Türkiye’de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Eylemciler Çocuklarla Buluşmak İçin New York Havalimanına Akın Etti

Eylemciler, sosyal medyada Amerika Birleşik Devletleri – Meksika sınırındaki ebeveynlerinden ayrılan çocukların uçağa bineceklerini öğrendiklerinde, Çarşamba gecesi geç saatlerde New York’ta La Guardia Havalimanına akın ettiler. Daha erken saatlerde Başkan Trump, göçmen çocukları ve ebeveynleri ayıran politikanın duracağını söyleyerek bir karar imzaladı, ancak New York’ta yüzlerce çocuk barınaklara ya da koruyucu bakıma yerleştirilmek için çoktan uçaklara binmişti. Protestocular, “Bienvenidos a New York (New York’a Hoşgeldiniz)” ve “Te amamos (Sizi seviyoruz)” yazan pankartlarla güvenlik kapılarında beklediler. İngilizce ve İspanyolca’da “We Shall Overcome (Üstesinden Geleceğiz)” gibi protesto şarkıları söylediler. Protestocular, Twitter’da harekete geçme çağrılarıyla, gece boyu sayılarını arttırdılar. Bir Amerikan Havayolları sözcüsü Ross Feinstein, bir röportajda Dallas – Fort Worth’dan uçuşun 33 dakika kadar geciktiğini ve hükümet yetkililerinin bu gençlerin ebeveynlerinden ayrılanlar arasında olmadığı konusunda güvence verdiklerini söyledi. Fakat bir grup uçuş görevlisi, çocukların ailelerinden ayrılmış çocuklar olabileceğini söyledi ve ‘‘Bize yalan söylediler’’ dedi. Amerika Birleşik Devletleri Sağlık ve İnsani Hizmetler Departmanı’nın bir bölümü olan Çocuk ve Aileler Yönetimi sözcüsü Brian Marriott, ajansın La Guardia’daki meseleyi araştırdığını söyledi. Birçok yönden havalimanı gösterisi, Trump’ın ABD’nin başta Müslüman ülkelerden oluşan bir grubun sakinleri tarafından seyahat edilmesini yasaklamasının ardından gerçekleşen protestoları hatırlattı. Çarşamba gecesi kalabalıkta, Müslüman eylemci Linda Sarsour ve New York Belediye Meclisi üyeleri Jumaane D. Williams ve Jimmy Van Bramer konuşmacıların yanında durdu.

(The New York Times, 21 Haziran 2018)

 

AB Ülkeleri, Yeni Siyasi Krizin Avrupa’yı Vurmasıyla Acil Göç Zirvesi Yapacak

Göç, aşırı sağ partilere yönelik kazanımların ardından AB gündemine geri döndü. Mülteci krizinden doğrudan etkilenen AB ülkeleri kıta çapında tırmanan siyasi gerilimin yayılmasıyla bu hafta sonu Brüksel’de acil bir zirve yapacaklar. Bu sene Avrupa’ya seyahat eden mülteci ve göçmen sayısındaki keskin düşüşe rağmen aşırı sağ partiler Avusturya ve İtalya’da koalisyon hükümetlerine girdikten sonra göç ve iltica konusu siyasi gündeme geri döndü. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Avusturya ve Bulgaristan temsilcilerinin pazar günü AB’nin fiili başkentinde toplanması bekleniyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı gecesi Berlin’de bir araya gelerek konuyla ilgili ortak bir yaklaşım üzerinde anlaştılar. Zirve olağandışı çünkü, 28 AB Liderinin kısa bir süre sonra Brüksel’de yapacakları toplantıdan günler önce gerçekleşecek. Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, bu hafta Avrupa’nın göç konusuyla ilgili bir “dağılma sürecinde” olduğu konusunda uyardı. Avusturya’nın muhafazakâr Başbakanı Sebastian Kurz, Almanya ve İtalya’nın AB düzeyinde bir göçmen karşıtı “eksen” oluşturmak istediğini söyledi.

(Independent, 21 Haziran 2018)

 

Geçen Yılki Dünya Mülteciler Gününden Beri Öğrenilen 3 Şey

Dünyada zorla yerinden edilmiş insanların sayısı, son altı yıl içinde en yüksek sayısına ulaştı. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü olarak anılıyor. Birleşmiş Milletlerin, mültecilerin esnekliğini, cesaretini ve topluma katkılarını kutlamak için yarattığı bir gün. BM, mülteci kelimesini “zulüm, savaş ya da şiddet nedeniyle ülkesinden kaçmaya zorlanan biri” olarak tanımlamaktadır. Mayıs ayı itibarıyla, dünya çapında yaklaşık 25,4 milyon mülteci şiddet ve zulümden uzaklaşmak için evlerinden kaçmıştır. Dünya Mülteciler Günü ilk olarak 2001 yılında 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 50. yılında kutlandı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) raporuna göre o zaman 12 milyon olan mülteci sayısı günümüzde 2 katına çıkmıştır. Suriye’deki savaş ya da Venezuela’daki ekonomik kriz gibi çeşitli çatışmalar insanları dünyanın daha güvenli yerlerine sığınmaya zorlarken ABD, İtalya, Almanya gibi dünyanın en zengin ülkeleri sınırlarını kapatmayı planlıyor. Kısacası bu devam eden ve yakın zamanda da bitmeyecek gibi görünen krizden geçen yılki Dünya Mülteciler Günü’nden beri öğrendiğimiz üç şey var; dünyada yerinden edilmiş insanların sayısı hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Geçtiğimiz yıl boyunca, Latin Amerika’ya Venezüella’dan gelen toplu göç sayısında büyük bir artış oldu. Birçok zengin ülke sınırlarını sığınmacılara kapatmak için baskı altında…

(VOX, 20 Haziran 2018)

 

Pompeo’dan Dünya Mülteciler Günü Mesajı

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Çatışmalardan dolayı evlerini terk etmek zorunda kalan güçlü, cesur ve dayanıklı milyonlarca mültecinin anılmasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve uluslararası müttefiklerimizle birleşiyoruz.” ifadesini kullandı. Dışişleri Bakanı Pompeo, Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, mülteci sorununun küresel bir krize dönüştüğünü ve çözüm için hükümetlerin, uluslararası finans kurumlarının ve özel sektörlerin bir araya gerilerek konuyu ele alması gerektiğini belirtti. Pompeo, mesajında “ABD, insani yardımların sağlanması konusunda dünya lideri olmaya ve çatışmalardan dolayı evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar için siyasi çözümler aramaya devam edecek” ifadesine yer verdi. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo “Çatışmalardan dolayı evlerini terk etmek zorunda kalan güçlü, cesur ve dayanıklı milyonlarca mültecinin anılmasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve uluslararası müttefiklerimizle birleşiyoruz” ifadelerini kullandı. Öte yandan Pompeo’nun Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesaja rağmen ülkeye yasa dışı giren göçmen ailelerin çocuklarının ellerinden alınmasıyla ortaya çıkan görüntülerin ABD basınında öncelikli gündem maddesi olmaya devam etmesi dikkati çekti. Çoğunluğu Latin Amerika ülkelerinden gelip ABD’ye yasa dışı olarak girerken sınırda yakalanan ve ebeveynlerinden alınan çocukların kaldığı Teksas’taki tesislerden biri geçen hafta sonu ilk kez görüntülenmişti. Amerikan kamuoyunda sert tartışmalara neden olan tesisler, özellikle ailelerinden ayrılan çocukların dramını gözler önüne sermişti. Başkan Donald Trump konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “ABD, bir göçmen kampı olmayacak, mülteci toplama tesisi de olmayacak. Avrupa’da ve diğer yerlerde neler olduğuna bir bakın, bunun ABD’ye de olmasına izin veremeyiz, en azından benim gözetimimde” şeklinde konuşmuştu.

(NTV, 20 Haziran 2018)

 

İGAM’dan Dünya Mülteciler Günü Etkinliği

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, AB’nin Türkiye’deki mültecilere desteğinin sürdüğünü ve bunun devam edeceğini söyledi. İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM), 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla “Genç Mültecilerin Sosyal Uyumları için Sanat” adıyla Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Salonu’nda etkinlik düzenledi. Etkinliğe katılan AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, Türkiye’nin 3,5 milyon Suriyeli mülteciye açık bir şekilde ev sahipliği yaptığını vurguladı. Berger, “Türkiye’de yürürlükte olan program, sağlık, eğitim, bu akşamki gibi kültürel programların olduğu sosyal entegrasyona destek sağlıyor ve aynı zamanda daha iyi bir yaşam için umut vermeye çalışıyor.” dedi. Eğitimin verilen desteğin en önemli boyutlarından biri olduğunu ifade eden Büyükelçi Berger, kayıp kuşaklara ve umutsuz çocuklara izin vermemeleri gerektiğini belirtti.”AB’nin, Türkiye’ye ve Türkiye’deki mültecilere desteği sürüyor ve bunun devam edeceğini belirtmek istiyorum. Biz desteğin sürmesi kararına vardık.” diyen Christian Berger, paranın mültecilerin yararına en iyi şekilde kullanımı için Türk yetkililer ve Birleşmiş Milletler yetkilileriyle görüştüklerini aktardı.

İGAM Başkanı Metin Çorabatır da mülteci ve sığınma alanında insanlık tarihi kadar eski olan değerlerin, ilkelerin ve uluslararası hukuk kuralarının bugün her zamankinden daha fazla tehdit altında olduğunu söyledi. Çorabatır, “Dünyanın her yerinde sınırlarda duvarlar örülüyor. Çocuklar ailelerinden ayrılıyor, teknelerin güvenli limanlara girişleri engelleniyor. 4 milyon mülteciye cömertçe yedi yıldır ev sahipliği yapan ülkemizde de maalesef özellikle seçimlere az bir zaman kala mülteci karşıtı söylemlerin hızla yayıldığına şahit oluyoruz. Sosyal medyada maalesef ırkçı nefret söylemlerinin dozu artıyor.” ifadelerini kullandı. Çorabatır, söz konusu istenmeyen eğilimlere karşı insan haklarını, insani değerleri, mülteci haklarını savunan herkesin kenetlenmesi gerektiğini dile getirdi. Öte yandan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Paolo Artini ise etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, İGAM ve etkinlikte emeği geçenlere teşekkür etti. Artini, BMMYK’nın zorla yerinden edilenlere ilişkin küresel eğilimler yıllık raporunun dün yayınlandığını anımsatarak, “Ülkelerini ve evlerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin sayısı 25,5 milyona ulaştı ve bu kişilerin çoğunluğu sadece Suriye, Somali, Myanmar, Güney Sudan ve Afganistan’dan.” dedi. Paolo Artini, Türkiye’nin 3,6 milyon Suriyeli ve 360 bin diğer uyruklu mülteci ve sığınmacı ile dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke olduğunu belirterek, “BMMYK adına mültecilerin sosyal hayata dahil edilmesine destek veren donörlere, devlet görevlilerine, insani yardım çalışanlarına ve STK’lara teşekkür ediyorum.” ifadesini kullandı.

“Ben Mülteci Olarak Doğmadım”

Ravdanur Derneği Başkanı Ravda Nur Cuma da kendisinin ailesiyle 7 yıl önce ülkesindeki iç savaş dolayısıyla yerinden olduğunu belirterek, “Ben mülteci olarak doğmadım ve ülkemdeki bu savaş benim suçum değil. Korku ile Türkiye’deki gizemli çadır kampına yürüdüm.” dedi. Bir mültecinin yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını dile getiren Cuma, “Her mülteci, diğer insanlar gibi haysiyetli ve huzurlu yaşama hakkına, hizmetlere ulaşım hakkına, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşım hakkına sahiptir. Hepimizin, mültecilerin, ev sahibi ülkelerin, sivil toplumun, hükümetlerin el ele vermesi ve barışın sağlanması için birlikte çalışması gerekmektedir.” diye konuştu. Konuşmaların ardından başarılı ve disiplin çalışmalarından ötürü Suriyeli öğrencilere AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Berger ve İGAM Başkanı Çorabatır tarafından Malala ödülleri verildi. Ödül töreninin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu Sanatçısı ve Gençlik Orkestrası Şefi İnci Ayağ ile Devlet Opera ve Balesi Koro Sanatçısı Semra Öğüt idaresindeki mülteci çocuklardan oluşan “Bizim Koro” konser verdi.

(Haber Türk, 20 Haziran 2018)

 

İran’daki Mülteci Çocukların Yüzde 88’i Okula Gidiyor

İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyed Ali Hamaney’in Mayıs 2015’te yayınladığı bir kararname, tüm yabancı uyrukluların, hatta İran’da yasadışı olarak kimliği bulunmayanların bile İran’daki okullara katılmalarına izin veriyor. 110 bin yasadışı ve Afgan uyruklu öğrencinin İran’daki okullarda eğitim gördüğü kaydedildi. Bu rakam mülteci çocukların yüzde 88’ini oluşturuyor ve bir sonraki okul yılı olan Eylül 2018 ise yüzde 90’a yüklemesi bekleniyor. Liselerde bulunan öğrenciler bu oranın yüzde 29’unu oluşturmakta. Milli Eğitim Bakanlığı, mültecilerin eğitimi için 10 trilyon riyal (yaklaşık 240 milyon dolar) ayırırken, uluslararası bağışlar bu miktarın sadece yüzde 2 ile 2.5’luk kısmını oluşturuyor. Bakanlık bu durumun büyük boşluk yarattığını ve sorunların çoğunun sebebi olduğunu ifade etti. Çocukların eğitim kalitesini arttırmaya yönelik, STK’lara ve uluslararası kuruluşlara yardım çağırısında bulundu.

