Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Rutte'den Türkiye'ye Övgü: Mülteci Anlaşmasına Son Derece Bağlı Kaldılar

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında Mart 2016'da imzalanan mülteci anlaşmasına ilişkin, "Doğruyu söylemek gerekirse Türkiye'nin yapılan mülteci anlaşmasına son derece bağlı kaldığını düşünüyorum" dedi.

Türkiye'nin de gündeme geldiği Hollanda Parlamentosundaki AB liderleri toplantısı ile ilgili oturumda, milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Rutte, şu değerlendirmede bulundu:

Problem Daha Çok Yunanistan’ın Geri Gönderme Hızından Kaynaklı

"Doğruyu söylemek gerekirse Türkiye'nin yapılan mülteci anlaşmasına son derece bağlı kaldığını düşünüyorum. Bence endişelenecek bir durum varsa da önce Türkiye'nin değil öncelikle Yunanistan'ın anlaşmayı nasıl uyguladığına bakmak lazım. Problem daha çok Yunanistan'ın mültecilerin Türkiye'ye geri gönderilmesindeki uyguladığı işlemlerin hızından kaynaklanıyor. Bu durum Yunan adalarında probleme neden oluyor."

Türkiye’yi Kınamak İçin AB ve NATO  Üyelerinden Destek Gelmedi

Zeytin Dalı Harekatı konusunda ise Türkiye'yi kınamak için AB ve NATO üyelerinden destek gelmediğini ifade eden Rutte, "Çoğu AB üyeleri ve müttefiklerimiz ile birlikte IŞİD'e karşı mücadelenin zarar görmesinden ve insancıl durumdan endişe duyuyoruz. Alınan ateşkes kararına ve insancıl savaş kurallarına saygı duyulması çağrısında bulunuyoruz" diye konuştu.

(Sputnik Türkiye, 20 Mart 2018)

 

AB'ye 2017'de İltica Başvurusu Yüzde 50 Azaldı

2017 yılında AB'ye yapılan iltica başvurusu sayısı bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 50 düştü. Birlik içinde en fazla iltica başvurusu Almanya'ya, en az başvuru Slovakya'ya yapıldı. Avrupa Birliğince, 2017 yılında üye ülkelere yapılan iltica başvuru sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 50 düştüğü bildirildi.

vrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) yayımladığı verilere göre, 2017'de birlik ülkelerine iltica başvurusunda bulunan kişi sayısı 650 bin oldu. Verilere göre 2016 yılında AB'ye 1 milyon 206 bin 500 iltica başvurusu yapılmıştı. Eurostat, geçen yılki iltica başvuru sayısının 2015 yılında patlak veren sığınmacı krizi öncesindeki rakamlarla karşılaştırılabileceğini açıkladı.

En fazla iltica başvurusu yapan Suriyeliler, Iraklılar ve Afganlar, toplam başvuruların yüzde 30'unu oluşturdu. 2017'de AB ülkelerine iltica başvurusu yapan Suriyelilerin sayısı 102 bin 400 kişiye ulaşırken, Iraklıların 47 bin 500, Afgan kökenlilerin de 43 bin 600 oldu.

En Fazla Başvuru Almanya'ya Yapıldı

2017 yılındaki iltica başvurularının yüzde 31'i Almanya'ya yapıldı. 198 bin 300 kişi Almanya'ya iltica başvurusu yaparken, 126 bin 600 başvuruyla İtalya ikinci sırada yer aldı. İtalya'yı takiben en fazla iltica başvurusu yapılan ülkeler sırasıyla Fransa, Yunanistan, İngiltere ve İspanya olarak ön plana çıktı. En az iltica başvurusu yapılan ülkeler ise sırasıyla Slovakya, Polonya, Portekiz, Çekya ve Estonya oldu.

(Anadolu Ajansı, 20 Mart 2018)

 

Yılın İlk İki Ayında Avrupa'ya 12 Bini Aşkın Mülteci Göç Etti

Uluslararası Göç Örgütü, 2018’in ilk 11 haftasında deniz yoluyla Avrupa’ya 12 bin 983 mültecinin geldiğini duyurdu. Avrupa Birliği’nin göç kolu olan Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerinde, Avrupa’ya gelen mültecilerin yüzde 47’sinin İtalya’ya, yüzde 30’unun Yunanistan’a, yüzde 22’sinin İspanya’ya ve yüzde 1'inin de Kıbrıs’a çıktığı belirtildi. IOM Yunanistan Yetkilisi Kelly Namia, Cumartesi günü Yunanistan Sahil Güvenlik güçleri tarafından Agathonisi Adası’na çıkarılan 19 mülteciden 16’sının hayatını kaybettiğini ve en az üç kişinin halen bulunamadığını söyledi. Sahil Güvenlik yetkililerinin yaptığı açıklamada ise hayatını kaybeden mültecilerden altısının Iraklı ve sekizinin Afganistanlı olduğu söylenirken, 16 kişinin dokuzunun çocuk olduğu vurgulandı.

