Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Belçika Mülteci ve Göç Bakanına, Hristiyan Sığınmacılara 'Özel Muamele' Tepkisi

Belçika'nın aşırı sağcı Mülteci ve Göç Bakanı Theo Francken'in, ülkesinin Hristiyan sığınmacılara özel muamele yaptığını ima etmesi tartışmalara yol açtı. Hristiyan aleminin kutladığı Paskalya Bayramı vesilesiyle sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşan Francken, Belçika'nın 2015 yılından bu yana 903 Hristiyan Suriyeli sığınmacıya kapılarını açtığını duyurdu. Francken, "Suriyeli Hristiyanlar için çaba sarf etmeyi bir görev olarak görüyorum." ifadesini kullandı.

Müslümanlar Tepkisiz Kalmakla Suçlanıyor

Francken'ın bu mesajı ülke genelinde tepkiye yol açarken, sivil toplum örgütleri Francken'i, savaştan eşit derecede zarar gören Müslümanlar konusunda tepkisiz kalmakla suçladı. Sığınmacılara, bulundukları zor durum, savunmasızlık ve zaafiyete göre koruma sağlanması gerektiğini vurgulayan sivil toplum örgütleri, bu çerçevede dinin temel rol oynamaması gerektiğine vurgu yaptı.

(Sputnik Türkiye, 2 Nisan 2018)

 

Kongo'da Bulunan Orta Afrika Vatandaşı 650 Sığınmacı Kendi Ülkesine Dönüyor

Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) vatandaşı 650 sığınmacının Kongo Halk Cumhuriyeti’nden gönüllü olarak ülkelerine dönmeye başladığı bildirildi. Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) vatandaşı 650 sığınmacının Kongo Halk Cumhuriyeti’nden gönüllü olarak ülkelerine dönmeye başladığı bildirildi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), sığınmacıların OAC’ın güneybatısındaki Mongumba kentine yerleştiğini açıkladı. BMMYK, sığınmacıların geri dönüşlerinin OAC yönetimiyle koordineli olarak yapıldığı bilgisini paylaştı. Orta Afrika Kamu Güvenliği Bakanı Henri Wanzet Linguissara basına yaptığı açıklamada, dönüşleri planlanan 650 kişiden 100'ünün Mongumba'ya vardığını söyledi.

"Vatandaşlarımızın geri dönmeye başlaması ülkede barış ve güvenliğin tesis edilmeye başladığını gösteriyor." diyen Linguissara, bundan sonra yapılacak şeyin ülke dışındaki diğer vatandaşların geri dönüşünü sağlamak olduğunu ifade etti. Sığınmacıların temsilcilerinden Sebastian Sangba, BMMYK ve OAC yönetimine teşekkürlerini ileterek "5 yıldır sığınmacı olarak kalıyordum ülkeme geri dönmenin sevincini yaşıyorum." diye konuştu. Mungumba Vali Yardımcısı Dedane Achille Fayanga da bölge halkından hemşehrilerine sahip çıkmaları ve buradaki sosyal hayata kısa sürede alışmaları için onlara yardımcı olunması talebinde bulundu. Öte yandan, BMMYK Bölge Temsilcisi Buti Kale de geri dönenlerin birkaç aylık sağlık ihtiyaçlarının kendileri tarafından karşılanacağını aktardı. BMMYK'ya göre Kongo Halk Cumhuriyeti'nde yaklaşık 33 bin OAC'lı sığınmacı bulunuyor.

Müslümanlar Katlediliyor

Orta Afrika Cumhuriyeti, Hristiyan Anti-Balaka ile çoğunluğu Müslüman olan Seleka grupları arasında, çatışmalara sahne oluyor. Ülkede Müslümanları hedef alan şiddet olayları, Devlet Başkanı Michel Djotodia'nın ocak ayında görevden ayrılması ve yerine başkent Bangui'nin eski belediye başkanı Catherine Samba-Panza'nın gelmesiyle tırmanışa geçti. Anti-Balaka militanları, Müslümanları, Mart 2013'te iktidarı ele geçiren ve ülkede çoğunluktaki Hristiyanlara yönelik şiddet eylemlerinde bulunan Seleka Koalisyonu'na destek vermekle suçluyor. BMMYK verilerine göre, aralık ayından bu yana 173 bin kişi, şiddet olayları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı, yaklaşık 40 bin kişi komşu ülkelere sığındı.