(Tehran Times, 21 Haziran 2018)

 

Rapor: İsrail’in Afrikalı Sığınmacıları Sınırlandırması Zorla ve Yasadışı

Uluslararası Af Örgütü, İsrail hükümetinin Eritre ve Sudanlı sığınmacılara yaptığı transferlerin acımasız ve yasadışı olduğunu belirtti. Uluslararası Af Örgütü tarafından, Zorunlu ve Yasadışı: İsrail’in Eritre ve Sudanlı Sığınmacıların Uganda’ya Sınır dışı Edilmesi başlıklı yeni bir rapor yayınladı. Ekim 2017’de İsrail, Eritreli ve Sudanlı vatandaşları, Afrika’daki isimsiz bir “üçüncü ülke” ye sürülmeye başlayacağını duyurdu. Ancak, İsrail hükümeti, hangi ülkelerin sınır dışı etme anlaşmalarında işbirliği yapmayı kabul ettiklerini teyit edemedi ve Yüksek Mahkeme, Sudanlı ve Eritre vatandaşlarının tüm sınır dışı edilmelerinin askıya alınmasını emretti. Ancak, 2013’ten beri İsrail’in yürüttüğü bu vatandaşların “gönüllü” transferleri Uganda’ya devam etti. Uluslararası Af Örgütü, gönüllülük standartlarını karşılamayan, zalim ve yasadışı olan göçmen transferlerini belgeledi. İsrailli yetkililer, sınır dışı edilenlere sözlü güvence verdiler. Uganda’da, çalışmalarına ve ülkelerine zorla geri dönüşlerden korunmalarına izin verecek bir oturma izni alacaklarını söylediler. Uganda hükümeti ise İsrail’den sınır dışı edilenlerin kabulüne ilişkin herhangi bir anlaşmanın varlığını kabul etmedi ve İsrail’den kendi topraklarına gelen sığınmacıların varlığını ve onlara karşı olan yükümlülükleri kabul etmeyi açıkça reddetti “İsrail’in işlevsiz iltica sistemi, Eritre ve Sudanlı sığınmacıları yıllardır arafta bıraktı. İsrail’de güvenlik arayışında olan bu kişiler, uzun süreli gözaltı ve iltica, sağlık ve güvenlikle ilgili temel insan haklarının ihlalleri ile karşılaştılar. Mülteci ve göçmen hakları müdürü Charmain Mohamed, şu anda bilinmeyen bir ülkeye sınır dışı edilmelerinin ya da kaçtıkları zulme geri gönderilmenin eşit derecedeki kasvetli ortam ile karşı karşıya bırakılacakları olduğunu söyledi. Bu doğrultuda İsrail hükümetini, bu prosedürleri durdurmaya çağırdı. Mohamed, sığınmacıların adil ve etkin bir mülteci statüsü belirleme prosedürüne erişmelerini ve İsrail’de yasal statü için bir yol sağlanmasını istediklerini söyledi.

Uluslararası Af Örgütü, bu rapor için, Eritreli ve Sudanlı sığınmacılarla yapılan bireysel görüşmeler ile Uganda’ya ve İsrail’den Ruanda’ya sınır dışı edilen, bazılarının da İsrail’de bulunan kişiler ve Sudan’a zorla geri dönen bir mülteci de dahil olmak üzere bireysel görüşmeler gerçekleştirdi. Raporda, İsrail’in birçok sığınmacıya üçüncü bir ülkeye sınır dışı edilme, menşe ülkelerine dönme ya da belirsiz bir gözaltı arasında seçim yapılmasının nasıl gerçekleştiği belgeleniyor.

(International Middle East Media Center, 21 Haziran 2018)

 

İtalya, İspanya’nın “Sonraki Dört” Göçmen Teknesini Alması Gerektiğini Söyledi

Çarşamba günü, İtalya’nın aşırı sağcı İçişleri Bakanı, İspanya’yı göçmenleri alma taahhütlerindeki başarısızlıklarıyla suçladı, Madrid’in Roma’yı reddettikten sonra “sonraki dört” kurtarma teknesini alması gerektiğini söyledi. Bakan Matteo Salvini, İspanya’yı daha önce Avrupa düzeyinde bir anlaşmaya dahil ettiği göçmenlerin sadece bir kısmını aldığını iddia ederek daha önce Fransa’ya getirdiği bir eleştiri ile hedef aldı. Salvini basına verdiği konferansta ‘‘İspanya, Akdeniz’de kurtarılan göçmenlerin sonraki dört teknesini alabilir’’ dedi. Salvini, geçtiğimiz hafta Fransa’yı 630 göçmen taşıyan bir kurtarma gemisi olan Aquarius’a limanları açmayı reddettiği için eleştirmişti. İspanya onların yerine mültecilere kapılarını açmıştı. Salvini ‘‘Avrupa’dan Akdeniz’i savunmak için daha fazla insan ve kaynak sağlamasını istiyoruz dedi ve Avrupa, İtalya’nın bir mülteci kampı olmaya devam edeceğini düşünüyorsa, yanılıyor, İtalya sadece İtalyanlara yardım etmek istiyor’’ diye ekledi.

(The Local, 21 Haziran 2018)

 

New Yorklular Göçmen ve Mülteciler İçin Yürüdü

ABD’nin en büyük kenti New York’ta Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bir araya gelen binlerce kişi, Donald Trump yönetimini hedef alan bir yürüyüş gerçekleştirdi. New York’un sembol mekanlarından Bryant Park’ta toplanan binlerce kişi, buradan Birleşmiş Milletlere (BM) kadar yürüdü. Ellerinde “Göçmen çocukları koruyun”, “Mülteciler hoş geldiniz”, “Çocuklar yasa dışı değildir” ve “Aileleri bir arada tutun” gibi pankartlar taşıyan ve göçmenler lehine sloganlar atan farklı din ve etnik kökene mensup göstericiler, caddeler boyunca uzun kuyruklar oluşturarak BM binasının önüne geldi. Trump yönetiminin, ABD’ye yasa dışı olarak giren göçmen ailelerin çocuklarını ayıran politikasını eleştiren göstericiler, göçmen çocukların hedef alınmasına şiddetle karşı çıktı. Gösteri, BM binası önünde olaysız şekilde sona erdi.

Trump’tan Geri Adım

ABD Başkanı Donald Trump, ülkeye yasa dışı yollardan giren göçmenlerin çocuklarının ebeveynlerinden ayrılmasını engelleyecek bir başkanlık kararnamesine imza atmıştı. Beyaz Saray’da gerçekleştirilen törenle söz konusu başkanlık kararnamesini imzalayan Trump, yasa dışı göçmen sorununa bir an önce çözüm bulması konusunda da Kongreye çağrıda bulunmuştu. Ülke genelinde ve hatta uluslararası kamuoyunda tepkilere yol açan uygulamayı sona erdirmek için ABD Kongresi de harekete geçmişti. Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan, sorunun çözümüne yönelik bir yasa tasarısının perşembe günü oylamaya sunulacağını kaydetmişti. Beyaz Saray’da önceki gün düzenlenen basın brifinginde gündemi değerlendiren ABD İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen, nisan-mayıs aylarında ABD’ye yasa dışı olarak getirilen yaklaşık 2 bin çocuğun söz konusu tesislerde tutulduğunu açıklamıştı. Nielsen, basına yansıyan görüntülerin aksine bu çocuklara iyi bakıldığını, sağlık durumlarının yerinde olduğunu ve şartları uygun olanların iltica başvurusunda bulunabileceğini dile getirmişti. Trump ise ülkeye gelen yasa dışı göçmenler konusunda, “ABD, bir göçmen kampı olmayacak, mülteci toplama tesisi de olmayacak. Avrupa’da ve diğer yerlerde neler olduğuna bir bakın; bunun ABD’ye de olmasına izin veremeyiz, en azından benim gözetimimde.” şeklinde konuşmuştu.

(Time Türk, 21 Haziran 2018)

 

Avrupa Birliği’nden ‘İyi Hal Vizesi’!

Avrupa Konseyi vize yasasında bazı değişiklikler öngören bir tasarıyı kabul etti. Yeni yasanın AB vize politikalarını modernleştirmesi, güvenlik koşullarını iyileştirmesi, sığınmacılarla ilgili zorluklara mücadelede enstrümanları artırması ve seyahat edenlerin şartlarını iyileştirmesi öngörülüyor. Yasaya göre iyi bir vize geçmişi olanlara kademeli olarak bir yıldan beş yıla kadar vize verilebilecek. Açıklamaya göre yeni yasanın resmi yollardan seyahat edenlere sağladığı daha hızlı ve net prosedürlerden bazıları ise şöyle:

– Vize başvurularının seyahat tarihinden en fazla altı ay en az 15 gün önceden yapılması

– Başvuru formunun doldurulması ve imzalanmasının elektronik ortamda mümkün olması

– Seyahatte birden fazla üye devlet olduğu durumlarda hangi üyelerin başvuruyu incelemekle yetkili olduğunun daha net tanımlanması

– Düzenli seyahat eden ve pozitif bir vize geçmişi bulunan kişilere çoklu girişli vize verilmesi ve verilen vizenin kademeli olarak bir yıldan beş yıla kadar yükseltilmesini öngören, uyumlaştırılmış bir yaklaşıma geçilmesi

Bunların yanında, üye devletlerin vize süreçlerinin masraflarını daha iyi karşılamaları için vize ücretinin 80 euroya yükseltilmesine karar verildi. Bu ücret her üç yılda bir ihtiyaca göre revize edilecek. Avrupa Konseyi´nden yapılan açıklamaya göre tasarıyla birlikte Konsey  Başkanlığı hemen Avrupa Parlamentosu´yla görüşmelere başlayacak.  Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığını yürüten Bulgaristan´ın İçişleri Bakanı Valentin Radev konuya ilişkin açıklamasında “Sığınmacıların etkin bir şekilde yönetimine söz hakkı olmayan kişilerin geri gönderilmesini sağlamak da dahildir” dedi ve ekledi: “Yeni vize yasası kendi vatandaşlarını geri almak istemeyen üçüncü ülkelere daha iyi tepki verilebilmesi için bir enstrüman daha sağlıyor.” Yeni yasa sığınmacı sorununa yönelik de bazı düzenlemeler getiriyor. Özellikle üçüncü ülkelerin geri kabulünde işbirliğinin geliştirilmesine katkı sağlayan yasa, vize politikalarının geri kabulü destekleyecek bir mekanizma ile çalışmasını öngörüyor. Yasanın getirdiği yeni bir mekanizma, AB üyesi ülkelerde yasadışı yollarla yaşayan bir sığınmacı, üçüncü bir ülke tarafından geri kabul edilmediğinde bir kaldıraç olarak kullanılacak. Avrupa Komisyonu üçüncü ülkelerin geri kabule ilişkin işbirliğini düzenli olarak değerlendirecek. Bir ülke işbirliği yapmadığı takdirde kısıtlayıcı vize önlemleri ve vize ücretleri uygulayarak Konsey vize politikalarını sığınmacı sorunsalının çözümünde kullanacak.

(Haber Türk, 21 Haziran 2018)

 

AB Mülteci Akınına Çözüm Arayışında

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in pazar günü sığınmacı konusunu görüşmek için düzenleyeceği “mini zirvenin” taslak sonuç bildirgesi, Avrupa’nın mülteci akını konusunda yaşadığı paniği ortaya koyuyor. AB üyesi 10 ülkenin liderlerinin Brüksel’de pazar günü yapacağı toplantının taslak sonuç bildirgesi, “Avrupa’ya yasa dışı göçün” engellenmesi konusunda alınacak tedbirlerin genişletilmesini ve sığınmacıların AB içinde hareketlerinin kısıtlanmasını hedefliyor. Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, İspanya, Malta, Bulgaristan, Belçika ve Hollanda liderlerinin katılması beklenen toplantıya, AB’nin sığınmacı politikalarını eleştiren Polonya, Macaristan ve Çekya liderlerinin ise katılması öngörülmüyor.

Bazı Üyelere “Koordineli Olun” Uyarısı

“Mini zirvede” liderler, üye ülkelere göç konusunda “tek taraflı ve AB ile koordineli olmayan” önlemler almamaları uyarısında bulunacak. Görüşmede, yasa dışı göçü azaltmak için 2020’ye kadar 10 bin kişiden oluşan bir sınır polis gücü kurulması ele alınacak. Birliğin dış sınırlarını daha güvenli hale getirmek için yapılacak harcamalarda da artışa gidilecek. Cezayir, Mısır, Libya, Fas, Nijer ve Tunus gibi ülkelerle “AB’ye gelen sığınmacı sayısını azaltmak” için daha etkin iş birliği yapılmasına yönelik adımlar görüşülecek.

Otobüs ve Tren İstasyonlarında Sıkı Kontroller

Liderlerin pazar günkü görüşmede, mültecilerin “AB dışında korunması ve kabul kapasitesinin artırılması” için daha geniş çalışma yürütülmesi yönünde karar alması bekleniyor. Bunun yanı sıra AB üyesi bir ülkeden kabul alan sığınmacıların ikinci bir AB ülkesine hareketleri ile mücadele için, havalimanlarının yanı sıra otobüs ve tren istasyonlarındaki kontrollerin artırılması da taslak sonuç bildirgesinde yer alıyor. Taslak bildirgeye göre, 2018 sonbaharında zirvenin devamı niteliğinde bir toplantı daha düzenlenmesi planlanıyor. AB dönem başkanlığını devralacak Avusturya da 20 Eylül’de tüm AB ülkelerini kapsayan “mülteci sorunu” konulu bir zirve düzenleyeceğini açıklamıştı. 28-29 Haziran’da yapılacak AB Liderler Zirvesi’nde de aynı konu geniş biçimde ele alınacak. Zirvede, AB liderlerinin sığınmacılar için birlik topraklarının dışında kamp kurulmasına destek vereceği belirtiliyor.

(Time Türk, 21 Haziran 2018)

 

Başbakan Yıldırım’ın Dünya Mülteciler Günü Mesajı

Başbakan Binali Yıldırım, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, bugüne kadar daima mazlumun yanında ve zalimin karşısında durduğu gibi bundan sonra da mağduru olmayan bir dünyanın tesisi için çalışmaya devam edecek.” ifadelerini kullandı. Yıldırım, Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, savaşlar, işgaller ve doğal afetler sonucunda evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanların sayısının günden güne arttığını belirtti. Tarih boyunca gündemden hiç düşmeyen mülteci meselesinin, günümüzün de en önemli sorunları arasında yer almayı sürdürdüğüne dikkati çeken Yıldırım, mesajında, “Türkiye dün Balkanlardan, Kafkaslardan ve sair bölgelerden gelerek ülkemize iltica edenleri nasıl bağrına bastıysa bugün de baskı ve zulmümden kaçarak kendisine sığınanları hiçbir ayırım gözetmeksizin kabul etmekte ve bu insanların insanca yaşayabilmesi için bütün imkanlarını seferber etmektedir.” değerlendirmesini yaptı. Binali Yıldırım, Türkiye’nin, izledikleri politikalarla milyonlarca insanın sığınmacı durumuna düşmesine neden olan ve mağdur durumdaki bu insanlara yardım elini uzatmaktan kaçınan ülkelerin aksine 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaparak insani vazifesini bihakkın ifa ettiğini vurguladı. Yıldırım, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, bugüne kadar daima mazlumun yanında ve zalimin karşısında durduğu gibi bundan sonra da mağduru olmayan bir dünyanın tesisi için çalışmaya devam edecektir.” ifadelerine yer verdi.

