Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

BMGK Heyeti Arakan'ı Ziyaret Etti

Heyet üyeleri, BM üyesi olarak Myanmar hükümetinin yükümlülüklerini hatırlaması gerektiğine işaret etti. Al-Otaibi, mültecilerin dönüşünün uluslararası standartlara uygun, güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde yapılması gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi ülkelerin büyükelçilerinden oluşan bir heyet, Myanmar'ın Arakan eyaletine ziyarette bulundu. BMGK Nisan ayı dönem başkanı Peru'nun BM Daimi Temsilcisi Gustavo Meza Cuadra önderliğindeki 15 kişilik heyet, Arakan eyaletinde çeşitli temaslar yaptı. Ülkeden ayrılmadan önce Myanmar'ın başkenti Nepido'da basın toplantısı düzenleyen heyet üyeleri, BM üyesi olarak Myanmar hükümetinin yükümlülüklerini hatırlaması gerektiğini bildirdi. Kuveyt'in BM Daimi Temsilcisi Mansour Al-Otaibi, mültecilerin dönüşünün uluslararası standartlara uygun olması gerektiğini vurgulayarak, bunun herhangi bir koşul, sınırlama ve engel olmadan güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde yapılması gerektiğini belirtti. Gustavo Meza-Cuadra, ziyaretleri sırasında mültecilerin geri dönüşü için güvenlik koşullarının iyileştirilmesi ve başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütlerle iş birliği yapmanın önemini vurguladıklarını aktararak, mültecilerin Bangladeş'e gitmeden önce neler olduğuyla ilgili soruşturmanın önemini hatırlattıklarına değindi. BMGK heyeti Bangladeş'e yaptıkları ziyaretin ardından Myanmar'a geçerek başkent Nepido'da Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanlığından Sorumlu Devlet Bakanı Aung San Suu Çii ve Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing ile görüşmüştü. İngiltere'nin BM Büyükelçisi Karen Pierce, heyetin hafta sonu Bangladeş'teki Kutupalong mülteci kampı ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, Güvenlik Konseyi'nin Arakanlı mültecilerin yurtlarına dönmesini sağlamak için çalışmalarını sürdüreceğini ancak bunun için güvenliğin sağlanması gerektiğini vurgulamıştı. Myanmar'da ordu geçen ağustos ayında Arakan eyaletinin kuzeyinde sınırdaki polis kontrol noktalarına düzenlenen, kimin yaptığı kesin olarak bilinmeyen terör saldırılarının ardından eyalette geniş çaplı operasyonlar başlatmıştı. Operasyonlar sırasında Arakanlı Müslümanlara ait evler kundaklanmış, köyler yakılmış, sivillere yönelik katliamlar, tecavüz ve işkence vakaları yaşanmıştı. Çatışmalar nedeniyle geçen yıldan bu yana 700 binden fazla Arakanlı Müslüman yurtlarını terk ederek, komşu Bangladeş'e sığınmak zorunda kalmıştı. BM, yayınladığı raporlarda eyalette sivillere yönelik işlenen suçları "etnik temizlik" olarak tanımlamıştı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Ra'ad El Hüseyin, yaşananların Arakanlı Müslümanlara yönelik "soykırıma" dönüşebileceği uyarısında bulunmuştu. Myanmar hükümeti başta BM'nin bir hakikatleri araştırma komitesinin yerinde inceleme yapmak üzere ülkeyi ziyaret etmesine yönelik talebini geri çevirmiş ancak daha sonra BMGK heyetinin ziyaretine izin vermişti. Heyet mart ayında yapılan ön tahkikatlarda elde edilen delilerden hareketle Myanmar'da Arakan, Kaçin ve Şan eyaletlerindeki azınlıklara yönelik insan hakları ihlallerinin "uluslararası ceza hukuk kapsamına girebileceğini" ifade etmişti. Bangladeş ve Myanmar ocak ayında mültecilerin dönüşü konusunda anlaşmaya varmıştı. Ancak Myanmar'a döndüklerinde yeniden güvenliklerini tehdit edecek şartlarla karşılaşmaktan endişe eden Arakanlı Müslümanların bu konuda çekinceleri var. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile Bangladeş hükümeti kısa süre önce mültecilerin iade sürecinin "güvenli, gönüllü ve onurlu (…) ve uluslararası standartlara uygun" olması gerektiği konusunda mutabakat zaptı imzaladı. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, şubat ayında Arakanlı Müslümanları gönüllü geri dönüşüne dair şartların uygun olmadığını çünkü Myanmar hükümetinin hala onların vatandaşlık statülerini ve haklarını tanımadığını vurgulamıştı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de Arakanlı Müslümanların köylerine ve evlerine geri dönebilmesi için ciddi bir yeniden inşa yatırımına ihtiyaç duyulacağına işaret etmişti.

(Anadolu Ajansı, 1 Mayıs 2018)

 