(Star, 2 Nisan 2018)

 

Belçika'da Aşırı Sağcı Bakandan Sığınmacılarda Din Vurgusu

Belçika'nın aşırı sağcı Mülteci ve Göç Bakanı Francken'ın ülkesinin Hristiyan sığınmacılara özel muamele yaptığını ima etmesi tepkiye neden oldu. Hristiyan aleminin kutladığı Paskalya Bayramı vesilesiyle sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşan Belçika'nın aşırı sağcı Mülteci ve Göç Bakanı Theo Francken, Belçika'nın 2015 yılından bu yana 903 Hristiyan Suriyeli sığınmacıya kapılarını açtığını duyurdu. Francken, "Suriyeli Hristiyanlar için çaba sarf etmeyi bir görev olarak görüyorum." ifadesini kullandı.

Müslümanlar Tepkisiz Kalmakla Suçlanıyor

Francken'ın bu mesajı ülke genelinde tepkiye yol açarken, sivil toplum örgütleri Francken'i, savaştan eşit derecede zarar gören Müslümanlar konusunda tepkisiz kalmakla suçladı.

Sığınmacılara, bulundukları zor durum, savunmasızlık ve zaafiyete göre koruma sağlanması gerektiğini vurgulayan sivil toplum örgütleri, bu çerçevede dinin temel rol oynamaması gerektiğine vurgu yaptı. Belçika Federal Göç Merkezi (Myria), iltica başvurularının şeffaf bir şekilde ele alınmadığına yönelik eleştirilere konu olmuştu. Francken ayrıca ülkesine yasa dışı yollarlara gelen sığınmacıları kabul etmek istemediğini, bu kişilerin "geldikleri kayıklara bindirilerek geri gönderilmesi gerektiğini" savunarak tepki çekmişti. Başkent Brüksel'de sığınmacılara yönelik polis müdahalesini "temizlik operasyonu" olarak nitelendiren Francken, özür dilemek zorunda kalmıştı. Sudan yönetimiyle yaptığı bir anlaşmayla ülkesinde bulunan Sudan kökenli sığınmacıları tespit ederek ülkelerine geri gönderen Francken'a yönelik tepkiler artmıştı.

(NTV, 2 Nisan 2018)

 

Macaristan Seçimlerinin Gündemi: Sığınmacılar ve İslam

Resmi kayıtlara göre sadece bin 781 mültecinin bulunduğu Macaristan'da, 8 Nisan'da düzenlenecek olan parlamento seçimlerinin ana konusunu sığınmacılar ve İslam oluşturuyor. Başbakan Viktor Orban başta olmak üzere birçok hükümet yetkilisinin, Avrupa'nın sığınmacılar tarafından istila edildiği, kiliselerin kapatılarak yerlerine camilerin açıldığı, sığınmacıların yaşadığı bölgelerde kendi kanunlarını yürürlüğe soktuğu gibi iddiaları, dikkatleri yaklaşık 3 yıldır sığınmacı konusunda katı siyaset izleyen Macaristan'a çekti.

Yaklaşık 10 milyonluk bir nüfusa sahip olan Macaristan'da, bin 781 mülteci ve 20 bin civarında Müslüman bulunmasına rağmen düzenlenen sığınmacı karşıtı kampanyalar dolayısıyla, ülke sanki sığınmacılar ve Müslümanların saldırısı altındaymış gibi bir hava estiriliyor. Uzmanlar hükümetin, özellikle 2014 yılı sonbaharında başlayıp ve 2015 yılı ilkbaharına kadar devam eden hükümet karşıtı protesto gösterilerine karşı, dikkatleri ülkeyi 'istila etmek isteyen sığınmacılara' karşı Macaristan'ı koruduğu şeklinde propaganda yürüttüğünü ve o dönem ciddi anlamda kaybettiği oyu geri kazanmayı başardığını belirtiyor.

Macaristan-Sırbistan sınırına çekilen 174 kilometrelik tel örgü ile Avrupa'nın korunamayacağını, sığınmacı akının Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında 2016 yılında varılan mutabakat çerçevesinde durdurulduğunu Macar hükümetinin de bildiğini kaydeden uzmanlar, sığınmacı karşıtı propagandanın sadece iç siyasete yönelik olduğuna işaret ediyor.