(TRT Haber, 21 Mart 2018)

 

İdlib'deki Sığınmacı Kampına Hava Saldırısı: 10 Ölü

Suriye'de gerginliği azaltma bölgesi olan İdlib'in güneyindeki sığınmacı kampını hedef alan hava saldırısında 10 sivil hayatını kaybetti. Suriye'de gerginliği azaltma bölgesi içinde yer alan İdlib ilinin güney kırsalındaki Has köyünde bulunan sığınmacı kampına düzenlenen hava saldırısında 10 sivil hayatını kaybetti, 15 sivil yaralandı.

Muhaliflere ait uçak gözlem evi görevlisi Ebu Raed, AA'ya yaptığı açıklamada, "Rusya'ya ait SU 24 tipi savaş uçağı, Lazkiye ilindeki Hımeymim üssünden kalkış yaparak İdlib ilinin güneyindeki Has köyüne iki hava saldırısı düzenledi." dedi. İdlib Sivil Savunma (Beyaz Baretliler) Müdürü Mustafa Hac Yusuf da "Akşam saatlerinde savaş uçakları İdlib ilinin güney kırsalında yer alan Has köyündeki sığınmacı kampına hava saldırısı düzenlendi. 10 kişi öldü, 15 sivil yaralandı." ifadelerini kullandı. Son 10 günde, İdlib ve Hama bölgelerindeki sivil yerleşimlere düzenlenen hava saldırılarında 31 sivil hayatını kaybetti, 66 sivil de yaralandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 24 Şubat'ta aldığı kararla, başta Doğu Guta olmak üzere Suriye genelinde siviller için insani ateşkes ilan edilmesini istemişti. "Gecikmeksizin" hayata geçirilmesine hükmedilen ateşkesin nasıl başlayacağı ise belirsiz kalmıştı. Rusya, BMGK kararının ardından 27 Şubat'ta ateşkesin her gün 09.00-14.00 (TSİ 10.00-15.00) saatlerinde geçerli olacak şekilde başladığını ilan edip, rejimin buna uyacağını ileri sürmüştü.

(Anadolu Ajansı, 20 Mart 2018)

 

Avusturya'da Afgan Sığınmacıların Ülkeden Gönderilmesi Protesto Edildi

Avusturya Viyana Uluslararası Schwechat Havalimanında, bir grup gösterici Afgan sığınmacıların ülkeden sınır dışı edilmesinin durdurulması için gösteri düzenledi. Avusturya'nın başkenti Viyana'da bir grup gösterici, iltica başvuruları reddedilen Afganistan uyruklu sığınmacıların ülkelerine geri gönderilmesine tepki gösterdi.

Viyana Uluslararası Schwechat Havalimanının geliş terminalinde toplanan göstericiler, "Herkese kalma hakkı" ve "Afganistan'a geri gönderilmeye hayır" yazılı pankart ve dövizlerle Afgan sığınmacıların ülkelerine gönderilmesini protesto etti. Viyana Sığınmacıların İadesine Hayır Komitesi Sözcüsü Markus Miakhel, grup adına yaptığı konuşmada, Afganistan'da koşulların son yıllarda çok daha kötüye gittiğini belirtti. Miakhel, Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonunun (UNAMA) 2017 raporunda en az 10 bin sivilin yaşamını yitirdiği bilgisinin paylaşıldığını kaydetti. Miakhel, ölüm tehlikesinin hayatın her alanında ve ülkenin her bölgesinde hissedildiğini vurgulayarak, Taliban'ın Afganistan'ın büyük bir kısmında etkin olduğuna işaret etti. Aşırı sağcı partiden İçişleri Bakanı Herbert Kickl'ın özellikle Afgan asıllı sığınmacılara yönelik tutumunu eleştiren Miakhel, şunları söyledi:

"Kickl, bakanlığında ve hükümetteki mevcut sorunları örtbas etmek için Afganistanlı sığınmacıları kullanıyor. Göç ve savaş nedeniyle psikolojik sorunlar yaşayan gençlere güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı sunmak yerine onları geri göndermekle tehdit ediyor."

Miakhel, Dışişleri Bakanlığının Afganistan'a yönelik seyahat uyarısını hatırlatarak, Avusturya tarafından güvenli olmadığı belirtilen bir ülkeye sığınmacıların gönderilmesini kabul etmediklerini sözlerine ekledi.