Trump'tan Göçmen Tepkisi

Amerika Birleşik Devletleri'nde gündem, Meksika'dan gelen yeni mülteci akını. Karavanlarla gelen yüzlerce göçmen iltica için sınıra dayandı ancak Amerikalı yetkililer göçmenleri ülkeye almadı. Duruma hem göçmenler, hem de Amerikan Başkanı Trump tepki gösterdi. Ancak mesajları farklıydı. Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika arasındaki göçmen krizi sürüyor. Sınırı geçmeye çalışan yüzlerce "Karavanlı göçmen" yeni krize neden oldu. Amerikalı yetkililer çoğu çocuklu kafileyi, San Diego yakınlarındaki sınır kapısından içeri almadı. Göçmenlere işlem merkezinin dolu olduğu söylendi. Kafilenin çoğunluğunu Meksika ve Honduras'tan gelen göçmenler oluşturuyor. Göçmenler 25 Mart'ta Meksika'nın güneyinden yola çıktı ve 3 bin 200 kilometrelik yolu yürüyerek ya da karavanlarla kat etti. Göçmenler sınırdan içeri alınmamalarına öfkeli. Yüzlerce kişinin sınırdan geri çevrilip çevrilmeyeceği net değil, ancak göçmenler sınır kapısındaki bekleyişlerini sürdürüyor. Göçmen akını Amerikan siyasetine de yansıdı. Amerikan Başkanı Donald Trump, her zaman olduğu gibi Twitter'dan mesaj verdi. Göçmen kafilesinin ülkesinin güvenliğine yönelik bir tehdit olduğunu söyleyen Trump, kafilenin göç yasalarını sıkılaştırma gereğini gösterdiğini savundu. Trump, Meksika sınırına bir duvar inşa edilene kadar güvenlik önlemlerini arttırmak istediğini de söyledi.   Amerikan başkan yardımcısı Mike Pence de San Diego'ya gitti. Pence, sınırdaki krizi inceledi, görevlilerden bilgi aldı.

(CNN Türk, 2 Mayıs 2018)

 

Sığınmacıların Avrupa'ya Açılan Limanı: Patras

Yunanistan'ın İtalya'ya açılan kapısı, liman kenti Patras'ta yüzlerce sığınmacı, diğer Avrupa ülkelerine ulaşmak için TIR dorselerine ve gemilere kaçak olarak binmeye çalışıyor. Sığınmacılar çoğunlukla öğleden sonra limanın etrafındaki demirlerin üzerinden gruplar halinde atlayarak akşam kalkacak gemi için bekleyen TIR'ların gizli bölmelerine saklanmaya çabalıyor. Sığınmacıların limanda devriye gezen güvenlik güçleri tarafından fark edilmeleri üzerine ise genellikle dakikalar süren kovalamaca yaşanıyor. Liman güvenliği ve polis engeline takılmadan TIR'lara saklanmayı başaran sığınmacıların Avrupa hayali ise aradan birkaç saat geçmeden yapılan güvenlik aramalarında sona eriyor. Kimi zaman dorselerin altına, kimi zaman dorse içindeki malların arasına saklanan sığınmacılar, x-ray cihazlarla tespit edilerek dışarı çıkarılıyor. Bazı sığınmacılar kovalamaca sırasında veya TIR'ların içine saklanmaya çalışırken yaralanırken, bazıları ise güvenlik güçleri tarafından susuzluktan bayılmış halde bulunuyor. Sığınmacılar, yakalanmalarının ardından limandan çıkarılıp çoğunlukla serbest bırakılırken, gözaltına alınanlar bir günlük nezaretin ardından tekrar özgürlüğüne kavuşuyor. Hayal kırıklığı kısa süren sığınmacılar, ertesi günkü gemi için soluğu tekrar limanda alıyor.

Önlem İçin Duvar İnşa Edilecek

Yunanistan'dan Avrupa'ya açılan Balkan sığınmacı rotasındaki ülkelerin, sınırlarını 2016 yılında kapatmalarının ardından sığınmacılar Patras Limanı'na yöneldi. Sığınmacıların limana yönelmesi, bölgede önlemlerin artırılmasına neden oluyor. Hemen her gün yaşanan bu tür olayların önüne geçmek için liman çevresine duvar inşa edilmesi planlanıyor. Yunan polisi, 2016 yılında binin üzerinde sığınmacıyı gözaltına alırken, bu sayı 2017 yılında 2 bin 600'ün üzerine çıktı. Bu yılın sadece ilk üç ayında ise limanda yakalanarak gözaltına alınan sığınmacı sayısı bine yaklaştı.

Yaşam Mücadelesi Veriyorlar

Yunanistan'da çoğunluğu Afganistan'dan gelen yaklaşık bin kadar sığınmacı, çok zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Söz konusu kişiler, liman civarında su ve elektrikten yoksun, metruk depo ve atölyelerde kalıyor. Gönüllülerin sağladığı imkanlar hariç neredeyse hiçbir sağlık hizmeti alamayan sığınmacılar, hijyen koşullarından uzak, ölü farelerin olduğu alanlarda yaşıyor. Güvenlikten uzak bölgede yaşayan sığınmacılar, çoğu kez yakalanmalarının ardından polislerden şiddet gördüklerini de iddia ediyor. Avrupa hayaliyle geldikleri Yunanistan'da mahsur kalan yaklaşık 60 bin sığınmacı bulunuyor. İltica talepleri kabul edilmeyen veya diğer Avrupa ülkelerine geçmek isteyen sığınmacılar, sahte pasaport dahil birçok farklı yönteme başvuruyor.

(NTV, 30 Nisan 2018)

 

Paris'teki Kamplara Her Gün 80 Sığınmacı Geliyor

Fransa’nın başkenti Paris’in çeşitli bölgelerinde çadırlarda yaşayan sığınmacıların sayısı sürekli artarken, kamplara günlük ortalama 80 yeni sığınmacı geliyor. Paris’in kuzey bölgelerinde yoğunlaşan ve yaşamlarını baraka ve çadırlarda sürdüren sığınmacıların sayısı, bahar aylarıyla artmaya başladı. Sığınmacıların yaşamlarını sürdürdüğü üç önemli bölge dikkati çekiyor. Şehrin Porte de la Villette bölgesinde uzanan Saint-Denis Kanalı etrafında uzun süredir toplanan sığınmacıların sayıları son günlerde önemli oranda arttı. Paris’in bağlı olduğu Ile-de-France bölge Valisi Michel Cadot, 2015’ten beri 30 kez tahliye edilen kampın gelecek haftalarda tekrar tahliye edileceği bilgisini verdi. Paris’in bir başka kuzey bölgesi Porte de Clignancourt’ta bulunan iki sığınmacı kampında ise yaklaşık bin kişi çadır ve barakalarda yaşıyor. Jaures ve Poissonniers kamplarında daha çok Eritreli, Sudanlı ve Afgan sığınmacılar kendilerine uzatılacak yardım elini bekliyor. Devletin sığınmacılara yönelik açtığı La Chapelle kabul merkezinin 30 Mart’ta kapanmasıyla buradaki kişilerin sokağa terk edildiği belirtiliyor. Le Parisien gazetesi, şehrin kuzeyinde nehir kenarında veya köprü altlarında yaşamını sürdüren sığınmacıların sayısının 3 bin olduğunu belirterek, bahar aylarıyla bu sayıya her gün ortalama 80 kişinin eklendiğini yazdı.

