Türkiye’de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Bayram Ziyaretinden Dönen Suriyeli Sayısı 13 Bini Aştı

Ramazan Bayramı’nı ülkelerinde geçiren Suriyelilerin, Kilis’in Öncüpınar Sınır Kapısı üzerinden dönüşleri sürüyor. Bayramı yakınlarının yanında geçiren Suriyelilerden 13 bin 73’ü döndü. Kilis Valiliği’nin izniyle Ramazan Bayramı için 18 Mayıs- 13 Haziran arasında ülkelerine giden 52 bin 114 Suriyeli’nin Türkiye’ye dönüşleri sürüyor. Geri dönüşler nedeniyle sınırın iki tarafında da yoğunluk oluştu. Ülkelerinden dönen Suriyeliler, Öncüpınar Sınır Kapısı’nda işlemleri yapılarak, yanlarında getirdiği eşyaların da aranmasının ardından Türkiye’ye alınıyor. Şu ana kadar 13 bin 73 Suriyelinin yurda döndüğü belirtilirken, 31 Temmuz’a kadar ülkesine gidenlerin tamamının geri döneceği, bu tarihe kadar gelmeyenlerin daha sonra Türkiye’ye gelişlerine izin verilmeyeceği bildirildi.

(Hürriyet, 2 Temmuz 2018)

 

BM Mülteci Yüksek Komiserliği: Akdeniz’deki Son Trajedide 100’den Fazla Kişi Yaşamını Yitirdi

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yaptığı açıklamada, Orta Akdeniz güzergâhında ölen insanların sayısının artması bizi endişelendiriyor, daha fazla trajediden kaçınmak için ortak uluslararası çabalar gerekli, dedi. BM’ye göre, 29 Haziran’da Libya’da Tajoura sahilinde batan ve hayatta kalanların söylediğine göre “dengesiz ve aşırı kalabalık” olan, lastik botta yaklaşık 123 kişi bulunuyordu. Libya Sahil Güvenliği sadece 16 kişiyi kurtarabildi. BM güvencesinde kurtarılan sığınmacılardan biri, “Bu hayatımın en zor günü. Kendimi, çocuklarımı veya arkadaşlarımı kurtarıp kurtaramayacağımı bilmiyordum.” dedi. Ölenler arasında 70 erkek, 30 kadın ve 3 bebek var, 80’in üzerinde cesedin bedenlerinin denizde kaldığı söyleniyor. Trablus Deniz Üssü Libya Sahil Güvenlik görevlileri, aynı gün içinde 300 mülteci ve göçmenin karaya ayak bastığını belirtti. Tahminlere göre, 2018’in ilk yarısında, 1.130’dan fazla kişi Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya yaptıkları tehlikeli deniz yolculuğu sonucu hayatını kaybetti.

(UN News, 1 Temmuz 2018)

 

Göç Karşıtı Kurz AB’nin Başında

Avrupa’nın en genç Başbakanı olan 31 yaşındaki Sebastian Kurz, Avusturya’nın dönem başkanlığını üstlenmesi nedeniyle bugünden itibaren altı ay boyunca Avrupa Birliği’nin dümenine geçiyor. Avrupa Birliği’nin mültecilere yönelik politikasını belirgin şekilde sertleştirdiği ve uygulaması insan hakları açısından sorunlu olabilecek bazı kararlara imza attığı bir dönemde dönem başkanlığı bugün Avusturya’ya geçti. Aşırı sağın koalisyon ortağı olarak iktidarda olduğu Avusturya, önümüzdeki altı aylık dönemde AB’nin politikalarına yön verecek. Birkaç yıl öncesinin çömez siyasetçisi, ABD’nin yeni Almanya Büyükelçisi Richard Grenell’in deyimiyle, şimdilerin ‘rock yıldızı’ Başbakan Sebastian Kurz kaptanlığında geçecek altı ayın Türkiye’nin AB süreci açısından ‘kayıp dönem’ olma ihtimali oldukça yüksek. Dünyanın en genç devlet lideri olan Kurz, son dönemde AB içindeki rüzgârları iyi hissedip ona göre strateji belirlemesi, hatta bazen bu rüzgârlara yön vermekte oldukça başarılı olmasıyla dikkat çekiyor. Tarzı ve dinamikliği Kurz’un AB sahnesinde sağlam bir yer edinmesinde etkili oldu. En dikkat çeken ‘başarısı’ ise koalisyon ortağı olarak, Neonazi geçmişi olan bazı isimleri de barındıran, aşırı sağcı FPÖ’nün AB tarafından kabullenilmesini sağlamak oldu.

Türkiye’ye de Karşı

Mültecilere karşı AB duvarlarının yükseltilmesini isteyenlerin en önemli temsilcilerinden biri haline gelen Kurz, liderler seviyesinde, Türkiye karşıtlığının da öncü ismi durumunda. Kurz, iki yıldır Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin sonlandırılmasını sağlamaya çalışıyor. Bu çabalar şu ana kadar sonuç vermese de son dönemde Türkiye’ye ilişkin AB belgelerinin sertleşmesinde Viyana oldukça etkili oldu.

Türkiye Yok Sayıyor

AB Bakanı ve Baş müzakereci Ömer Çelik geçtiğimiz haftalarda Avusturya’nın dönem başkanlığının yok sayılacağını söylemişti. Avusturya da altı aylık programında Türkiye’yi es geçti. 70 sayfadan oluşan belgede, genişleme sürecine önemli yer ayrılırken Türkiye’ye bir kelimeyle bile yer verilmedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün yaptığı açıklamada, “Avusturya’nın dönem başkanlığında olumlu adımların atılacağını düşünmediğini” net şekilde dile getirdi. Avusturya döneminde Türkiye ile ilişkilerde belirgin bir ilerleme olmayacağı Brüksel’de de hâkim bir görüş. Ankara-Viyana hattında gergin ilişkilere dikkat çeken bir AB diplomatı, “Avusturya’nın planlamasında Türkiye’nin yer almadığı bir gerçek. Bu dönemde, mevcut sorunlara sorun eklemekten kaçınılması tüm tarafların çıkarına olacaktır” dedi. Ankara, 2012’nin ikinci yarısında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) altı aylık dönem başkanlığını ‘yok saymış’ ve ilişkileri AB Komisyonu ve AB Konseyi aracılığıyla sürdürmüştü.

(Hürriyet, 30 Haziran 2018)

 

AB Göç Zirvesi: Uzlaşmalar ve Anlaşmazlıklar

Sığınmacı göçmenler Avrupa Birliği’nin (AB) yumuşak karnı. Avrupa genelinde aşırı sağın yükselmesine neden olan ve merkez siyaseti içine çekerek devlet politikalarını şekillendiren göç konusu Avrupalı ülkelerin ciddi anlaşmazlıklar yaşamasına neden oluyor. Son olarak Brüksel’de bir araya gelen devlet liderleri uzun ve çekişmeli geçen bir zirvenin ardından ‘uzlaştık’ mesajı verdiler.

Anlaşmanın Maddeleri Ne Anlama Geliyor?

10 saate yaklaşan müzakereler sonunda AB liderleri bir takım noktalarda uzlaşmaya vardı ancak somut rakamlar veya adımlar detaylı olarak tanımlanmadı. O halde geniş çerçevede aktarılan bu uzlaşılar ne anlama geliyor buna bakalım:

1. Hepimizin Sorunu

AB dış sınırlarında daha etkili kontrol gerektiği ve bunun sadece sınır ülkelerinin değil tüm AB’nin sorumluluğunda olduğu sonuç metninde vurgulandı ve yinelendi. Bu madde Yunanistan, İtalya, İspanya, Malta ve Bulgaristan gibi ülkelerin varlıklı batı ve kuzey Avrupa ülkelerinden daha fazla maddi yardım ve daha güçlü siyasi destek talep etmesini sağlayacak. Hangi seviyede olacağı bilinmese de bu desteğin verileceği taahhüt edilmiş oluyor.