Sığınmacıların 'Avrupa'yı işgal ettiği', 'Hristiyanlık değerlerini tehdit ettiği' gibi argümanlar kullanan Başbakan Orban, sığınmacıları neden kabul etmek istemediklerini yaptığı konuşmalarda şu şekilde açıklamıştı:

''Batı Avrupa'da, eski büyük Avrupa ülkeleri, göçmen ülkelere dönüştüler. Kültürel değerlerin değişmesi, Hristiyan kültürüne sahip nüfusun azalmasıyla, büyük şehirlerin İslamlaşması günden güne ilerliyor.'', ''Müslüman sayısı her geçen gün daha da artacak. Avrupa tanınmaz hale gelecek.'', ''Tel örgü inşa ederek, hukuki ve fiziki sınır korumasıyla, Sandor Pinter (İçişleri Bakanı) ve polislerimizin olağanüstü çabalarıyla Güney sınırlarımızı korumayı başardık. İslam dünyasının Güney'den bizi istila etmesini engelledik. Bu bölgede Latin yani Batı Hristiyanlığının son ülkesiyiz.'' Ülkede ılımlı siyasetçi olarak bilinen Macaristan Meclis Başkanı Laszlo Köver, 8 Mart'ta katıldığı bir toplantıda, herhangi bir araştırmaya dayanmayan sadece aşırı sağcılara ait olan 'Londra'da 2001 yılından bugüne 500 kilisenin kapandığını, buna karşın 423 cami inşa edildiği'' iddiasını, gerçekmiş gibi dillendirip, faaliyet gösteren bir tane bile caminin bulunmadığı Macaristan'ın bu durumdan kaçınması gerektiğini ima etmesi, ülkedeki durumu ortaya koyuyor. Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen ise nüfusun sadece yüzde 0,2'sini Müslümanların oluşturduğu Macaristan'da, sürekli olarak ülkenin 'şeriat tehlikesi' altında olduğunu öne sürerek, "Çocuklarım ve torunlarımın şeriatın gölgesinde yaşamasını istemiyorum. Bir yerde Müslümanlar toplu halde yaşadıkları zaman eninde sonunda İslam hukukunun yürürlüğe sokulmasını isteyeceklerdir. Bu, sadece Müslümanlar için değil, o bölgede yaşayan herkes için geçerli olacak. Biz Aziz Istvan'ın ülkesinin halifelik olmasını istemiyoruz." şeklinde konuşması halkta Müslümanlara karşı korkuyu körüklemesine neden olduğu belirtiliyor.  Benzer şekilde Macaristan Devlet Bakanı Janos Lazar'ın aynı tarihte Viyana'yı ziyaret edip, sosyal medya hesabında yayınladığı bir videoda dünyada en güvenli şehirlerden birisi olan Viyana’nın göçmenler, yabancılar ve Müslümanlar tarafından kötü bir yere dönüştürüldüğü, hükümetin gelecek ay düzenlenecek olan seçimleri kaybetmesi durumunda Macaristan'ın da benzer bir hale dönüşebileceğini iddia etmesi tepkilere neden olmuştu. Macar yetkililerin açıklamalarına nadiren de olsa uluslararası alandan tepki geliyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad El Hüseyin, temel özgürlüklerin dünyanın her yerinde gerilemeye başladığına dikkat çekmiş, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın ise Avrupa için utanç verici olduğunu vurgulayarak örnek olarak Başbakan Orban'ın "Dış görünüşümüzün (rengimizin) diğer ırklarla karışmasını istemiyoruz." sözünü göstermişti.   

Liberalizm ve Küreselleşmeyi Eleştiren Siyasetçiye 'Müslüman Oldu' Suçlaması    

Macar medyası, 2015 yılındaki sığınmacı krizi sonrası Macaristan'da yükselen yabancı ve Müslüman karşıtlığını, seçimler öncesi Türkiye üzerinden daha da körüklemeye çalışıyor. Macaristan'da sığınmacı karşıtı ortamda bundan en büyük nasibi ise Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olmayı savunan bir siyasetçi alıyor. Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmasını destekleyen ve halihazırda Macaristan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığını da yürüten, Macaristan parlamentosunda üçüncü büyük parti konumundaki Jobbik Partisinin Genel Başkanı Gabor Vona, Türkiye ziyaretinde, Türkiye ve Türklerle ilgili bazı olumlu ifadeler kullanınca, ülkedeki birçok yayın organı tarafından Müslüman olmakla "suçlandı".

