Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Suriyeli Genci 50 Bin Dolar Fidye İçin Kaçıran Suriyeliler Yakalandı

İstanbul Beylikdüzü’ndeki bir evde 26 yaşındaki Suriyeli Muhammed O’yu rehin alan ve babasından 50 bin dolar fidye isteyen Suriyeli 4 kişi, düzenlenen operasyonla yakalandı.

Suriyeli Muhammed O’yu kaçırıp ailesinden 50 bin dolar fidye istedikleri iddiasıyla gözaltına alınan Suriye uyruklu 4 şüpheli, adliyeye sevk edildi.

Alınan bilgiye göre, 9 Kasım’da Muhammed O, arkadaşıyla Taksim’de bir eğlence kulübüne gitti. Buradan arkadaşının kızlarla buluşma isteği üzerine Beylikdüzü’nde bir eve giden Muhammed O, evdeki 4 kişinin saldırısına uğrayarak, elleri ve ayakları bağlanarak rehin alındı.

Arkadaşı, Muhammed O’nun babasını arayarak, oğlunun rehin alındığını anlattı. Şüpheliler, Muhammed O’nun babası Khalil O’yu (61) telefonla görüntülü arayarak, 50 bin dolar fidye istedi. Khalil O, 15 Kasım’da durumu polise bildirdi.

Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği Rehine Kurtarma ve Müzakere Timi, olaya ilişkin çalışma başlattı.

Elleri ve Ayakları Bağlı Olarak Sokakta Bulundu

Güvenlik kamerası görüntülerini inceleyen polis ekipleri, Beylikdüzü’nde çalışmalarını yoğunlaştırdı. Polis, görgü tanıklarının ifadesiyle çalışmalarına Esenyurt’ta devam etti.

Polis ekipleri, 17 Kasım’da Esenyurt’ta çok sayıda adrese operasyon düzenledi. Operasyonda bir evde şüphelilerden 3’ü yakalandı. Bu şüphelilerin ifadesi üzerine rehinenin Başakşehir Güvercintepe Mahallesi’nde bir evde tutulduğunu öğrenen ekipler adrese operasyon gerçekleştirdi. Burada 1 şüpheliyi daha yakalayan ekipler, rehine Muhammed O’yu elleri ve ayakları bağlı şekilde sokakta buldu.

Fidye amacıyla kaçırılan Muhammed O, kurtarılarak ailesine teslim edildi.

Şüpheliler Suriye uyruklu Huseyn M. (22), Dehan S. (35), Zıya H. (38) ve Vahid M. (27) emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

(Sputnik Türkiye, 19 Kasım 2018)

 

Suriyeli Patronların Yüzde 71’i Ülkesine Dönmek İstemiyor

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) işbirliğinde, Türkiye’deki girişimci Suriyeliler hakkındaki en kapsamlı çalışma sonuçlandı.

400 firmayla görüşüldü. Çalışmadan çarpıcı sonuçlar çıktı. Buna göre, Türkiye’de bulunan 9 bin 978 Suriye ortak sermayeli firmada istihdam edilen kişi sayısı ortalama 7.3. Girişimcilerin yüzde 71.7’si savaş sonrasında ülkelerine geri dönmek istemiyor.

Çalışmaya göre, Suriyeli girişimcilerin Türkiye’ye gelmelerinde en etkili nedenlerin başında coğrafi yakınlık ve mevcut iş ağları geliyor. Girişimcilerin yüzde 59.4’ü Türkiye’de başarılı bir iş hayatına sahip olduğunu düşünürken, yüzde 48.4’ü ise Türkiye’deki iş ortamının diğer çevre ülkelere kıyasla daha iyi olduğunu düşünüyor. Suriyeli firmaların büyük bir kısmı mikro ölçekli (yüzde 66) ve hizmetler sektöründe (yüzde 71) faaliyet gösteriyor. Hâlihazırda Suriyeli firmaların yüzde 75.4’ünün, Türkiye’ye gelmeden önce de girişimcilik faaliyetlerini sürdürdüğü görülüyor.