2. Kararlı Hareket

AB Konseyi 2015’te yaşanan kontrolsüz göçmen akımının yarattığı duruma bir daha geri dönmemek için var olan ve yeni oluşmakta olan tüm göç yollarındaki akışı durdurma konusunda kararlı davranacak. Bu madde Konsey’de şekillendirilen politikaların Avrupa Dış ilişkiler Servisi (EEAS) eliyle ilgili tüm ilgili ülke yetkilileri ve hükümetleri ile daha fazla temasa geçileceği ve yoğun diplomasi yürütüleceği anlamına geliyor.

3. Orta Akdeniz Göç Yoluna Karşı Dayanışma

Libya merkezli hareket eden insan kaçakçılarının girişimlerine karşı önlemler arttırılacak. AB bu noktada İtalya ve diğer Akdenizli üyelerle dayanışma içerisinde kalacak. Bu maddede Akdeniz göç yoluna öncelik verileceği anlaşılıyor. Özellikle yasadışı göçle mücadele konusunda yükü omuzlarında hisseden ülkelerin yalnız olmadığını göstermeye yönelik adımlar atılacağını öngörebiliriz. Gerek arama kurtarma çalışmalarına katılım gerekse üye ülkelerin bölgedeki temsilcilikleri ve Kuzey Afrika’daki politik ve ekonomik ağırlıklarını devreye sokacakları düşünülüyor.

4. Türkiye İle Daha Güçlü İşbirliği

Doğu Akdeniz göç yolunda ek önlem alınacak ve bu çerçevede Türkiye üzerinden geçişlerin durdurulması için AB-Türkiye arasındaki anlaşma tam olarak uygulanacak. Bu maddede Türkiye ile vize serbestiyeti ile karşılıklı olarak düşünülmüş olan ‘Geri Kabul Anlaşması’na atıf yapılıyor. Dolayısı ile bu anlaşmanın tam uygulanabilmesi için AB’nin Türkiye’ye vize serbestiyeti vermesi gerekiyor. Son dönemde birkaç kez Türkiye’ye bununla ilgili heyetler gelmiş ve vize serbestiyeti için gerekli kriterlerin yerine getirilip getirilmediği incelenmişti. Ancak AB içerisinde başta Almanya, Hollanda ve Avusturya olmak üzere bazı ülkeler Türkiye’ye vize serbestiyeti verilmesine olumlu bakmıyor. Hatta bu mesele Almanya’daki koalisyonun kurulma şartlarından biri olarak duruyor.

5. Üçüncü Ülkelerde Ortak Kara Tahliye Platformları

İnsan kaçakçılarının çalışma modelini bozguna uğratmak adına denizde kurtarılan göçmenlerin bölgedeki ülkelerde karaya bırakılabilmesi için gerekirse Birlemiş Milletler gözetiminde uluslararası yasalara bağlı ortak tahliye platformları oluşturmak. Bu madde ile yasadışı göçmenlerin tehlikeli yolculukları göze alma motivasyonun kırılacağı hesaplanıyor. Bugüne kadar insan kaçakçılarının tek yapması gereken göçmenleri botlara bindirip Akdeniz’de AB ülkeleri yakınlarına kadar götürmekti. Karaya ayak basmaları gerekmiyordu çünkü Avrupalı gemilerce bulunduklarında mecburen Avrupa’da bulunan en yakın göçmen kamplarına götürülüyorlardı.

6. Gönüllü Merkezler

AB sınırları içerisinde uluslararası yasalara göre kurtarılmış olan göçmenler ortak bir çaba ile kontrol altında tutulan merkezlere aktarılacak ve bu merkezlerde kim yasadışı kimin gerçekten iltica etmek için meşru ve yasal gerekçeleri mevcut bunların ayrımı yapılarak işlemler hızlandırılacak. Ne var ki, bu göçmen merkezlerinin kurulması, burada işlemden geçen göçmenlerin yeniden yer değiştirmesi ve yeniden yerleştirilmesi tamamen gönüllülük esasına dayalı olacak. Bu madde aslında zirvenin en önemli konusu ve ‘gönüllülük esası’ ile gerçek bir uzlaşma olmadığı aksine meselenin ertelendiği anlaşılıyor. Zaten zirvenin hemen ardından İtalya başbakanından gelen ilk açıklama “Merkez kurup kurmamaya daha sonra karar vereceğiz” oldu.

7. Türkiye’ye İkinci Yardım Paketi

Türkiye’deki sığınmacılar için yardım paketinin ikinci kısmı aktarılacak. Bu maddede AB’nin Türkiye’ye 2015’te toplamda taahhüt ettiği 6 milyar Euro’luk sığınmacı yardım fonunun ikinci 3 milyar Euro’luk kısmına onay verildiği görülüyor. İlk 3 milyar Euro’luk kısım kâğıt üzerinde toplam 72 projeye ayrıldı ancak Haziran 2018 itibarı ile bunun henüz sadece 1 milyar 940 milyon Euro’su transfer edildi. İlk kısım gibi ikinci 3 milyar Euro’luk kısım da bir anda değil aşamalı olarak Türkiye’ye proje bazında aktarılacak. Türkiye fonun bu akış hızından memnun olmadığını birçok kez dile getirdi. Bununla birlikte AB Afrika Güven Fonu’na da 500 milyon Euro transfer edilecek.

8. Afrika İle Daha Güçlü İşbirliği

Göçmen sorununun temelinde Afrika’nın sosyo-ekonomik bulunuyor. Bu nedenle bu alandaki değişimi için Afrikalı ülkelerle daha ileri ve güçlü siyasi ve ekonomik iş birlikler hayata geçirilecek.

9. Masrafları Esnek ve Hızlı Şekilde Karşılama

Bir sonraki çok yıllı bütçe tasarısında Avrupa Konseyi yasadışı göç ile mücadele sırasında oluşan masrafları daha hızlı karşılayabilmek adına esnek ödeme araçları ve kurumları oluşturacak. Bu madde en çok sıkıntı duyulan konulardan birini çözmeyi hedefliyor. Pek çok zaman sınırların korunması, devriye görevleri, göçmenlerin kurtarılması ve sonrasında ortaya çıkan masraflar ortak AB bütçesinden alınabilecek bile olsa bürokratik sebeplerle tahsil edilemiyor veya geç ve eksik ediliyor. Bu sebeple bir çok ülke insani olarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek noktasında dahi harekete geçmeyebiliyor veya topu bir başka ülkeye atıyor. Esnek ve bürokratik süreçlerden azade bir bütçe kalemi ve merkezi oluşturulacağı anlaşılıyor.

10. Dış Sınırların Daha Etkili Korunması

AB birliğin sınırını oluşturan ülkelere sınır güvenliği için ek maddi ve materyal destekte bulunacak. Yasadışı göçmenleri geri gönderilmesi noktasında ortaya çıkan masraflara katkı yapacak.

11. Şengen’in Korunması

Şengen ülkeleri AB içi göçmen hareketlerini en aza indirmek için birbirleri ile her konuda işbirliği içinde olacak. Bu noktada gerekli tüm iç hukuk ve idari önlemler alınacak. Bu madde ile amaç Şengen anlaşmasını ve Şengen üyesi ülkelerin ilişkilerini zora sokacak durumlara meydan vermemek.