Vona ve eşinin Türkiye ziyareti sırasında -İstanbul'u ziyaret eden diğer turistler gibi- Türkiye'nin simgelerinden olan Sultanahmet Camisi önünde çektirdiği fotoğrafın, bazı yayın organları tarafından Vona'nın ve eşinin Müslüman olduğunu ispatladığını iddia etmesi, Macaristan'daki medyanın bir kesiminin Türkiye ve İslam üzerinden algı operasyonu yapmaya çalışmasına örnek olarak gösterilebilir. Vona, Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmada, "Yanlışa cesurca karşı gelen ve Allah'tan başka hiç kimseden korkmayan Atilla'nın torunlarıyız", "Küreselleşme ve liberalizmin karanlığında insanlığın son umudu İslam", "Biz Macarlar, Turan halkıyız ve bizim kardeşlerimiz Turan halklarıdır" gibi ifadeler kullanmıştı. Vona'nın söz konusu açıklamaları dolayısıyla sadece bazı yayın organlarında değil, iktidar partisi Yurttaş Birliği de (Fidesz) sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoda, Vona'nın Türkiye ziyaretinden bazı fotoğrafların eşliğinde şu iddialarda bulunmuştu: ''Son günlerde Gabor Vona'nın yeni görüntüleri ortaya çıktı. Jobbik Genel Başkanının, radikal İslamcılarla Allah'ı övdüğü görülüyor. Kendisine göre İslam, insanlığın son umudu. Bu düşünceler tehlikeli. Vona, Hristiyan kültürümüzü reddediyor.'' Jobbik Partisinin logosunda yer alan çifte haçı çevreleyen ve İslamla alakası olmayan kırmızı çizgiyi İslam'ın sembolü olduğunu iddia eden bir Macar gazetesi ise ''Jobbik'in logosunda neden İslam sembolü var?'' manşetini attı. Terör örgütleriyle ilişkisi olduğu iddiasında bulunan medya organlarına karşı dava açan Vona'yı haklı bulan mahkeme, söz konusu iddialarda bulunan basın organlarını para cezasına çarptırmıştı.                  

Jobbik, Türkiye ile İyi İlişkileri Savunuyor     

Daha önce Macaristan Parlamentosuna taşınan, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına yönelik tasarısı, Macar Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde hükümet partisi Fidesz ve Jobbik'in oylarıyla reddedilmişti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ambargonun haksızlık olduğunu belirtip kaldırılmasını isteyen Jobbik, Mavi Marmara baskınının hemen ardından da Macaristan Ulusal Meclisinde İsrail’i kınayan bir bildiri okumuştu. Jobbik ayrıca, Ermeni güçlerinin, 26 Şubat 1992'de Karabağ'ın Hocalı kasabasında 83'ü çocuk, 106'sı kadın 613 sivili katletmesinin 25. yılı dolayısıyla mesaj yayımlamıştı.

Anketler: Jobbik İkinci Parti Olacak

Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, 8 Nisan'da düzenlenecek olan seçimlerde, şu an da hükümette bulunan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonun yaklaşık yüzde 45 oranında oy alarak birinci geleceği tahmin ediliyor.

2014 yılındaki seçimleri üçüncü sırada bitiren Macaristan Jobbik Partisinin ise yüzde 20 civarında oy alarak ana muhalefet partisi olması bekleniyor. Halihazırda ana muhalefette bulunan Macaristan Sosyalist Partisi'nin (MSZP) ise seçimlerde yaklaşık yüzde 15 oy alarak üçüncü, Demokratik Koalisyonu (DK) yüzde 8 ile dördündü, Macar Yeşiller Partisi'nin ise yüzde 7 ile beşinci sırada bitirmesi bekleniyor. 199 sandalyeye sahip Macaristan Ulusal Meclisine 5 partinin yüzde 5'lik barajı aşarak girmesi bekleniyor.

BM ve Soros'a da Sığınmacı Suçlaması

Macaristan hükümeti, Birleşmiş Milletler ve Macar asıllı Amerikalı iş adamı George Soros'un Macaristan'a sığınmacıları getirmek istediğini de iddia ediyor. Örneğin Başbakan Orban, BM'nin sığınmacı krizinin çözümü için hazırladığı taslağın Soros'un ''planı'' ile birebir benzerlik gösterdiğini, ülkesinin görüşmelerden çekilebileceğini belirterek, ''BM'nin göç taslağı sanki Soros planından kopyalanmış. Göç taslağının açıklanmasından sonra hükümet söz konusu doküman ile ilgilenecek. Görüşmelerden çekilip çekilmeme kararını daha sonra verecek.'' şeklinde konuştu. Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ise 25 Ocak'ta yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in göçe destek verdiğini iddia edip, ''BM Genel Sekreteri, hükümetlerin göçü desteklemesini istiyor ama biz bunu reddediyoruz. Macar hükümeti, göçün kötü ve tehlikeli olduğunu düşünüyor.'' diye konuştu.