İhracat Odaklılar

Suriyeli firmalar daha çok ihracat odaklı. Anket bulguları dâhilinde en dikkat çekici olanlardan bir tanesi Suriyeli firmaların yüzde 55.4’ü ihracat yaparken, Türkiyeli firmaların ise yüzde 30.9’unun ihracat yapması.Suriyeli firmaların karşılaştığı en büyük zorluk ise, finansmana erişim. Bu kapsamda Suriyeli firmaların en çok zorlandığı işlemler dâhilinde ticari banka hesabı açmak (yüzde 28), yerel para transferi yapmak (yüzde 27,3) ve kişisel banka hesabı açmak (yüzde 19,7) yer alıyor. İş sahibi olsun ya da olmasın, legal olarak Suriyelilerin banka hesabı açmamasının önünde bir engel bulunmamasına rağmen münferit banka kararları, yaptırımlar ve Suriyelilerin legal statüsünden kaynaklı olarak bu problemlerle karşılaşılabiliyorlar.

Neler Yapılmalı

Rapora göre, Suriyelilerin Türkiye ekonomisine katkısının belirlenmesi gerekiyor. Yapıcı bir ekonomik entegrasyon politikası çerçevesinin oluşturulması ve Suriyelilerin hem ekonomik hem de sosyal uyumu hususunda -girişimci olsun ya da olmasın- Suriyelilerin ekonomiye olan katkılarının net bir biçimde belirlenmesine ihtiyaç bulunuyor. Gettolaşma süreci daha derin bir analiz gerektirirken buna paralel olarak kentsel yoksullaşma programları daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Suriyelilerin sosyal uyumunda gettolaşma da, ön plana çıkan bir husus olarak dikkat çekiyor.

(Hürriyet, 16 Kasım 2018)

 

Antalya’da Suriyeliler Veresiye Kavgasına Tutuştu

Antalya’nın Manavgat ilçesinde, Suriyeli vatandaşlar arasında veresiye alışveriş yüzünden çıkan kavgada marketin camları kırıldı, bir kadın baygınlık geçirdi.

Manavgat ilçesi Aşağıhisar Mahallesi’nde oturan Suriyeli bir kadın ve market sahibi arasında veresiye kavgası yaşandı.

Borçları Yüzünden Alışveriş Yapmasına İzin Vermedi

İddiaya göre Suriyeli kadın, kendi vatandaşları tarafından işletilen marketten  veresiye alışveriş yapmak istedi. Market sahibi, kadın müşteriye, eski borçlarını hatırlatarak alışveriş yapmasına izin vermedi. Bunun üzerine ismi açıklanmayan market sahibi, yine ismi açıklanmayan kadının eline vurarak, aldığı ürünleri bırakmasını söyledi. Kadının haber vermesi üzerine olay yerine gelen yakınları ile market sahibi arasında kavga çıktı.

Demir Çubukla Saldırlar

Market sahibinin yakınlarının da karıştığı kavgada, taraflar birbirine sopa, demir çubuk ve yol kenarındaki dubalarla saldırdı. Marketin camlarının kırıldığı kavgada, bir kadın ise baygınlık geçirdi.

Market Sahibi Şikayetçi

Çevredekilerin haber vermesiyle gelen polis ekipleri müdahale ederek kavgayı ayırdı. Kadının yakınları kaçarak olay yerinden uzaklaşırken, market sahibi ve yakınları ise karşı taraftan şikayetçi oldu.

(DHA, 17 Kasım 2018)

 

Mülteci Teknesi Battı: 1 Ölü

Muğla’nın Bodrum ilçesinden Yunanistan’ın İstanköy Adası’na yasa dışı yollara geçmek isteyen mültecilerin bulunduğu tekne battı.

Muğla’nın Bodrum ilçesinden Yunanistan’ın İstanköy Adası’na yasa dışı yollara geçmek isteyen mültecilerin bulunduğu tekne battı. Batan teknede bulunan 10 mülteci sağ salim kurtarılırken 1 mültecinin ise cesedine ulaşıldı.