12. ‘Ortak Avrupa İltica Sistemi’ Kurulacak

Yeni bir ‘Ortak Avrupa İltica Sistemi’ oluşturmak için gerekli reformlara hız verilecek. Dublin Sözleşmesi düzenlemelerini reformize etmek sorumluluk ve dayanışma çerçevesinde uzlaşı arayışına ağırlık verilecek. Dublin Sözleşmesi sığınma başvurularında AB ülkelerinin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasa. Var olan sözleşmeye göre sığınmacılar ilk ayak bastıkları ülkede kayıt altına alınmak ve tüm işlemlerini o ülkede gerçekleştirmek zorunda. Dolayısıyla bu madde de AB’nin göç sorunundaki en hayati meselelerin başında geliyor. Ancak bu noktada da somut bir anlaşma çıkmadığı ve konunun ertelendiği görülüyor.

(Euro News, 30 Haziran 2018)

 

Rusya’nın İşçi Göçmenler İçin Dünyadaki Cazibesi Arttı

Araştırmaya göre, dört yıl boyunca Rusya Federasyonu sıralamada beş sıra yükselerek 25. sıraya yerleşmesiyle Moskova’nın konumunu 11 puan artırdı. Bu sonuçlar, Rusya’daki düşük işsizlik oranına ve iş sayısındaki artışa bağlanmaktadır.  Bağımsız Devletler Topluluğu vatandaşları, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Beyaz Rusya’nın yanı sıra Letonya da dahil olmak üzere Rusya’ya seyahat ediyor. Onlar için Moskova’da cazip olan hala gelişmekte olan altyapı, daha fazla yeni iş ve büyük teknoloji şirketlerinin nitelikli yabancı personele ihtiyaç duymasıdır.

(Sputnik News-Uz, 27.06.2018)

 

İçişleri Bakanlığı, Rus Vatandaşlığı Elde Etmek İçin Prosedürü Basitleştirecek

Rusya İçişleri Bakanlığı Yardımcısı İgor Zubov salı günü gazetecilere verdiği demeçte, vatandaşlık ve ihtiyaç sahibi kişilerce Rus vatandaşlığının elde edilmesini kolaylaştırmak için gerektiğinde mevzuatın değiştirilebileceğini ifade etti. Her şeyden önce, konu Ukraynalı mülteciler hakkında. Rusya, Ukraynalı mülteciler için şartların daha fazla yumuşatılması gerektiği düşüncesinde. Hükümet, herhangi bir Rus yurttaşın, ülkelerine geri dönmesi için mekanizmalarını iyileştirmek istiyor. Zubov, “Gelişmiş göç politikası kavramı çerçevesinde, tüm ülkelerden vatandaşların geri dönüşü için şartlar yaratmak istiyoruz” dedi.

(Rossiskaya Gazeta, 19 Haziran 2018)

 

Göçmenler, Almanya’dan Yaklaşık 18 Milyar Euro Transfer Etti

En fazla para transferinin gerçekleştiği ülkelerden biri olan Almanya’dan diğer ülkelere 10 yıl boyunca gönderilen toplam para transferi 6,5 milyar Euro artmıştır. Göçmenlerin diğer ülkelerdeki akrabalarına yaptıkları para transferlerinin miktarı önemli ölçüde artmıştır. 2016’da Almanya’dan göçmenlerin ülkelerine yaklaşık 17,7 milyar Euro aktarıldı. Bu rakam 2007’den 6,5 milyar daha fazla. Bu listede Almanya’nın yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan ve İsviçre vardır. Almanya için Alternatif (AfD-Alternative for Germany)  Partisi temsilcisi Markus Frohnmaier, Almanya’daki sosyal yardım alanların paralarının bir kısmının da menşe ülkelerindeki akrabalara gönderildiğini dile getirdi. Frohnmaier, diğer ülkelerde bu gelişmenin Alman sosyal sistemi pahasına gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı. AfD, göçmenlerin paralarını kendi çıkarları için diğer ülkelerdeki yakınlarına göndermelerini yasaklanmasını istedi. Yeşiller partisi, işçi dövizlerinin kitlesel göçü engellediği için mücadeleye katkıda bulunduğuna inanmaktadır. Yeşiller Partisi temsilcisi Uwe Kekeritz “Mülteciler kendi ülkelerindeki insanlara yaşam beklentileri veriyor, böylece onları Avrupa’daki tehlikeli göç yolundan uzak tutuyorlar” dedi.

(Deutsche Welle, 2 Temmuz 2018)

 

Merkel’in Alman Koalisyonu Mülteci Krizi Nedeniyle Çöküşünün Eşiğinde

Almanya’nın koalisyon hükümeti pazar günü çöküşün eşiğine geldi, çünkü aşırı muhafazakâr Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), Başbakan Angela Merkel’in mülteci krizine AB çapında çözüm önerilerini reddetti. Sığınmacıları Almanya ulusal sınırından uzaklaştırmak gibi tek taraflı tedbirleri savunan CSU lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer, pazar günü Münih’te koalisyonun geleceği konusunda parti yetkilileriyle bir acil toplantı düzenledi. Yerel basında çıkan haberlere göre, Seehofer, Merkel ile yaptığı son görüşmedeki önerileriyle hayal kırıklığı yaşadığını dile getirdi ve geçtiğimiz haftaki AB zirvesinin sonuçlarının, yasadışı göçten dolayı “etkisiz” olacağını savundu. Alman basın ajansı DPA, Toplantı sırasında CSU lideri ve İçişleri Bakanı olan Seehofer’in istifa etmeyi önerdiğini, ancak üst düzey parti yetkililerinin bu harekete karşı çıktığını bildirdi. Başbakan Angela Merkel son gelişmeleri tartışmak için Berlin’de Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) kıdemli üyeleri ile bir araya geldi. CDU Genel Sekreteri Annegret Kramp-Karrenbauer parti merkezinde gazetecilere yaptığı açıklamada, yönetim kurulunun Horst Seehofer pazar gecesi resmi açıklama yapmadan önce herhangi bir karar vermeyeceğini söyledi. Merkel, şimdiye kadar Seehofer’ın “göçmenlik ana planına” karşı çıktı ve tek taraflı hareketlerin “domino etkisi” yaratacağını savundu. Bu da diğer AB üye ülkelerinin mültecileri geri çekmesine, İtalya ve Yunanistan gibi üye devletlerin yükünün daha da artmasına neden olur. Alman Başbakan, geçtiğimiz hafta Brüksel’de yapılan zirvede AB üye ülkeleriyle anlaşmaya varmayı başardı. AB’ nin içinde ve dışında “göçmen kampları” kurulmasını öngördü, başvuruları değerlendirilen sığınmacılar bu kamplarda kalacaklar.

(Albawaba News, 2 Temmuz 2018)

 

‘Suriyeliler Siyasi Parti Kuracak’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, AB’nin Suriyeli sığınmacılarla ilgili kararını değerlendirirken, “Türkiye’yi bir mülteci çöplüğüne çevirdiler. Yarın, Türkiye’de Suriyeliler yeni partiler kuracak, mecliste belki yeni bloklar oluşacaktır” dedi. Sputnik’te yer alan habere göre, konuyla ilgili TBMM’de açıklama yapan Yılmaz, şöyle konuştu: “Çünkü şunu görüyorlar bir nevi Türkiye ile ilişkileri tekrar bu yeni dönemde götürebilmek için adeta Türkiye’ye karşı bir para veriyorlar. Olup bitenin üzerine sünger çekmek istiyorlar. Bunu böyle değerlendirmek lazım. Önemli olan bu AB’nin burada muradı nedir? Amaç nedir? Amaç AB’nin güvenliğidir, AB’nin huzurudur. Türkiye’ye, Fas’a ve Afrika ülkelerine para veriyorlar ve mültecileri kendi ülkelerinde tutmalarını istiyorlar.