İtalya Sınırından Calais'ye 70 Günlük Yürüyüş

Auberge des Migrants Derneği sığınmacılara destek vermek için İtalya-Fransa sınırında bulunan Vintimille kentinden 70 gün sürecek bir yürüyüşü bugün başlattı. Dernek yetkilileri, bin 600 kilometre mesafede bulunan iki nokta arasındaki yürüyüş boyunca 59 durak belirlendiğini ve bu noktalarda sığınmacılarla dayanışma amaçlı faaliyetler düzenleneceğini açıkladı. Yürüyüş ayrıca, aşırı sağ grupların geçen hafta helikopter destekli gerçekleştirdiği sınırların sığınmacılara kapatılması eylemlerini kınama, sığınmacılara daha insani barınma imkanları sunulması ve sığınmacılara yardımda bulunan kişileri cezalandırmayı düzenleyen ''dayanışma suçunun'' iptali hedefini taşıyor. Dernek, yürüyüşte, daha çok Afrika’dan gelip Akdeniz’i geçerek Fransa’nın Calais kentine, buradan da İngiltere’ye gitmeyi hedefleyen sığınmacıların kullandığı güzergahın takip edileceğini duyurdu.

"İnsanlık Dışı Bir Durum"

Cuma günü kampın bulunduğu bölgeyi ziyaret eden Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, 70 milyon nüfusu bulunan Fransa’nın birkaç bin sığınmacıyı ağırlayamamasının kabul edilemez olduğunu söyleyerek, “Fransa’nın onuru bu kadınları ve çocukları sokakta bırakmak mıdır? Bu sığınmacılar için olduğu kadar mahalleli için de insanlık dışı bir durumdur.” sözleriyle hükümeti etkili çözüm bulmaya davet etti. Sığınmacılar arasında bulaşıcı hastalıkların yayılma aşamasında olduğunu kaydeden Hidalgo, “Çadırlarda belirmeye başlayan verem ve uyuz türü hastalıklara karşı tetikte olduklarını” söyledi.

(Posta, 1 Mayıs 2018)

 

Venezuela’dan Kaçanlar Brezilya’ya Geçiyor

Her gün yüzlerce ve binlerce Venezuela vatandaşı kişi, ceplerinde beş kuruş bile olmadan, çoluk cocuk kucakta, şimdi de Batı’daki Kolombiya’dan vazgeçip, kuzey doğudaki küçük bölgelerde de yer kalmadığından, artık Doğu’da, Venezuela ile Brezilya hududunu aşarak, aradaki Brezilya’nın büyük Roraimo Eyaleti’ne göç etmekteler. Ancak göçmenler, ya parklarda yatmak zorundalar ya da meydanlarda çadır kurarak çözüm üretmeye çalışmaktalar. Ama göçmen sayıları artık çok çok büyük. Bir örnek verelim. New York Times tarafından ve Birleşmiş Milletler tarafından toparlanan sayılara göre 2018’in ilk aylarında artık günde 5000 Venezuelalı anavatanlarını terk edip Brezilya tarafından geçmeye başlamışlardı. Bu sayılar 1980 yılında günde 125 bin kişinin göç ettiği Küba’dan Florida’ya kaçıştan aslında çok çok daha büyük sayılar. Şu andaki miktarlar büyük kalırsa, bu yılın sonunda 1.8 milyon kadar Venezuelalı krizden kaçıp yeni bir hayat kurmaya girişecekler diye hesap yapılıyor. Latin Amerikalılar 2015 yılında büyük rakamlarla göç etmeye başlamışlardı. Ama sayılar o kadar arttı ki artık göçmenlik de iyice zorlaştı. Fakat göç edenlere yardım etmek iyice zorlaşınca da, suç işleme, hırsızlık, ücretlerin iyice düşmesi gibi konuları kontrol edebilmek için, ülke hudutların kapatılması da gündeme gelmeye başlamış. Doğal olarak da bu yıl başındaki ilk göçlerde dört ayda da, 93 kişi ölmüş. Geçen yıl aynı sürede 83 kişi ölmüşmüş. Şimdi, birkaç yıl evvel 50 bin göçmen gelirken, Venezuela’nın güney doğusundaki eyalette şimdi nüfusun yüzde 10 kadarı göçmen olmuş. Roraima eyaletinde göçmenleri kabul eden Başkent Boa Vista ve de huduttaki diğer kent olan Pacarima ise huduttan 130 kilometre içerideki nüfusu da toplamın yüzde 10 düzeyine kadar getirmiş. Tabii gıda da son derece az. Göçmenlerin çoğu akşamları birbirlerine çaktırmadan ağlamaktalar. Öyle ki Brezilya Hükümeti orduyu da göçmenlere yardım için devreye sokmuş. Ordunun en büyük yardımcısı ise Birleşmiş Milletler. Birleşmiş Milletler yardım etmek isteyen ülkelerden yardım parası olarak önce 46 milyon dolar talep etmiş ama şimdi yeniden talepte bulunacak. Venezuela vatandaşları hakikaten zorda. Ama durum Venezuela’nın geri kalan ideolojik yarısının ise umurunda bile değil.