Dün akşam saatlerinden Aspat Sahili’nde İstanköy Adası’na yasa dışı yollarla geçmek için denize açılan 11 mültecinin bulunduğu tekne bir süre sonra battı. Denizde yaşam mücadelesi vermeye başlayan mültecilerin sesini duyan bir ticari gemi çalışanları durumu Sahil Güvenlik ekiplerine bildirdi. Olay yerine giden sahil güvenlik ekipleri Mültecilerin deniz üstünde çırpınırken buldu. Sahil güvenlik botuna alınan mülteciler Turgutreis Limanı’na getirildi. Denizde arama çalışması başlatan Sahil Güvenlik ekipleri 1 mültecinin de cesedine ulaştı. Aralarından kadınlarında bulunduğu mültecilerin 4’ünün Suriyeli, 4’ünün Filistinli ve 2 mültecinin ise Mısırlı olduğu öğrenildi.

Öte yandan 2 mülteci ise Bodrum Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı tedavilerinin sürdüğü ve durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

(Haberler.com, 20 Kasım 2018)

 

Kanada Mülteci Kabulünde Rekora Gidiyor

Kanada’ya yapılan mülteci başvurusu, resmi kayıt tutulmaya başlanan 1989 yılından sonraki en yüksek rakama ulaşmak üzere.

Hava sıcaklığının düşmeye başladığı ekim ayında yapılan mülteci başvuru sayısı 6 bin arttı. En çok başvuru bu ayda yapılırken, 2018 yılının 10 ayında yapılan toplam başvuru sayısı 46 bin 245’e çıktı. Geçen yıl yapılan 64 bin başvurunun değerlendirmeleri sürerken, 12 ay sonunda ulaşılacak rakamın ülke için yeni bir rekor olması bekleniyor.

Ocak 2017’den sonra ABD’den yürüyerek Kanada’ya sığınma başvurusu yapanların sayısı ise 37 bini geçmiş durumda. Bu göçmenlerin çoğunun ABD Başkanı Trump’ım izlediği politika nedeniyle Kanada’yı tercih ettikleri belirtiliyor.

Göçmenlik Dairesi 2018 içerisinde değerlendirilen sığınma başvurularının yüzde 56’sının kabul edildiğini duyurdu. Sınırı yürüyerek geçen, Nijerya ve Haiti’den gelenlerin yaptıkları başvuruların kabul oranı yüzde 11.6 olurken, diğer uluslarda kabul oranı yüzde 29.3 oldu.

Federal seçimlerin yaklaştığı Kanada’da, hükümet ülkeye fazla göçmen almakla eleştiriliyor.

(Euronews, 17 Kasım 2018)

 

Mağusa Limanı’ndaki TIR’da Tespit Edilen 12 Mülteci İhraç Edildi

Mersin’den Mağusa Limanı’na dün öğle saatlerinde gelen Zafer isimli gemide bulunan LD 851 plakalı TIR içinde gümrük çalışanları tarafından yapılan kontrolde 12 Suriyeli mülteci tespit edildi. Mültecilerin bulunmasının ardından LD 851 plakalı TIR şoförü Özgür Siyfi tutuklandı. Siyfi, aynı saatler içinde Mağusa Kaza Mahkemesi’nde yargıç karşısına çıkarılarak polis tarafından başlatılan soruşturmanın selameti için hakkında 3 gün tutukluluk süresi temin edildi. TIR şoförü Özgür Siyfi tutuklanarak mahkemeye çıkarıldı, mülteciler ise ülkeden ihraç edildi.

Biri 16, biri 17 yaşlarında tamamı erkek 12 Suriyeli mülteci de ifadeleri temin edilmek üzere polise götürülürken, mülteciler dün akşam saatlerinde Mağusa Limanı’nından gemi ile ülkeden ihraç edilip Mersin’e geri gönderildi.