‘Mülteci Çöplüğüne Dönüştürülüyor’

Yani bu ülkeler ikinci sınıf görülüyor, mülteci çöplüğüne dönüştürülüyor. Amaç kendi huzurlarının devam etmesidir. Yani AB’de aman mülteci az olsun, olacaksa da kaliteli olsun, diğer mültecilerin canı cehenneme nerede olurlarsa olsunlar, pek Avrupa’ya yaklaşmasınlar anlayışıdır. Onun için bütün bu para pul işleri Avrupa kendi topraklarını değerli görüyor, kendi huzurunu önemli görüyor, bizleri ise paraya muhtaç, para verdiği zaman bu mültecilere ev sahipliği yapabilecek akılsız bir ülke olarak görüyor.” Bu mülteci anlaşmasının başından beri yanlış olduğunu söylüyoruz. Türkiye’yi bir mülteci çöplüğüne çevirdiğini söylüyoruz. Yarın, Türkiye’de Suriyeliler yeni partiler kuracaktır, mecliste belki yeni bloklar oluşacaktır. Bunları söylediğimiz zaman o zaman kendi hatalarıyla yüzleşmek yerine, bizi eleştiren çevrelerin benzer eleştirilere devam ettiğini de üzülerek görmüş oluyoruz.”

(Yurt, 30 Haziran 2018)

 

Çipras: AB Derin Bir Şekilde Bölündü

Yunanistan Başbakanı Çipras, aşırı muhafazakâr, şovenist ve göçmen karşıtı bir anlayışın, Avrupa Birliği’ni demokrasiden uzaklaştırdığını savundu. Yunanistan Başbakanı Çipras, AB üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla Brüksel’de düzenlenen AB Liderler Zirvesinin sonunda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Zorlu bir zirve süreci geçirdiklerini vurgulayan Çipras, “Hepimiz aynı değer ve prensiplere sahipmiş gibi görünmüyor.” ifadesini kullandı.

“AB, Derin Bir Bölünmüşlük İçinde”

Çipras, AB’nin insan haklarına saygı, dayanışma ve hümanizm gibi kurucu değerlerin tüm 28 ülke tarafından paylaşılmadığını vurgulayarak, “AB iki anlayış arasında derin şekilde bölünmüş durumda; aşırı muhafazakâr, şovenist ve göçmen karşıtı bir anlayış ile demokratik insani bir anlayış.” diye konuştu.

“Almanya ve İspanya İle Anlaştık”

Avrupa’ya göçmen akınını koordineli ve toplu bir şekilde yönetmeyi amaçladıklarına işaret eden Çipras, “Almanya ve İspanya ile çerçeve prensipler üzerine bir anlaşmaya vardık. Aile birleştirmeyi amaçlayan ikincil akımları asgariye indirmeyi hedefliyor.” açıklamasını yaptı. Çipras, anlaşmanın Yunanistan üzerinde ek bir sığınmacı yükü oluşturmadığını savunarak, “Balkan rotasının kapalı olması ve kuzey sınırımızda iki FRONTEX operasyonu devam ettiği için söz konusu akım aylık 100-150 kişi. Almanya ise Yunanistan tarafından sunulan ancak dondurulmuş bin 900 aileyi birleştirme talebini ele alacak.” şeklinde konuştu.

Türkiye-AB Mutabakatı

Türkiye ile yakın çalışmaya devam edeceklerine dikkati çeken Çipras, Türkiye-AB mutabakatının yanı sıra dondurulan ikili geri kabul anlaşmasının da uygulanması gerektiği çağrısında bulundu. Çipras ayrıca, göçmen mutabakatı kapsamında sığınmacıların tutulduğu Ege adalarında yeni sığınmacı kampı inşa edilmeyeceğini ve bu adalarda KDV artışını gerçekleştirmeyeceklerini söyledi. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile konuyu görüştüğünü belirten Çipras, söz konusu durumdan etkilenen adaların yükünü hafifletmeyi amaçladıklarını ifade etti.

(Time Türk, 30 Haziran 2018)

 

Merkel 14 AB Ülkesiyle Birlikte Sığınmacıların Geri Dönüşünü Güvence Altına Aldı

14 Avrupa Birliği ülkesi, daha önce başka yerde kayıtlı olan ve Başbakan Angela Merkel’in müttefiklerini yerleştirme çabalarının bir parçası olan sığınmacıları geri almak için Almanya ile anlaşma imzaladılar. Reuters tarafından görülen ve koalisyon ortaklarının liderlerine gönderilen bir belgede Merkel, göçmenleri geri almayı kabul eden açık kapı mülteci politikasına muhalif olanlarda dâhil olmak üzere 14 ülkeyi sıraladı. AB’nin Dublin sözleşmesi kapsamında, Merkel’in Almanya sınırlarını açmaya yönelik 2015 kararından bu yana büyük ölçüde onur kırıcı davranışlar gerçekleşti. Merkel’in liderliğindeki İçişleri Bakanı’nın bu hafta Bavyera Hristiyan Sosyal Birliği’yle işbirliği yapması öneriliyor. AB liderleri gönüllü olarak mültecileri paylaşmak ve sığınma taleplerini işleme almak için Avrupa Birliği içinde merkezler kurmaya karar verdiler. Reuters’a göre yapılacak ikili anlaşmalar daha önce tescil edilmiş olan mültecilerin sınır dışı edilmesini daha etkili hale getirecek. Belgede, “Şu anda, Almanya’dan Dublin ülkelerine geri gönderilenlerin sadece yüzde 15’inde başarılı olundu, geri dönüş sürecini hızlandırmak ve engelleri kaldırmak için çeşitli üye devletlerle idari anlaşmalar imzalayacağız” diye belirtilmişti. Bu anlaşmaları imzalamaya açık olduklarını belirten ülkeler arasında, kıtadaki sığınmacıları paylaşmak için oluşturulan plana karşı çıkanlarda vardı; Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Belçika, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Litvanya, Letonya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İsveç gibi. Aşırı sağ koalisyonda yerini alan yeni Başbakan Sebastian Kurz’un sert bir göçmenlik politikasına sahip olduğu Avusturya ise listede yoktu.

(Middle East Monitor, 1 Temmuz 2018)

 

Deralılar Ürdün Sınırına Göç Ediyor

Suriye’de Esed rejimi ve destekçilerinin 20 Haziran’da Dera iline geniş kapsamlı başlattıkları askeri operasyonun ardından sivillerin ülkenin güneyindeki Ürdün sınırına göçü gün geçtikçe artıyor. Şiddetli saldırılardan kaçan en az 150 bin sivil, Ürdün ve İsrail sınırına göç etmek zorunda kalırken, son 10 günde saldırılarda en az 97 sivil yaşamını yitirdi. Rejim güçlerinin saldırılarından kaçan çoğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan kalabalık, ülkenin güneyinde Ürdün sınırında bekliyor ancak Amman yönetimi bu grupların Ürdün’e geçişlerine izin vermiyor. Deralılar, sınır hattındaki tarlalarda barınacak çadırların olmaması nedeniyle kavurucu yaz sıcaklarında büyük zorluk yaşıyor. Uzanacak bir yardım eli bekleyen Deralılar, Ürdün’e geçmek istediklerini belirtiyor. Ailesiyle Dera’dan sınır hattına kaçan Ebu Muhammed, zor günler geçirdiklerini, bir an evvel Ürdün’e geçmek istedikleri ifade etti. Ebu Muhammed, Kral 2. Abdullah’a ve Ürdün halkına seslenerek, “Kimse evini kolay kolay terk etmez. Ancak Dera’daki zor şartlardan dolayı buraya geldik. Tek isteğimiz buradaki kadınları ve çocukları içeri alsınlar” şeklinde konuştu.

“Ailemizi Korumak İçin Evlerimizi Terk Ettik”

Kısmi görme engelli Ammar el-Hımeyden, rejim ve destekçilerinin zulmüne uğradıkları için evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını dile getirerek, “Evlerimizin üzerimize yıkılması ve savaş uçaklarının bombardımanları bizleri buraya getirdi. Ailemizi korumak için evlerimizi terk ettik” ifadelerini kullandı. El-Hımeyden, Ürdün Kralı’na seslenerek, sınır hattındaki sivillere yardım etmesini istedi.