(Akşam, 2 Mayıs 2018)

 

Yermük Kampı Anlaşması Kapsamındaki Tahliyeler

Suriye'deki Beşşar Esed rejiminin ablukada tuttuğu Yermük Kampı'nda varılan anlaşma kapsamında İdlib'deki Fua ile Kefreya bölgelerinden ilk tahliye konvoyu bölgeden ayrıldı. Yermük Kampı'ndan çıkan tahliye konvoyu da İdlib'e vardı. Başkent Şam'ın güneyindeki Yermük Kampı'nın kuzeyinde hakim olan rejim karşıtı silahlı grup Heyet Tahrir Şam, rejim ile anlaşmaya vardı. Bölgedeki AA muhabirinin bildirdiğine göre, 59 kişilik tahliye konvoyu muhaliflerin kontrolünde İdlib'in kuzeyinde bulunan Fua ile Kefreya bölgelerinden ayrıldı. Diğer yandan Esed rejimi ile yabancı milislerinin ablukada tuttuğu Yermük kampından 4 otobüslük konvoy İdlib'e vardı. Yermük Kampı'ndan çıkan konvoydan 16'sı çocuk, 17'si kadın toplam 150 kişinin Halep'in güneyindeki Eys geçiş noktasından İdlib'e giriş yaptığı bildirildi. Muhalif gruplar ile rejim karşıtı silahlı grup Heyet Tahrir Şam'ın kontrolündeki İdlib ilinin kuzeyinde Şii nüfusun ağırlıklı olduğu Fua ile Kefreya bölgelerinde yaklaşık 8 bin kişi yaşıyor. Şam'ın 8 kilometre güneyinde yoğun olarak Filistinli mültecilerin yaşadığı Yermük Kampı, 16 kilometrekare alana yayılmış bir yerleşim. Bölgenin batı kısmındaki 8 kilometrekarelik bölüm terör örgütü DEAŞ'ın, doğu kesimindeki 7 kilometrekarelik bölümü ise Özgür Suriye Ordusu'nun kontrolünde. Yermük Kampı'nın kuzeyinde Esed rejimi ile DEAŞ arasında kalan 1 kilometrekarelik alanı ise rejim karşıtı silahlı gruplardan Heyet Tahrir Şam kontrol ediyor.

(Haberler.com, 1 Mayıs 2018)

 

Türkiye'den Meriç'i Aşıp Yunanistan'a Geçen Göçmen Sayısında Büyük Artış

Yunanistan, Türkiye sınırından ülkeye giren göçmenlerin sayısında büyük artış görülmesi üzerine, bölgedeki güvenlik önlemlerini arttırdı. Guardian'ın haberine göre, sınır bölgelerine ek polis devriyeleri konuşlandırılırken, yerel yetkililer yaşananları göç krizinin zirve yaptığı dönemde Ege Adaları'ndan Yunanistan'a yönelen göç dalgasına benzetti. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği UNCHR'a göre geçen ay, Türkiye ve Yunanistan arasındaki kara sınırından 2.900 göçmen giriş yaptı ve deniz yoluyla ülkeye ulaşan göçmen sayısını büyük farkla geride bıraktı. Türkiye sınırındaki Orestiada kentinin Belediye Başkanı Dimitris Mavrides, "Kabul merkezlerimiz baskıyla başa çıkamıyor ve işler kontrolden çıkmak üzere. Kaydolan göçmenlerden çok daha fazlası geliyor." dedi. Mavrides ayrıca "Hükümet sadece 120 ek polis yolladı ama bu geçici bir önlem ve yeterli değil" diye konuştu ve "AB'nin sınır koruma kuruluşu Frontex'in de müdahale etmesi gerektiğini" söyledi. Bölgedeki tek göçmen kabul merkezi günde 240 kişinin kaydını alabiliyor. Barınma imkânları bulunmadığı için de yetkililer aralarında çocukların da bulunduğu yeni ulaşan göçmenler, karakollarda uygunsuz koşullarda tutuluyorlar, tercüman ve diğer hizmetlere ulaşımları da ciddi şekilde kısıtlanıyor.

'Zeytin Dalı'nın Etkisi'

UNHCR'ın açıklamasında "Karakollarda tutulanların bazıları üç aydır oralarda kalıyor. Koşullar çok kötü. Tutulan yüzlerce kişinin arasında hamile kadınlar, çok küçük çocuklar, tıbbi ve psikolojik yardıma ihtiyacı olan insanlar var" denildi. Guardian'a konuşan Bakan Yardımcısı Nikos Toskas ise "Tamamen hazırlıklıyız. Paniğe gerek yok. Her şey kontrol altında" dedi. Son aylarda Meriç Nehrini aşarak Yunanistan'a giren mültecilerin büyük çoğunluğunun, Türkiye'nin Afrin'deki Zeytin Dalı Operasyonu'nun ardından bölgeden kaçan Kürtler olduğu belirtildi. Yunanistan'daki Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Federasyonu'nun Başkanı Ruben Caro "Bu değişikliğe tam olarak neyin yol açtığını bilemiyoruz. Ama hava iyileştikçe ve su seviyesi azaldıkça, daha çok kişinin bu yola çıkıp, nehri aşmasından kaygılıyız "dedi. Türkiye ve AB'nin yaptığı göç anlaşması kara sınırını kapsamıyor ve buradan geçişin daha kolay olduğu söyleniyor. Belediye Başkanı Mavrides "Tekneyle nehri geçmek üç dakika sürüyor ve çok daha ucuz. Anlaşmanın kapsamaması nedeniyle buradan geliyorlar. Buraya gelip kayıt altına alınırlarsa, ana karadaki her yere gitmekte özgürler. Atina ve Selanik'e günde dört otobüs kalkıyor ve hepsi dolu" dedi.

