Türkiye’de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Trump: Mülteci Politikası Merkel’i Ağır Yaraladı

ABD Başkanı Trump, Merkel’i mülteci politikası nedeniyle eleştirdi. “Merkel milyonlarca insanın ülkeye girmesine izin vermeden önce bir süperstardı” diyen Trump Almanya Başbakanı’nın bu yüzden ağır yara aldığını söyledi.

Amerikan televizyon kanalı Fox News’a konuşan ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in mülteci politikasını eleştirdi.

ABD’li gazeteci Tucker Carlson’ın “Sizce Almanya Başbakanı Angela Merkel mi, yoksa Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin mi ülkesinin çıkarlarını daha iyi temsil ediyor?” sorusuna Trump, “Angela Merkel, milyonlarca insanın Almanya’ya girmesine izin vermeden önce bir süperstardı, ama bu onu yaraladı. Seçimlerde yenilmeyen bir liderdi. Milyonlarca insanın gelmesine izin verdi… Büyük bir göçtü ve görünen o ki bu, Angela Merkel’i çok yaraladı” yanıtını verdi.

Trump, “Kim daha iyi ya da değil konusuna girmek istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki göç konusundan çok yara aldı. Hem de çok, çok fazla…” diye ekledi.

Trump ayrıca Avrupalı liderlerin göç politikalarının Avrupa kültürünü bozduğunu savundu. “Avrupa’da kitlesel göç sonucunda ilerleme kaydeden bir ulus var mı?” sorusuna “Hayır yok” yanıtını veren Trump, “Avrupa’nın göç politikaları bir felaket. Avrupa’yı mahvediyorsunuz. Avrupa kültürünü mahvediyorsunuz. Bu bölgelerde suç oranı yükseliyor ve bir şeyler yapsanız iyi olur” dedi.

Seçim kampanyasından bu yana ABD’nin göç politikalarını eleştiren Trump, kendi ülkesinin de bu konuda daha sert yasalar çıkarması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı, “Dünyanın en kötü göç politikasına sahip ülkesi biziz. Hiçbir yasamız yok” ifadesini kullandı.

Cumhuriyetçi lider, Demokratların, göçmenlerin “oylarına ihtiyacı olduğu için” bu konuda herhangi bir adım atmadığını belirterek, “Bu durum ülkemize zarar veriyor… Ama göç yasasını değiştireceğiz” dedi.

Almanya İçin “Rusya’nın Esiri” Demişti

ABD Başkanı Trump geçen hafta Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında da Merkel liderliğindeki Alman hükümetini eleştirmişti. Trump, enerji bakımından Moskova’ya bağımlı hâle geldiğini öne sürdüğü Berlin’in “Rusya’nın esiri” olduğunu iddia etmiş ve “Almanya’nın tamamıyla Rusya tarafından kontrol edildiği” ifadesini kullanmıştı. ABD Başkanı ayrıca, Almanya’nın gayrisafi millî hasılasının “sadece yüzde 1’inden biraz fazlasını” savunmaya harcadığı eleştirisini yinelemişti.

Trump’ın ifadelerine yanıt veren Merkel ise Almanya’nın “bağımsız bir şekilde” siyaset yürüten bir ülke olduğunu söylemişti.

İki liderin Brüksel’de bir araya gelmesinin ardından ise dışarıya daha farklı bir tablo çizilmişti. Merkel ile görüştüğü sırada bulundukları odaya davet edilen basın mensuplarına konuşan ABD Başkanı, “Harika bir toplantı yapıyoruz. Askeri harcamaları değerlendirip ticaret hakkında konuşuyoruz” ifadesini kullanmıştı. Sözlerine devam eden Trump, “Başbakan (Merkel) ile çok ama çok iyi bir ilişkimiz var. Almanya ile inanılmaz bir ilişkimiz var” demişti.

(Deutsche Welle, 18 Temmuz 2018)

 

Bin Ladin’in Eski Korumasına Sınır Dışı Almanya’yı Karıştırdı

Usame Bin Ladin’in eski koruması Sami A.’nın mahkeme kararına rağmen sınır dışı edilmesinin ardından tartışmalar sürüyor. KRV eyalet parlamentosu konuyu özel bir oturumda ele alacak.

El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in eski koruması Sami A.’nın, mahkemenin aksi yönde karar almasına rağmen Almanya’dan Tunus’a sınır dışı edilmesinin yankıları sürüyor. Kuzey Ren-Vestfalya eyalet parlamentosundaki Yeşiller ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) olayın aydınlatılmasını istiyor. Bu amaçla eyalet parlamentosunun hukuk komisyonunda özel bir oturum yapılacak. Eyaletteki muhalefet partileri, söz konusu sınır dışı uygulamasının hukuki geçerliliğinin incelenmesini talep ediyor. Yeşiller ve SPD, Sami A.’nın sınır dışı edilebilmesinin sadece federal yetkililerin ve eyalet yetkililerinin konuya bakan mahkemeyi yanıltarak mümkün olduğu iddiasının açıklığa kavuşturulması gerektiğini savunuyor.