Rejimin Dera’ya Askeri Operasyonu

Rejim ve destekçileri, Şam’daki Doğu Guta ve ülkenin orta kesimindeki Humus gerginliği azaltma bölgelerini ele geçirdikten sonra 20 Haziran’da ülkenin güneybatısına yönelik operasyon başlatmıştı. Rejim ve destekçileri, Dera’daki operasyonda son 10 günde 317 kilometrekarelik bir alanda ilerleyerek, bazı sivil yerleşimleri ele geçirdi. Ülkenin güneybatısındaki Dera ve Kuneytra illeri, Astana süreci garantörleri Türkiye, İran ve Rusya’nın Mayıs 2017’de oluşturduğu 4 gerginliği azaltma bölgesinden biriydi. Rusya, ABD ve Ürdün, 2 ay sonra Dera ve Kuneytra’yı özel bir anlaşma kapsamına almıştı. ABD de bölgede desteklediği muhaliflere yardımlarını kesmişti. Birleşmiş Milletler yetkilileri, Dera’da 750 bin kişinin hayatından endişe ettiklerini sık sık tekrarlıyor. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın danışmanı Jan Egeland, bölgede önceki gün 5 sağlık merkezinin hedef alındığını bildirmişti. Egeland’ın açıklamasının hemen ardından kentin doğu kırsalında hizmet veren hastane vurulmuş ve hizmet dışı kalmıştı.

(TRT Haber, 30 Haziran 2018)

 

2017 Yılında Zorla Yerlerinden Edilmiş İnsan Sayısı 68,5 Milyona Ulaştı

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’nın hazırladığı rapora göre, küresel yer değiştirme her zamankinden daha fazla baskı yapıyor. Ajansın verilerine göre 68,5 milyon insan zorla yerlerinden edildi. Uzmanlar ise mültecilere ev sahipliği yapma sorumluluğunun orantısız bir şekilde gelişmekte olan ülkeler tarafından karşılandığını ve yükün daha fazla paylaşılmasını gerektiğine inandıklarını söylüyorlar. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’ndan geçen ay yayınlanan bir rapora göre, küresel mülteci krizi her zamankinden daha fazla baskı yapıyor. Ajans, 2017 yılı sonunda 68.5 milyon kişinin zorla yerlerinden edilmiş olduğu kaydetti. Uzmanlar, bir avuç ülkede yaşanan uyuşmazlığın bu soruna sebep olduğunu belirtti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Adrian Edwards, CNBC’ye verdiği demeçte, “Buna ek olarak, çatışmalar yeterince hızlı bir şekilde çözülemiyor” dedi. Edwards’a göre dünya mülteci durumunun yaklaşık üçte ikisi, beş ülkede yoğunlaşmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra, Norveç Mülteci Konseyi’nin kıdemli danışmanı Pal Nesse’ye göre, çatışmaları yaşayan ülkeler kısır bir döngü içinde. Kitlesel göçün işgücünü, ekonomik kalkınmasını ve yabancı yatırım fırsatlarını azaltarak küresel ekonomi üzerinde feci bir etki yarattığını düşünüyor. Nesse, daha fazla uluslararası işbirliği ile krizin çözülebileceğini söyledi.

(CNBC, 2 Temmuz 2018)

 

ABD’de Trump’ın Göçmen Politikası Protesto Edildi

ABD genelinde yüz binlerce kişi, ülkeye yasa dışı yollardan giren göçmenlerin çocuklarını ailelerinden ayıran tartışmalı göçmen politikası nedeniyle Trump yönetimini protesto etti. Ülke genelinde ABD Başkanı Donald Trump’ın çocukları ailelerinden ayıran göçmen politikasına karşı 600’ün üzerinde gösteri düzenlendi. Trump’ın doğum yeri ve Demokratların kalesi New York’ta binlerce protestocu Brooklyn Köprüsü’nde yürüdü. Göstericiler, ‘Aileleri ayırmayın’, ‘Donald Trump gitmeli’, ‘Sayın Başkan, Meksika yemeğini severken neden Meksikalıları sevmiyorsunuz? Aileleri ayırmayın’,  ‘Nefrete ve korkuya yer yok, mülteciler hoş geldiniz’ yazılı dövizler taşıdı. Trump karşıtı sloganlar atan göstericilere sürücüler de korna çalarak destek verdi. Washington’da da protestocular, Trump Otel’in önünden yürüyerek, ‘Utan’, ‘Benim başkanım değil’ sloganları attı.

Gösterilere Küçük Çocuklar da Katıldı

Ailelerin gösterilere küçük çocuklarıyla katılması dikkati çekti. Broadway’de kapalı gişe oynayan müzikal tiyatro oyunu Hamilton’ın küratörü Lin Manuel Miranda, katıldığı gösteride ninni söyledi, ABD’li ünlü şarkıcı Alicia Keys de 7 yaşındaki kızıyla geldiği gösteride çocuğu kendisinden alınan annenin yazdığı mektubu okudu.

‘Çocuklar Kafese Konulmamalı’

Küçük çocuklar da ‘Çocuklar kafese konulmamalı’ yazılı dövizler taşıdı. Trump, ülke genelinden ve uluslararası kamuoyundan gelen tepkiler üzerine ABD’ye yasa dışı yollardan giren göçmenlerin çocuklarının ebeveynlerinden ayrılmasına son veren başkanlık kararnamesine imza attı ancak 2 binden fazla çocuk hala ailelerinden ayrı tutuluyor.

(Sputnik Türkiye, 1 Temmuz 2018)

 

İngiltere’den Arakanlılar İçin Bangladeş’e Destek Çağrısı

İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Mark Field’in, Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Arakanlı Müslümanların kaldığı mülteci kamplarını ziyaret etmek ve buradaki mültecilerin durumunu yetkililerle görüşmek üzere Bangladeş’de bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Bakan Field’in, Cox’s Bazar’daki Kutupalong kampında kalan mülteci aile ve toplum liderleriyle bir araya geldiği belirtilerek, Field’in şu ifadelerine yer verildi: “Bugün şahit olduklarım gerçekten çok üzücü şeylerdi. Bunlar, mültecileri desteklemeye yönelik kararlılığımız ile Myanmarlı yetkililer üzerindeki baskının artırılmasını sağladı. Hem bu muson mevsimi süresince hem de daha uzun vadede, eğitim ve geçim kaynakları bakımından mültecilere destek olunması için uluslararası topluma Bangladeş ile çalışması çağrısında bulunuyorum.” Ülkesinin Eylül 2017’den bu yana mülteciler ile onlara ev sahipliği yapan toplumların desteklenmesi için 129 milyon sterlin değerinde bağışta bulunduğunu anımsatan Field, “25 Haziran’da ilan edilen Avrupa Birliği’nin (Myanmarlı bazı yetkililere yönelik) yaptırım tedbirlerine verdiğimiz destek de dahil ilerleme kaydetmek için Myanmarlı yetkililere uluslararası baskı yapmaya ve diyaloğu kullanmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Açıklamada, Field’in yarın Arakan krizini ele almak üzere Bangladeşli hükümet yetkilileriyle başkent Dakka’da bir araya geleceği kaydedildi. Field bu hafta başında AB Dışişleri Konseyi’nde Myanmarlı 7 asker ve polis hakkında alınan yaptırım kararına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu Myanmar ordusuna yönelik bir mesajdır. Uluslararası toplum sizi izliyor. Zulümlerin sorumlularını belirliyoruz ve belirleyeceğiz. Daha başka isimler de bu listeye eklenebilir. Myanmar ordusunun Myanmar’daki hareketliliğini yakından izlemeyi ve gerekli delilleri oluşturmayı sürdüreceğiz.” demişti.

