yok. Örneğin Londra’da 2017’de bir trende bombalı saldırı düzenleyen ve 51 kişinin yaralanmasına yol açan Ahmed Hassan, aylar boyunca benzer bir programa katılmıştı. Ancak uygulamaların birçok başarılı örneği de var. 2002’de radikalleşen ve Afganistan’da El Kaide terör örgütüne katılan Hanif Kadir, çocukların intihar bombacısı olarak kullanılması karşısında örgütten kopma kararı almıştı. Radikalleşme karşıtı programlarda aktif rol üstlenen Hanif Kadir, Begüm’ün rehabilitasyon programları için uygun bir aday olacağı görüşünde. Bu görüşü Begüm’le görüşen “Times” gazetesi muhabiri Anthony Loyd da paylaşıyor. Begüm’ün söyleşide IŞİD’e katılmaktan pişmanlık duymadığı şeklindeki kışkırtıcı açıklamaları, IŞİD militanlarının kafa kesme eylemlerini savunması, kamuoyunda infial yaratmıştı. Ancak Loyd, gazetesinde yazdığı makalesinde, IŞİD militanlarından uzak bir ortamda yaptığı özel görüşmede Begüm’ün örgütün acımasızlığı hakkında öfke dolu ifadeler kullandığını yazıyor. Loyd, makalesinde, ”örgütün zihinsel baskılarının dışında bağımsız görüşlü genç bir kadın var. Doğru yardımı aldığında radikalleşmiş zihninin sınırlarına çıkabilir,” diyor.

(Amerika’nın Sesi, 21 Şubat 2019)

 

Macaristan Venezuela’dan 300 Sığınmacı Kabul Etti! Orban ‘Onlar Macar Asıllı’ Dedi…

Macaristan’ın Venezuela’dan 300’e yakın sığınmacıyı kabul ederek ülkeye getirdiği iddia edildi. Avrupa’ya ‘yığınlar halinde göçmen alınmasına’ karşı bir politika savunan Macar hükümeti ülkeye getirilen sığınmacıların Macaristan kökenli olduğunu savundu. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın özel kalemi Gergely Gulyas, “Burada Macarlardan bahsediyoruz ve Macarları göçmen olarak görmüyoruz. ” dedi. Macaristan’da Index isimli haber sitesi yerel bir vakıf aracılığıyla yürütülen programın bir yıl önce başlatıldığını ve ülkeye Venezuela’dan getirilen sığınmacıların transfer masrafının karşılandığını yazdı. Habere göre Venezuelalı sığınmacılara ev bulunması, kültür ve dil eğitimi verilmesi masrafları da vakıf tarafından ödendi. Fakat kurum yetkilileri konu ile ilgili sorulara henüz yanıt vermedi.

(Euronews, 21 Şubat 2019)

 

Belçikalı Bakandan Musul’da Mülteci Kampı Ziyareti

Belçika Federal Hükümeti Kalkınma İşbirliği Bakanı Alexander De Croo, Irak’ın Musul şehrinde mültecilerin yaşadığı kampları ziyaret ederek, incelemelerde bulundu.Belçika Federal Hükümeti Kalkınma İşbirliği Bakanı Alexander De Croo ve Avrupa Birliği İnsani İlişkiler Komiseri Christos Stylianides, 1 günlük ziyaret kapsamında gittikleri Irak’ın Musul kentinde bir mülteci kampını ziyaret etti. De Croo ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, “Evet Irak’ta terör örgütü DEAŞ yenilgiye uğradı. Musul kenti harabe bir şehir haline geldi. Harabe haline gelen bu şehri kavgadan, silahlı çatışmadan uzak kalması ve yeniden inşası için çalışmalıyız. Üzerimize düşeni yerine getirmeliyiz” dedi. Musul’da normal bir dönemin başlaması gerektiğini vurgulayan De Croo, “Irak ve Suriye genelinde DAEŞ terör örgütü ile yaşanan savaşın ardından harabeye dönmüş şehirlerin tekrar canlanması için çaba sarf etmeliyiz. Musul’da mülteci kampındaki insanlara yardım etmek zorundayız. Mültecilerin ve insanların normal bir hayata dönmesi için çaba sarf etmeliyiz. Bunu göz ardı etmemeliyiz” dedi.

“Kız Okulunu ve Hastaneye Ziyaret”

De Croo ve Stylianides, Musul’daki 1 bir günlük ziyaretlerinde UNICEF tarafından desteklenen bir ilköğretim kız okulu ve bir hastaneyi ziyaret etti. Belçikalı Bakan De Croo, “Bu yıl Irak’taki insani projeler için yaklaşık 7,6 milyon euro’ya kadar yardımda bulunacağımızı kararlaştırmıştık. Irak’ta eğitim ve sağlık sorunlarına öncelik verilmeli” ifadelerini kaydetti.