(Anadolu Ajansı, 20 Mart 2018)

 

Fas – İspanya Arasında Yasa Dışı Göçle Mücadelede İş Birliği

Fas ile İspanya, yasa dışı göçle mücadeledeki iş birliğini geliştirme kararı aldı.

Başkent Rabat'ta İspanya ile Fas arasında gerçekleştirilen ve yasa dışı göçle mücadelenin ele alındığı değerlendirme toplantısına, Fas Göç ve Yurt dışında Yaşayan Faslılardan Sorumlu Delege Bakan Abdulkerim Bin Atik, İspanya Göç ve Göçmenlerden Sorumlu Devlet Sekreteri Maria Del Corral Telles ve iki ülke yetkilileri katıldı.

Toplantının açılışında konuşan Bin Atik, İspanya ile yasa dışı göçle mücadelede stratejik bir iş birliğinin sağlandığını belirterek, bu ittifakın Kuzey-Güney iş birliği açısından iyi bir örnek olduğu değerlendirmesinde bulundu. Yasa dışı göçle mücadelede sorunun kaynağına inmeyi hedeflediklerini belirten Bin Atik, "Afrika kıtasında yasa dışı göçün temel nedenlerinden olan yoksulluğun önüne geçmek için Afrika kıtasında gelişmeye yönelik çabaları arttırmalıyız." dedi. Telles ise yaptığı konuşmada, Fas'ın başarılı göçmen politikaları üretmesi noktasında ülkesinin her türlü çabayı desteklediğini belirterek, iki ülke arasındaki yasa dışı göçle mücadelede iş birliğinin çok iyi seviyede olduğunu kaydetti. Afrika ülkelerinden Avrupa'ya geçiş yolu olarak kullanılan Fas'ta yaklaşık 40 bin civarında kaçak göçmen bulunduğu tahmin ediliyor.

(Time Türk, 20 Mart 2018)

 

BBC Araştırdı: Seks İşçiliğine Zorlanan Arakanlı Müslüman Çocuklar

BBC'nin yaptığı araştırma, Myanmar'dan Bangladeş'teki mülteci kamplarına kaçan Arakanlı Müslüman kız çocukların seks ticaretine zorlanarak yabancılara satıldığını ortaya çıkardı.

Kendilerini yabancı turistler olarak tanıtan BBC ekibi, kimliklerini değiştirdi ve kamp yakınlarında çocuk ve kadınları tuzağına düşüren insan kaçakçılarıyla temas kurarak, bu karanlık ağın sırlarını araştırdı. 14 yaşındaki Anwara, bu kız çocuklarından biri.

Myanmar'daki kriz sırasında ailesi öldürülen Anwara, Bangladeş yolunda yardım istediği kişilerin ağına nasıl düştüğünü anlatıyor: Bir kamyonet içindeki bir grup kadından yardım isteyen kız, kendisine güvenli bir hayat vaat eden bu kadınların aracına binmeyi kabul ettiğinde kendini Bangladeş sınır kasabası Cox's Bazar'da buldu:

"Çok geçmeden iki genç adamı yanıma getirdiler. Onlarla iş birliği yapmadığım için bana bıçak gösterip, karnıma vurdular ve dövdüler. Daha sonra ikisi de bana tecavüz etti. İstemememe rağmen durmadılar."

Olacakların Farkındaydım, Çarem Yoktu

Anwara'nınki gibi hikayeler, mülteci kamplarının dışında kulaktan kulağa yayılıyor. Kamptaki kaotik koşullar, çocukların seks işçiliğine zorlanması için de kaçakçılara fırsat veriyor. Birçoğu daha iyi bir yaşam hayaliyle, acımasız taktikler sonucu bu grupların ellerine düşüyor. Çocuk istismarıyla mücadele eden Foundation Sentinel kuruluşuyla beraber, Bangladeş'te bu ağın peşine düştük. Birçok çocuk ve ebeveynleri, kendilerine başkent Dhaka ve komşu ülkelerde hizmetçi, otel görevlisi ya da mutfak çalışanı gibi işler teklif edildiğini söyledi. Yerel bir yardım kuruluşunun koruduğu 14 yaşındaki Mesude, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Başıma geleceklerin farkındaydım. Bir kadın bana iş teklifi yaptığında, herkes onun insanları seks yapmaya zorladığını biliyordu. Bu kadın uzun süredir Arakan'daydı ve onu tanıyoruz. Ama başka bir çarem yoktu. Ailem çaresizdi.. Paramız yoktu. Myanmar'da da tecavüze uğramıştım. Eskiden ormanda kardeşlerimle oynardım. Şimdi nasıl oyun oynanır, onu bile hatırlamıyorum."

Neden Arakanlı Müslüman İstiyorsun? En pisleri onlar?