(Anadolu Ajansı, 20 Haziran 2018)

 

Türkiye En Çok İnsani Yardım Yapan Ülke Oldu

Küresel İnsani Yardım 2018 Raporu’na göre, Türkiye geçen yıl en çok insani yardım yapan ülke oldu. Dünyada her yıl yapılan insani yardımların haritasını çıkaran İngiltere merkezli Kalkınma İnisiyatifleri Örgütünün raporuna göre Türkiye geçen yıl yaptığı 8,07 milyar dolar yardım ile dünyada en çok insani yardım yapan ülke konumuna yükseldi. Sıralamada Türkiye’yi 6,68 milyar dolar ile ABD, 2,99 dolar ile Almanya ve 2,52 milyar dolar ile İngiltere izlerken, Avrupa Birliği kurumları 2,24 milyar dolar ile dördüncü sırada geldi. Türkiye insani yardımların milli gelire oranı temelinde yapılan sıralamada da yüzde 0,85 ile birinci sırada gelirken, en yakın takipçileri Norveç ve Lüksemburg için bu oran sadece yüzde 0,17’de kaldı. ABD ise bu sıralamada yüzde 0,04 ile 19’uncu konumda yer aldı.  Dünyada 134 ülkede 201 milyon kişinin uluslararası insani yardıma muhtaç durumda olduğu belirtilen raporda, krizlerden ve çatışmalarda etkilenen bu kitlenin önemli bir bölümünün Suriye, Yemen ve Türkiye’de olduğu vurgulandı.

Suriye En Çok Yardım Alan Ülke

İnsani yardımların yüzde 60’ı 10 ülkeye kanalize edilirken, Suriye yüzde 14 ile birinci, Yemen yüzde 8 ile ikinci en çok yardım alan ülke oldu. Rapora göre Suriye böylece üst üste beşinci yılda da dünyanın en çok insani yardım alan ülkesi konumunu korudu. Rapora göre dünyada yapılan toplam insani yardım 2013’te 18,4 milyar dolardan 2014’te 22,1 ve 2015’te 25,8 milyar dolara yükselmişken, bu artış trendinde son 2 yılda gözle görülür bir yavaşlama yaşandı. Dünyadaki toplam insani yardım 2016’da 26,4 milyar dolara, 2017’de de yüzde 3’lük bir artış ile 27,4 milyar dolara çıktı. Dünyada geçen yıl yapılan toplam insani yardım 27,3 milyar doları bulurken, bunun yaklaşık üçte birini tek başına Türkiye sağladı. Raporda Türkiye’nin 3,5 milyon Suriyeli ile dünyada en çok sığınmacıyı barındıran ülke olduğunun altı çizildi. Türkiye, 2013, 2014, 2015 Küresel İnsani Yardım Raporlarına göre üç yıl üst üste, en çok insani yardım yapan üçüncü, son iki yılda ise ikinci ülke olmuştu.

(Time Türk, 21 Haziran 2018)

 

‘Suriyeliler Gerektiğinde Günah Keçisine, Gerektiğinde Oy Deposuna Dönüştürülüyor’

Başbakan Binali Yıldırım’ın “30 bin Suriyeli 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacak” açıklamasıyla tekrar gündeme gelen Suriyeli sığınmacılar meselesi siyasetin odağında yer almaya devam ederken Mültecilerle Dayanışma Derneği Genel Başkanı Eda Bekçi, Suriyeli sığınmacıların seçim kampanyalarında olmaktan rahatsız olduklarını ifade etti. Bekçi, “Belirsizlik hali ve kalıcı nitelikteki hukuki düzenlemeden yoksunluk hem iktidar partisi açısından hem de muhalefet partileri açısından bir seçim malzemesi olarak kullanılıyor. Bu insanlar gerektiğinde günah keçisine, gerektiğinde oy deposuna dönüştürülebiliyor” diye konuştu. CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ise iktidarın Suriyelileri ‘ithal seçmen’ olarak gördüğünü dile getirerek “Suriyelilerin, Türkiye’deki yönetime karar vermeleri doğru değil. Tayyip Erdoğan kaderini Suriyelilere bağlamışsa buna üzülürüm” dedi.

‘Vatandaşlık Hakkı Kazanan 30 Bin Suriyeli Oy Kullanacak’

24 Haziran seçimlerine günler kala Suriyeli sığınmacılar Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasıyla tekrar gündeme geldi. Yıldırım, dün İzmir’de yaptığı konuşmada “Vatandaşlık hakkı kazanan 30 bin Suriyeli 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacak. Suriyeliler bizim misafirimiz memleketlerine gidecekler” demişti. İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de halihazırda yaklaşık 3.6 milyon Suriyeli, 400 bin de diğer ülkelerden olmak üzere yaklaşık 4 milyon sığınmacı bulunuyor. Suriyeliler, Türkiye’de ‘geçici koruma’ hakkıyla bulunuyorlar. Suriyeli sığınmacılar sıklıkla siyasetin gündeminde yer alırken CHP ve İyi Parti, Suriye’de barış sağlandıktan sonra Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönderilmesi vaadinde bulunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrin harekatı sırasında bu bölgeye Türkiye’de bulunan Suriyelilerin yerleştirileceğini söylemiş, erken seçim kararı alınmadan önce Mayıs ayında ise Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilebileceğini ifade etmişti. O dönemde de vatandaşlık kazanan Suriyelilerin seçimlere etkisi gündeme gelmiş, yaklaşık 50 bin kadar Suriyelinin Türk vatandaşlığı kazandığı ve dolayısıyla oy verme hakkına sahip olduğu belirtilmişti. Başbakan Yıldırım’ın dünkü açıklamasıyla resmi olarak 30 bin Suriye kökenli Türk vatandaşının seçimlerde oy kullanacağı açıklanmış oldu.

‘İktidar Suriyelileri İthal Seçmen Olarak Kullanıyor’

Vatandaşlık hakkı kazanan 30 bin Suriyeli’nin 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacak olmasını Sputnik’e değerlendiren CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, iktidarın bu yolla ‘seçmen ithal etmeyi amaçladığını’ dile getirerek “Bu iktidarın yaptığı şey şudur; Türk halkından umudu kesmişler, Suriyelileri ithal ederek seçmen olarak kullanıyorlar. Bunu doğru bulmam. Türk halkı, kendi ülkesinin idaresine, yönetimine kendisi karar verir. Suriyelilerin, Türkiye’deki yönetime karar vermeleri doğru değil. Tayyip Erdoğan kaderini Suriyelilere bağlamışsa buna üzülürüm” dedi.

‘Sayılar Kamuoyuyla Paylaşılmadı, Kapalı Kapılar Ardında Hesap Yapıyorlar’

Vatandaşlık hakkı kazanan Suriyeli sayısının daha yüksek olduğu tahmininde bulunan Toprak, “Ben sayının çok daha yukarıda olduğuna inanıyorum. Bunlar kamuoyuyla paylaşılmadı, kapalı kapılar ardında hesap yapıyorlar” diye konuştu. Toprak, oy kullanacak Suriye kökenli seçmen sayısının seçim sonuçlarını etkileyip etkilemeyeceğiyle ilgili olarak ise “İthal seçmen de getirseler biz bu seçimi alacağız” dedi.

‘Suriyeliler Gerektiğinde Günah Keçisine Gerektiğinde Oy Deposuna Dönüştürülebiliyor’

Konuyla ilgili Sputnik’e değerlendirmelerde bulunan Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Eda Bekçi ise seçim sürecinde sığınmacıların siyasete alet edilmesinin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Suriyelilerin tabi olduğu geçici koruma sisteminde inisiyatifin hükümette olduğuna işaret eden Bekçi, şöyle konuştu: “Geçici koruma sistemi adı üstünde geçici bir durum olmasına rağmen maalesef 7 yılı aşan bir sürede bu geçiciliğe bir çözüm bulunamadı. Geçiciliğin nasıl sona ereceği konusunda da Bakanlar Kurulu yetkili, Bakanlar Kurulu da mevcut siyasi iktidar anlamına geliyor. Yani bu insanların kaderi siyasal iktidarın meseleye bakış açısına bakıyor. Ülkelerine geri mi gönderilecekler, bir tampon bölgeye mi alınacaklar, vatandaşlığa mı alınacaklar, uluslararası korumaya başvuruları mı alınacaklar, ne olacakları konusu maalesef belirsiz. Bu belirsizlik hali ve kalıcı nitelikteki hukuki düzenlemeden yoksunluk hem iktidar partisi açısından hem de muhalefet partileri açısından bir seçim malzemesi olarak kullanılıyor. Bu insanlar gerektiğinde günah keçisine, gerektiğinde oy deposuna dönüştürülebiliyor.” Suriyeli sığınmacıların seçim malzemesi olmaktan rahatsız olduklarını ifade eden Bekçi, “Elbette pek çok ülkenin kendilerini reddettiği dönemde kendilerini kabul eden Türkiye’ye karşı bir gönül borçlarının olduğunu düşünüyorlar. Ancak her fırsatta ‘Kapıları açar üzerinize salarız,’ gerektiğinde ‘oy kullanırlar,’ gerektiğinde ‘oy kullanmazlar’ şu olur, bu olur şeklinde hem iktidar hem muhalefet tarafından söylenen sözler bu insanlar açısından çok kırıcı, hem de ülkemizde yaşayan vatandaşlar açısından çok kafa karıştırıcı” diye konuştu.

‘Vatandaşlık Konusunda Kriterin Ne Olduğunu Bilmiyoruz’

Seçimlerde oy kullanabilme şartının Türk vatandaşlığı olduğunu, vatandaş olmayanların oy kullanamadığını vurgulayan Bekçi, vatandaşlık kazanan sığınmacı sayısında şeffaf veriler olmadığını vurgulayarak “Devlet çoğunlukla güvenlik gerekçeleriyle sayıları açıklamakta çekinik davranıyor. Vatandaşlığa geçiş konusu muğlak kaldı. Özellikle sınıra yakın bölgelerde yaşayan bir kısım Suriyeli, kan bağı ve soy bağı iddiasıyla vatandaşlık davaları açtı ve dava yoluyla vatandaşlığa geçti. Çünkü bu insanların akrabaları vatandaş, kendileri de vatandaş oldu. Bir kısım da öteden beri Türkiye’de ikamet eden, iş yapan ve sürelerini doldurduktan sonra vatandaşlığa geçenler oldu. Bir kısım da kriterlerinin ne olduğunu bilmediğimiz şekilde devletin davetiyle vatandaş oldu. Bunlar konusunda kriterin ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Kimlerin, neden tercih edildiğini de sayıları da bilmiyoruz. Dileğimiz, eğer böyle bir politika izlenecekse, ayrımcılık yapılmaksızın Türkiye’deki tüm mülteciler için aynı politika izlenmesi” dedi.

‘Vatandaşlık ya da Mavi Kart Gibi Çözümler Bulunabilir’

Türkiye, sığınmacıların hukuki durumuna dair Cenevre Sözleşmesi’nin kurucu taraflarından ancak bu sözleşmeye koyduğu coğrafi çekince ile Avrupa Konseyi üyeleri dışından gelenlere iltica hakkı tanımıyor. Türkiye’ye Avrupa ülkeleri dışından gelen ve bireysel olarak uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişilere, iltica taleplerinin değerlendirilmesi sürecinde “geçici sığınma” ve buna bağlı olarak “geçici ikamet izni” veriyor. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekincenin fiilen işlemediğini, bu çekincenin kaldırılması durumunda birçok sorunun çözülebileceğini ifade eden Bekçi, “Sizin ülkenizde 4 milyondan fazla vatandaşınız olmayan bir nüfus söz konusu. Bu durum hem ülkenin güvenliği, hem de sığınmacıların hukuki güvenliği açısından bir sorun yaratıyor. Türkiye, coğrafi çekinceyi AB’ye girdiğinde kaldıracağını açıkladı. Fakat görüyoruz ki bunun epey uzağındayız. Bu olana kadar ne olacak sorusu ortada duruyor. Bu insanlar burada yaşıyorlar, iltica sisteminden kaynaklanan sorunlar yumağıyla boğuşuyorlar. Siz onlara bu sorunları aşabilecek aşamalı olarak vatandaşlığa geçiş olabilir, vatandaş olmayan yabancılara verilen ama vatandaşlığa yakın pek çok hakkı içeren Mavi Kart benzeri çözümler olabilir, bu tür çözümler bulunması ve artık hiçbir anlamı kalmayan coğrafi çekincenin kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.

‘İnsanlar Kendi Ülkelerine Dönemiyorsa Kalıcı Çözümler Bulunması Gerekiyor’

Vatandaşlık için şeffaf kriterler getirilebileceğini ifade eden Bekçi, “Dil bilme, çalışma, çocuklarını eğitim kurumlarına gönderme gibi kriterler getirebilirsiniz, bunun yöntemleri var. Devletlerin erklik hakkı vardır, istediğine vatandaşlık verir istediğine vermez. Ancak bunun kriterlerinin açıklanması, hem Türkiyeliler açısından, hem mülteciler açısından gerçekten bu belirsizliği ortadan kaldıracak bir şey. Yıllardır Türkiye’de yaşayan ve buranın vatandaşı olmak isteyen, burada çalışan, çocukları burada dünyaya gelmiş, artık dönecek bir yurtları olmayan insanların vatandaşlığa geçişini ya da geçişi sağlayacak süreçleri sağlamak çok normal bir şeydir. İltica sisteminin maksadı budur. Asıl olan insanların kendi ülkelerine dönmesidir. Ancak bunun mümkün olamadığı durumlarda onlara kalıcı çözümler bulunması gerekiyor. Türkiye bu kalıcı çözüm konusunda oldukça muğlak ve kapalı politikalar izliyor. Biz de bunun hangi kriterlerle yapıldığını bilmiyoruz” görüşüne yer verdi.

(Sputnik Türkiye, 21 Haziran 2018)

 

Kısa Film Yarışmasında Türk Filmi Finalde!

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Forumu tarafından bu yıl ilk defa düzenlenen kısa film yarışmasında finale kalan isimlerden biri Türkiye’den oldu. Yeşim Tonbaz’ın senaryosunu yazıp yönettiği Askıda isimli kısa filmi, 700’den fazla başvuru arasından seçilerek finale kalan 25 film arasında yer almayı başardı. Askıda, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Forumu çerçevesinde New York’ta düzenlenen çeşitli etkinliklerde de yıl boyunca gösterilecek.

Bir Poşet ve Mülteci Olmak

Bir poşet metaforu üzerinden mülteci olmak meselesini anlatan Askıda, daha önce de birçok festivale katılıp ödül aldı. İlk katıldığı yarışma olan AB Delegasyonu İnsan Hakları Kısa Film Festivali’nde 3. oldu. İspanya, Pakistan, Hindistan, İtayla gibi çok sayıda ülkedeki yarışmalarda finale kalan Askıda, Bükreş’te düzenlenen kısa film yarışmasında da en iyi deneysel film ödülünü almıştı.