(BBC Türkçe, 30 Nisan 2018)

 

AB: “Türkiye'den Yunanistan'a Geçmeye Çalışan Sığınmacı Sayısı Arttı, Sınırdaki Önlemler Artırılmalı”

AB yetkilileri, Türkiye'den Yunanistan'a geçmeye çalışan sığınmacıların sayısında artış olduğunu açıkladı. AB Sınır Koruma Ajansı Direktörü Fabrice Leggeri, sınırdaki önlemlerin artırılmasını istedi. AB Sınır Koruma Ajansı (Frontex) Direktörü Fabrice Leggeri, Alman Bild am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye'den Yunanistan'a geçen sığınmacıların sayısında son haftalarda artış gözlemlendiğini söyledi. DW Türkçe'nin haberine göre, son dört ilâ beş hafta içinde yüzde 17 oranında daha fazla sığınmacının Türkiye'den Yunan adalarına geçtiğini belirten Leggeri, artışın sebebinin Türkiye'ye İran, Irak ve Suriye'den daha fazla sığınmacının gelmesi olduğunu kaydetti. Frontex'in verilerine göre Akdeniz rotası üzerinden Avrupa'ya gelen sığınmacıların çoğunluğu erkek. AB yetkilileri, Türkiye üzerinden Avrupa'ya gelenlerin yüzde 40'ını ailelerin oluşturduğunu belirtirken, Fas üzerinden gelenlerin ise neredeyse tamamının genç erkekler olduğunu aktarıyor.

‘Koruma Önlemleri Artırılmalı'

AB'nin dış sınırlarındaki koruma önlemlerinin artırılmasını talep eden Leggeri, aynı zamanda tutarlı bir sınır dışı uygulamasının da hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. AB'nin dış sınırlarının şu anda kontrol altında olduğunu ifade eden Leggeri, ancak göç baskısının hâlâ yüksek olduğuna dikkat çekti. Leggeri, Ortadoğu'da korunmaya muhtaç hâlâ çok sayıda kişi olduğunu, Afrika'da da Avrupa'da daha iyi bir yaşam arayan çok sayıda ekonomik göçmen bulunduğunu söyledi. Avrupa'nın ortak bir göç ve iltica politikasına ihtiyacı olduğunu ancak Frontex'in bu konuda yetkisi bulunmadığını ifade eden Leggeri, Avrupa genelinde şu anda geri gönderme kararlarının yüzde 40'ının uygulandığını ve bunun oldukça az bir oran olduğunu kaydetti.

(Sputnik Türkçe, 1 Mayıs 2018)

 

Türkiye'den Hollanda'ya Getirilen Mültecilerde Artış

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki mülteci anlaşması çerçevesinde geçen yıl Türkiye'den Hollanda'ya getirilen mülteci sayısının arttığı bildirildi. Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanlığınca yayımlanan raporda, Türkiye'den Hollanda'ya getirilen mülteci sayısı 2016 yılında 430 iken, 2017 yılında ise bu rakamın 2130'a çıktığı belirtildi. Raporda, bir önceki yıla göre ilk kez yapılan iltica başvurularının yüzde 19 düştüğü vurgulanırken, bu düşüşten dolayı ülkedeki mülteci kamplarındaki nüfusun yüzde 22 azaldığına dikkat çekildi. Raporda ayrıca, Hollanda'nın iltica taleplerini 2016 yılında yüzde 55, 2017'de ise yüzde 31 oranında olumlu sonuçlandığı belirtildi. Türkiye ile AB arasında Mart 2016'da mültecilerle ilgili mutabakat sağlanmıştı.

(Haberler.com, 1 Mayıs 2018)

 

30 Bin İmzayla “Mülteci Vekil”

Türkiye’deki 3.5 milyon Suriyeli, Türk vatandaşlığı alan 50 bin seçmenle oy kullanacak. Sığınmacılar, Türkmen Meclisi eski Başkanı Semir Hafez’in AK Parti’den aday olması için harekete geçti. İmza toplayan Suriyeliler, Cumhurbaşkanlığına dilekçelerini Türkçe isimlerini de yazarak gönderdi. Türk vatandaşlığına geçen 50 bin Suriyeli, 24 Haziran seçimlerinde Suriye uyruklu bir milletvekili adayı için harekete geçti. Suriyeliler TBMM’de kendilerini temsil edecek bir vekil seçilmesi için imza toplamaya başladı. Türkiye’de bulunan Türkmen ve Arap Suriyeli gruplar, Yayladağı, Antakya ve Osmaniye’den imza kampanyası düzenledi. Vekil adayı olarak ise Suriye Türkmen Meclisi eski Başkanı Semir Hafez’i isteyen Türk vatandaşı Suriyeli sığınmacılar, AK Parti’den aday olmasını talep ettiler. Şimdiye kadar 5 bin imzanın toplanarak Cumhurbaşkanlığı’na gönderildiği, kısa sürede bu sayının 25 bine ulaşacağı belirtiliyor. İç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3 milyon sığınmacıdan ilk etapta Türk vatandaşlığı verilecek 120 bin Suriyelinin tamamına yakınının başvuruları tamamlandı. İlk olarak, beyaz yakalı olarak bilinen çeşitli mesleklere sahip olanlar arasından seçilen Suriyelilerden 50 bin sığınmacının Türk vatandaşlığına geçtiğini öğrenildi. Türk vatandaşı olanlar 3.5 milyon Suriyeli adına 24 Haziran’da oy kullanabilecek. Suriyeli sığınmacılar yeni parlamentoya Türkiye’de yaşadıkları sorunları aşılmasında sözcüleri olabilecek bir isim sokmak istedikleri öğrenildi. Halen Uluslararası Arap Akademisyenler Derneği Başkanı olan Semir Hafez Karar’a yaptığı açıklamada, Türkiye’de 80 milyon insandan bahsederken bu sayının artık 83.5 milyon olduğunu belirterek, “Suriyeli 3.5 milyon sığınmacının sıkıntıları çok. İster ikamet ister sağlıkta ve eğitimde birçok sorun yaşıyorlar ve temsilcileri yok. Seçmen olarak sayıları 50 bin ve bu az bir rakam olabilir ancak, 3.5 milyon insanın temsil edilmesinden söz ediyoruz” dedi. Suriyelilerin kendisinin aday olması konusunda yoğun baskı yaptığını belirten Hafez, “Hem Türkiye’yi hem Suriye’yi ve Suriyelileri tanıyan biri Mecliste olsun istiyorlar. Bu nedenle benim temsilcileri olmamı istediler. Benim veya bir başkasının olması önemli değil ama bu insanların diğer azınlıklar gibi bir kontenjana ihtiyaçları var. Yakında 120 bin belki 130 bin kişiye vatandaşlık verilecek. Bu sayı daha da artabilir” dedi. Suriyelilerin çok fazla sorunu olduğunu ama dertlerini anlatmakta ve çözmekte zorluk yaşadıklarını belirten Hafez, şunları söyledi: “Vatandaşlık konusu var, sağlık eğitim konuları var. Günde 25-30 telefon alıyorum. Bu insanların dertlerini anlatacak kimseleri yok. Hatta bu insanlar için sadece bir milletvekili değil bakanlık kurulması da gerekiyor. Dönüş için açılan yerler genellikle kırsal bölgeler. Savaştan önce kırsalda yaşayan insanlar bu bölgelere gidebilir. Ancak Türkiye’yle gelenlerin 2.5 milyonu şehirli. Bu insanların dönüşü zor görünüyor. Kalanların mutlaka temsil edilmesi gerekiyor.”