Ebeveynlerden bazıları bir daha çocuklarından haber alamayacakları korkusuyla ağlıyor. Bazıları ise buna rağmen çocuklarına daha iyi bir yaşam sunulduğu inancına sarılarak, gülümsüyor. Bir anne, "Herhangi bir yer kampların dışında yaşamaktan iyidir" diyor.

Peki bu çocuklar nasıl ve kim tarafından götürülüyor?

Bu araştırma için Bangladeş'e gelen ve seks peşindeki birkaç yabancı rolünde, çocuklara erişmeye çalıştık. Önce küçük otellere ve sahil kenarındaki evlerin sahiplerine sorduk. Buralarda fuhuş için odalar kiralanıyor. 48 saat içinde kadınları satan bu kişilerin telefon numaralarına ulaştık. Bu kişilere ellerinde "daha genç, mümkünse Arakanlı Müslüman kızlar" olup olmadığını sorduk. Polisi de tüm bu aşamalardan haberdar ettik.

Aralarından bir adamın bu talebimize yanıtı şu oldu: "Evet elimizde bir sürü genç kız var ama neden Arakanlı Müslüman olmasını istiyorsun. En pisleri onlar."

Kadın Tüccarlarının Aileleriyle Yaşıyorlar

Bu, araştırma sırasında çok sık karşılaştığımız bir söylemdi. Cox's Bazar'da fuhuş bir tür hiyerarşi altındaydı. Arakanlı Müslümanlar ise bu kızlar arasında en az istenen ve en ucuz olanlar olarak görülüyordu.

Bu ağın içine düşen birçok farklı kadın tüccarı, bize çok sayıda genç kız gösterdi. Müzakereler sırasında kızları hemen istediğimizi söyledik çünkü talep yaratmak istemedik.

13 ila 17 yaş arasında bir sürü kız çocuğun fotoğrafları elimize ulaştı. Sayıları korkutucuydu. Bir kızı beğenmediğimizi söylediğimizde, çok daha fazlasının fotoğrafı gösteriliyordu.

Bu kız çocukların çoğu, kadın tüccarlarının aileleriyle yaşıyor, bir müşteriyle olmadıklarında, onlar için yemek ve temizlik yapıyorlardı. Bir kadın tüccarının şu sözleri aklımızda kaldı:

"Kızları elimizde çok uzun tutmuyoruz. Genelde Bangladeşli adamlar onlar için geliyor ve kısa süre sonra da sıkılıyorlar. Genç kızlar bir sürü şamata yapıyor o yüzden onlardan kurtuluyoruz."

Yoksulluk ve Fuhuş Arasında

Bir sonraki aşamada, aldığımız ses ve görüntü kayıtlarını polise kanıt olarak götürdük.

Bir grup polis operasyon başlattı. Konuştuğumuz adamlardan bazılarını polis tanıyordu ama nereden tanıdıklarını söylemediler. Kadın tüccarlarından biriyle konuşup, fotoğraflarda gördüğümüz iki kızı bize Cox Bazar'daki lüks bir otelde bize getirmeleri için randevulaştık. Bu arada dışarıdaki bir arabada polisler bekliyordu. fazlasını gönderir misin?" diye sordu.

Adam kafasıyla onayladı. Polis parayı aldığı sırada adamı yakaladı ve gözaltına aldı. Bu iki genç kızın koruma altına alınması için çocuk sağlığı uzmanları ve fuhuşa karşı mücadele eden kuruluşlardan uzmanlar yardım etti. Çocuklardan biri sığınma altına alınmayı kabul etmezken, 15 yaşında olduğunu söyleyen diğer kız çocuğu, bir bakım merkezine gönderildi. İkisi de seks işçiliği yapmasalardı ne kendilerine, ne de ailelerine bakmalarının imkansız olduğunu söyledi.

Bir tarafta yoksulluk, bir tarafta fuhuşun yarattığı travma çok açıktı.

İnternet Aracı

Kadın ve çocukların bu şekilde seks ticaretinin içine düşmesinde, internetin rolü büyük.

Arakanlı Müslümanlar sadece Bangladeş'e değil, Nepal'in başkenti Katmandu ve Hindistan'daki Kolkata'ya da kötürülüyor. Kolkata'da seks işçiliği büyük bir endüstriye dönüşmüş durumda. Bu çocuklara Hint kimlik kartı veriliyor ve sistemin içine sürükleniyorlar. Dhaka polisine göre, bu kaçakçılar, çocukları satmak için açık ve kapalı Facebook gruplarını bile kullanıyor. Kriptolu internet sitelerinde pedofiller dünyanın dört bir yanında çocuklarla seks yapmanın nasıl olduğuna dair deneyimlerini yazıyor.