Macaristan'ın Sığınmacılara Karşı Aldığı Önlemler

Macaristan, sığınmacılara karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu'ndaki ortakları Çekya, Polonya ve Slovakya'nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macaristan, sığınmacı akınını durdurmak amacıyla Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına jiletli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırmıştı. Parlamentoda geçen yıl kabul edilen yasayla aralarında çocukların da olduğu sığınmacıların, iltica başvurusu süresince sınırda oluşturulacak kamplarda tutulması zorunlu kılınmış, ülke genelinde yakalanan sığınmacıların da tel örgülerle çevrili sınırdan Macaristan dışına çıkarılacağı duyurulmuştu. Sivil toplum kuruluşları ise Macar güvenlik güçlerini, ülkeye girmeye çalışan sığınmacılara şiddet uygulayarak Sırbistan'a geri göndermekle suçluyor. AB'nin sığınmacı krizine çözüm olarak sunduğu kota sistemi kapsamında bin 294 mülteciyi kabul etmesi öngörülen Macaristan hükümeti, 2016'da referandum düzenlemiş ve halka, "AB'nin, Macar vatandaşı olmayan kişileri, Ulusal Meclisin onayı olmadan Macaristan'a yerleştirmesine karar vermesini kabul ediyor musunuz?" sorusu sorulmuştu.​

(Anadolu Ajansı, 30 Mart 2018)

 

Doğu Guta'nın Acısını Dünyaya Duyuran Kız Kardeşler Göç Ettirildi

Suriye'de Beşşar Esed rejiminin kuşatmasındaki Doğu Guta'da yaşananları sosyal medyadan dünyaya duyuran Nur ve Ela kardeşler bölgeden ayrılarak İdlib'e vardı. Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin 5 yıldır abluka altında tuttuğu Doğu Guta'dan zorunlu tahliyeler sürüyor. Onbinlerce kişi, muhaliflerin kontrolündeki İdlib ve batı Halep kırsalındaki bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Savaş mağduru Doğu Gutalı çocukların acılarını ve beklentilerini "Noor and Alaa" adlı Twitter hesaplarından İngilizce olarak dünyayla paylaşan Doğu Gutalı Nur ve Ela kardeşler de tahliye konvoyunda yer aldı. Kız kardeşlerden 10 yaşındaki Nur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Bizler ablukadaki Doğu Guta'nın çocuklarıyız. Yıllardır kuşatma altındaydık. Gıda, ilaç veya su, elektrik gibi her şeyden mahrum kaldık." dedi. Nur, "Gerçek bir tehlikeyle karşı karşıyaydık. Uçakların yoğun bombardımanı sonucu yer altında yaşıyorduk." ifadelerini kullandı. "Her şeyi kaybettik, anılarımızı, hayallerimizi, oyuncaklarımızı, arkadaşlarımızı kaybettik." diyen Nur, rejimin bölgeye yoğun saldırıları nedeniyle dün İdlib'e göç ettiklerini söyledi.

Doğu Gutalıları Bölgeden Çıkarmak İçin Bomba Yağdırdı

Çocukların annesi Şems Hatip de rejim ve destekçilerinin son günlerde Doğu Guta'ya çeşitli silahlarla saldırılar düzenlediğini belirterek, "Rejim, Rusya desteğiyle Doğu Gutalıları evlerinden çıkarmak için bölgeye bomba yağdırdı. Esed rejimi, Doğu Guta'yı 5 yıldır kuşatma altında tutuyor." dedi. Anne Hatip, Doğu Guta’dan muhaliflerin kontrolündeki Hama kırsalına zorlu bir yolculukla 14 saatte ulaştıklarını belirterek, "Tahliye konvoyu, güzergahı gereği rejiminin kontrolündeki bölgelerden geçti. Rejim yanlıları bize küfür etti." diye konuştu.

Uluslararası topluma kuşatma altındaki Doğu Guta'dayken seslerini duyurmaya çalıştıklarını belirten Hatip, "Doğu Guta’daki kuşatmayı, yokluğu, ilaç ve gıda yetersizliğini ve üzerimize yağan bombaları, çocuklarımın Twitter hesabından İngilizce olarak dış dünyaya yansıtmaya çalıştık. Uluslararası topluma, Esed rejiminin saldırılarının son bulması ve zorla yerinden edilenlerin evlerine dönmeleri için çağrı yapıyorum." ifadesini kullandı.

(Anadolu Ajansı, 31 Mart 2018)

 

Hollanda: Kadın Göçmen İşçilere Yönelik Cinsel Taciz 'Endişe Verici Boyutta'

Hollanda istihdam piyasasında kadın göçmen işçilere yönelik cinsel taciz olaylarının endişe verici biçimde arttığı açıklandı. İşyerinde cinsel tacizin en büyük kurbanı ise, Polonyalı kadın işçiler. Göçmen işçilerin haklarını savunan FairWork adlı örgütün araştırmasına göre, kadınların çoğu haklarını bilmediği için tacize sessiz kalıyor. Bu da, durumun daha kötüye gitmesine yol açıyor. Hollanda Radyosu'na konuşan FairWork sözcüsü Francien Winsemius, korku ve utançtan dolayı birçok taciz olayının gizli kaldığını söylüyor.