(Karar, 2 Mayıs 2018)

 

"Mülteci Çocukların Yüzde 60'ında Psikiyatrik Hastalık Var"

Türkiye'de 7-17 yaş arasındaki mülteci çocuklar üzerinde yapılan 4 çalışmayı değerlendiren Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Doktoru Veysi Çeri, “Çocukların yüzde 60'ında, yani her 10 çocuktan 6'sında en az bir psikiyatrik hastalık var" dedi. Antalya'da düzenlenen 10. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi ve 6. Uluslararası Çocuk ve Ergen Psikofarmakolojisi Sempozyumu'na katılan Marmara Üniversitesi’nden Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Doktoru Veysi Çeri, dünyada ve Türkiye'de yapılan çalışmaların mülteci çocukların büyük bir kısmında psikiyatrik hastalıklar olduğunu gösterdiğini söyledi.

En Çok Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Depresyon Görülüyor

Bu konuda 2014 yılından bu yana 4 çalışma yaptıklarını anlatan Çeri, "Türkiye'de 7-17 yaş arasında mülteci çocuklar üzerinde yapılan 4 çalışmanın toplamına baktığımızda çocukların yüzde 60'ında, yani her 10 çocuktan 6'sında en az bir psikiyatrik hastalık var. En mütevazı çalışma 2 mülteci çocuktan birinde bir psikiyatrik hastalık olduğunu ortaya koydu" dedi. Mülteci çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu ya da depresyona sıklıkla rastladıklarını aktaran Çeri, bunun da çocuklarda sosyal, akademik ve ailevi işlevsellikte ciddi bozulmalara neden belirtti.

Mülteci Çocukları Bekleyen Tehlike

Psikiyatrik hastalıkların butik hastalıklar olarak görüldüğünü ve gerekli önemin verilmediğini ifade eden Çeri, şöyle konuştu: "Mülteci çocuklar açısından bakarsak travma sonrası stres bozukluğu olan ya da ayrılık anksiyetesi bozukluğu nedeniyle çocuk evden çıkmakta ciddi sıkıntı çekebiliyor. Çocuk evden çıkıp okula gitmek istemiyor, gitse bile bu tür hastalıkların zihin üzerindeki bozucu etkisi nedeniyle çocuk derse konsantre olamıyor, bir şey anlamıyor. Devam eden anksiyete bozukluğunun kişiyi daha sonra o gerginlikten kurtulmak için madde kullanma ve alkol gibi başka arayışlara itebildiğini biliyoruz. Yani biz bugün bu çocukları doğru bir şekilde psikiyatri servislerinde tedavi etmezsek bunlar biriktiğinde yarın, öbür gün 20 yaşına gelmiş, okula gidememiş, Türkçeyi öğrenememiş ve halen ülkemizde yaşayan kişiler olarak karşımıza çıkacak."

"Yaklaşık 700 Bin Çocukta Psikiyatrik Bozukluk Var"

Şu anda Türkiye'de 4 milyonun üzerinde mülteci bulunduğuna dikkati çeken Çeri, "Bu 4 milyon kişinin yarısında psikiyatrik bozukluk var. 4 milyon kişinin 1,5 milyonu çocuk. Çocuklar özelinde bakarsak en az 700 bin mülteci çocuğun en az bir psikiyatrik hastalığı var" dedi. Rahatsızlık yaşayanların önemli bölümünün psikiyatri servislerine başvurmadığını, başvursalar da dil bariyeri nedeniyle kendilerini anlatamadıklarını dile getiren Çeri, şunları söyledi: "Bu sorun ilk kez bizim başımıza gelmedi, dünyayı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok. Daha önceki mültecilerle yüzleşmiş toplumlarda ne yapılmışsa aynısını yapabiliriz. Önerilen şu, mültecilerin yoğunluklu yaşadığı bölgelerde özelleşmiş çocuk psikiyatrisi servisleri açılmalı, buralara mültecilerin kültürlerini bilen, gönüllük esasına bağlı psikiyatrlar, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve çocuk gelişim uzmanları gidebilir."