Hatta bir kullanıcı mülteci krizinin ortasındaki Arakan'daki çocukların nasıl istismar edileceğini ve polisten nasıl kaçacaklarını adım adım anlatan bir rehber sunuyor.

Güvenlik yetkilileri, bu tehdidi yok etmenin peşinde ancak bu araştırma, mülteci krizlerinin ortasında pedofili ve seks ticaretinin nasıl kolaylaşabildiğine dair, korkunç bir resim ortaya koyuyor.

Arakanlı Müslümanların yaşadığı kriz, Bangladeş'te bir seks endüstrisi yaratmadı belki ama daha fazla kadın ve çocuk getirildikçe, fiyatlar azaldı ve talep, her zamanki gibi güçlü kaldı.

(BBC Türkçe, 21 Mart 2018)

 

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu: Afrikalı Kaçak Göçmenler Terörden Daha Büyük Bir Tehlike

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Afrikalı kaçak göçmenlerin "terörden daha büyük bir tehlike" olduğunu söyledi.

Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Netanyahu, ülkenin güneyindeki Dimona kentinde düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, "Mısır'ın Sina Yarımadası buyunca duvar inşa etmelerindeki amacın saldırıları ve sızmaları engellemek olduğunu" ileri sürdü. ​İsrail'in "radikal İslami bölgelerle çevrili olduğunu ileri süren ve sınırlarını korumak zorunda bulunduğunu" iddia eden Netanyahu, şunları kaydetti:

​Netanyahu, şöyle konuştu:

"Demokratik Yahudi devletinden bahsediyoruz. Her yıl 50 bin kişi, daha sonra 100 bin ve ardından da 150 bin kişi ülkeye sızsaydı demokratik Yahudi devletinin varlığını garanti altına alabilir miydik? Eğer sayıları 1 veya 1,5 milyona ulaşsaydı devlet kaybolurdu. Bu olmadı. Duvarı inşa ettik. Güvenlik ihtiyacına verdiğimiz öneme uygun bir şekilde altyapıda da büyük yatırımlar yapıyoruz."Sınırımız boyunca uzanan Sina ile aramızda 200 kilometre uzunluğundaki duvardan oluşan büyük bir projeyi tamamladık. Bu duvar olmasaydı Sina'da faaliyet gösteren terör unsurlarının düzenlediği terör saldırıları ve en kötüsü de Afrikalı kaçak göçmenlerin dalga dalga sınırı geçerek ülkemize sızmaları gibi büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktık." İsrail hükümeti son yıllarda Ürdün, Lübnan, Mısır, Gazze, işgal altındaki Batı Şeria'nın içinde ve Golan Tepeleri'nde "güvenlik" iddiasıyla duvar inşa ediyor.

(Sputnik Türkiye, 21 Mart 2018)

 

Lübnan'da Türk Bayrağına Basan Suriyeli, Adana'da Tutuklandı

Lübnan'da Türk bayrağının üzerine basarak çektirdiği fotoğrafı sosyal medyaya paylaştığı belirlenen Suriye uyruklu Said Hacı Hüseyin (25), Adana'nın Ceyhan ilçesinde yakalandı.

Lübnan'da 2014 yılındaki nevruz gösterileri sırasında Said Hacı Hüseyin, bir minibüsün basamaklarına serdiği Türk bayrağının üzerine basarak verdiği pozu, sosyal medyada paylaştı. O dönemde kısa sürede yayılan fotoğraf, büyük tepki gördü. Ceyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri Hüseyin'in 2015'te Adana'nın Ceyhan ilçesine yerleşip su dağıtıcısı olarak çalışmaya başladığını belirledi. Bunun üzerine Said Hacı Hüseyin'in çalıştığı iş yerine baskın yapan polis, şüpheliyi yakalayarak gözaltına aldı. Sorgusu tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edilen şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.

(Doğan Haber Ajansı, 20 Mart 2018)

 

Kızılay Başkanı Kerem Kınık: Türkiye'de 4 Milyon Mülteci Var

Euronews: Doktor Kerem Kınık Türk Kızılay’ı Genel Başkanı Euronews’a hoşgeldiniz. 58 gün süren askeri operasyonun ardından Afrin, Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO’nun kontrolüne geçti. Bu süreçte On binlerce Afrinli evinden ayrılmak zorunda kaldı. Siz Kızılay olarak bu insanlara nasıl yardımcı oluyorsunuz? Ne gibi destek sağlıyorsunuz?