Winsemius'a göre, kadınlar savunmasız oldukları ve işlerini kaybetmekten korktukları için, cinsel tacize karşı sessiz kalıyorlar. Şu anda gıda endüstrisindeki cinsel taciz şikayetleri üzerine çalıştıklarını belirten sözcü, bunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu söylüyor. FairWork'e göre göçmen işçiler genellikle kendilerini Hollanda'ya getiren kurum veya kuruluşa tamamen bağımlı Konaklama ve ulaşımları iş bulma büroları tarafından sağlanan göçmen işçiler, Hollandaca bilmiyor ve pansiyon benzeri evlerde toplu halde kalıyorlar.

İşçiler Haklarından Habersiz

Hollanda yasalarına göre, işverenler, çalışanları her türlü ayrımcılığa karşı koruyan güvenli bir çalışma ortamı sağlamakla yükümlü. Ancak FairWork, dil sorunu yaşayan işçilerin bu haklardan habersiz olduğunu belirtiyor. İşyerinde cinsel tacizden çok az sayıda kadın çalışan şikayetçi olmuş. Onların ortak özelliği ise, Hollandalı bir partnere sahip olmaları ve onların teşvikiyle konuyu gündeme getirmeleri. Francine Winsemius'a göre, Polonyalı kadınların anavatanlarında yetişme koşulları da, tacize sessiz kalmalarına neden oluyor.

FairWork sözcüsü, Polonya toplumunda kadınlara "kurban olma ve sorun yaratmama" anlayışının öğretildiğini belirterek, bu yüzden olumsuz davranışları kolayca sineye çektiklerini savunuyor. FairWork, göçmen kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı işyerlerinin daha sıkı denetlenmesini istiyor. Sosyal İşler Bakanlığı da, çalışanların kimliğini gizleyerek karşılaştıkları taciz olaylarını daha kolay bildirebilmelerine olanak sağlayan bir düzenleme üzerinde çalışıyor.

(BBC Türkçe, 31 Mart 2018)

 

407 Dolarlık Suriye Balonu

3.5 milyon göçmen nüfus sayılmadığı için kişi başına gelir hesabı şişti. Suriyeliler milli gelir hesabının dışında tutulunca, 10 bin 597 dolar olan kişi başına gelir hesabında 407 dolarlık şişkinlik ortaya çıktı. Türkiye'nin 2017'de 851 milyar dolar olarak gerçekleşen milli gelirine 3.4 milyon Suriyeli göçmen de üretici ve tüketici olarak katkı yaptı ancak Suriyeli göçmenler kişi başına gelir hesabında nüfustan sayılmadı. Bu da 10 bin 597 dolar olarak açıklanan kişi başına milli gelirin 407 dolar şişirildiği anlamına geliyor. Türkiye'de bugün yaklaşık 3.5 milyon göçmen ve mülteci yaşıyor. Bunların 3.4 milyonunu Suriyeliler oluşturuyor. Bu sayı bir ülke nüfusu için azımsanmayacak düzeyde.

Gelir Yanıltıyor

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) milli gelir hesabında kimin ürettiğine bakılmadan yabancı firmaların üretimi de bu hesaba dahil ediliyor. Ortaya çıkan sonuç ise ülke nüfusuna bölünerek kişi başına ortalama milli gelir elde ediliyor. Oysa hesaplanırken, üretimde ve tüketimde dikkate alınan veriler, nüfusta gösterilmediği için ortaya yanıltıcı bir değer çıkıyor.

(Sözcü, 1 Nisan 2018)

 

TSK ve AFAD’dan Suriyeli Ailelere Yardım

Suriye’nin Afrin bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile koordineli olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ekipleri tarafından Mağaracık köyünde 108, Aranda köyünde 35 aileye gıda ve hijyen malzemesi yardımı yapıldı.

(İhlas Haber Ajansı, 1 Nisan 2018)

 

Sığınmacı Kampında Kalan DEAŞ'lı Yakalandı

Gaziantep'in İslahiye İlçesinde, sığınmacı kampında kaldığı belirlenen DEAŞ terör örgütü üyesi 23 yaşındaki A.C. jandarma tarafından gözaltına alındı.