"Mülteci Çocuklar Okullarda Akran Zorbalığı da Yaşayabiliyor"

Mültecilerle çalışacak kişilerin biraz da onların dilini öğrenmesi gerektiğine dikkati çeken Çeri, şu değerlendirmeyi yaptı: "Savaş insanları şöyle bir şeye itiyor, iyi veya kötü. Size direkt iyi veya kötü olarak bakıyorlar. Onların dilinden 3-5 kelime söylediğiniz zaman sizi direkt iyi algılıyorlar. Bu konuda ruh sağlığı çalışanlarına da eğitimler verilebilir. Savaş 8'inci yılına girdi, daha da uzun sürebilir. Bu nedenle bu konunun mutlaka bir devlet politikası halinde ele alınması gerekiyor." Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde mültecilere yönelik haftanın bir gününde ücretsiz psikiyatrik destek sağlandığını da belirten Çeri, bu tür yerlerin artması gerektiğine işaret etti. Mülteci çocukların okullarda akran zorbalığı da yaşayabildiklerini bildiren ve çocukların okullarda dışlanabildiğini ve hakaretlere maruz kalabildiğini kaydeden Çeri, sözlerini şöyle tamamladı: "Yani savaştan kaçıp yeni bir yere sığınmak acıları bir tarafa bırakmıyor, yeni acılara da yelken açabiliyor. Bizim İstanbul Sultanbeyli'de mülteci çocukların yoğunlukta olduğu okullarda akran zorbalığı konusundaki çalışmamız devam ediyor."

(NTV, 1 Mayıs 2018)

 

AFAD ve Kızılay'dan Doğu Guta ve İdliblilere Yardım Eli

AFAD, Kızılay ile Nil Eğitim ve Yardımlaşma Derneği, Suriye'nin kuzeyine tahliye edilmek zorunda kalan Doğu Gutalılara yardım dağıttıBaşbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay ve beraberlerindeki yardım dernekleri, geçici olarak Afrin kırsalında ve İdlib'de barınan Doğu Gutalılara yardım dağıttı. AFAD, Kızılay ile Nil Eğitim ve Yardımlaşma Derneği, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında terör örgütü YPG/PKK’dan arındırılan Cinderes beldesine bağlı Muhammediyye köyüne geçici olarak yerleştirilen Doğu Gutalı ailelere gıda ve çocuklara oyuncak yardımı yaptı. AFAD ve Kızılay, Muhammediyye köyünün etrafında boş bir alana zorunlu olarak tahliye edilen Doğu Gutalı aileler için bin 200 çadır kurdu. AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, burada AA muhabirine yaptığı açıklamada, Muhammediyye'de geçici olarak 650 ailenin barındığını, 20 binden daha fazla Doğu Gutalının da Fırat Kalkanı bölgesine yerleştirildiğini söyledi. "Afrinlilerin Afrin’e, Azezlilerin Azez'e ve Bablıların da Bab'a dönmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Savaş devam ettiği için bir taraftan geri dönüşleri bir taraftan da yeni göç edenler için yeni alanları oluşturma kolay bir şey değil. Her ikisini birden gerçekleştirmeye çalışıyoruz." diyen Güllüoğlu’nun kamp ziyaretine ailesi de eşlik etti. Kampta yaşayan Doğu Gutalı ailelere, toplam 5 ton ağırlığında bin 540 poşet sebze ve meyve ile bin 30 paket çikolata dağıtımı gerçekleşti. Muhammediye köyünde düzenlenen ziyaretinin ardından İdlib’deki Ömer El Faruk Yetimhanesi ziyaret edildi. Yetimhanedeki 500 kadar çocuğa, 710 paket kek, bisküvi, gofret, çikolata ile bin 500 oyuncak dağıtıldı. Güllüoğlu, burada yaptığı açıklamada, "Hem AFAD hem Kızılay olarak ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla yanlarında durmaya devam edeceğiz ama ne yazık ki buradaki çocukların, kadınların, yaşlıların ve engellilerin de ihtiyaçları devam ediyor." ifadelerini kullandı. AFAD ile Kızılay, Hama’nın doğusu ve İdlib’in güney kırsalında Esed rejiminin hava saldırılarından kaçan halk için, Türkiye-Suriye sınırının Kelbit köyünde 3 bin kişilik kamp kurmuştu.

(Anadolu Ajansı, 30 Nisan 2018)

 

Filistinli Tiyatrocular İsrail İşgalini Sahnede Anlatıyor

Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali kapsamında Konya'da "Filistin'e Dönüş" isimli oyunu sahneleyen Filistinli tiyatro ekibi, 3,5 metrekarelik beyaz bez üzerinde sergiledikleri performansla, İsrail'in sürekli genişleyen Filistin işgalini anlatıyor. Mülteci kampındaki zulme maruz kalan Filistinlilerin yaşanmış hikayelerini konu alan oyun, mülteci kampında kurulan 6 kişilik Filistin Özgürlük Tiyatrosu ekibi tarafından Konya Devlet Tiyatrosu'nda sahnelendi. Filistin Özgürlük Tiyatrosu Direktörü Nabil Elray, sahne öncesi AA muhabirine yaptığı açıklamada, tiyatro ekibinin Cenin mülteci kampında, Filistin halkının yaşadıklarını tüm dünya ülkelerine anlatmak için kurulduğunu söyledi. Türkiye'de ilk kez Filistinli bir ekibin tiyatro gösterisi yaptığını belirten Elray, "İnanılmaz derecede heyecanlıyız. İlk defa buradayız ve bunu çok zamandır hayal ediyorduk, istiyorduk. Dünyanın bazı yerlerinde sahne aldık, ancak bugün ilk kez Türk halkı karşısında oyunumuzu sergileyeceğiz." dedi. Festivale katılmaktan onur duyduklarını ifade eden Elray, bunu, asıl amaçları olan Filistin'in hikayesini tüm dünyaya anlatmanın yanı sıra Türk tiyatro kültürünü ve insanlarını anlayabilmek için bir fırsat olarak gördüklerini dile getirdi.