Kerem Kınık, Türk Kızılay’ı Genel Başkanı: "Zeytin Dalı Operasyonu öncesinde, bizim özellikle İdlib ve Azez bölgesinde olası insani göç hareketlerine yönelik bir takım hazırlıklarımız vardı. Bu hazırlıkların en temeli mülteci kamplarının inşasıydı, bunları yaptık. Bu kapasiteleri oluşturduk fakat o dönemde, özellikle operasyonun başladığı dönemlerde YPG/PYD güçleri ve Suriye rejim güçleri sivillerin Afrin'den ne İdlib tarafına ne Azez ne de Halep tarafına çıkışına izin vermediler. Ancak biz düzenli olarak bu bölgeye insani yardım desteğimizi sürdürüyoruz"

Euronews: Suriye içerisinde kaç kişiye yardımcı oluyorsunuz? Türkiye’de toplamda kaç Suriyeli var? Ve bunların kaçına siz destek sağlıyorsunuz, rakamsal olarak?

Kerem Kınık: "Türkiye’de şu an yaklaşık olarak 4 milyon civarında mülteci barınıyor. Yani silah zoruyla ve ölüm korkusuyla evini terk etmiş olan 4 milyon insana ev sahipliği yapıyoruz. Bunların 3,5 milyonu Suriyeliler. : Türk Kızılayı olarak biz 1,3 milyon Suriyeliye Türkiye'de düzenli olarak Kızılay Kart desteğiyle nakit destek sağlıyoruz. 30’a aşkın kampta yaklaşık 250 bin Suriyeli barındırıyoruz, 250 bin Suriyeli çocuğa eğitim bursu desteği veriyoruz düzenli olarak. Bunun dışında mesela, sağlık bakanlığımız Suriyelilerin tamamına sağlık hizmetlerini ücretsiz olarak veriyor. Şu ana kadar 40 milyonu aşkın muayene hastanelerde ücretsiz yapılmış. Bir buçuk milyona yakın ameliyat, bu anlamda ücretsiz olarak yapılmış. Hastanelerimizde yaklaşık 200 bin bebek doğmuş. Bunların tamamı ücretsiz sağlık hizmetiyle verilmiş"

Euronews: Türk Kızılayı olarak Avrupa Birliği'nden yeterli destek alabiliyor musunuz? AB'den alınan fonun paylaşımı nasıl yapılıyor?

Kerem Kınık: "Avrupa Birliği'nin insani yardım destek ofisi olan ECHO aracılığıyla Kızılay ciddi bir destek alıyor. Avrupa Birliği'nin bu anlamda şimdiye kadar tek kontratla vermiş olduğu en büyük aslında fonu yönetiyoruz diyebilirim. Yine bir 3 milyarlık, 3 milyar avroluk paket konuşuluyor"

(Euronews Türkiye, 20 Mart 2018)

 

Harran Üniversitesinde Suriyeli Öğrenci Seçme Sınavı Yapıldı

Yabancı Uyruklular için Yüksek Öğretime Geçiş ve Yerleştirme Sınavı (YÖS), Harran Üniversitesi tarafından Türkiye’de üniversite eğitimi almak isteyen yabancı öğrenciler için iki yıldır düzenleniyor. Yurt içi ve yurtdışı yabancı öğrencilerin ülkemize kazandırılması amacıyla geçen yıl ilki yapılan Harran Üniversitesi Yabancı Uyruklular için Yükseköğretime Geçiş ve Yerleştirme Sınavı, yurt dışında Azerbaycan Bakü ile Şanlıurfa'da Harran Üniversitesi kampüslerinde hafta sonu gerçekleştirildi.

Harran Üniversitesi tarafından organize edilen sınavda geçen yıla nazaran bu yıl öğrenci sayısı 3 katından daha fazla bir sayıya ulaşarak,1650 civarında öğrenci katıldı. HRÜYÖS’ün, Azerbaycan Bakü’de sınavın koordinasyonunu Harran Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sarıışık sağladı. 2018-2019 öğretim yılı için, yabancı uyruğa sahip öğrenci adayları, Harran Üniversitesi tarafından organize edilen sınava katıldılar. HRÜYÖS sınavına giren yabancı uyruklu öğrenciler toplamda 55 üniversitede okuyabilecek ve eğitim konusunda hiçbir eksiklik yaşamadan üniversite mezunu olacaklar. Harran Üniversitesinin yurt dışında ilk yaptığı sınav olduğunu belirten Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın; “HRÜYÖS, geçen yıl üniversitemizde başarıyla uygulanmıştı. Bu yıl da üniversitemiz ile birlikte Bakü’de de sınav gerçekleştirdik. Soruların tamamı üniversitemiz öğretim elemanlarınca hazırlandı ve kitapçık haline getirildi. Sınav başarıyla gerçekleşti. Tüm emeği geçenleri kutluyorum” dedi.