(Sabah, 21 Haziran 2018)

 

Times: Sığınmacı Oyları Seçim Sonuçlarını Erdoğan Lehine Etkileyebilir

İngiliz Times gazetesi, 24 Haziran cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleriyle ilgili haberinde, vatandaşlık hakkı verilen Suriyeli göçmenlerin oylarının seçimleri Erdoğan’ın lehine etkileyebileceğini yazıyor. Hannah Lucinda Smith imzalı haberde, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk vatandaşlığı verilen on binlerce mültecinin hafta sonunda yapılacak seçimlerde oylarını almayı umuyor” deniyor. Başbakan Binali Yıldırım hafta başında, “Vatandaşlık hakkı kazanan 30 bin Suriyeli 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacak” demişti. Gazeteye konuşan Suriyeli göçmen Murat Zeki de bu kişilerden biri.”Murat Zeki Pazar günü oy pusulasını sandığa attığında, bu özgür seçimlere en yakın deneyimi olacak” ifadesinin kullanıldığı haber şöyle devam ediyor: “Yine de kime oy vereceği konusunda çok az seçeneği varmış gibi hissediyor.” Habere göre, muhalefetteki partiler Suriyeli göçmenlere yönelik sert bir politika yürüttüklerinden pek çoğu tek bir seçenekleri varmış gibi hissediyor.

Murat Zeki, “AKP’ye ve cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a oy vermeye karar verdim” diyor. 35 yaşındaki Zeki Türkiye vatandaşlığına geçen yıl geçmiş, ancak Türkiye ile çok fazla bağ kuramadığını söylüyor. Eğitimli, liberal görüşlere sahip ve ateist. Gazete bu nedenle kendisi için “Cumhurbaşkanının tipik destekçi profiline uymuyor” yorumunu yapıyor. Zeki şöyle devam ediyor:”Erdoğan’ın yaptığı pek çok şeyi doğru bulmuyorum, özellikle de özgürlüklerin kısıtlanmasını ve dinin bilimin yerine konmasını.”Ancak yine de muhalefet partilerin kazanmasından korkuyor. Haberde hem CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin hem de İYİ Parti’nin adayı Meral Akşener’in Suriyeli göçmenleri ülkelerine geri yollamayı planladıkları belirtiliyor. Erdoğan’ın ise göçmenleri ülkeye kabul ettiği için kurtarıcı olarak görüldüğü, ancak konuyla ilgili duruşunun değişmekte olduğuna dair işaretler olduğu da kaydediliyor. Zeki, ordudan ayrıldığı için Suriye’ye geri dönmek istemiyor. Yeni ülkesinde ise kime oy vereceğini gizliyor. “Türk arkadaşlarımın hiçbirine kime oy vereceğimi söylemedim” diyor.

(BBC Türkçe, 21 Haziran 2018)

 

İYİ Partili Özdağ: “Böyle Devam Ederse 2040 Yılında 13 Kişiden 1’i Suriyeli Olacak”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, “Genelkurmay Başkanı 2.5 milyon Suriyelinin daha geleceğini söylüyor. 2040 yılında eğer böyle devam ederse her 13 kişiden bir tanesi Suriyeli olacak. Bu Türkiye’yi parçalayacak” dedi. Özdağ, Habertürk TV’de Didem Arslan’ın sorularını yanıtladı. Suriyeli sığınmacılarla ilgili eleştirilerine devam eden Özdağ, şu ifadeleri kullandı: “Gelen Suriyeli sayısı 4 milyona yaklaştı. 35 milyar dolar para harcandı ve harcanmaya devam ediyor. Biz bu 35 milyar dolarla 7 tane boğaz köprüsü yapardık… Genelkurmay Başkanı 2.5 milyon Suriyelinin daha geleceğini söylüyor. 2040 yılında eğer böyle devam ederse her 13 kişiden bir tanesi Suriyeli olacak. Bu Türkiye’yi parçalar.”

‘Suriyeli Bir Uyuşturucu Mafyası Oluştu’

Özdağ açıklamalarına, “Bakın Türkiye’de bir Suriyeli uyuşturucu mafyası oluştu. Elinize bir kamera alın çıkalım Taksim’e burdan Osmanbey’e kadar yürüyelim. O zaman göreceksiniz bu gerçeklerin tamamını” diyerek devam etti.

‘Öcalan’ın Eli Kolonya Mı Kokuyordu?’

Özdağ,“AKP’liler, biz Esad ile görüşeceğiz dediğimizde ‘Eli kanlı biriyle mi görüşeceksiniz?’ diye soruyorlar. Peki siz Abdullah Öcalan’la görüşürken Öcalan’ın eli kolonya mı kokuyordu” dedi.

‘Erdoğan İle Akşener Karşı Karşıya Gelirse…’

Özdağ oy oranlarıyla ilgili bir soruya, “Sayın Akşener’le Erdoğan karşı karşıya geldiğinde Erdoğan yüzde yüz kaybediyor. Bu seçim ikinci tura kalıyor.” şeklinde cevap verdi.

(Sputnik Türkiye, 21 Haziran 2018)

 

Trump Yeni Göçmen Kararnamesini İmzaladı

ABD’ye yasa dışı giren göçmen ailelerin çocuklarının ellerinden alınarak farklı merkezlerde tutulması ile ortaya çıkan görüntüler tepki toplamıştı. ABD Başkanı Trump, illegal göçmenlere yönelik sıfır tolerans politikasının yan etkilere yol açması ardından aileleri çocuklar ile bir arada tutacak kararnameyi imzaladı. ABD’ye yasa dışı giren göçmen ailelerin çocuklarının ellerinden alınmasıyla ortaya çıkan görüntüler ABD toplumunda hem Demokratları hem de Cumhuriyetçileri rahatsız etmişti. ABD Başkanı Trump, illegal göçmenlere yönelik sıfır tolerans politikasının yan etkilere yol açması ardından aileleri bir arada tutacak kararnameyi imzaladı. Yayınlanan görüntülerin herkesi etkileyeceğini ifade eden Trump, bu yasayı uygulamak zorunda olduklarını, federal hukuku kuralları ve mahkeme kararlarının bunu zorunlu kıldığını açıklamıştı. ABD İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen bugün Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. Nielsen, snırı illegal geçerken yakalanan ve tutuklanan ailelerin, çocukları ile birarada kalması için kendi birimine düşen göreve dair bir tasarı hazırladığını açıklamıştı. ABD Başkanı Trump sabah saatlerinde “Kısa sürede konuyla ilgili birşey imzalayabiliriz” demişti. Görüşme ardından Trump göçmen çocukların aileleriyle kalmalarını ön gören kararnameyi imzaladı.

Aileleri Bir Arada Tutacağız”

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan, “Ailelerin bölünmesi gerektiğini düşünmüyoruz. Göçmenlik yasalarımızı savunurken, bir yandan da aileleri bir arada tutacak adımları atacağız.” değerlendirmesinde bulunmuştu. Yarın Temsilciler Meclisine gelecek bir yasa tasarısıyla ailelerin bölünmemesini sağlamak yönünde bir adım atmaya çalışacaklarını belirten Ryan, girişimin yasaya dönüşeceğine inandığını ifade etmişti.

Trump Demoktarları Suçlamıştı

Donald Trump, “Bu Demokratların suçudur. Bize, düzgün bir göçmen yasası yapmak için gerekli sayıda oyu vermeyecekler. Onlar sınırların açık olmasını istiyor ki bu da korkunç suçları doğuruyor. Cumhuriyetçiler güvenlik istiyor. Ben de bu arada bazı şeyler üzerinde çalışıyorum.” ifadelerini kullandı. Dün ABD Kongresi’ni ziyaret ederek her iki partinin önde gelen isimleriyle görüşen Trump’ın bugün Beyaz Saray’da yine parti liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Çoğunluğu Latin Amerika ülkelerinden gelip ABD’ye yasa dışı olarak girerken sınırda yakalanan ebeveynlerinden alınan çocukların kaldığı Teksas’taki tesislerden biri geçen hafta sonu ilk kez görüntülenmişti. Amerikan kamuoyunda sert tartışmalara neden olan tesisler, özellikle ailelerinden ayrılan çocukların dramını gözler önüne sermişti. Teksas eyaletinin güneyinde yer alan tesislerden birine giren kameralar, yüzlerce insanın yaş ve cinsiyetlerine göre tel örgüden yapılmış ayrı “kafesler” içinde tutulduğunu tespit etmişti.ABD İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri “yasa dışı olarak ülkeye girmeye çalışan göçmenlerin yargı sürecinde çocuklarından ayrılmalarının yasal bir zorunluluk olduğuna” dikkat çekmişti. Yetkililer, çocukların ebeveynleri gibi yargılanmadığını, bu süreçte onlardan ayrı değerlendirildiğini, birçok çocuğun da iddia ettikleri ebeveynleriyle aralarında ispat edilebilir bir bağ bulunmadığını savunuyor.

2 Bin Çocuk Tutuluyor

Beyaz Saray’da önceki gün düzenlenen basın brifinginde gündemi değerlendiren ABD İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen, nisan-mayıs aylarında ABD’ye yasa dışı olarak getirilen yaklaşık 2 bin çocuğun söz konusu tesislerde tutulduğunu açıklamıştı. Nielsen, basına yansıyan görüntülerin aksine bu çocuklara iyi bakıldığını, sağlık durumlarının yerinde olduğunu öne sürerek şartları uygun olanların iltica başvurusunda bulunabileceğini dile getirmişti. Trump ise ülkeye gelen yasa dışı göçmenler konusunda “ABD, bir göçmen kampı olmayacak, mülteci toplama tesisi de olmayacak. Avrupa’da ve diğer yerlerde neler olduğuna bir bakın; bunun ABD’ye de olmasına izin veremeyiz, en azından benim gözetimimde.” şeklinde konuşmuştu.

(Haber Türk, 20 Haziran 2018)

 

Microsoft Çalışanlarından ABD’deki Göçmen Karşıtı Girişimlere Eleştiri

ABD teknoloji şirketi Microsoft’un çalışanları, ülke yönetiminin yasa dışı göçmenlere karşı “sıfır tolerans” politikasına destek verdiği gerekçesiyle şirket idaresini eleştiren bir mektup yazdı. ABD’de 100’den fazla Microsoft çalışanı, yönetime açık mektup yayımlayarak Başkan Donald Trump’ın kaçak göçmenlere ‘sıfır hoşgörü’ politikası nedeniyle Amerikan Göçmen ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile işbirliğine son verilmesini istedi. Bu çalışanlar, ülkeye kaçak olarak giren göçmenlerin çocuklarının ailelerinden alınarak başka yerlerde tutulması uygulamasını eleştirerek “Suç ortağı olmak istemiyoruz” dediler. Microsoft’un şirket içi iletişim sistemindeki mesaj panosunda yer alan mektup New York Times’ta yayımlandı. Şirket, daha önce, Microsoft programlarının çocukların ailelerinden ayrıldığı uygulamayla ilgili projelerde kullanılmadığını duyurmuştu. Şirket Ocak’ta bulut platformu Azure’un güvenlik ve mevzuat uyum uygulamalarında verilere ulaşılmasını kolaylaştırdığını açıklamıştı. Microsoft çalışanları şirketin CEO’su Satya Nadella’ya “ICE ve ICE’ye hizmet sağlayan diğer müşterilerimizle işbirliğine son verin” çağrısını yaptı.

(Hürriyet, 20 Haziran 2016)

 

Lübnan Hükümeti ve BM Arasında Mülteci Krizi

Lübnanlı yetkililerle BM’nin çeşitli ajansları arasında Suriyeli mültecilerin geri dönmesiyle ilgili kriz sürüyor. 2011 yılında başlayan ayaklanmaların ardından mülteci akınına uğrayan ülkelerden biri de Lübnan. Ülkede BM’nin verilerine göre 1 milyonun üzerinde Suriyeli bulunuyor. Lübnanlı yetkililerse bu rakamın 1,5 milyon civarında olduğunu savunuyor. Lübnan’da kronikleşen elekrik, su, işsizlik ve ekonomik kriz gibi sorunların mülteci akınlarıyla birlikte derinleştiği öne sürülüyor. Bu görüş çerçevesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun’dan milletvekili ve yerel idarecilere kadar birçok isim açıklama yaparak Suriyeli mültecilere “ülkenize geri dönün” çağrıları yapıyor. Suriye’de çatışmaların oldukça seyrekleştiğini ve Suriye ordusunun kontrolüne geçen bölgelerin güvenli olduğunu savunan Lübnan yetkililerine BM’nin çeşitli daireleri karşı çıkıyor. Son olarak birkaç ay önce Lübnan ve Suriye arasındaki görüşmeler neticesinde 500’den fazla Suriyeli ülkesine geri döndü. Bu süreçte BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bu operasyona destek vermediğini ve Suriye’nin geri dönüşler için güvenli olmadığını belirten bir açıklama yayınladı. Geri dönmek isteyenlerin Lübnanlı yetkililer tarafından korkutulduğu değerlendirmesi de yapılan açıklamanın ardından gerginlik sürüyor. Kısa süre önce de (önceki hükümetin dışişleri bakanı olan ve yeni hükümet kurulana kadar görevine devam eden) Cibran Basil, UNCHR’ye yönelik bazı tedbirlerin hayata geçirileceğini açıklamış ancak tedbirlerin içeriğine dair bilgi vermemişti. Hükümeti kurmakla sorumlu Saad Hariri’nin danışmanlarından biri Basil’in kendi görüşlerini ifade ettiğini ve mültecilerden sorumlu bir bakanlığın bulunduğunu vurgulayan bir değerlendirme yaptı. Bu gerginliğin Lübnan’da giderek artan mülteci karşıtlığını körüklemesinden endişe ediliyor. Bu endişeleri paylaşanlardan biri de Lübnan merkezli insan hakları izleme örgütü ALEF’in yöneticilerinden George Ghali. Mültecilere yönelik hak ihlallerini de izleyen ALEF, her yıl yayınladıkları raporlarla hem hükümete hem de BM ve diğer yardım kuruluşlarına tavsiyeler veriyor.