Oyunda Yaşanmış Gerçek Hikayeler Anlatılıyor

Elray, oyunun Filistinlilerin yaşanmış hikayelerine dayandığına işaret ederek, şöyle konuştu: "Bu, gerçek hayat hikayesi üzerine kurulu bir oyun. İsrail'in işgali altında, yurtlarını terk etmek zorunda kalanların hikayesi bu. 3 yıl önce, mülteci kampında yaşayan, zulme maruz kalmış insanlardan dinlediğimiz yaşanmış hikayeleri bir araya getirerek bu oyunu oluşturduk. Oyunu çok küçük bir alanda oynuyoruz, aynı Filistin gibi. Çünkü Filistin, gün geçtikçe küçülüyor, küçülüyor, küçülüyor. Türkiye'nin her zaman Filistin'in yanında olduğunu biliyoruz ve bu destek için Türk halkına minnettarız. Türkiye'nin bize verdiği bu desteği Arap ülkeleri vermiyor." Oyunda Avrupa'daki İslamofobiye de dikkati çektiklerini anlatan Elray, "Sanat bir mesaj vermelidir. Bizim oyundaki mesajımız; Filistin ve dünya insanlığının Filistin konusundaki yaklaşımı. Bu mesajımızı dünyayla paylaşmak elbetteki çok önemli, çünkü bu Filistin'in gerçek hikayesi." ifadesini kullandı.

"Oyun Çok Önemli Anlam ve Mesajlar Taşıyor"

Konya Devlet Tiyatrosu Müdürü Ferdi Dalkılıç da bu yıl 11'incisi düzenlenen festivale ilginin her geçen yıl artığını söyledi. Festivale Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Filistin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kosova'dan ekiplerin katıldığını belirten Dalkılıç, şunları kaydetti: "Filistin, devlet tiyatroları tarihinde Türkiye'de ilk kez bir festivale konuk oluyor. Bu bizim açımızdan mutluluk verici bir gelişme. Filistin ekibinin oyunu çok önemli anlam ve mesajlar taşıyor. İşgal altındaki topraklarda yaşayanların çektikleri sıkıntıları, onlarca yıldır, her geçen gün artan şiddetin üzerlerinde bıraktığı etkiyi, daraltılmış bir sahnede küçücük bir bez parçasının üzerinde sergiliyorlar. Kendi anlatımlarıyla, 'Bizi küçücük bir yere sıkıştırmaya çalışıyorlar ama bizim alanımız o küçük yer değil. O bütün toprak parçası bize ait. Bizi baskı altına almaya çalışıyorlar ama biz baskı altına girmeyeceğiz, direneceğiz, özgürlüğümüzü kazanacağız.' diyorlar."

ABD'de Doğan Bir Filistinlinin Yolculuğu

Yaklaşık 50 dakika süren Filistin'e Dönüş oyununda, ABD'de doğan bir Filistinli olan Jad'in Filistin'e yaptığı seyahat anlatılıyor. 6 oyuncuyla 3,5 metrekarelik kumaş üzerinde sahnelenen oyunda, Cenin, Fasayel, Deyşeh mülteci kampları ile Mufakara ve Gazze'den hikayeler anlatılıyor.

(Anadolu Ajansı, 1 Mayıs 2018)

 

Sahil Güvenlik Yerli ve Milli İmkanlar ile Düzensiz Göç Hareketlerine Göz Açtırmıyor

Düzensiz göç faaliyetlerinin yoğun bir şekilde yaşandığı Ege denizinde Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı unsurlar 7 gün 24 saat esasına göre görev yaparak hem sınır güvenliğini sağlıyor, hem de kaçak geçişler sırasında yaşanabilecek faciaların önüne geçmek için yoğun bir mesai harcıyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları Ege Denizinde yerli ve milli imkanlar ile düzensiz göç hareketlerine göz açtırmıyor. Ege’nin özellikle Edremit Körfezi ve Kuzey Ege bölgesinde Yunanistan’ın Midilli Adasına kaçak yollarda geçmeye çalışan düzensiz göçmenler geçtiğimiz yıllarda birçok drama neden olmuşlardı. Yaşanan bu üzücü olayların ardından bölgedeki Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları artırılarak çalışmalar 7 gün 24 saat boyunca deniz, kara ve hava unsurları ile birlikte koordineli olarak icra edildi. Düzensiz göç hareketlerinin önlenmesinde özellikle Kuzey Ege’de görev icra eden unsurları yerli ve milli olması ise dikkatleri çekiyor. Yerli ve Milli üretim deniz araçları, takip ve görüntüleme sistemleri ile denetimlerini sıklaştıran Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı unsurlar 7 gün 24 saat vardiyalar olarak bölgede adeta kuş uçurtmuyor. Çalışmalar hakkında bilgi veren TCSG 28 Bot Komutanı Sahil Güvenlik Kd. Üsteğmen Uğur Özdoğan “Sahil Güvenlik Komutanlığınca düzensiz göç girişimlerinin önlenmesine yönelik olarak bölgede 7 gün 24 saat esasına göre devriye görevleri icra ediliyor. Denizde bir göç girişiminin tespit edilmesi halinde, göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atmayacak şekilde olaya müdahale ediliyor ve göçmenler emniyetli bir şekilde en yakın limana intikal ettiriliyor. Düzensiz göç ile mücadele faaliyetleri mülki makamlar, emniyet, jandarma ekipleri ve ilgili kurumlar ile koordineli olarak yürütülüyor. Göçmenler, deniz yoluyla Avrupa ülkelerine ulaşmak için emniyetsiz deniz araçları ve yöntemlerle yolculuk yapma riskini çekinmeden alıyor ve bu nedenle denizde tehlikelere maruz kalabiliyorlar. Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli olarak bizler göçmenleri denizde bulundukları bu zor durumdan kurtarmak için canla başla çalışıyoruz" dedi.

(Star, 2 Mayıs 2018)