Osmaniye İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yapılan istihbarı çalışma sonrasında, yasa dışı yollarla Türkiye'ye gelen DEAŞ üyesi şahsın, İslahiye'deki Iraklı ve Suriyeli ailelerin barındığı konaklama tesisinde kaldığını belirledi. Kendisini sığınmacı gibi tanıtarak kampta kalan DEAŞ üyesi Suriye uyruklu A.C., jandarma ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı. Cumhuriyet Savcısının bilgisi doğrultusunda, şahısla ilgili adli işlemlerin devam ettiği öğrenildi.

(Hürriyet, 31 Mart 2018)

 

5 Ülkede Aranan Göçmen Kaçakçısı Yakalandı

5 ülke tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan göçmen kaçakçılığı organizatörü Talip K. son işinde Mersin'de yakalandı. Organizatör ile birlikte kendisine yardım eden 7 kişi gözaltına alındı. Mersin Emniyet Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti ile Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri Talip K.'nın irtibatlı olduğu kişiler ile birlikte temin ettikleri göçmenleri sahile yakın bölgelerdeki otellerde konaklatarak gruplar halinde tekneler ile Akdeniz rotasını kullanıp açıkta bekleyen büyük yük gemilerine taşıdıklarını tespit etti.

112 Suriyeli Yakalandı

Habertürk Haber Merkezi'nden Beycan Üçkardeş'in haberine göre, Teknik takip başlatan polis, 1 ay süren çalışmalar neticesinde 8 şüphelinin 112 Suriye uyruklu göçmeni, ayarladıkları araçlar ile Mersin'e bağlı Silifke ilcesi Taşucu sahilinde bulunan koylara götürdükleri ve buradan ayarladıkları tekneye yükleyerek Kıbrıs Rum Kesimine sevk edecekleri bilgisine ulaştı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ile yapılan koordineli çalışma neticesinde göçmenlerin taşındığı tekneye Akdeniz açıklarında müdahale edilerek teknedeki 7'si kadın 9'u çocuk toplam 112 Suriye uyruklu göçmen yakalandı.

7 Adamıyla Gözaltına Alındı

Polis bu operasyonun ardından göçmen kaçakçılarının peşine düştü. Kentin farklı noktalarında yapılan eş zamanlı operasyonlarla 5 ülke tarafından aranan ve hakkında yakalama kararı bulunan Talip K. ve 3'ü Suriye uyruklu 7 kişiyi yakalayarak gözaltına aldı.

(Haber Türk, 31 Mart 2018)

 

Kars'a Kaçak Giren Göçmenlerin Önü Alınmıyor

İran üzerinden Türkiye’ye kaçak yollardan giriş yapan göçmenlerin, yurda girişlerinin önü alınamıyor. Her gün yüzlerce göçmenin yakalandığı Kars’ta bir taraftan göçmenler sınır dışı edilirken, diğer taraftan da yeni göçmen akışı devam ediyor.

Kars’a Digor üzerinden girmek isteyen -5-10 kişilik gruplar halinde 33’ü Afganistan ve 14’ü Pakistan uyruklu 47 göçmen Digor’da yakalandı. Digor Jandarma Karakol Komutanlığı ekiplerince yakalanan kaçak göçmenler, Jandarma’daki işlemlerinin ardından Kars İl Göç İdaresi’ne getirildi. Türkiye’ye İran üzerinden kaçak girdikleri ve Digor’da jandarma ekiplerince yakalanan 47’i göçmen adam başı 2 bin 869 lira idari para cezası kesilirken, Göçmenlerin Kars İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından sınır dışı edileceği öğrenildi.

(Milliyet, 30 Mart 2018)

 

Edirne'de Göçmen ve Sığınmacı Operasyonu

Edirne'de yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 30 yabancı uyruklu yakalandı. Edirne 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı hudut askerleri ile İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, İpsala ve Uzunköprü ilçelerinde yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan Suriye, Pakistan ve Afganistan uyruklu 30 kişi gözaltına aldı. Yabancı uyruklular, işlemlerinin ardından Edirne Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.

(TRT Haber, 30 Mart 2018)

 

13 Kaçak Suriyeli Uşak’ta Yakalandı

Uşak’ta yol kontrolü yapan polis ekiplerinin şüphelenerek durdurduğu 2 otomobil içerisindeki, kimliksiz oldukları, kaçak yollarla yurt dışına kaçmak isteyen ve Suriyeli oldukları tespit edilen 13 kişi yakalandı.