“Lübnan Hükümetinin Mülteci Politikası Yok”

1 milyondan fazla mültecinin yaşadığı Lübnan’da hükümetinin mülteci politikası olmadığını kaydeden Ghali şöyle konuştu;“Lübnan hükümetinin mülteci politikası yok. Herhangi bir bakanlığa gidip ‘stratejiniz ne?’ diye sorun. Size ‘mültecilerin dönmesini istiyoruz’ derler. Tamam, geri dönmelerini istiyorsun ancak stratejin ne? Parlamento, şimdiye kadar mülteci gündemiyle toplanmadı. Toplum ‘Suriyeliler dönerse temel sorunlar çözülür’ şeklinde yanlış bilgilendiriliyor. Ben Lübnan’da doğdum. Elektrik, su, çöp sorunları hep vardı. Bunlar ne mültecilerin geri dönmesiyle ne de tek gecede çözülebilecek sorunlar. Ülkedeki mevcut sorunları Lübnanlılarla mülteciler de yaşıyor. Bizim sornunlarımız mültecilerin varlığından çok bölgedeki istikrarla, ekonomiyle, yatırımlarla, yolsuzlukla mücadeleyle alakalı. Hükümetin açıklamaları, belediyelerin olumsuz uygulamaları mültecilerle ilgili mevcut olumsuzlukları daha da büyütecek.”1 milyon mültecinin kısa sürede geri dönmesinin de mümkün olmadığını vurgulayan Ghali, “bütün mülteciler dönmek istese bile Lübnan hükümeti mülteciler ülkelerine dönene kadar onları koruyup temel hizmetlerini sağlamakla yükümlü” dedi. Ghali, “Kimler dönmek istiyor? Kimler kalmayı tercih ediyor? Dönmek isteyenler nereye ve nasıl dönecekler? Hükümet olarak kalacak olanlarla ne yapacaksın? ‘Dönmek isteyenler döner kalanları görmezden gelirim’ diyemezsin. Onları korumak, eğitim ve sağlık gibi hizmetlere ulaşımlarını sağlamak, iş imkanları sunmak zorundasın” diye konuştu.

“Kanun Önünde Eşit, Pratikte Farklı”

Lübnan’da mültecilere yönelik olumsuz kamuoyu algısının giderek yaygınlaşması mültecileri yalnızlaşmaya itiyor. İstatistiksel verilere dayanmayan “mültecilerin suça eğilimli oldukları” gibi algılar da mültecilerin karıştığı suç olaylarıyla temellendiriliyor. Ghali, Lübnanlıların da Suriyeliler dahil mültecilerin de suçlara karışabildiğini belirterek, “Kanun önünde herkes eşit ancak olay mahkemeye taşındığında pratikte durum değişiyor. Kamuoyun algıları bir tarafa, avukat tutmanız, kendinizi savunmanız gerekiyor. Eğer 17 kişi aynı odada kalıyorsanız, yiyecek ihtiyacınızı bile karşılamakta zorlanıyor ve kiranızı ödeyemiyorsanız bunu nasıl yapacaksınız? Kanunlara göre herkes eşit ancak uygulamada mülteciler daha savunmasız” dedi. Temel hizmetlere ulaşma konusunda da benzer bir durumun söz konusu olduğunu belirten Ghali, mülteci çocukların kanunlara göre okula devam edebildiğini ancak çok sayıda engeli de aşmaları gerektiğini söyledi. Mülteci çocukların büyük kısmının okula devam etmediğini kaydeden Ghali çocukların önündeki en büyük engelin ulaşım, mesafe, okullardaki kapasite ve motivasyon olduğunu söyledi. Ghali, “Yarın ülkene döneceksin sözlerini duyuyorsanız, üniversiteye gidemeyecekseniz, çalışamayacaksanız niye okula gidesiniz. Bence en önemli engel motivasyon” diye konuştu.

(Amerika’nın Sesi, 20 Haziran 2018)

 

Macaristan’da ‘Mülteci Karşıtı Önlemler’ Anayasaya Girdi: Yardım Edene Ceza

Mülteci karşıtı önlemler Macaristan’da anayasaya girdi. Macar parlamentosu, hükümetin değişiklik taslağı doğrultusunda Anayasada önemli değişiklikler yaptı. Anayasa değişikliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğa sahip olan iktidar partisi FİDESZ ve Hristiyan Demokratlar ittifakına, radikal sağcı JOBBİK partisi de destek verdi. Böylece değişiklikler ezici bir çoğunlukla onaylandı. Macaristan’daki anayasa değişikliği, “Soros’u Durdur” olarak anılan mülteci karşıtı yasanın onaylanmasıyla aynı gün ve aynı oturumda gerçekleşti.

20 Haziranda sol ve liberal muhalefet partilerinin hayır oyuna rağmen Macar parlamentosunda kabul edilen yeni anayasa maddeleri, Macaristan açısından önemli değişiklikler içeriyor. Anayasada yapılan değişikliklerin çoğunluğu göçmenlerle ilgili düzenlemeleri, göçmen ve mülteci haklarının sınırlandırılmasını içeriyor.

Anayasadaki Yeni Göçmen Karşıtı Hükümler

Yeni Macar anayasasına göre:

  • Macaristan’a yabancılar yerleştirilemez.
  • Macaristan’a “mülteciler için güvenlikli sayılan ülkeler” üzerinden gelen ve o ülkelerde tehdit altında olmayan bir mülteci Macaristan’dan sığınma hakkı alamaz.
  • Yasa dışı göçmen akımına karşı düzenin korunması kolluk kuvvetlerinin asli görevleri arasındadır.
  • Göçmenlerle ilgili her düzenleme ancak parlamentonun üçte iki çoğunluğuyla yasalaşabilir.

‘Macar Kimliğin ve Hristiyan Kültürün Korunması Devletin Görevidir’

Yeni Macar anayasası etnik çok renkliliğe karşı Macaristan’ın kültürel yapısının korunmasını da madde olarak içeriyor: “Her devlet kurumunun asli görevi toplumdaki Macar kimliğinin ve Hristiyan kültürün korunmasıdır.”Yeni anayasa, toplumda çok tartışılan evsizler konusunu da radikal önlemlerle çözme kararlılığını dile getiriyor. Yeni anayasal düzenleme “sokaklarda daimi bir şekilde evsiz hayat sürdürmek yasaktır” hükmünü anayasa kapsamına alıyor.

“Soros’u Durdur” Yasası Da Kabul Edildi

Macar parlamentosu geçen yıl üzerinde çok tartışılan ve seçimlerde hükümet tarafından temel propaganda malzemelerinden biri haline getirilen “Soros’u durdur” yasasını da kabul etti. Avrupa’nın etnik kimliğini bozmak için Amerikan milyarderi George Soros tarafından hazırlandığı iddia edilen plana karşı Macar hükümeti yasa çıkaracağını ilan etmişti.”Soros’u durdur” yasası temel olarak Macaristan’a göçmen akışını durdurmayı ve göçmenlere yardım amacıyla faaliyet gösteren kişi ve kurumları yıldırmayı amaçlıyor. Bugün kabul edilen yeni yasada “yasal olmayan yollardan ülkeye giren göçmenlere yardım etmek” bir ceza maddesi olarak yer alıyor.

Maddi Yardıma Bir Yıl Hapis

Buna göre “Kendi ülkesinde, ya da Macaristan’a gelinceye kadar geçtiği ülkelerde politik mülteci sayılmayan bir şahsa Macaristan’da yardım eden” ya da “Macaristan’a kaçak bir şekilde gelen bir mülteciye kalıcı yerleşme imkanı sağlamak için çaba sarf eden kişi” mültecilere gayrı yasal yardım etmek suçunu işlemekten ceza alabilir. Bu ceza üç ay hapis cezası da olabilir. Eğer göçmenlere yardım maddi yardım şeklinde olursa ve bu sınıra 8 kilometre yakınlıkta gerçekleşirse ceza bir yıl hapis cezasına da dönüşebilir. Öte yandan, taslak parlamentoya sunulurken “Soros’u durdur” yasasında var olan ve mültecilerle ilgili faaliyet gösteren sivil kuruluşlara yüzde 25 özel mülteci vergisi öngören madde taslaktan çıkarıldı. Bu maddenin taslaktan çıkarılmasının gelen tepkiler üzerine olduğu düşünülüyor. Ayrıca hukuk yorumcuları anayasaya alınan sert mülteci karşıtı önlemlerin, bu tür yasanın gerekliliğini de azalttığı kanısındalar.

Mülteciler Açısından Güvenli Ülkeler Nasıl Tespit Edilecek?

Uluslararası hukukçular Macar anayasasına da alınan “mülteciler için güvenlikli sayılan ülkeler” tanımlamasının tartışmaya çok açık olduğu kanısındalar. Hangi ülkelerin “güvenlikli ülke” sayıldığı yoruma çok açık ve bölge ülkeleri arasında sadece Avusturya ve Macaristan bu ülkeleri ayrıntılı olarak ele alıyor. Ama Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerinde bu konu tek tek ve ülkeler bazında mahkemeler tarafından değerlendiriliyor. Örneğin bazı Avrupa ülkeleri Macaristan’ı da mülteciler açısından güvenlikli ülke olarak kabul etmiyor.

(BBC Türkçe, 20 Haziran 2018)

 

Trump’ın Yaptıklarını Anlatırken Gözyaşlarına Boğuldu!

ABD’de MSNBC kanalının sunucusu Rachel Maddow, Texas’ta ailelerinden zorla ayrılarak mülteci kamplarına yerleştirilen çocuklarla ilgili haberi sunarken gözyaşlarına boğuldu. ABD’de Donald Trump’ın göçmen politikalarıyla ilgili haberi canlı yayında okuyan ünlü sunucu Rachel Maddow, göçmenlerin gördüğü muamele karşısında gözyaşlarına boğuldu. Daha sonra Twitter hesabından canlı yayında ağladığı için özür dileyen Maddow’a izleyicilerden destek geldi. Associated Press haber ajansının hazırladığı haberi canlı yayında okumaya çalışan Maddow şu cümleleri söylüyordu. “Trump yönetimi yetkilileri, anne ve babalarından zorla ayrılan bebekleri ve diğer çocukları, Güney Teksas’ta en az 3 mülteci kampına gönderiyor.” Göçmen tesislerinde tutulan çocukların ailelerinden zorla ayrıldığı görüntülerin basına sızması insan hakları savunucularını ayağa kaldırdı. ABD’de göçmenlerin tutulduğu bir tesislerde çocuklara yapılan kötü muamele ve ailelerinden ayrılan çocukların anne, baba diye ağlayarak çığlık atmaları, İspanyolca konuşan çocukların ses kayıtlarının yayınlanmasından sonra, insan hakları savunucusu dernek ve kuruluşları ayağa kaldırdı. Trump, yönetiminin son zamanlarda artan göçmen çocukları ailelerinden ayırma politikasına karşı yürütülen çalışmalara büyük tepki gösterdiler.

(Hürriyet, 20 Haziran 2018)

 

İtalya Başbakanı Conte: “İkincil Göçmen Akışını Kabul Edemeyiz”

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’a “İtalya’nın diğer Avrupa ülkelerinden ‘ikincil göçmen akışını’ kabul etmesinin düşünülemez olduğunu” iletti. İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, başkent Roma’daki Başbakanlık Sarayı’nda Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk ile çalışma yemeğinde bir araya geldi. İtalyan ANSA ajansının hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, yaklaşık 2 saat süren görüşmede Conte, Tusk’a “İtalya’nın diğer Avrupa ülkelerinden ikincil göçmen akışını kabul etmesinin düşünülemez olduğunu” söyledi. İtalya’nın göç akışına en fazla maruz kalan ülke olduğunu vurgulayan Conte, “İtalya’nın ikinci bir ülkeye gitmiş göçmenleri geri almasının düşünülemeyeceğini” dile getirdi. Conte, sosyal medyadaki Twitter hesabından görüşmeye ilişkin yaptığı paylaşımda da “Bugün AB Konseyi Başkanı Tusk ile son derece yararlı bir toplantı gerçekleştirdik. Kendisine Brüksel’de AB zirvesi öncesinde yapılacak mini zirvede İtalya’nın tek başına mücadele ettiği ‘birincil göç akışları’ krizinin çözülmeden ‘ikincil göç akışlarını’ konuşmayacağımı ilettim.” ifadesine yer verdi. Dublin Sözleşmesi uyarınca sığınmacının iltica başvurusunu Avrupa Birliği’ne (AB) giriş yaptığı ilk ülkede yapması gerekiyor.

(Anadolu Ajansı, 20 Haziran 2018)

 

Göçmen Fotoğraflarını Reklam Kampanyasında Kullanan İtalyan Firmasına Tepki

Sivil toplum kuruluşu SOS Mediterranee:- “Bu fotoğrafları sağlamış olan fotoğrafçının kişisel insiyatifini kınıyoruz ve fotoğrafların herhangi bir ticari amaçla kullanımına izin vermiyoruz”- ‘Hayatta kalanların onuruna daima saygı gösterilmeli. Akdeniz’de yaşanan insan trajedisi asla ticari amaçla kullanılmamalı’ İtalyan tekstil şirketi United Colors of Benetton’un Akdeniz’de kurtarılan göçmenlerin fotoğraflarını kullanarak yaptığı reklam kampanyası eleştirilere neden oldu. Benetton’un Twitter hesabı üzerinden paylaşılan ve üzerinde markanın ismi yazılı olan kampanyada, Akdeniz’de kurtarılan göçmenlere ait fotoğraflar kullanıldı. Sivil toplum kuruluşu (STK) SOS Mediterranee tarafından kurtarılan göçmenlerin iki fotoğrafını kampanyasına malzeme yapan Benetton hem adı geçen STK hem de siyasiler tarafından eleştirildi.

“İnsani Trajedi, Asla Ticari Amaçla Kullanılmamalı”

SOS Mediterranee’den yapılan açıklamada, “SOS Mediterranee kendini, ekiplerimiz 9 Haziran’da denizde tehlike altında bulunan insanları kurtarırken çekilen fotoğrafların kullanıldığı bu kampanyadan tamamen ayrı tutmaktadır. Bu fotoğrafları sağlamış olan fotoğrafçının kişisel inisiyatifini kınıyoruz ve fotoğrafların herhangi bir ticari amaçla kullanımına izin vermiyoruz. Hayatta kalanların onuruna daima saygı gösterilmeli. Akdeniz’de yaşanan insani trajedi, asla ticari amaçla kullanılmamalı.” ifadelerine yer verildi.

Göçmen Krizine Neden Olan Salvini De Tepki Gösterdi

Öte yandan, SOS Mediterranee’nin gemisine limana yaklaşma izni vermeyerek uluslararası bir krize sebep olan İtalya İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini de Benetton’un reklamına tepki gösterdi. Salvini, Twitter mesajında kampanyaya ilişkin, “Bunu bir tek ben mi aşağılık buluyorum?” ifadesini kullandı. Kampanyayı hazırlayan İtalyan fotoğrafçı Oliviero Toscani, daha önce de tartışma ve eleştirilere neden olan çalışmalarıyla biliniyor.

(Time Türk, 20 Haziran 2018)

 

Theresa May’den ABD’ye “Göçmen” Tepkisi

İngiltere Başbakanı Theresa May, ABD’nin ülkeye yasa dışı yollarla girerken sınırda yakalanan çocukları ebeveynlerinden ayırmasını “son derece kaygı verici” olarak nitelendirdi.