(Anadolu Ajansı, 30 Haziran 2018)

 

5 Bin Kişilik Geri Gönderme Merkezinin İnşaatı Sürüyor

İran üzerinden Türkiye´ye giriş yapan göçmenler için Iğdır’a yapılan 5 bin kişilik Geçici Geri Gönderme Merkezi’nin inşaatına devam ediliyor. Ağrı Doğubayazıt Iğdır yolu güzergahındaki Erhacı köyü bölgesine yapılan Geçici Geri Gönderme Merkezi’nin zemin düzeltme ve altyapı çalışmalarından sonra beton bloklar yerleştirilecek. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nca (AFAD) yaptırılan Geri Gönderme Merkezi, 19 milyon 770 bin liraya mal olacak. Merkezin temmuz ayının sonunda bitirilmesi planlanıyor. Iğdır Valiliği’nden kamp merkeziyle ilgili açıklama yapılarak, şöyle denildi: “Ülkemizde yakalanan göçmenlerin, iade işlemleri yapılana kadar Iğdır’da Geçici Geri Gönderme Merkezi’nin kurulması kararlaştırıldı. Merkez, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından kurulacak. Göçmenlerin kontrolsüz bir şekilde ilimiz sınırları içinde dolaşmaları ve seyahat etmelerini engellemek maksadıyla bu merkezlerin kurulması planlanmıştır. Bu çerçevede; 5 bin kişilik merkezin kurulması için gerekli çalışmalar başlatılmış olup, Ağrı Doğubayazıt Iğdır karayolu güzergâhında bulunan Erhacı bölgesinde göçmenler için ‘Geçici Geri Gönderme Merkezi’ kurulma faaliyetine başlanmıştır. Söz konusu göçmenlerin, merkez içerisindeki iş ve işlemleri yürütülecek, ülkelerine iade işlemleri yapılana kadar merkezde barınma, yeme-içme, sağlık işlemleri yapılacak olup, hiçbir şekilde merkez dışına çıkmalarına müsaade edilmeyecektir. Kontrolsüz bir şekilde ilimiz sınırları içinde dolaşmaları seyahat etmelerini engellemek maksadıyla bu merkezlerin kurulması planlamamıştır.”

(Haber Türk, 1 Temmuz 2018)

 

Suriyeli Maya ve Babası Yürüyecekleri Günü Bekliyor

Beşşar Esed rejiminin saldırılarından kaçarak, İdlib’deki Ser Ceble kampında ailesiyle yaşayan 8 yaşındaki Suriyeli Maya Meri’nin hayata tutunma çabası, bölgede görev yapan Anadolu Ajansı (AA) muhabirleri tarafından fark edildi. Doğumda yaşadığı sorun sebebiyle ayakları diz altından kesilen ve babası Muhammed el Meri’nin konserve kutusundan yaptığı aparatla yürümeye çalışan Maya’nın hayatı, AA’nın haberi sonrası değişti. Haber üzerine harekete geçen Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık, Maya ile babasının Türkiye’ye getirilmesini sağladı. Durumu sosyal medyadan öğrenen protez uzmanı Mehmet Zeki Çulcu da Maya ile doğuştan engelli olan babasının protezlerini yapacağını belirterek, tedavi sürecini başlattı. Türk Kızılayı’nın girişimleriyle geçici oturum izin işlemleri yapılan Muhammed el Meri ile kızı Maya, yerleştirildikleri otelde protezlerinin takılacağı günü sabırsızlıkla bekliyor. Muhammed el Meri, tedavi için Türkiye’de bulunmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. Maya’nın doğumda oluşan komplikasyon sonucu ayaklarının diz hizasından kesildiğini ve aylarca yatakta hareketsiz yattığını dile getiren baba Meri, bu durumun kendisi ve ailesinde büyük üzüntüye yol açtığını ifade etti.

“Kızımın Hareket Etmeye Başlaması Bizi Çok Mutlu Etti”

Meri, kızının en azından çadırda hareket edebilmesi için önce içerisine bez ve pamuk koyduğu plastik kap kullandığını daha sonra ise bunu konserve kutusu ve PVC boru ile geliştirdiğini kaydetti. Kızının, bu aparat sayesinde hareket etmeye başlamasının kendilerini mutlu ettiğini belirten Meri, “Maya, önce çadırın içerisinde sonra da dışarıda hareket etmeye başladı. Dışarıda zorlansa da bu aparat yardımıyla eğitim aldığı çadıra kadar gidebiliyor. Maya, çok sosyal bir çocuk. Okuldaki arkadaşlarıyla ilişkisi çok iyi. Onlarla konuşmayı birlikte bir şeyler yapmayı çok seviyor.” diye konuştu. AA’nın haberi sonrası Kızılay’ın kendilerine ulaştığını aktaran Meri, “Kızılay ekipleri bizi Türkiye’ye getirdi. Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık’a ve Suriyeliler için yaptığı tüm yardımlar için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, protezlerimizi yapacak olan Mehmet Zeki Çulcu’ya ve Türk halkına teşekkür ederim. İnşallah tedavi ile birlikte protezlerimiz takılacak ve Maya da ben de yürüyebileceğiz. Bunun için çok mutlu ve heyecanlıyız.” ifadelerini kullandı.

(Anadolu Ajansı, 1 Temmuz 2018)

 

İsviçre: İtalya ve Yunanistan’dan Sığınmacı Kabul Etmeyeceğiz

Sonntags Blick gazetesine açıklama yapan Federal Göç Sekreterliği (SEM) sözcülerinden biri, İtalya ve Yunanistan’dan yeni sığınmacı kabul etmek gibi bir planlarının olmadığını söyledi. İsviçre hükümeti, AB yeniden yerleştirme planı çerçevesinde 2015’te, İtalya ve Yunanistan’dan 1500 sığınmacıyı kabul edeceğini açıklamıştı. Plan dahilinde 902 sığınmacı İtalya’dan, 579 sığınmacı da Yunanistan’dan İsviçre’ye yerleştirildi. AB Komisyonunun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos, İsviçre’ye mümkün olduğu kadar çok sayıda sığınmacı kabul etmesi için 2017 sonbaharında yeni bir talepte bulunmuştu. İsviçre ise İtalya ve Yunanistan’da, AB’nin yeniden yerleştirme programı kriterine uygun sığınmacı kalmaması nedeniyle bu talebi geri çevirmişti. Kriterlerinin en başında, bu iki ülkeye ayak basan sığınmacıların Ekim 2017’den önce AB göç yetkililerince kayıt altına alınması gerektiği gösterilmişti.

(Sputnik Türkiye, 2 Temmuz 2018)

 

“Suriyelilerin Gelişinden Sonra Afganlı Mültecilere Yardımlar Azaldı”

Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Zakira Frotan, Suriyeli göçünün başladığı 2016 yılından sonra Afganlı mültecilere yapılan yardımların azaldığını söyledi. Türkiye’de toplamda 169 bin Afganlı mültecinin bulunduğunu belirten Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Zakira Frotan, Afganlıların ülkelerinde 40 yıldan bu yana devam eden iç savaşa bağlı olarak; istikrarsızlık, baskı ve zulüm, tecavüz ve benzeri olaylar, ayrıca başka ülkede eğitim alma isteğinden dolayı göçmen ya da mülteci olduklarını ifade etti. Frotan, savaşın devam etmesine rağmen, dünya ülkeleri nezdinde Afganistan’da yaşayanların ya da mülteci olmak zorunda kalanların savaşa alıştığı gibi yanlış bir kanı olduğunu da dile getirdi.