(Uşak Haber, 30 Mart 2018)

 

İzmir'de 161 Kaçak Göçmen Yakalandı

İzmir’de Sahil Güvenlik ekiplerinin son 2 günde Dikili ve Seferihisar’da yaptığı üç ayrı operasyonda 161 kaçak göçmen yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, 29 Mart tarihinde saat 00.15’te İzmir’in Seferihisar ilçesi Sığacık Azmak önlerinde bir grup göçmenin yardım talebinde bulunduğu bilgisine ulaşan Türk Sahil Güvenlik ekipleri, lastik bot içerisindeki tamamı Suriye uyruklu 52 kaçak göçmeni kurtardı. Yine 29 Mart günü saat 01.45’te Dikili ilçesi Salihleraltı önlerinde bir grup göçmenin denize açıldığı ihbarını alan Sahil Güvenlik ekipleri, tespit ettikleri hareketli lastik botu durdurarak, içerisindeki 22 Somali, 9 Eritre, 3 Uganda, 1 Yemen, 1 Çad, 1 Etiyopya uyruklu olmak üzere toplam 37 kaçak göçmeni yakaladı. 30 Mart tarihinde saat 04.09’da görevli Sahil Güvenlik Mobil Radarı tarafından Dikili Körfezi önlerinde hareketli lastik bot içerisinde bir grup düzensiz göçmen tespit edildi. Görevlendirilen Sahil Güvenlik botu tarafından lastik bot durdurularak, içerisindeki Suriye uyruklu 72 kaçak göçmen yakalandı. Yakalanan toplam 161 kaçak göçmen, işlemleri yapılmak üzere gerekli makamlara sevk edildi.

(Milliyet, 31 Mart 2018)

 

12 Kişilik Minibüsten 42 Kaçak Göçmen Çıktı

Erzurum’da ‘dur’ ikazına uymayarak polislerin üzerine aracını sürüp kaçan zanlı, kovalamaca sonucu kıskıvrak yakalandı. İnsan kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla yakalanan zanlı gözaltına alınırken kullandığı 12 kişi yolcu taşıma kapasiteli minibüsten Afganistan ve Pakistan uyruklu 42 kaçak göçmen çıktı. Olay, Erzurum’un Yakutiye ilçesi Tortum yolu üzerinde sabah saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Tortum istikametinden Erzurum’a kaçak göçmen taşıdıkları yönünde iki minibüsün plaka bilgileri polis ekiplerine bildirildi. Bunun üzerine şüpheli araçları durdurmak için polis ekipleri Erzurum girişindeki uygulama noktasında tertibat aldı. Bir süre sonra uygulama noktasına gelen öncü araç ve kaçak göçmenleri taşıyan minibüse ‘dur’ ihtarı çekildi. Öncü araç durdurulurken kaçak göçmenleri taşıyan minibüs polislerin üzerine sürerek uygulama noktasından kaçtı. Kaçan minibüs takibe alınarak kovalamaca yaşandı. 1 kaç kilometre sonra kaçak göçmenleri minibüste bırakarak yaya olarak kaçmaya çalışan zanlı kıskıvrak yakalandı. Olayda 2 zanlı insan kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınarak polis merkezine götürüldü.

12 Kişilik Minibüsten 42 Kaçak Göçmen Çıktı

Zanlının yakalanmasının ardından minibüsteki kaçak göçmenleri aşağı indiren polis ekipleri gördükleri manzara karşısında şaşkınlık yaşadı. 12 + 1 kapasiteli minibüsten Afganistan ve Pakistan uyruklu toplam 42 kaçak göçmen çıktı. Kaçak göçmenler belediye otobüslerine bindirilerek adli işlemleri yapılması için polis merkezlerine götürüldü.

Pakistanlı Kaçak Göçmen Türk Dizilerini İzleyerek Türkçeyi Öğrendi

Öte yandan 42 kişilik kaçak göçmen gurubundan tek Türkçeyi bilen Pakistan uyruklu 14 yaşındaki A. T., 8 gün yol yürüdükten sonra yasa dışı yollardan Türkiye’ye girdiklerini ifade ederek, “Ülkemizde savaş var, yoksulluk var. Çoğu ailemiz şehit düştü. Türkiye’ye para kazanmak için geliyoruz. Amacımız İstanbul’a gitmek. Paramız olmadığı için pasaport alamıyoruz insan kaçakçıları vasıtasıyla geliyoruz. Türkçeyi Türk dizilerini, filmlerini izleyerek öğrendim. Polat Alemdar karakteri Türkçeyi öğrenmeme en büyük neden oldu. Türkiye’yi seviyorum” diye konuştu.

(İhlas Haber Ajansı, 2 Nisan 2018)