İngiliz parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarası’nda yapılan haftalık “Başbakana Sorular” oturumunda, ABD yönetiminin çocuk göçmenlere yönelik uygulamasıyla ilgili bir soru üzerine May, bu ülkenin göçmenlere yönelik politikasını paylaşmadığı yanıtını verdi.  “ABD’de çocukların kafesler içindeki görüntüleri son derece kaygı verici” ifadesini kullanan May, “Bu, kabul ettiğimiz bir şey değil. Bu, İngiltere’nin yaklaşımı değil.” diye konuştu. May, 6 yıl sürdürdüğü içişleri bakanlığı görevi sırasında İngiltere’de çocuklu göçmen ailelerin gözetim altına alınması uygulamasından vazgeçildiğini de hatırlattı. Bir milletvekilinin, ABD yönetiminin göçmen çocuklara yönelik uygulaması ışığında Başkan Donald Trump’ın gelecek ay İngiltere’ye yapacağı ziyarette “kırmızı halı” ile karşılanmasının doğru olup olmayacağı şeklindeki sorusuna ise May, Trump’ın ziyaretinin iki ülkenin anlaşamadığı konuların da tartışılması için bir fırsat olabileceği yanıtını verdi.

2 Bin Çocuk Tesislerde Tutuluyor

ABD İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen, Beyaz Saray’da düzenlenen basın brifinginde nisan-mayıs aylarında ABD’ye giren yaklaşık 2 bin çocuğun Teksas’taki tesislerde tutulduğunu açıklamıştı.
İngiliz basını, tesislerde çekilen ve çocukları tel örgüden kafesler içinde gösteren fotoğraflar ile çocukların seslerinin duyulduğu ses kayıtlarına geniş yer verdi. ABD İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, yasa dışı olarak ülkeye girmeye çalışan göçmenlerin yargı sürecinde çocuklarından ayrılmalarının yasal bir zorunluluk olduğunu savunuyor. Yetkililer çocukların ebeveynleri gibi yargılanmadığını, bu süreçte onlardan ayrı değerlendirildiğini, birçok çocuğun da iddia ettikleri ebeveynleriyle aralarında ispat edilebilir bir bağ bulunmadığını öne sürüyor. Trump, ülkeye gelen yasa dışı göçmenler konusunda iki gün önce Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, “ABD, bir göçmen kampı olmayacak.” demişti. Kendi yönetiminde ABD’nin sürdürdüğü sert göçmen politikalarını savunan Trump, ülkesinin yasa dışı göçmenleri kabul etmeye niyeti olmadığını vurgulamıştı.

Krize Dönüşen Davet

Trump’ın İngiltere’ye 13 Temmuz’da resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi planlanıyor. Başbakan May geçen yıl ocak ayında gerçekleştirdiği ABD ziyareti sırasında Trump’a, Kraliçe 2. Elizabeth’in resmi davetini iletmiş ve davet kabul edilmişti. Trump’a yapılan davet İngiltere’de kamuoyunun büyük tepkisini çekmiş, ziyaretin iptali için çok sayıda gösteri düzenlenmişti.  Ziyaretin iptali için 2 milyona yakın imzayla parlamentoya dilekçe sunulurken, muhtemel bir ziyaret sırasında Parlamento Başkanı John Bercow da milletvekillerine hitap etmesi için Trump’ı davet etmeyeceğini açıklamıştı.
Trump’ın geçen yaz gerçekleşmesi öngörülen ziyareti, tepkiler üzerine belirsiz tarihe ertelenmişti. Trump’un ziyareti nedeniyle İngiltere’de büyük çaplı protesto gösterilerinin yapılması bekleniyor.

Büyükelçilik Açılışına da Katılmadı

Son olarak ziyaretin ABD’nin bu yıl hizmete giren yeni Londra Büyükelçilik binası için ocak ayında yapılan açılış sebebiyle gerçekleşmesi bekleniyordu ancak Trump, Twitter hesabından bu ziyareti de iptal ettiğini bildirmişti. Trump’a karşı ülkede biriken tepki, 2017 yılı boyunca giderek artarken, bunda Trump’ın geçen yıl İngiltere’nin aşırı sağcı örgütü Britain First’in (Önce Britanya) İslam karşıtı videolarını Twitter hesabından paylaşması da etkili oldu. Trump’ın paylaşımlarına, kamuoyunun yanı sıra Başbakan May de yaptığı açıklamayla tepki gösterdi.

(NTV, 20 Haziran 2016)

 

30 Milyon Çocuk Yerinden Edildi

UNICEF Dünya Mülteciler Günü’ne yönelik açıklama yaptı. Kurum, çatışmalar nedeniyle yaşadıkları yerden edilen çocuk sayısının tahminen 30 milyonu bulduğunu belirtti. UNICEF açıklamasında, liderlere dünyanın bu en zor durumdaki çocuklarının haklarını, güvenliğini ve refahını güvence altına alacak çabaları iki katına çıkarmaları çağrısında bulundu. Çatışma, şiddet ve siyasal istikrarsızlık gibi nedenlerle evlerini terk etmiş çocuklara vurgu yapan kurumun dikkat çekici tespitleri şöyle: Çatışmalar nedeniyle yaşadıkları yerden edilen çocuk sayısının tahminen 30 milyonla İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek düzeyde. Mülteci çocukların zorunlu desteğe, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişimlerinde ciddi sorunlar yaşanıyor. 2015-2016 döneminde 80 kadar ülkede yanlarında kimsesi bulunmayan ve yakınlarından ayrı düşmüş en az 300 bin çocuk tespit edildi. Bu sayı 2010-2011 döneminde 66 bin civarındaydı. Gerçek sayı daha fazla olabilir. Çocukların insan ticareti, sömürü, şiddet ve istismar gibi risklerle karşılaşma olasılıkları daha yüksek. Küresel ölçekte insan ticareti mağdurlarının yaklaşık yüzde 28’ini çocuklar oluşturuyor.

Korunmaya İhtiyaçları Var

Manuel Fontaine (UNICEF Acil Durum Programları Direktörü): “Köklerinden kopan çocuklar, sağlık ve güvenlikleri açısından ağır riskler altında oldukları gibi gelişimleri açısından gerekli temel hizmetlere erişimlerini sınırlandıran engellerle de karşı karşıya. Bu çocukların tek bir günden daha fazlasına, umuda, fırsatlara ve korunmaya ihtiyaçları var.”

(Hürriyet, 20 Haziran 2018)

 

Suriyeli Sığınmacı Çocukların Midilli Keyfi

Adana’da Suriyeli sığınmacıların yaşadığı 30 bin 600 kişilik konteynır kentteki 10 bin çocuk, Türkiye Jokey Kulübü’nün (TJK) düzenlediği Dünya Mülteciler Günü etkinliğinde animatörlerle dans edip, ‘pony’ diye tabir edilen midilli atlarla tur attı. TJK tarafından Adana Sarıçam Konaklama Merkezi’nde yaşayan Suriyeli sığınmacı çocuklara yönelik animatör ve midilli atlar eşliğinde eğlence ve terapi etkinliği düzenlendi. Müzik eşliğinde animatörlerle doyasıya dans eden çocuklar daha sonra sıraya girip yelek ve kasklarını taktıktan sonra midilli atlara binerek tur attı. Sarıçam Kaymakamı Ali Murat Kayhan, konteynır kentte yaşayan 30 bin 600 sığınmacının 10 bininin çocuk olduğunu kaydederek, “Neticede burası bir kamp ortamı, bu tip etkinlikler çocukları çok sevindiriyor. Ülkelerindeki sorunlar nedeniyle ayrılıp buraya sığınmış olan çocukları sevindirmesi de ayrı bir güzellik. Bunun için TJK’ye teşekkür ediyoruz. Bu tür eğlencelerin devam etmesini temenni ediyoruz” diye konuştu. TJK Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Aylin Sevim ise dünya genelinde, çeşitli sebeplerle ülkelerini terk eden 65 milyonun üzerinde mülteci bulunduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Ülke olarak milyonlarca mülteciye kucak açmış bir ülkeyiz. TJK olarak da pony atlarımızı buraya getirerek çocukların atlarla bir arada olup keyifli vakit geçirmelerini istedik. Atların tedavi ve terapi edici özelliği var. Mülteci çocukların yaşadıkları sıkıntıları bir nebze de olsa atlarla unutmaları, onlarla eğlenceli vakit geçirmeleri ve mülteci çocuklar gününü kutlamak amacıyla burada bulunuyoruz.”

(Hürriyet, 20 Haziran 2018)

 

“Medyanın Nefret Dili, Mültecilere Yönelik Şiddeti Körüklüyor”

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, medya ve siyasetçilerin kullandığı nefret dilinin, mazlum ve çaresiz mültecilere yönelik şiddet eylemlerini körüklediğini bildirdi. Dernek, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, küresel bir insani kriz haline gelen mültecilik meselesinin zalim devletler, diktatör rejimler, savaşlar ve doğal afetler nedeniyle son yıllarda büyük artış gösterdiği belirtildi. Dünya nüfusunun bir bölümünün her gün, her dakika, her saniyede mülteciliği doğuran sebepler arttığı için mülteci konumuna geldiği aktarılan açıklamada, dünyanın bir kısmında özgürlüklerin diğer bir kısmında ise savaşların çoğaldığına işaret edilerek, dünyanın bir kısmı tüketim çılgınlığı ve refah içinde yaşarken, diğer kısmında kıtlığın çoğaldığı ifade edildi. Suriye, Irak, Filistin, Afganistan, Sudan, Arakan ve daha nice bölgelerde metrekare başına vicdanların kaldıramayacağı ağırlıkta zulüm düştüğüne dikkati çekilen açıklamada, insanların zorla, baskıyla doğup büyüdükleri topraklardan sürgün edildiği ve eşini, çocuğunu, annesini, babasını kaybettiği aktarıldı.

“Dünyada Savaş Ve Zulüm Nedeniyle 68,5 Milyon Kişi Zorla Yerinden Edildi”

Açıklamada, “Dünyada Birleşmiş Milletler’in verilerine göre savaş, şiddet ve zulüm nedeniyle zorla yerinden edilen kişilerin sayısı 68,5 milyonu aştı. Bu sayının 25,4 milyonunu mülteciler, 43,1 milyonunu ise ülke içinden yerinden edilmiş kişiler oluşturuyor.” denildi. Mülteci konumuna düşenlerin yarısından fazlasının sırasıyla Afganistan, Somali, Suriye, Irak, Sudan’dan geldiği belirtilen açıklamada, bu ülkelerin tamamının yoksul ve savaş altındaki Müslüman ülkeler olmasına işaret edilerek, “Mültecilerin yarıdan fazlasını çocuklar, kalanın çoğunluğunu da kadınlar oluşturmaktadır. Bu ise mülteci krizinin insani boyutunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Refakatsiz çocukların kaybolduğu, insanların organ ve fuhuş mafyalarının elinde kurban edildiği bir insanlık dramı, hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor. Mülteci sayısı her geçen gün artarken onları istemeyen devletlerin sayısı da aynı oranda artış gösteriyor.” ifadeleri kullanıldı.

“Medyanın Da Katkısı İle Mülteciler İstenmeyen Kişiler İlan Ediliyor”

Türkiye’nin yaklaşık 3,9 milyon kişiyle en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapmayı sürdürdüğüne dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Ancak medya ve siyasetçilerin kullandığı nefret dili yine mazlum ve çaresiz mültecilere yönelik şiddet eylemlerini körüklüyor. Birlikte bir arada yaşama ve toplumsal uyumun sağlanması gerekirken, ırkçılığa varan söylem ve fiillerin cezasız kalması suça meyilli kişileri cesaretlendiriyor. Siyasi çıkarlar uğruna nefret söyleminin körüklendiği bir ortamda, medyanın da katkısı ile mülteciler istenmeyen kişiler ilan ediliyor. Savaştan, insan hakları ihlallerinden kaçan insanların ülkelerine geri dönmeleri talep ediliyor. Tüm bu yaklaşımların geçtiğimiz yıl Sakarya’da 9 aylık hamile Suriyeli Emani ve 1 yaşındaki oğlunun katledilmesine sebep olduğunu acı bir şekilde tecrübe etmiştik. Bu dehşet verici olayın üzerinden bir yıl gibi kısa bir zaman geçmeden yine aynı söylemler Bursa’da 18 yaşındaki Dima’nın 7 aylık bebeğinin yanında öldürülmesine neden oldu. Mültecileri ikinci sınıf insan görme, onlara karşı işlenilen suçların cezasız kalacağı düşüncesi her geçen gün yeni bir trajediye yol açıyor.”Kanun yapıcıların, siyasilerin, bürokratların, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın, Türkiye’nin bir gerçeği haline gelen mültecilerin topluma uyumu için var gücüyle çalışmak durumunda oldukları belirtilen açıklamada, zamanın savaştan, zulümden, insan hakları ihlallerinden kaçan mültecilerle dayanışma zamanı olduğu vurgulandı.

“Mülteci Krizlerini, İnsani Değer Olarak Gören Anlayışlar Her Zaman Kazanır”

Bütün toplumun, tek tek bireylerin, göç ve ilticanın suç olmadığını, mülteciliğin bir zorunluluk olduğunu anlaması gerektiği belirtilen açıklamada, bütün devletlerin mültecilere kapılarını açma, insan onuruna, insan haklarına saygılı politikalar uygulama yükümlülüğü olduğu kaydedildi. “Unutmamak gerekir ki mülteci krizlerini, insani değer olarak görerek yöneten anlayışlar her zaman kazanır.” ifadesine yer verilen açıklamada, devlet, toplum, medya ve bireyin bu durum karşısında duyarsız kalmaması, sorumluluğu başkalarına yüklememesi ve maliyet hesabı yapmaması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, “Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında yerinden yurdundan olmuş tüm mülteci ve muhacirlerin başta hayat hakkı ihlali olmak üzere korunmaları ve onurlu insanca yaşama ortamına kavuşabilmeleri için Türkiye’deki resmi sivil tüm ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile İslam dünyasının liderlerini, kurumlarını, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) başta olmak üzere uluslararası mekanizmaları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” çağrısında bulunuldu.