(Urfadasin.com, 20 Mart 2018)

 

165 Kaçak Göçmen Yakalandı

Mersin’in Erdemli ilçesinde tekneyle yurtdışına kaçmaya çalışan 165 Suriye uyruklu göçmen Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. Mersin ili Erdemli ilçesi açıklarında tekne ile yurt dışına kaçmaya çalışan Suriye uyruklu 165 düzensiz göçmen yakalandı. Valilikten yapılan açıklama göre önceki gün saat 02:41’de Mersin ili Erdemli ilçesi açıklarında tespit edilen hareket halindeki özel bir tekne durdurularak içerisinde bulunan Suriye uyruklu 72 erkek, 30 kadın, 63 çocuk olmak üzere toplam 165 düzensiz göçmen yakalandı. Ayrıca olayla bağlantılı olarak Mersin ili Erdemli ilçesi Ayaş mahallesi mevkiinde, Kızkalesi Jandarma Karakolu personeli ile koordineli olarak durdurulan bir kamyonet içerisinde Suriye uyruklu14 erkek, 11 Kadın, 2 Çocuk toplam 27 düzensiz göçmen yakalanırken, (göçmen kaçakçısı olduğu değerlendirilen araç şoförü hakkında adli ve idari işlemler başlatıldı. Ayrıca bir kamyonet içerisinde olayla bağlantılı 27 göçmenin yakalandığı bildirildi.

(Güney Gazetesi, 20 Mart 2018)

 

Göçmenleri Taşıyan Araç Kaza Yaptı: 13 Yaralı

Edirne'nin İpsala ilçesinde, yasa dışı yollardan Yunanistan'a gitmek isteyen Pakistan uyruklu göçmenlerin bulunduğu hafif ticari aracın yoldan çıkarak, takla atması sonucu 1'i ağır 13 kişi yaralandı. Kaza, saat 21.00 sıralarında Keşan-İpsala Karayolu üzerindeki Korucuköy Kavşağı'nda meydana geldi. Keşan'dan, İpsala yönüne giden ve sürücüsünün ismi açıklanmayan 19 BL 452 plakalı hafif ticari araç, Korucuköy Kavşağı'na geldiği sırada sürücüsünün direksiyon kontrolünü kaybetmesi sonucu yoldan çıkarak, takla attı. Kazada araçta bulunan ve yasa dışı yollardan Yunanistan gitmek isteyen Pakistan uyruklu 13 kişi yaralanırken, sürücü ise olay yerinden kaçtı. Yaralılar, çağrılan ambulanslarla Keşan Devlet Hastanesi ve özel bir hastaneye kaldırılarak, tedaviye alındı. Yaralılardan 1'inin durumunun ağır olduğu bildirildi. Jandarma, kaçan sürücünün kimliğinin belirlenerek, yakalanması için çalışma başlattı. Soruşturma sürüyor.

(CNN Türk, 20 Mart 2018)

 

Terör Propagandası Yapan Suriyeli Gözaltına Alındı

Kayseri'de, terör örgütü PKK/KCK-YPG/PYD propagandası yaptığı iddidasıyla Suriye uyruklu Ömer Elsilo, gözaltına alındı. Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekipleri, terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerinin engellenmesine yönelik sürdürülen çalışmalar kapsamında sosyal medya hesapları üzerinden PKK/KCK-YPG/PYD propagandası yaptığı belirlenen Suriye uyruklu Ömer Elsilo'yu gözaltına aldı. Elsilo, sorgulanmak üzere emniyete götürüldü.

(Doğan Haber Ajansı, 21 Mart 2018)

 

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü: 'Suriyelilerin Telefon Faturalarını Biz Ödeyeceğiz' Haberi Gerçeği Yansıtmıyor

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, "Suriyelilerin telefon faturalarını da biz ödeyeceğiz" başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, bazı basın yayın organlarında "Suriyelilerin telefon faturaların da biz ödeyeceğiz" başlığı ile haberler yer aldığına dikkat çekilerek, "Göç İdaresi Genel Müdürlüğümüzün yaptığı telefon arama kartı alımı ihalesi maksatlı olarak çarpıtılarak, kamuoyuna asılsız ve gerçek dışı bilgilerle servis edilmektedir" denildi. Söz konusu ihalenin, ülkelerindeki şiddet ve savaş ortamından kaçarak Türkiye'ye sığınan Suriyeli misafirler için değil, Geri Gönderme Merkezlerindeki sınır dışı edilmek üzere tutulan ve kendi maddi imkanlarıyla iletişimini sağlayamayan sınırlı sayıdaki yabancıları kapsadığı vurgulanarak, "Amaç bu kişilerin kendi konsoloslukları ve ülke makamlarıyla belge temini için görüşmelerinin sağlanarak haklarında yapılan sınır dışı etme işlemlerinin hızlanmasını sağlamaktır. Ayrıca haberde iddia edildiği gibi telefon kart alımı ihale bedeli milli bütçeden değil, AB hibe fonundan karşılanmıştır" ifadesi kullanıldı.