“TIR’ın İçinde Mülteci Olduğunu Bilmiyordum”

Olayın soruşturmasını yürüten polis memuru Löğmen Yücetürk mahkemede verdiği ifadesinde, 15 Kasım 2018 tarihinde Mersin’den hareket eden Zafer isimli geminin dün Mağusa Limanı’na vardığını söyledi.

Gümrük çalışanlarının gemiden inen TIR araçlarda kontrol yaptığı sırada LD 851 plakalı TIR’da 12 Suriyeli mülteci tespit ettiğini belirten Yücetürk, TIR şoförü Özgür Siyfi’nin suçüstü tutuklandığını belirtti. Siyfi’nin poliste açık ifade verdiğini söyleyen Yücetürk, zanlının ifadesinde Türkiye’de iş aradığını, Kenan isimli bir şahsın kendisine iş bulma gerekçesi ile 100 TL karşılığında TIR’ı KKTC’ye götürmesini söylediğini, zanlının 100 lira Mersin’de 200 lirada geldikten sonra burada almak üzere Kenan isimli şahısla anlaştığını belirttiğini mahkemeye aktardı. Zanlının ifadesinde KKTC’ye boş TIR getireceğini bildiğini araçta mültecilerin olduğunu bilmediğini söylediğini aktaran Yücetürk, zanlının 200 lirayı da buraya geldikten sonra almak için anlaştığı nedeni ile suç ortaklarının olabileceğine dikkat çekti.

Zanlı hakkında yürütülen soruşturmanın yeni başladığını söyleyen Yücetürk, Özgür Siyfi’nin 3 gün poliste tutuklu kalmasını talep etti.

Mahkemede söz hakkı tanınan zanlı Özgür Siyfi, TIR’ın boş olduğunu bildiğini, içinde mülteci olduğundan haberi olmadığını iddia etti.

(Kıbrıs Postası, 17 Kasım 2018)

 

AB/Berger: AB, Türkiye’ye Suriyeliler İçin 3 Milyar Euro Daha Verilmesini Tartışıyor

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, AB’nin Türkiye’de yaşayan Suriye vatandaşlarına yönelik desteklerini sürdüreceğini belirterek, “Türkiye hükümetine 3 milyar euro daha verilmesi üzerinde tartışılıyor. Şu anda neler yapılması gerektiği ile ilintili olarak müzakerelerde devam ediliyor. İnsani destekten sosyo-ekonomik desteğe geçiyoruz. Buna bağlı olarak da ‘ikinci round’luk projelerimizi imzalamak üzereyiz.” dedi.

AB tarafından finanse edilen, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü genel koordinasyonunda yürütülen, “Hayata Fırsat Projesi”nin tanıtım toplantısı yapıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Berger, ILO Türkiye Ofisi’nin hayata geçirdiği “Hayata Fırsat Projesi”ni önemli bulduklarını vurgulayarak, emeği geçenlere teşekkür etti.

Türkiye’nin hali hazırda geçici koruma altında 3 milyon 500 bin Suriye vatandaşına baktığını ifade eden Berger, Suriye’deki çatışmanın bitmesi için atılacak adımların, göçmenlere iş vermekten daha öncelikli olduğunu kaydetti.

Suriye’de 8 yıldır devam eden trajediye son vermek için Türkiye ve AB’nin yakın çalışma içinde olduğunu hatırlatan Berger, şöyle konuştu:

”Türkiye ve AB, bu çatışmaya çözüm bulma konusunda uzun bir süredir çalışıyor. Şimdi bu çalışmalara devam mı etmeliyiz, insani yardıma devam mı etmeliyiz, desteğimize devam mı etmeliyiz? Bu modelimizi sürdürmeli miyiz yoksa bir adım öteye mi gidelim acaba? Acaba sosyo-ekonomik entegrasyonlara girerek bireylerin kendi ayakları üzerinde durmasını mı sağlayalım. Kendi ailelerine bakmalarını ve aynı zamanda toplumun gelişmesine katkıda bulunmalarını mı sağlayalım.