(İHA, 22 Şubat 2019)

 

Sürat Teknesiyle Umuda Yolculuk, Radar İle Tespit Edildi

Bodrum’da, yasa dışı yollardan fiber sürat teknesi ile Yunanistan’ın Kalimnos Adası’na geçmeye çalışan yabancı uyruklu 11 kaçak göçmen ve organizatör olduğundan şüphelenilen 2 Türk vatandaşı, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. Sürat teknesinin radar tarafından tespit edildiği öğrenildi. Bodrum Sahil Güvenlik Gözetleme Radar İstasyonu, bugün saat 01.50 sıralarında, Yalıkavak Mahallesi, Tilkicik Koyu’ndan bir sürat teknesinin hızla çıkış yaptığını belirledi. İstasyon, durumu Turgutreis Sahil Güvenlik Bot Komutanlığı’na bildirdi. Devriye görevi yapan Sahil Güvenlik botu, hemen bu bölgeye yönlendirildi. Sürat teknesini durduran Sahil Güvenlik ekipleri, 5’i Suriye, 4’ü Filistin, 2’si Yemen uyruklu toplam 11 kaçak göçmen ile organizatör oldukları ileri sürülen 2 Türk vatandaşını gözaltına aldı. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu kaçakların yasa dışı yollardan Yunanistan’ın Kalimnos Adası’na geçmeye çalıştıkları belirlendi. Yakalanan kaçak göçmenler ile 2 Türk organizatör, Turgutreis Sahil Güvenlik Bot Komutanlığı’na götürüldü.

(DHA, 21 Şubat 2019)

 

FAZ: Trump Almanya’yı Kıskanıyor Mu?

ABD – Almanya ilişkileri, Putin’in anlaşmazlık doktrini, AB’nin iltica politikası ve Almanya’daki yoksulluk gazetelerin öne çıkan yorum konuları arasında yer alıyor. Franfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) Almanya ile ABD arasındaki anlaşmazlık konularına ayırdığı yorumda Başkan Donald Trump’ta Almanya alerjisi olup olmadığını soruyor: “Almanya’nın savunma bütçesini Trump’ın selefleri de eleştiriyordu. Ama Trump çok sert çıkıyor, tehdit, yaptırım ve cezalandırma gibi kavramlar kullanıyor. Donald Trump sanki Almanya’yı gözüne kestirmiş. Avusturya Başbakanı Kurz da Beyaz Saray ziyaretinden sonra böyle bir izlenime kapıldığını söyledi. Trump’ın öncelikli hedefi ise Alman otomobilleri. Ama neden? Gençlik travması olabilir mi? Büyük anne babalarının memleketinin başarısını mı kıskanıyor? Köklerinden kopma refleksi mi gösteriyor? Sözde ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit eden Alman otomobillerinin yüksek gümrük vergisiyle cezalandırılma tehlikesi savuşturulabilmiş değil. Avusturya Başbakanı otomotivin Orta Avrupa için ne kadar önemli olduğunu ve alacağı kararların komşu ülkeleri de doğrudan etkileyeceğini Trump’a anlatmakla iyi etti.” Tagesspiegel gazetesi Vladimir Putin’in orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) anlaşmasıyla ilgili tutumunu şöyle yorumluyor: “Propaganda suçu masumiyete çevirip, ülkeler arasındaki anlaşmazlıktan karşı tarafı sorumlu tutmaya yarar. Putin’in Trump’ı Orta Avrupa’da nükleer silah üslendirmemesi hususunda uyarırken doğrudan ABD’ye çevrili füzeler üslendireceklerini de duyurması propagandanın nadir görülen açıklığına örnektir. Rusya Devlet Başkanı suçu suçsuzluğa dönüştürüp, saldırganı saldırılan konumuna getiriyor. NATO şimdiye kadar Rusya yönünde genişlemenin denendiği hiçbir askeri tatbikat yapmadı. Rusya ise Ukrayna’nın doğusunu kamufle askerleriyle işgal edip kanlı bir savaş başlattı, daha sonra da Kırım yarımadasını ilhak etti.” Augsburger Allgemeine Zeitung’un Avrupa Birliği’nin (AB) mülteci politikasını konu alan yorumunda şu satırları okuyoruz: “AB mülteci politikasındaki en önemli vaadini böyle yerine getiremez. Birliğin dış sınırlarının korunup, sadece hakkı olan mültecilerin Avrupa’ya alınmasını öngören karar tam uygulanamıyor. Frontex yetkilileri bu yıl AB’ye daha az sığınmacı geleceğini, kaçak mülteci sayısının ise artacağını söylüyor. Böyle bir gelişme ancak dış sınırları daha iyi koruyarak önlenebilir. Bu aynı zamanda sınırların dışarıya açık tutulmasını da garanti eder.” Frankfurter Rundschau gazetesi Almanya’da yoksulluğun arttığına dikkat çektiği yorumda konunun sümen altı etmeye çalışılmasını eleştiriyor: “Yoksulluk hoş bir şey değil. Hatta siyasette hiç hoş bir kavram sayılmaz. Örneğin emekliler. Sol Parti ve angaje olmuş bir araştırmacı el atmasaydı, ne kadar emeklinin yoksul hayatı yaşadığını öğrenemezdik. (…) Yoksulluğunu dışarda belli etmeyecek kadar parayla kıt kanaat geçinenlerden söz ediyoruz. Kimsenin ne kadar yoksul olduğunu başkalarına göstermek istememesi anlaşılır bir davranıştır. Ancak var olan yoksulluk siyasi tartışmalarda görünmez hale getirilirse, zengin Almanya için utanılacak bir durum ortaya çıkar. (…) Yoksa yoksulluğu sanki zenginlerin artan servetinin doğal bedeli olarak kabullenmemiz mi isteniyor?”