(Haber Türk, 20 Haziran 2108)

 

AB Ülkeleri Göç Konusunda Toplanıyor

AB Komisyonu Başkanı Juncker’in daveti üzerine Almanya’nın da aralarında olduğu bazı AB ülkeleri Pazar günü bir araya gelerek göç ve iltica konusunda resmi olmayan bir toplantı yapacak. Aralarında Almanya’nın da bulunduğu bazı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Pazar günü Brüksel’de bir araya gelerek ay sonunda yapılacak AB zirvesi öncesinde göç ve iltica konularını görüşecek. Konuyla ilgili Twitter’da açıklama yapan AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “Pazar günü Brüksel’de, AB zirvesi öncesinde Avrupa nezdinde çözüm bulmak isteyen bir grup devlet ve hükümet başkanlarını göç ve iltica konusunda resmi olmayan bir çalışma toplantısına çağırıyorum” dedi. Toplantıya Almanya, Avusturya, İtalya, Fransa, Yunanistan, Bulgaristan, İspanya, Belçika ve Hollanda’nın katılması bekleniyor. Brüksel’de açıklama yapan Juncker, sadece göçmen sorunundan etkilenen ülkeleri değil, “konuyla ilgili” bütün ülkeleri bu toplantıya davet ettiğini belirtti. Toplantının 28-29 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek AB zirvesi öncesinde ülkeler arasında fikir alışverişi yapılması için bir fırsat olacağını belirten Juncker, bu toplantıda konuşulanları temel alarak başka ülkelere bir politika dayatması yapılmayacağını belirtti. Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert bugün yaptığı açıklamada Almanya Başbakanı Angela Merkel’in toplantıya katılacağını söyledi. Almanya’da Başbakan Merkel ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer arasında uygulanacak iltica politikası üzerinden kriz yaşanmış, Seehofer’in partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Merkel’e sorunu AB ülkeleriyle çözebilmesi için Haziran sonuna kadar vakit tanımıştı. Başbakan Merkel göç ve iltica politikası konusunda bir çözüme karşı çıkıyor ve bu soruna AB çatısı altında bir çözüm bulunmasını talep ediyorken, Seehofer başka bir AB ülkesinde kayıtlı olan, sınır dışı edildikten sonra geri dönen ve belgesi olmayan sığınmacıların Almanya tarafından reddedilmesini istiyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 21 Haziran 2018)

 

AB’nin “Toplama Kampları” Fikri Sığınmacı Krizini Derinleştiriyor

AB Liderlerinin AB dışında “sığınmacı toplama kamplarına” destek vereceğinin ortaya çıkması, sığınmacı sorununu derinleştirdi – Almanya Başbakanı Merkel’in ılımlı sığınmacı politikası ülkedeki koalisyonu tehdit ederken, Almanya AB düzeyinde değişim sağlamak için harekete geçti – German Marshall Fund Kıdemli Uzmanı Astrid Ziebarth: – “Merkel Avrupa hukuku çerçevesinde diğer üye ülkelerle birlikte hareket etmeyi tercih etse de kardeş partisiyle bir kırılmayı ve koalisyonun dağılma ihtimalini göze almak istemeyecektir. Bu nedenle bir taviz vermek zorunda kalabilir” – “Bu merkezler bağlamında insani standartlar ve güvenlik konularına ilişkin büyük soru işaretleri var. Bu kampların insan kaçakçıları için çekici merkezler haline dönüşmemesi imkansız” – Carnegie Europe Uzmanı Stefan Lehne: – “Yasadışı sığınmacıların AB topraklarına ulaşmasını engellemeyi amaçlayan bu girişim, komşu ülkelerde sığınmacıların tutulacağı kampların kurulmasını öngörüyor. Bu hem hukuki açıdan, hem de insani açıdan tartışmalı bir fikir” Avrupa Birliği (AB) liderlerinin sığınmacıları birlik topraklarının dışına yerleştirecek “toplama kamplarına” destek vereceğinin ortaya çıkması, birlik genelinde sığınmacı tartışmasını iyice alevlendirdi. AB Liderler Zirvesi’nin basına sızan taslak sonuç bildirgesinde AB Konseyi’nin, sığınmacıları üye ülke topraklarının dışında tutulmasını sağlayacak “toplama kamplarına” destek vereceğinin ortaya çıkmasıyla birlikte Brüksel kulvarları hareketlendi. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, 28-29 Haziran’da düzenlenecek Liderler Zirvesi öncesinde pazar günü “sığınmacı sorununa çözüm üretmek isteyen” ülkelerle bir “mini zirve” düzenleyeceğini açıkladı. AB liderlerinin, özellikle Almanya’da derinleşen sığınmacı krizi sonucu hukuki ve insani açıdan tartışmalı bir fikir olan “toplama kamplarına” yeşil ışık yaktığı değerlendiriliyor. Sığınmacı krizi 2015 yılında patlak verdiğinde savaş ve zulümden kaçan kişilere kapılarını açarak “Avrupa’nın onurunu” kurtaran Almanya’nın, iç politikadaki baskılar sonucu sığınmacı politikasını değiştirmesi durumunda AB’nin ortak hareket etme kabiliyetinin büyük darbe alacağı düşünülüyor.

Almanya’da Eksen Kayması

İtalya’nın, aralarında çocuk ve hamile kadınların da bulunduğu 630 göçmeni kabul etmemesinin ardından, Almanya’da sığınmacı sorununun mevcut koalisyonu tehdit etmesi AB’de büyük yankı uyandırdı. Brüksel’in önde gelen düşünce kuruluşlarından Carnegie Europe uzmanlarından Stefan Lehne, 2015’te Almanya Başbakanı Angela Merkel’in sığınmacılara yönelik politikasının insani bir davranış olduğunu ve zamanında toplumdan da büyük destek gördüğünü anımsattı. Zaman içinde yoğun sığınmacı akının Almanya’daki kamuoyunu da olumsuz etkilediğini aktaran Lehen, bu durumun Almanya’ya sığınmacı politikasında değişiklik zorunluluğu getirdiğini ifade etti. German Marshall Fund’ın Avrupa programının göçmenler konusunda Kıdemli Uzmanı Astrid Ziebarth da Almanya’daki gelişmelerin Ekim ayında yapılacak Bavyera bölgesel seçimleri ışığında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Merkel’in Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) “kardeş partisi” Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in Bavyera seçimlerinde çoğunluğu kaybedeceğinin açık olduğunu kaydeden Ziebarth, CSU’nun aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisi’nden oy kapmak için sığınmacı konusunda katı bir tutum takındığına işaret etti. Ziebarth, Merkel ve Seehofer arasındaki sığınmacı tartışmasının nasıl sonuçlanacağını öngörmenin zor olduğunu belirterek, “Merkel Avrupa hukuku çerçevesinde diğer üye ülkelerle birlikte hareket etmeyi tercih etse de kardeş partisiyle bir kırılmayı ve koalisyonun dağılma ihtimalini göze almak istemeyecektir. Bu nedenle bir taviz vermek zorunda kalabilir.” diye konuştu. Diğer yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la görüşmesinin ardından Merkel de sığınmacı sorununun çözümü için “toplama kamplarına” destek vereceğini ima etti.

“Sığınmacı Kampları Tartışmalı Bir Fikir”

AB çerçevesinde ilk olarak sığınmacı karşıtı tutumuyla bilinen Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından ortaya atılan ve yoğun tepki çeken “toplama kampları” fikri, yakın dönemde Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz tarafından tekrar gündeme getirildi. Kurz, yasadışı göçle mücadele konusunda “gönüllü ülkeler ekseni” kurulması, bu çerçevede sığınmacıların AB toprakları dışında toplanmasına imkan sağlayacak merkezlerin inşa edilmesi gerektiğini belirtti. AB üyesi ülkelerin ayrı bir gruplaşmaya giderek “eksen” oluşturması fikrinin talihsiz bir gelişme olduğunu söyleyen Carnegie Europe Uzmanı Lehne, “Yasadışı sığınmacıların AB topraklarına ulaşmasını engellemeyi amaçlayan bu girişim, komşu ülkelerde sığınmacıların tutulacağı kampların kurulmasını öngörüyor. Bu hem hukuki açıdan, hem de insani açıdan tartışmalı bir fikir.” açıklamasında bulundu. Pratik açıdan “toplama kamplarının” kurulmasının da zor olacağını kaydeden Lehne, bu kamplara çok fazla ülkenin ev sahipliği yapmak istemeyeceğini dile getirdi.

“Kamplar İnsan Kaçakçıları İçin Çekici Merkezler Olur”

German Marshall Fund Uzmanı Ziebarth da AB Liderler Zirvesi’nde sığınmacı konusunda somut sonuçlar elde etmek için çaba sarf edileceğine ancak tüm kararların oybirliğiyle alınması gerektiği için sonuç almanın çok zor olacağına dikkati çekti. AB Konseyi’nin “bölgesel tahliye merkezleri” olarak adlandırdığı sığınmacı kamplarının ana gündem maddesi olacağını kaydeden Ziebarth, “AB Konseyi Başkanı Donald Tusk bu merkezlere geleneksel olarak AB sığınmacı politikasını eleştiren tarafları -İtalya ve Macaristan gibi- memnun etmek için destek vermiş olabilir.” değerlendirmesini yaptı. Sığınmacı sorununu AB sınırlarının dışına itme çabasının nasıl sonuç vereceğinin belirsiz olduğunu aktaran Ziebarth, “Bu merkezler bağlamında insani standartlar ve güvenlik konularına ilişkin büyük soru işaretleri var. Bu kampların insan kaçakçıları için çekici merkezler haline dönüşmemesi imkansız.” ifadesini kullandı. Ziebarth, sistemin uygulanması durumunda yüksek standartlar korunarak iltica süreçlerinin çok hızlı ilerlemesi gerektiğine dikkati çekti.

“Sığınmacı Sorunu Kısa Zamanda Çözülemez”

AB’yi sarsan sığınmacı krizinin ardından üç yıl geçti. Özellikle Türkiye ile varılan mutabakatla Doğu Akdeniz rotasından yasadışı göç yüzde 97 oranında azaldı. Ancak tüm bunlara rağmen birliğin ana gündem maddelerinden birini hala sığınmacı sorunu oluşturuyor. AB ülkelerine yapılan iltica başvurularında geçen yıl yüzde 44 gibi bir düşüş olumlu bir tabloya işaret etse de AB, Batı Akdeniz rotasından gelen sığınmacı sayısında daha önce görülmemiş düzeyde artışın getirdiği zorluklarla boğuşuyor. Lehne, “AB’nin sığınmacı sorunu kısa zamanda çözülecek bir sorun değil. Bu sorunu çözmek için sihirli bir değnek de bulunmuyor.” değerlendirmesinde bulundu. Üye ülkelerin sığınmacı sorununu ulusal düzeyde çözemeyeceğini belirten Lehne, “Ortak bir Avrupa çözümü bulunmalı.” dedi. Sığınmacıların geldiği kaynak ülkelerle işbirliği yapılması gerektiğini ifade Lehne, dış sınırların daha iyi kontrol edilmesi, güçlü mevzuat ve daha kabiliyetli AB kurumlarına ihtiyaç bulunduğunu, üye ülkeler arasında dayanışmanın kilit öneme sahip olduğunu kaydetti. Ziebarth ise sığınmacı sorunun çözülmesi gereken bir konu değil, yönetilmesi gereken bir gerçek olduğunu savundu. Ziebarth, bunun için sınır koruma politikaları ile korumaya muhtaç kişilere iltica imkanı tanınmasını sağlayan dengeli bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

(Anadolu Ajansı, 21 Haziran 2018)

 

“Doğu Anadolu’da Uluslararası Göç” Atatürk Üniversitesi’nde Masaya Yatırıldı

Erzurum Valiliği, Jandarma Bölge Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Atatürk Üniversitesi ortaklığında düzenlenen “Doğu Anadolu’da Uluslararası Göç Çalıştayı” Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Erzurum Valiliği, Jandarma Bölge Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Atatürk Üniversitesi ortaklığında düzenlenen “Doğu Anadolu’da Uluslararası Göç Çalıştayı” Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Çalıştayın Mavi Salonda düzenlenen açılışına; Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu, Erzurum Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Güray Alpar, Cumhuriyet Başsavcısı Halil İnal, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Erzurum, Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökçe Ok, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Eyüp Tavlaşoğlu, Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber, Erzurum İl Emniyet Müdürü Mehmet Aslan ile şehrin mülki, idari, askerî ve yargı erkânı iştirak etti. Rektör Çomaklı: “Türkiye’nin Göç Sistemine Yönelik Çalışmaları Takdire Şayandır” Böyle bir konunun paydaşı olmak ve bu ilmî toplantıya ev sahipliği yapmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek sözlerine başlayan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, uzun yıllardan beri üzerinde çalışılan ‘düzensiz göç’ konusunun, geçtiğimiz birkaç yılda ülkemizin gündemine girdiğini belirtti. “Suriye’den ve Afganistan’dan gelen kardeşlerimiz gündelik hayatımızın parçası olmaya başladıkça, biz de göç ve göçmenlerle ilgili daha fazla düşünmeye başladık” diyen Rektör Çomaklı: “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 2014 yılında yürürlüğe girmesi, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün çalışmaları ve bu çerçevedeki yeni yapılanmalar, ülkemizdeki göç ve göçmenlerle ilgili sorunlar ve yaklaşımlar hususunda fark edilir gelişmelerin ortaya çıkmasını sağladı. Türkiye’nin bu insani krizi yönetme hususunda yapmış olduğu çalışmalarla göç sistemine ilişkin çabaları bizce takdire şayan ve yapılması gerekenin üstündedir” şeklinde konuştu.