Dil Bariyeri, Belirsizlik, Ekonomik Güçlükler

En ciddi sorunları dil bariyeri ve yaşamlarına dair belirsizlik olan Afganlı mültecilerin, çalışma izni bulunmadığı için çok zor koşullarda yaşadığının altını çizen Frotan, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin de Afganlı mültecilere maddi yardımda bulunmadığına dikkat çekti. Frotan, “Ramazan’da yapılan iaşe yardımları dışında ihtiyaç sahiplerine kişi sayısına göre ekmek veriyorlar. Bazı şartları taşıyan ailelere Türk Kızılay kartı veriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Afgan mültecilere mali olarak daha önce de yardım etmiyordu. 2015 yılından bu yana Afgan mültecilerin dosyası askıya alındığı için herhangi bir görüşme talebine de cevap verilmiyor. Sadece her 6 ayda bir okula giden çocuklar için 100 TL veriliyor” dedi.

“Suriyeliler Geldikten Sonra Mültecilere Karşı Önyargılar Arttı”

Afganlı mültecilere sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla yapılan yardımların, 2016 yılında başlayan Suriyeli göçünden sonra sekteye uğradığını vurgulayan Frotan, yine Suriyelilerden sonra mültecilere olan genel bakış açısında önyargıların arttığını da söyledi. Frotan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha önce Türk halkı Afganlara daha içten bakıyordu; bizim kardeşimizdir, Çanakkale Savaşından beri biz kardeşiz diyorlardı ama son zamanlarda Suriyeli kardeşlerimiz de mecburen ülkesini terk etmek zorunda kalıp Türkiye’ye sığınınca, ön yargılar da arttı. O nedenle biz Dernek olarak bu önyargıları kırmak adına Sosyal Uyum Projesini başlattık. Türk halkı da haklıdır; onlar ‘geldi bizim ekmeğimizi alıyor, işimizi elimizden alıyor’ diye düşünüyorlar. Suriyeliler geldikten sonra mülteciler hakkındaki önyargılar arttı. Farklı şehirlerden de aynı bilgiyi alıyoruz. Avrupa Birliği destekli bir araştırma projesi yaptık ve orada yapılan ankette de gördük ki, yüzde 87 oranında Suriyeli mülteciler geldikten sonra, Afgan ve diğer mülteciler kendilerinin iş bulmakta daha fazla zorlandıklarını ifade etti. Daha önce Kayseri’de de hayırsever kurumlar Afganlara iyice yardım ediyordu ama Suriyeli kardeşlerimiz geldikten sonra artık, ‘Biz sadece Suriyeliler için çalışıyoruz, Suriyelilere ancak yardımımız oluyor, siz kendi derdinizi kendiniz halledin’ dediklerini çok duyduk. Yani önyargılar 2016’dan sonra daha çok arttı.”

“Suriyelilerle Kaderimiz Aynı”

Tüm bunlara rağmen aynı kaderi paylaştıkları Suriyelilere karşı herhangi bir olumsuz bakış açısı taşımadıklarını dile getiren Frotan, “Bizim kaderimiz aynı, onlar da iç savaştan ve istikrarsızlıktan kaçıp Türkiye’ye sığındılar, bizim Afganistanlı mülteciler de aynı durumdadır. Ve buna her ikisi de razı değil. Hiç kimse kendi vatanını bırakıp istemez ama sığınmak temel haklardandır ve herkes buna maruz kalabilir. Hiç kimse bundan dolayı sen mültecisin ya da sığınmacısın diye ayrım yapmamalıdır” ifadelerini kullandı.

(Milliyet, 2 Temmuz 2018)

 

Rusya’daki Faslı Taraftarların, Kaçak Yollardan Avrupa’ya Göç Etme Planı

Dünya Kupası turnuvasına katılan Fas Milli Takımına destek amacıyla Rusya’ya giden Faslı taraftarların, yasa dışı yollarla Avrupa’ya geçmeyi planladığı iddia edildi. Yerel basın organlarında yer alan haberlere göre, Dünya Kupası turnuvasında Fas’a destek olmak için ev sahibi ülke Rusya’ya giden yaklaşık 700 Faslı taraftar, ülkelerine dönmekten vazgeçerek, yasa dışı yollardan Avrupa’ya göç etmeyi planlıyor. Faslı gazeteci Muhammed Zehri, sosyal paylaşım sitesi Facebook hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’ya giden Faslıların, daha önceden Fas Hava Yollarından gidiş ve dönüş biletlerini aldığına dikkati çekti. Moskova’ya giden taraftarlardan birini tanıdığını ve bu kişinin İspanya’daki akrabalarını devamlı arayarak yasa dışı göç planları yaptığını belirten Zehri, “Fas milli takımını desteklemek için Rusya’ya giden yaklaşık 700 kişinin ülkeye dönmekten vazgeçip yasa dışı göç planları yaptığını duyunca hüzünlendiği” kaydetti. El-Ahdas gazetesi de geçen perşembe, 695 Faslının, Rusya’dan Avrupa’ya yasa dışı göç etmeye çalışırken gözaltına alındığını yazmıştı. Haberde, Fas yönetiminin, Fas vatandaşlarının ülkelerine iade edilmesi için Rusya ve komşu 3 ülkeyle, büyükelçilikleri aracılığıyla müzakerelerde bulunduğu kaydedilmişti.

(Time Türk, 2 Temmuz 2018)

 

BM Heyeti Arakanlı Müslüman Sığınmacılarla Bir Araya Geldi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim, Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki sığınmacı kamplarını ziyaret ederek Arakanlı Müslümanlarla bir araya geldi. Guterres, ziyarete ilişkin Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Cox’s Bazar’da son dönemde Myanmar’dan kaçarak buraya sığınan Arakanlı Müslüman sığınmacılardan akıl almaz cinayet ve tecavüzler dinledim. Arakanlılar sadece adalet ve evlerine güvenli şekilde geri dönmek istiyor.” ifadelerini kullandı. Guterres, paylaşımında sığınmacılarla çekilen bir fotoğrafa da yer verdi. Kampları ziyaret eden BM heyetinde yer alan BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi de Twitter hesabında, “Kutupalong kampındaki sığınmacılar, BM Genel Sekreteri Guterres ve Dünya Bankası Başkanı Kim’e, vatandaşlık, hareket özgürlüğü, çalışma ve hizmetlere erişim hakları sağlanmadıkça topraklarına geri dönmeyeceklerini söyledi.” mesajını paylaştı. BM heyeti, Arakanlı Müslüman sığınmacılarla görüşmek için dün Bangladeş’in başkenti Dakka’ya gelmişti. Heyet, bu sabah sığınmacı kamplarının bulunduğu ve Myanmar-Bangladeş sınırında yer alan Cox’s Bazar’a geçmişti. Guterres ve Kim’in, Cox’s Bazar’da faaliyet gösteren uluslararası kuruluş temsilcileri ve Bangladeş hükümet yetkilileriyle görüştükten sonra bugün basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor. Heyete Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Başkanı Peter Maurer ve Bangladeş Dışişleri Bakanı Hasan Mahmud Ali de eşlik ediyor.

Arakanlı Müslümanlara Etnik Temizlik

BM’ye göre, 25 Ağustos 2017’den sonra Arakan’dan kaçıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 700 bini aştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayınladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı. Arakanlıların topraklarına dönüşü için Myanmar ve Bangladeş hükümetleri arasında imzalanan anlaşma, yerinden edilenlerin durumlarını belgelendirmeleri mümkün olmadığı için uygulamada işlevsiz kalıyor. BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti “etnik temizlik” ya da “soykırım” olarak adlandırıyor. Uluslararası medya ve yardım kuruluşların Arakan eyaletine girişini ciddi oranda kısıtlayan Myanmar hükümeti, Arakanlı Müslümanların geri dönüşlerine ilişkin verdiği sözleri de yerine getirmedi. İnsan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanların gerekli güvenli ortam sağlanmadan Myanmar’a dönmelerinin, yeni bir etnik temizlik kampanyasına yol açacağı endişesini taşıyor.