(Deutsche Welle, 22 Şubat 2019)

 

Rusya Fırat’ın Doğusundayken Yerinden Edilen Göçmenlere İnsani Yardım Götürdü

Rusya’nın Suriye’deki ateşkesi izleme merkezinden askerler evleri eskiden Fırat’ın doğusunda olan ancak sonra yerinden edilen göçmenlere 300’den fazla koli insani yardım götürdü. Yardımlar Şam kırsalındaki Dumeyr göçmen kampına iletildi.

Rus askerler, Şam kırsalındaki Dumeyr kampında bulunan Fırat Nehri’nin doğusundan göçmenlere 300’den fazla koli insani yardım sevkiyatı yaptı. Yardım kolilerinin her birinde bir aileye bir hafta yetecek kadar konserve et, tahıl ve un bulunuyor. Kamptaki göçmenlerin yardıma yoğun ihtiyacı bulunuyor, zira IŞİD’den kaçtıklarından beri yıllardır evlerine dönemiyorlar. Fırat’ın doğusu da şimdilerde uluslararası koalisyon ve koalisyonun kontrolündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin elinde.

Sputnik’e konuşan Dumeyr kampı Müdürü Mustafa Hameci’ye göre, Fırat’ın doğusundaki Rakka, Deyr ez-zor ve Haseke’den 1200 aile yaşıyor. Daha önce kampta Doğu Guta’dan aileler de vardı.

‘Köyümde Her Şey Yerlebir Oldu’

Kamptakilerden Ali Salyam beş yıl önce evini terk etmek zorunda kalmış ve o zamandan beri yakınlarını görememiş. Ancak Deyr Ez-Zor’a geri dönmek istemiyor, çünkü orada hem kendi hem de ailesi için bir hayat göremiyor. Söylediğine göre, çok çocuklu bir baba olarak kampta ona özel bir oda verildi, oğlu Adra endüstri bölgesinde işe girdi, hayatları daha iyi hale geldi.

Salyam “Benim köyümde her şey yerlebir oldu, dönecek bir yer yok. Bir Hristiyanım, Fırat’ın doğusunda tarla sulamak için bile su yok. Oraya dönüp de açlıktan öleyim mi? Aileme bakmam lazım” dedi.

‘Rusya’ya ve Putin’e Teşekkürler’

Teröristlerden kurtarıldıktan sonra Fırat’ın iki tarafındaki aşiretler birleşme fikrini konuşmaya başlamış ve aşiretin başları Rusya’nın yardımına başvurmuş. Şumar aşiretinin başı Udey El Gasi ülkenin toprak bütünlüğünü korumasına yönelik katkılarından dolayı Rusya’ya minnettar.

Rusya’nın Suriye’deki Hmeymim Üssü’nü ziyareti sırasında açıklamalarda bulunan Udey El Gasi “Rusya’ya, Rusya halkına, Devlet Başkanı’na (Vladimir Putin), Silahlı Kuvvetleri’ne ülkemizin yanında durmasından dolayı teşekkürler. İlişkilerin güçlenmesini umuyoruz. Dilerim ülkemiz tez zamanda yeniden özgür olur” dedi.

Suriye’nin birliğine yönelik harekete ülkenin doğusundaki tüm Arap aşiretler dahil olmuştu.

(Sputnik, 22 Şubat 2019)

 

Afganistan Uyruklu 37 Mülteci Yakalandı

Balıkesir’in Edremit ilçesinden Yunanistan’a kaçmak isteyen 37 mülteci bota binmek üzereyken jandarma tarafından yakalandı. Balıkesir’in Edremit ilçesinden Yunanistan’a kaçmak isteyen 37 mülteci bota binmek üzereyken jandarma tarafından yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, Narlı Mahallesi Mıhlı çayı mevkiinden Yunanistan’ın Midilli Adası’na göçmen kaçakçılığı yapılacağına dair istihbaratın alınması üzerine jandarma ekipleri bölgeye sevk edildi. Bölgede görevlendirilen devriyeler ve sivil unsurlar tarafından yapılan takip ve gözetleme faaliyeti esnasında, Mıhlı çayı mevkiinde, zeytinlik alanda saklanan O.A. isimli organizatör ile 7 erkek, 8 kadın ve 22 çocuk toplam 37 Afganistan uyruklu göçmen yakalandı

Ayrıca yetişkin olan 15 mülteciye ayrı ayrı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa muhalefet etmekten 3 bin 549’ar TL idari para cezası kesildi. Organizatör ve göçmenler hakkında adli ve idari işlemlere başlandığı öğrenildi.

(İHA, 21 Şubat 2019)