Kısa vadede onlara yardım etmek, onlara makul işler, fırsatlar sağlamak zorundayız. Suriye mültecilerine baktığımız zaman, büyük bir kısmı çalışma hayatına girebilecek yaşta. Dolayısıyla bunlara fırsatların oluşturulması ve özellikle girişimcilik unsurlarını da yaratmamız gerekiyor. Kendi ayakları üzerinde durabilmelerini sağlamamız gerekiyor.”

”400 Milyon Avroluk Destek İçin Brüksel’de Anlaşma İmzalayacağız”

Türkiye’de yaşayan Suriye vatandaşlarının Türkiye ekonomisine katkıda bulunabileceğini belirten Berger, Türkiye’de bu konuda politik çevreler arasında görüş birliği olduğunu söyledi.

Berger, AB’nin Suriyelilere yardım konusunda Türkiye’ye destekte bulunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Temel ihtiyaçları veriyoruz. Bir örnek vermem gerekirse Acil Sosyal Güvenlik Ağı (ESSN) nakit desteği veriyor. 1,4 milyon ihtiyaç sahibi bundan yararlanıyor. AB bu konuda Türkiye’ye desteklerine devam edecektir elbette. Mültecilerin becerilerini tanıyarak, onların potansiyellerini görerek iş hayatına atılmalarını sağlıyoruz. Suriyelilerin yoğun olarak geldiği şehirlerde yapılan lokal projeleri önemsiyoruz.”

AB’nin mültecilere destek veren STK’lar ve diğer ilgili uluslararası organizasyonlarla beraber çalışan Türkiye’ye çeşitli desteklerde bulunduğunu aktaran Berger, “Birinci round’luk destekte 3 milyar euro olarak, AB tarafından destekleniyor. Hali hazırda 72 tane proje var. Üç tane önemli alanda çalışıyoruz. Birisi eğitim, eğitimle beraber Türk hükümetine yardım etmeye çalışıyoruz. Bu ülkedeki bütün çocukların eğitime ulaşmalarını sağlıyoruz. Bunun bir kısmı okul yapımıyla sağlanırken, bir taraftan da yumuşak alan kısımlarıyla da ilgileniyoruz. Dil öğrenme veyahut da ulaşım gib konular.” diye konuştu.

Berger, şöyle devam etti:

“Türkiye hükümetine 3 milyar euro daha verilmesi üzerinde tartışılıyor. Şu anda neler yapılması gerektiği ile ilintili olarak müzakerelerde bulunuluyor. İnsani destekten sosyo-ekonomik desteğe geçiyoruz. Buna bağlı olarak da ‘ikinci round’luk projelerimizi imzalamak üzereyiz. Tabii ki eğitim yine bütün bu yardımın en üst basamağında yer alacak. Onun ardından sağlık gelecek. Bu haftanın sonunda eğitim sektörüne bir başka 400 milyon avroluk destek için Brüksel’de anlaşma imzalayacağız.”

“İnsan Onuruna Yaraşan Şartlarda Çalışmak Her İnsanın Hakkıdır”

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Direktörü Numan Özcan, dünyanın büyük adaletsizlik ve eşitsizlik ve göç konusunda acı verici deneyimler yaşadığının altını çizerek, “Bu proje kapsamında bizim hedeflediklerimiz sosyal adaletin arayışındayken çok önemli. Tüm kadın ve erkekleri yaratıcı bir şekilde serbest, adil, güvenli ve insan onuruna yaraşan şartlarda çalışmak her insanın hakkıdır. Fırsatlar özellikle sığınmacılar ve göçmenler için daha büyük öneme sahiptir.” görüşünü dile getirdi.