(Time Türk, 2 Temmuz 2018)

 

AB Türkiye’deki Suriyeli Göçmenler İçin İkinci 3 Milyar Euroluk Mali Desteği Onayladı

Avrupa Birliği (AB), Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için ikinci 3 milyar Euroluk mali desteğin serbest bırakılmasına karar verdi. İtalya, Türkiye’ye bu desteğin aktarılmasına yönelik engeli kaldırmak için AB Afrika Fonu’na takviye yapılmasını şart koşuyordu. Brüksel’de düzenlenen AB Liderler Zirvesi kapsamında İtalya’nın engeli nedeniyle sonuçlarda anlaşma sağlanamamıştı. Sonuç bildirgesinde AB, Afrika Fonu’na da 500 milyon Euro transfer etme kararı alarak İtalya’nın vetosunu kaldırdı. Böylece Türkiye’ye yapılacak mali desteğin de önü açılmış oldu. Pazar akşamı İtalya, AB Liderler Zirvesi’nde alınacak tüm kararları bloke ederek, 28 üye ülkenin ortak yayımlayacağı sonuç bildirgesine “geçici” olarak engel olmuştu.

(Euro News, 2 Temmuz 2018)

 

Libya’da Hafta Sonu 200’den Fazla Göçmen Öldü

Birleşmiş Milletler’in (BM) göç örgütü olan Uluslararası Göç Örgütü’nden (IOM) yapılan yazılı açıklamaya göre, bugün Trablus’un doğusunda alabora olan küçük bir lastik bottaki 41 göçmen kurtarıldı. Açıklamaya göre, Cuma günü insan tacirlerinin kullandığı “son derece tehlikeli” bir tekne benzer bir kazada alabora oldu ve aralarında 3 bebeğin de bulunduğu 103 göçmen hayatını kaybetti. Libya sularında hafta sonu meydana gelen kazalarda toplam 204 göçmenin öldüğü aktarılan açıklamada, bu yıl Akdeniz genelinde yaşamını yitiren toplam sığınmacı sayısının da bini aştığı belirtildi. Açıklamada, Libya Sahil Güvenliği’nin bu yıl şimdiye kadar küçük teknelerle Avrupa sahillerine ulaşmaya çalışan yaklaşık 10 bin sığınmacıyı geri çevirdiği kaydedildi.

Libya Sahillerindeki Göçmen Ölümlerinde Alarm Verici Artış

IOM Genel Direktörü William Lacy Swing, “Kurtarılan ve Libya Sahil Güvenliğince kıyıya geri döndürülen göçmenlerin durumunu birinci elden görmek üzere bu hafta bir kez daha Libya’ya gideceğim” dedi. IOM Libya Misyon Şefi Othman Belbeisi de, “Akdeniz’de Libya sahilleri açıklarında son günlerde göçmen ölümlerinde alarm verici artış olduğu” uyarısı yaptı.

Göçmenlerin Yüzde 95’i Afrikalı

Yerel ve uluslararası resmi kaynaklara göre, Libya’da 24 ülkeden göçmen var. Bunların yüzde 95’ini Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Afrikalılar oluşturuyor.

(TRT Haber, 1 Temmuz 2018)

 

Lübnan’daki Suriyeli Mülteciler Ülkelerine Dönmeye Devam Ediyor

Suriye’deki iç savaş nedeniyle Lübnan’a sığınan mültecilerden 70’i daha ülkelerine dönüş için yola çıktı. Suriyeli mültecileri taşıyan 3 otobüs, Lübnan emniyetinin koordinasyonunda Masna Sınır Kapısı aracılığıyla Şam’ın Muaddamiyye ilçesine gitmek üzere hareket etti. Ayrıca 25 özel araçtan oluşan bir konvoy da Masna Sınır Kapısı’ndan Suriye topraklarına geçti. Lübnan’ın doğusundaki Arsal bölgesindeki 400 mülteci 28 Haziran’da, Lübnan makamları ile Suriye yönetiminin koordinasyonunda ülkelerine geri dönmüştü. Lübnan Emniyet Müdürü Tümgeneral Abbas Basim, cuma günü yaptığı açıklamada, Suriyeli mültecilerin gönüllü olarak ülkelerine dönmeye devam edeceklerini söylemişti. Beşşar Esed rejimi ile Lübnan emniyetinin koordinasyonunda nisan ayında da 500 sığınmacı Suriye’ye dönmüştü.

Lübnan’daki Suriyeli Mülteciler

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2017 sonunda Lübnan’daki Suriyeli mülteci sayısını 997 bin olarak açıklamıştı. Arsal’da ise yaklaşık 60 bin sığınmacının yaşadığı ifade ediliyor. Lübnanlı yetkililer, bir süredir ülkedeki Suriyeli sığınmacılara ülkelerine dönme çağrısı yapıyor. Yetkililer, sığınmacıların ülkedeki sınırlı kaynaklara baskı yaptığını ve uluslararası toplumun mülteciler konusunda desteğinin eksik olduğunu belirtiyor.

(Time Türk, 1 Temmuz 2018)

 

Göle Giren 2’si Suriyeli Genç Kız 3 Kişi Boğuldu

Kilis’te piknik yapmak amacıyla gittikleri Sapkanlı Barajı kıyısında suya giren Suriyeli Şehid Şah Nazan (16) ile onu kurtarmak isteyen Mehmet Kurt (58) ve Amine Şah Nazan (14) akıntıya kapıldı. Baraj gölünde arama yapan ekipler, Suriyeli kızlar ile Türk vatandaşı Mehmet Kurt’un cesetlerini bulup sudan çıkardı. Olay, akşam saatlerinde Kilis-İslahiye karayolu üzerinde bulunan Gülbaba Köyü yakınlarındaki Sapkanlı Barajı’nda meydana geldi. Piknik amacıyla baraj gölü kıyısına gelen Suriyeli 2 kızdan Şehid Şah Nazan, serinlemek için suya girdi. Kızın suda çırpındığını gören Amina Şah Nazan ile Türk vatandaşı Mehmet Kurt da onu kurtarmak için suya atladı. Ancak 3 kişi, bir süre sonra suda kayboldu. Çevredekilerin ihbarıyla gelen jandarmanın da aramaları sonuçsuz kalınca, AFAD ve UMKE ekiplerinden yardım istendi. Suda arama yapan dalgıçlar, 2 saatin sonunda 3 kişinin cansız bedenlerine ulaştı. Sudan çıkarılan 3 kişinin cesetleri, otopsi için Kilis Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken, olayı haber alan yakınları sinir krizi geçirdi.

(Hürriyet, 1 Temmuz 2018)

 

İzmir’de 43 Mülteci Yakalandı

İzmir’in Urla ilçesinde yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 13’ü çocuk 43 yabancı uyruklu kişi yakalandı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerinin düzensiz göçü önlemeye yönelik Ege Denizi’nde icra ettiği “Ege’de Umut Harekâtı” kapsamında Urla ilçesinde operasyon düzenlendi. Sahil Güvenlik uçağı saat 03.50’de Demirci koyu güneyinde lastik bot içerisinde bir grup düzensiz göçmen tespit etti. Sahil Güvenlik korveti ve botu tarafından hareket halinde tespit edilen bot durduruldu. İHA’nın haberine göre, botta aralarında Suriye, Kongo, Filistin ve Somali vatandaşlarının olduğu 15’i kadın, 13’ü çocuk 43 yabancı uyruklu kişi yakalandı. Söz konusu 43 kişi, işlemlerin ardından İzmir İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi.

(Haber Türk, 2 Temmuz 2018)