“Ülkemiz ve İnsanlığın Menfaatine Hizmet Etmek Aslî Hedeflerimizdendir”

Atatürk Üniversitesinin 2016’dan bu güne yeni nesil üniversite olma yolunda önemli mesafe kat ettiğini belirten Rektör Çomaklı: “Üniversite olarak geçirdiğimiz değişim dönüşüm sürecinde akademiyi, pratik sorunlarla bir araya getirerek sosyal sorunlara bilimsel perspektif geliştirmeyi, bilgi ve tecrübelerimizi paylaşarak ülkemiz ve insanlığın menfaatine hizmet etmeyi aslî hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bugün gerçekleştirmekte olduğumuz ve göç konusunu bütün yönleri ile ele alan bu tip İlmî toplantılar, kamu politikalarının biçimlenmesine ve sorunların çözülmesine oldukça önemli bir katkı sağlamaktadır. Bölgemizdeki Afgan göçü merkezli olmak üzere tüm taraf olan kurum uzmanları ve akademisyenlerle göçmen sorunlarının tartışılacağı, çözümlerin önerileceği ve değerlendirmelerin sonuç bildiri kitabında basılacağı bu çalıştaydan çıkacak sonuçların uluslararası toplumun düzensiz göçmenlerle ilgili ileriye yönelik politikalarına ışık tutmasını umuyor, çalıştayın başarılı geçmesini diliyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

Vali Azizoğlu: “Önemli Olan Genel Olarak Bir Huzur Tesis Etmektir”

İnsanlık tarihi ile başladığı kabul edilen göç olgusunun günümüzdeki en önemli yansımalarının başında, uluslararası göçün geldiğine vurgu yapan Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu: “Göç olgusuyla mücadele eden ve en hızlı şekilde müdahale eden tüm birimlerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bunun en önemli nedeni de şudur; 2017’de Erzurum’a gelen göçmen sayısı toplam 5 bin civarındayken, 2018’in başından bugüne kadar Erzurum sınırlarına giriş yapan göçmen sayısı 25 bine ulaştı. Bunu çeşitli kurumlarımız ile birlikte çok hızlı bir şekilde çözüme kavuşturuyoruz. Tabii bu süreçte dramatik olaylara da şahit oluyoruz. Şunu da belirtmek isterim ki Erzurum göçmenlere sahip çıkarak kadim bir şehir olduğunu tüm dünyaya tekrar göstermiştir. Giyeceği olmayana kıyafet, aç olana aş, kalacak yeri olmayana yer tahsis etmiş, insanlığın ölmediğini yedi düvele ispat etmiştir. Kimse ülkesini laf olsun diye terk etmez. Önemli olan genel olarak bir huzur tesis etmektir. Çünkü ülkemize göç eden insanların gözlerinde savaştan kurtulmanın verdiği duyguyu görebiliyorum. Buna vesile olan en temel unsur da ülkemizdeki huzur ortamıdır. Göç sorunuyla biz, tek başımıza mücadele edemeyiz. Dünyanın bu sorunu oturup konuşması ve tüm insanlık için somut adımlar atması gerekmektedir. Bu çalıştayı da yaşanan bu olumsuzluklara merhem olacağı inancıyla oldukça önemsiyorum. Göç ve göçmen sorununa temas eden, çözüm üreten ya da üretme noktasında arayışta olan herkese teşekkür ediyor, verimli sonuçların alınmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökçe Ok: “Türkiye’nin Yoğun Göç Almasının En Önemli Sebebi Yükselen Bir Güç Olmasıdır”

Muhteviyatı itibarıyla yüksek önem derecesini haiz küresel göç konusu etrafında toplanılmasına vesile olan herkese teşekkür ederek sözlerine başlayan Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökçe Ok: “Bilindiği üzere ülkemiz yıllardan beri süregelen uluslararası göç olgusunun hedefinde olan bir ülke konumundadır. Şüphesiz bu durumun en anlamlı gerekçesi bölgesel olarak ülkemizin yükselen bir güç olmasıdır. Nitekim, Orta Asya’da Türk asıllı azınlıklara uygulanan baskılar; yakın doğumuzdaki ülkelerde terörist grupların faaliyetleri ve ekonomik istikrarsızlık, katı rejim uygulamalarından dolayı dini, etnik veya sosyokültürel olarak vuku bulan baskılar; güneyimizde ise çatışma bölgelerinde yine benzer bir şekilde baskıcı rejim ve terörist grupların faaliyetleri, bu coğrafya vatandaşlarını ülkelerini terk etmeye zorlamış ve yakın komşu olma niteliği ve ekonomik ve siyasi olarak istikrar yakalamış, kültürel kimliğini muhafaza ederek çağdaş uygarlık basamağında bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ni göç alan hedef ülke konumuna getirmiş ve adeta bir cazibe merkezi haline dönüştürmüştür” dedi.

“Düzensiz Göçü Kontrol Edebilmek Adına Önemli Adımlar Atıyoruz”

Bu çerçevede, göç idaresi genel müdürlüğü olarak yoğun bir şekilde maruz kaldıkları bu düzensiz göçü kontrol edebilmek ve bölgeden geçişleri nispeten en aza indirgemek adına önemli adımlar attıklarını ifade eden Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökçe Ok sözlerine şu şekilde devam etti: “Bunların geri dönüşlerini de hemen alıyoruz. Çalışmalarımız yine devam ediyor. Örnek vermek gerekirse, düzensiz göçle mücadelede etkin bir koordinasyonun sağlanması amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığıyla ortak bir “Düzensiz Göç Veri Tabanı Projesi” hayata geçirilmiş, Türkiye çapında yakalanan düzensiz göçmenlerin işlemlerinin aksaklığa ve eksikliğe mahal vermeden tek bir çatı altından yürütülmesi sağlanmıştır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü olarak yürüttüğümüz projeleri bu çalıştayda paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğumu ifade ediyor, çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçenlere şahsım ve kurumum adına teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu.

“Dünyanın Temel Meselelerinden Göçü Atatürk Üniversitesinde Konuşuyoruz”

Göç kavramının zaman içerisinde genişlemeye uğradığını ve bu kapsamda uluslararası göç ve neden olduğu sorunların, 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren küreselleşme ile birlikte ön plana çıktığını belirten Atatürk Üniversitesi Toplumsal Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yıldız Akpolat: “ İş gücü talebinin azlığı, ekonomik sıkıntılar, coğrafi koşulların yetersizliği ve can güvenliği korkusundan kaçan insanların en azından daha insanca yaşayabileceği topraklara göç etmesi uluslararası platformlarda çözümünün arandığı konuların başında gelmektedir. Bizler de bu ve benzeri çalıştaylar vesilesiyle çözüm yolları arayarak dünyanın temel meselesi haline gelen göçü, geniş bir katılımla üniversitemizde konuşma olanağı bulduk. Bizlere bu imkânı tanıyan başta Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı olmak üzere, paydaşlarımızın tüm yetkililerine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Mavi Salonda yapılan açılışın ardından “Doğu Anadolu’da Uluslararası Göç Çalıştayı” oluşturulan komisyonlar ile Atatürk Üniversitesi Turizm Uygulama Oteli konferans salonlarında gün boyu devam etti.

(Haber Türk, 21 Haziran 2018)

 

“İzmir’den Mardin’e Tersine Göç Etmek İstediklerini Gördük”

AK Parti Mardin Milletvekili ve İzmir milletvekili Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, Mardin’in Savur ilçesinde tekstil üssü kurulacağının açıklanmasının ardından İzmir’de çalışan bazı Mardinlilerin Mardin’e göç etmek istediklerini gördüklerini belirtti. Milletvekili Çankırı, yaptığı açıklamada, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mardin mitinginde Mardinli bir iş adamının Savur ilçesinde 2 bin kişiye istihdam sağlayacak tekstil üssü kuracağının müjdesini verdiğini kaydetti. Gerçekleşmesi için büyük emek verdiği projenin Mardin – İzmir arasında kurulacak istihdam köprüsünün ilk adımı olacağını anlatan Çankırı, “İzmir’de Savurlu aileye ait firmada toplam çalışan bin 640 personelin yüzde 15’i Mardinlilerden oluşuyor. Yapılan anket çalışması sonucunda işletmede çalışan 73 Mardinli personelin şimdiden doğdukları topraklara yani İzmir’den Mardin’e tersine göç etmek istediklerini gördük.” ifadelerini kullandı. Çankırı, şunları kaydetti: “Bu arzu aslında Mardin’de yatırım alanı oluşturulduğunda hiçbir Mardinlinin memleketlerini terk etmek istemediği yönündeki eğilimini de ortaya koyuyor. Kadim şehrimiz Mardin’in terör belasından kurtulması, huzur iklimine kavuşmasıyla birlikte Mardin’de her alanda benzer dev yatırımların hayata geçirileceğinden eminim.”

(Milliyet, 21 Haziran 2018)

 

Libya Açıklarında 82 Göçmen Kurtarıldı

Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı donanma, El-Karaboli kentinin yaklaşık 30 mil açıklarında 82 göçmeni kurtardı. Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı donanmadan yapılan yazılı açıklamada, başkent Trablus’un 60 kilometre doğusunda yer alan El-Karaboli kentinin yaklaşık 30 mil açıklarında 82 göçmenin kurtarıldığı belirtildi. Batan şişme bottan kurtarılanlardan 2’sinin çocuk, 4’ünün kadın olduğu ifade edilen açıklamada, göçmenlerin farklı 8 Afrika ülkesinden olduğu, insani ve tıbbi yardımın ardından başkent Trablus’taki Ayn Zara’da yer alan sığınma merkezine teslim edildikleri aktarıldı. Açıklamada ayrıca 1 kişinin boğularak öldüğü belirtilirken söz konusu şahsın kimliğiyle ilgili bilgi verilmedi. Avrupa’ya gitmek için Libya üzerinden Sahra Çölü ve Akdeniz’i geçmeye çalışan göçmenlerin bazıları insan kaçakçılarının eline düşüyor, bazıları da çölde ya da denizde hayatını kaybediyor. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, geçen kasım ayında yaptığı açıklamada, yasa dışı göç nedeniyle Libya’da bulunan göçmen sayısının yarım milyonu aştığını kaydetmişti. Yerel ve uluslararası resmi kaynaklara göre, Libya’da 24 ülkeden göçmen bulunuyor. Bunların yüzde 95’ini Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Afrikalılar oluşturuyor.

(Anadolu Ajansı, 20 Haziran 2018)

 

İzmir’de Lastik Botlarda 115 Kaçak Göçmen Yakalandı

İzmir kıyılarından son 2 günde yasa dışı yollarla ve lastik botlarla yurt dışına çıkmaya çalışan toplam 115 kaçak göçmen, sahil güvenlik ekiplerince yakalandı.Sahil güvenlik ekipleri, geçen salı günü saat 02.30’da, Çeşme’nin Karaada kuzeyinde ilerleyen bir lastik bot belirledi. İçinde 13’ü Orta Afrika, 3’ü Angola, 2’si Kongo, 1’i Fas, 1’i Zambiya, 1’i Burkina Faso uyruklu olmak üzere toplam 21 kaçak bulunan lastik bot durduruldu. 5’i kadın ve 4’ü çocuk olan 21 kaçak, sahil güvenlik botuna alındı. Aynı gün saat 07.40’ta, Dikili’nin Çandarlı önlerinde lastik bot içerisinde bir grup kaçağın bulunduğunu öğrenen sahil güvenlik ekipleri, bölgeye hareket etti. Tespit edilen lastik botta 26’sı Orta Afrika, 7’si Angola, 5’i Kongo, 2’si Gabon, 2’si Suriye, 1’i Senegal, 1’i Togo uyruklu olmak üzere toplam 44 kaçak yakalandı. 12’si kadın ve 13’ü çocuk olmak üzere 44 kaçak da sahil güvenlik botuna alınıp kıyıya götürüldü. Dün ise saat 06.40’ta, İzmir’in Seferihisar ilçesi Doğanbey Burnu güneybatısında lastik botta kaçakların yasa dışı yolculuk yaptığını öğrenen sahil güvenlik ekipleri, harekete geçti. Durdurulan lastik botta 9’u Senegal, 8’i Somali, 7’si Suriye, 7’si Irak, 7’si Eritre, 5’i Angola, 2’si Gambiya, 2’si Orta Afrika, 1’i Sierra Leone, 1’i Mali ve 1’i Dominik Cumhuriyeti uyruklu olmak üzere toplam 50 kaçak yakalandı. 14 kadın ve 5’İ çocuk olan 50 kaçak da kıyıya getirildi. Yakalanan toplam 115 kaçak, kimlik tespitinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi.

(Haber Türk, 21 Haziran 2018)

 

Bıçaklanarak Öldürülen Suriyeli Dima’nın Amcası Gözaltında Toprağa Verildi

Bursa’da dün öğle saatlerinde evde bıçaklanarak öldürülmüş olarak bulunan Suriye uyruklu Dima Aşaelim’in cenazesi bugün Merkez Yıldırım İlçesi Değirmenlikız Mahallesi Yenicami’de öğlen kılınan cenaze namazının ardından Hamitler Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine talihsiz kadının ailesi ve vatandaşlar katıldı. Katil zanlısı amca Bakrı A.’nın çalıştığı tekstil fabrikasından öğle arası gelerek cinayeti işlediği, daha sonra tekrar iş yerine döndüğü öğrenildi. Cinayetin ortaya çıkmasının ardından Bakrı A.’nın eve gelip gözyaşı döktüğü ve kurbanının 7 aylık oğlunu ise kucağına alıp sevdiği öne sürüldü. Bu arada öldürülen Dima Aşaelim’in ağabeyi Vahit Aşaelim, “Evli ve 2 çocuğu olan amcam, kardeşim evlendikten sonra ona kızıyordu. ‘Neden ona kaçtın’ diyordu. Bir defasında ‘Seni vuracağım’ demişti. Hem söylediğini yaptı hem de ablamın ziynet eşyalarını aldı” dedi.

(Hürriyet, 20 Haziran 2018)

 

Suriyeli 20 Dilenci Sınır Dışı Edilmek Üzere Gönderildi

Elazığ’da yapılan uygulamada dilencilik yapan 20 Suriyeli yakalanarak, sınır dışı edilmek üzere sınır kapısına gönderildi. Edinilen bilgiye göre, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından dilencilik yapan Suriyelilere yönelik çalışma yapıldı. Yapılan çalışmada tespit edilen toplam 20 dilenci yakalandı. Yakalanan 20 Suriyeli dilenci sınır dışı edilmek üzere Öncüpınar Sınır Kapısına gönderildi.

(Haber Türk, 20 Haziran 2018)

 

8 Yaşındaki Iraklı Kıza Cinsel İstismarda Bulunan Suriyeli Sanığa 10 Yıl Hapis

Kayseri’nin Hacılar ilçesinde apartman merdivenlerinde 8 yaşındaki Irak uyruklu küçük kıza cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan Suriyeli sanığa 10 yıl hapis cezası verildi. Kayseri 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tutuklu sanık Ahmed Selmu A.(30), mağdur kız M.A.(8), mağdurun şikayetçi annesi N.A.F. ile avukatlar hazır bulundu. Pedagog eşliğinde ifade veren Irak uyruklu mağdur kız M.A., olayın yaklaşık iki ay önce Hacılar ilçesinde meydana geldiğini söyleyerek, “Dedem R.N.F.’nin iki gözü de görmez. Kaymakamlıktan aldığımız yardımları eve götürüyorduk. Sanık da bize yardım etti, apartmana girdiğimiz sırada merdivenlerde vücuduma dokundu, hemen dedeme söyledim” diye konuştu. Suriye uyruklu tutuklu sanık Ahmed Selmu A. ise tercüman eşliğinde yaptığı savunmasında böyle bir olay yaşanmadığını iddia ederek, sadece yardım ettiğini, kendisinden bu şahısların para istediklerini, vermeyince kendisine iftira attıklarını anlattı. Mahkeme heyeti yapılan yargılama sonucu tutuklu sanık Ahmed Selmu A.’ya ‘çoçuğun cinsel istismarı’ suçundan 10 yıl hapis cezası ile tutukluluk halinin devamına karar verdi.

(Haber Türk, 20 Haziran 2018)