Hali hazırda çok sayıda mültecinin ya çalıştığını ya da iş aradığını söyleyen Özcan, şunları söyledi:

”Yoğun mülteci akınlarının olduğu ülkelerde istihdam en ciddi sorunlardan biri. Dolayısıyla hem ev sahibi konumunda olanlar için hem de koruma altında olanlar için istihdam imkanları yaratmak elzemdir. Böylelikle bu mülteciler ev sahibi olan ülkelerin ekonomilerine katkıda bulunacaklar hem iş gücünde pay sahibi olabilecek hem de hayatta bir amaçları olacak. İstihdam konusunda ortaya çıkan adil ücret ve diğer olumsuzluklar konusunda ILO ve diğer örgütler hem ev sahibi ülkeleri desteklemek hem de sığınmacıların kendi kendilerine yetinmeleri sağlamak amacıyla çalışmalar yapmaktadır. Uluslararası toplumun da bu konuda sosyo-ekonomik desteğe açık hale geldiğini görüyoruz.”

”İş piyasası yönetişimini destekliyoruz”

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Türkiye Misyon Şefi Lado Gvilava, Türkiye ve ILO ile işbirliğinde geçici koruma altında olan Suriyelilere yönelik projenin önemine vurgu yaparak, bu projeyle Suriyelilerin iş gücüne katılımlarının sağlanacağını aktardı.

Suriyelilerin Türk toplumuna ve ekonomisine katkıda bulunmaları için entegrasyonlarının şart olduğuna işaret eden Gvilava, şunları kaydetti:

”Çünkü göç ettikleri ülkelere kendi becerilerini göstermekteler, iş piyasasındaki eksiklikleri gidermeye hazır haldeler. Girişimcilik ruhlarıyla yeri geldiğinde kendi iş imkanlarını bile oluşturmaktalar. Bu sebeple IOM bu projeye bu kadar önem veriyor. Öncelikle iş piyasasına destek sunmak için yetenekleri doğru bir şekilde eşleştirmeyi bekliyoruz. İkinci olarak istihdam yaratma fırsatlarını geliştirmek. Ayrıca hem ev sahibi topluluklar için hem de ve Suriyeliler için girişimcilik fırsatları yaratmak istiyoruz. Kalkınma süreçleri dahilinde iş piyasası yönetişimini destekliyoruz.”

”Suriyelilerin İş Gücü Piyasasına Erişimleri Kolaylaştırıldı”

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İş Gücü Genel Müdürü Saadettin Akyıl da Türkiye’de yaşayan Suriyeliler hakkında yürütülen çalışmaların yıldan yıla arttığını söyledi.

Suriye göçmen krizini yönetmek adına bakanlığın başından beri süreci takip ettiğini ve birtakım yönetmelikler çıkardığını anlatan Akyıl, ”Geçici koruma altına alınan Suriyelilerin, iş gücü piyasasına erişimi konusunda bakanlık olarak çalışmalarımız yürütmekteyiz. Bu süreci yürütürken ülkemizdeki çalışma barışı ve toplumsal huzuru da dikkate almaktayız. 2011 yılından beri yürütülen süreçte öncelikle sosyal yardımlara önem verildi fakat süreç uzadıkça ve Türkiye’ye gelen göçmenlerin durumu kalıcı bir duruma dönüşünce bu insanların iş gücü piyasasına erişimleri kolaylaştırılmaya çalışıldı.” değerlendirmesinde bulundu.

Projenin 9 Hedef İli Bulunuyor

Toplantıda verilen bilgilere göre, “Hayata Fırsat Projesi”nin bazı faaliyetleri Uluslararası Göç Örgütü ile birlikte gerçekleştiriliyor.

“Daha İyi Hayatlar İçin Daha Çok Fırsat” sloganı ile yola çıkan proje, Türk vatandaşları ve geçici koruma sağlanan Suriyelilerin ekonomik ve sosyal dayanıklılıklarını arttırmayı hedefliyor. Projenin tespit edilen sektörlerde ihtiyaç duyulan insan kaynağının karşılanmasıyla sektörlerin gelişimine ve üretimin artırılmasına katkı sağlaması bekleniyor.

Tam adı “Türkiye’de Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler ve Ev Sahibi Topluluklar için İş Yaratma ve Girişimcilik Fırsatları” olan proje, 24 ay sürecek. Projenin hedef illeri Ankara, İstanbul, Bursa, Konya, Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Mersin ve Hatay olarak belirlendi.