(Haber Türk, 20 Mart 2018)

 

Sığınmacı Kampları Göç İdaresi’ne Devredildi

Resmi Gazete’de yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre, sığınma merkezlerinin yönetimi AFAD’dan alınıp Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne verildi. Yardımların kullanım inisiyatifi ise Başbakanlık’ta

Bakanlar Kurulu kararıyla Geçici Koruma Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre artık geçici korunma alanlarıyla ilgili verilecek hizmetler AFAD yerine Göç İdaresi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülecek. Bundan sonraki dönemde Türkiye’ye yönelik kitlesel nüfus hareketi olması halinde acil durumun gerektirdiği koşullar ve ihtiyaçlar çerçevesinde geçici barınma merkezleri, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda AFAD tarafından kurularak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilecek. Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, geçen aralık başında gerçekleştirilen AFAD İl Müdürleri Toplantısı’nda “AFAD’ın üzerinden bu yükü olması gereken kuruma Göç İdaresi’ne devrediyoruz” demişti. Akdağ’ın işaret ettiği yönetmelik düzenlemesi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme özetle şöyle:

Suriyeli sığınmacılara, zorlu yaşam koşullarında ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzluk ve bozuklukların önlenmesi, birey, grup, aile ve toplum düzeyinde ilişkilerin yeniden kurulması ve geliştirilmesi, etkilenenlerin normal yaşama geri dönmesi sürecinde kendi kapasitelerini fark etmeleri, güçlenmelerinin sağlanması ve savunuculuk etkinliklerini, toplumun başa çıkma, toparlanma ve iyileşme becerilerinin artırılmasını içeren psikososyal destek verilecek.

Artık geçici korunma alanlarıyla ilgili verilecek hizmetler AFAD değil Göç İdaresi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülecek.

Göçmenlere sunulacak sağlık hizmetinin bedeli de artık AFAD yerine Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından ödenecek.

Geçici korunanlar arasında psikolojik sorunları olduğu tespit edilenler hakkında sağlık kurumuna nakli de içeren tedbirler alınabiliyordu. Yeni düzenleme ile psikolojik değil ağır psikolojik ya da psikiyatrik sorunları olan göçmenler sağlık kurumlarına nakledilebilecek.

Özel ihtiyaç sahiplerinin geçici barınma merkezlerinin içinde ve dışında yararlanacakları sosyal hizmetler ve yardımlarla bu yabancılara sağlanacak psikososyal destek çalışmaları artık Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kontrolünde yapılacak.

Geçici barınma merkezleri içinde ve dışında yaşayan özel ihtiyaç sahiplerinin psikososyal destek gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılacak hane ziyaretleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nca belirlenen usul ve esaslara göre gerçekleştirilecek.

Türkiye’ye yönelik kitlesel nüfus hareketi olması halinde acil durumun gerektirdiği koşullar çerçevesinde geçici barınma merkezleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınarak Göç İdaresi’nin koordinasyonunda AFAD tarafından kurularak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilecek. Göç İdaresi, ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak valiliklerle eş güdüm içinde geçici barınma merkezlerinin kullanımına son verilmesine ya da kapatılmasına karar verecek.

Geçici barınma merkezlerinin yönetimi, işletilmesi ve güvenliğinin sağlanması ile geçici barınma merkezlerinde barındırılanların tabi olacağı diğer hükümlere ilişkin usul ve esaslar artık sadece Göç İdaresi tarafından belirlenecek. AFAD bu konuda da artık yetkili olmayacak.

İnsiyatif Başbakanda

Yabancı ülke heyetleri, uluslararası kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, basın mensupları, bilimsel amaçlı araştırma yapanlar ile diğer kurum ve kuruluş temsilcilerinin geçici barınma merkezlerini ziyaret etmesine ilişkin usul ve esaslar da artık Dışişleri Bakanlığı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından müştereken belirlenecek. Yeni düzenleme ile bu başlık altında da AFAD ile İçişleri Bakanlığı devreden çıkarılmış oldu.

Yabancılara hizmetlerin sağlanabilmesi için uluslararası külfet paylaşımı kapsamında Dışişleri Bakanlığı tarafından diğer ülkelerden, uluslararası kuruluşlardan ve sivil toplum kuruluşlarından talep edilebilecek ayni ve nakdi yardımların kabulü ve kullanımı başbakanlıkça belirlenen kurum tarafından koordine edilecek.

Başbakanlıkça belirlenen kurum bu ayni ve nakdi yardımların kullanılması konusunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türk Kızılay’ı, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile valiliklerle doğrudan iş birliği yapabilecek.

(Milliyet, 21 Mart 2018)