Hedef Kitle

Başta gençler ve kadınlar olmak üzere, geçici koruma sağlanan Suriyeliler ve Türk vatandaşları, projenin ana hedef kitlesini oluşturuyor. Ayrıca merkez ve yerel düzeyde kamu kurumları, belediyeler, işçi ve işveren kuruluşları da hedef kitle arasında yer alıyor. Proje boyunca yaklaşık 13 bin geçici koruma sağlanan Suriyeli, 5 bin Türk vatandaşı, 350 ilgili devlet kurumu personeli, sosyal ortaklar olan işçi ve işveren kuruluşlarından 500 temsilci ve 500 işletmeye ulaşılması amaçlanıyor.

(Bloomberg HT, 19 Kasım 2018)

 

“Sığınmacı” Gruevski Ve Yeni Balkan Rotası

Macaristan, sığınmacılara yardım edenleri hapisle tehdit ediyor. Eski bir dostunu ülkeye kaçıran Başbakan Orban ise bu tehditten muaf. Hem de bu kişi pasaportsuz ve sabıkalı olmasına rağmen. Krsto Lazarevic’in yorumu…

Sabıkalı ve kimlik taşımıyor. Ülkesinde devleti dolandırmaktan aranıyor ve bir suç şebekesinin de başı. İnsan kaçakçılarının yardımıyla yasadışı yollardan Budapeşte’ye kaçtı. Ülkesinde iki yıl hapis yatmamak için Macaristan’da iltica başvurusunda bulundu. Macaristan Başbakanı Viktor Orban da bu sabıkalı mülteciye kucak açtı. Zira 10 yıl Makedonya başbakanlığını yapmış olan Nikola Gruevski, Macaristan Başbakanı’nın kadim dostu ve yoldaşı.

Orban, Macar kültürüne yakışmayan mülteci istemediklerini söyler. Nikola Gruevski onun kültür anlayışına pek uyuyor. Her ikisi de ülkesinin demokratik yapısını, temel vatandaşlık haklarını ve basın özgürlüğünü birkaç yıl içinde tanınmaz hale getirmiş olan siyasetçiler. Dost ve yakınlarının cebini doldurmuş ve halkı basit komplo teorileriyle mültecilere karşı kışkırtarak bugünlere geldiler.

2014 yılında Makedonya’yı (siyasi mülteci kabul edilmeyen) “güvenilir ülke” ilan etmek isteyen Gruevski şimdi kendi ülkesine güvenemiyor.

İsnat Edilen Suçların Listesi Kabarık

Mart 2016’da Yunanistan sınırını kapatarak Balkan güzergâhını mülteciler için geçilmez yapan da Gruevski olmuştu. Avrupa’nın muhafazakâr ve sağ popülistleri bu kararından dolayı onu takdir etmişti. Hatta Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz seçim kampanyasını desteklemek için Üsküp’e gitmişti. Oysa Gruevski’ye isnat edilen suçların sayısı oldukça fazla. On binlerce Makedon’u gizlice dinletmişti, muhalif gazetecileri içeri attırmıştı, polis kurşunuyla ölen gence işlenen cinayeti örtbas etmeye çalışmıştı ve son derece yiyici biri olarak tanınmaktaydı.

Bu durum Viktor Orban’ı rahatsız etmemişe benziyor. Aksine Orban yanlısı patronlar, Gruevski’nin propagandasını yapmaları için Makedonya gazetelerini satın almışlardı.

Balkan güzergâhına set çeken Gruevski şimdi kaçak göçmen sayılıyor. Makedonya polisi firar ihtimali nedeniyle pasaportuna el koyduğu için diplomatik plakalı Macar araçlarıyla ülkesinden kaçmıştı. Anlaşılan sağ popülistlerin çıkardıkları yasalar kendileri için geçerli sayılmıyordu.

Nikola Gruevski normal bir sığınmacı olsaydı, Macaristan’a girmesine izin verilmez, iltica başvurusu karara bağlanana kadar Sırbistan sınırındaki transit merkezinde bekletilirdi. Geçerli pasaportu olmadığından iltica başvurusu kabul edilmezdi. Bu durumda belki de kaçak olarak Bosna Hersek üzerinden Hırvatistan sınırına gitmeyi deneyecekti. Orada derme çatma çadırlarda donacak ve sağ popülist yandaşlarıyla birlikte suçlu gibi gösterip takibata uğrattığı gönüllü yardımcılara muhtaç olacaktı.

Hırvatistan sınırını aşma teşebbüsü sırasında belki Hırvat polisi kemiklerini kıracak ya da 31 Mayıs’ta bir minibüse açılan ateşte isabet alan iki çocuk gibi o da vurulacaktı.

Komplo Teorisi Tutkunları

Ama o savaştan kaçan mülteci değil de nüfuz sahibi bir suçlu olduğundan, başına böyle bir şey gelemezdi. Halkını soyan yiyici otokrat kodese düşmemek için kaçmıştı.

Viktor Orban’ın en sevdiği komplo teorisini siyasete kazandıran da Nikola Gruevski olmuştu. Ona göre ipler Avrupa’yı göç yoluyla İslamlaştırmaya çalışan Yahudi milyarder George Soros’un elindeydi. Orban bu söylemi kopya ederek seçim kampanyasının baş anlatısı yapmıştı.

Makedonya’nın eski güçlü lideri kendi ülkesini batırmakla kalmayıp, küresel nitelik kazanan antisemitist komplo teorisinin de mucidi olmuştu. Bu icadının iltica işlemlerinde ona yardımcı olması beklenebilir.

Anlattıklarımız şaka sanılmasın. Orban’ın basın sözcüsü Gruevski’nin durumunu soran gazeteciye “Macaristan takibata uğratılan herkesi kollar. Gruevski de Soros’un etkisi altındaki Makedonya hükümeti tarafından tehdit edilmektedir” demişti.

Gruevski olayı Doğu Avrupa’daki devletlerin ortak sorununu gün ışığına çıkardı. Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve birçok ülkenin yiyici muktedirleri iktidarları sona erdiğinde hapse girebileceklerini hesaba katmak zorundalar. Bunun için de demokrasi ve hukuk devleti prensiplerine aldırmadan iktidarda kalabilmek için her şeyi göze alıyorlar. Bu tiplemeye tıpa tıp uyan Orban ve Gruevski’nin de mülteci dostu olmamakla birlikte birbirlerine kucak açmaları normal karşılanmalıdır.

(Deutsche Welle Türkçe, 19 Kasım 2018)

 

İtalya’da Çıplak Gezen Bir Somalili Sığınmacı, Yaşlı Bir Kadına Tecavüz Etti

İtalya’nın Adriyatik kenti Ortona’daki şehir plajlarından birinde güneşlenen 68 yaşındaki bir kadına saldırarak başını taşlara vuran ve sonra tecavüz eden 20 yaşındaki bir Somalili gözaltına alındı.

Olay yeri yakınlarında bulunan birkaç esnaf, 112’yi arayarak çırılçıplak halde sokakta gezinen yabancı uyruklu bir kişiyi ihbar edince polis alarma geçti.

Kadın hastaneye kaldırılırken Somalili genç gözaltına alındı.

Defalarca Gözaltına Alınmıştı

İtalyan medyasının haberine göre bu sığınmacı daha önce San Vito Chietino şehri sokaklarında çıplak gezdiği, uygunsuz davranışlarda bulunduğu ve sahte kimlik bilgileri verdiği için polis tarafından defalarca gözaltına alınmıştı.

Yaklaşık bir yıl önce kaçak yollarla İtalya’nın Sicilya adasına gelen genç adamın sığınmacı statüsü aldığı ama sürekli kaldığı bir yeri olmadığı ifade edildi.

(Sputnik Türkiye, 16 Kasım 2018)