Emniyet makamları tarafından “tehlikeli bir İslamcı” olarak nitelendirilen Sami A. Cuma sabahı polis eşliğinde Düsseldorf’dan ülkesi Tunus’a gönderilmişti. Ancak Gelsenkirchen İdare Mahkemesi, Sami A.’nın işkence görmeyeceği yönünde Tunus’tan diplomatik güvence istendiği, ancak güvence gelmediği için, Perşembe akşamı aldığı bir kararla sınır dışı edilmesinin söz konusu olamayacağına hükmetmişti.

Mahkemenin kararı, Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’ne ancak Sami A. uçaktayken ulaşmış, mahkeme sözcüsü, Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin daha önce, kararı bekleyecekleri izlenimi yaratacak bir tavır içinde olduğunu belirtmişti.

“Sınır Dışı Edilmesi Hukuka Aykırı”

Gelsenkirchen İdare Mahkemesi sınır dışı sonrasında aldığı kararda ise Sami A.’nın sınır dışı edilmesinin “ağır bir şekilde hukuka aykırı” olduğuna ve “hukuk devletinin temel ilkelerini ihlal ettiğine” hükmetti. Mahkeme, Sami A.’nın bu nedenle “derhal Almanya’ya geri getirilmesi ve masrafları Yabancılar Dairesi’nin karşılaması” yönünde karar aldı. Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti Mülteciler Bakanlığı ise, mahkeme kararına itiraz edeceğini duyurdu.

Alman İkinci Televizyonu’na (ZDF) konuşan Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanı Robert Habeck, “İslamcının düşüncesizce aceleyle ülkesine geri gönderildiğini” belirtti. Konuyla ilgili açıklığa kavuşturulması gereken birçok noktanın olduğuna dikkat çeken Habeck, “Ya yetkililer iyi bir işbirliği içinde değil, ortalığa karmaşa hakim, ya da adı konmasa da yukarıdan gelen bir talimat var” şeklinde konuştu. Federal İçişleri Bakanlığı ve Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin, Gelsenkirchen’deki mahkeme kararının beklenmesi gerektiğinin bilincinde olduklarını hatırlatan Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanı, o yüzden sorgulanması gereken noktanın, mahkeme kararının vaktinde ulaştırılıp ulaştırılmadığı olmadığını vurguladı.

“Yardımseverliğin De Doğal Olarak Bir Sınırı Var”

Kuzey Ren-Vestfalya Mülteciler Bakanı Joachim Stamp’ın partisi Hür Demokratlar (FDP) ise federal düzeyde bakana destek verdi. Partinin Meclis Grubu Başkanvekili Stephan Thomae, “Ülkemizin yardımseverliğinin de doğal olarak bir sınırı var” diyerek, hukuk devletinin sınır dışı uygulamasını hayata geçirebilecek durumda olması gerektiğini belirtti.

Berlin’deki rbb radyo kanalına konuşan FDP Genel Başkan Yardımcısı Wolfgang Kubicki ise, “Mahkemeler, yetkili makamların kendilerine gerçeği söylediklerine güvenemezlerse, Almanya’da karanlık bir tablo oluşur” ifadesini kullandı.

Sami A. şu anda Tunus’ta gözaltında tutuluyor. Alman Bild gazetesinin avukatı aracılığıyla kendisine yönelttiği sorulara cevap veren Sami A., “gece üçte gelip kendisini aldıklarını” ve avukatıyla temasının engellendiğini belirtmiş,”Polise, mahkemenin sınır dışı uygulamasını yasakladığını söyledim! Ama onlar talimatın en yukarıdan geldiğini ve benim hiçbir şey yapamayacağımı belirttiler” ifadelerini kullanmıştı.

Alman Avukatlar Derneği ise, Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin tutumunu sert bir dille eleştirdi. Dernek Başkanı Ulrich Schellenberg, Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin Gelsenkirchen İdare Mahkemesi’ni yanılttığının giderek daha fazla belirginleştiğini belirtti. Nordwest-Zeitung adlı gazeteye konuşan devletler hukuku uzmanı Ulrich Battis ise, hukuk devletinin tehlikede olduğunu vurguladı ve “Bu tehlikeli şahsın sınır dışı edilmesi yönünde kamuoyundan gelen tüm baskıya rağmen, yetkililerin açık bir şekilde hukuk devletinin kurallarını çiğnemesinin çok kötü sonuçları olur” şeklinde konuştu.

(Deutsche Welle Türkçe, 17 Temmuz 2018)

 

Mültecilerin Yeni Hedefi İspanya

Uzun zamandır Akdeniz üzerinden Avrupa Birliği’ne (AB) gelmiş olan mültecilerin tek bir hedefi vardı: İtalya. Ancak şimdi insanlar daha çok İspanya’ya geliyor. Yunanistan’da da bu rakam artmakta. Uluslar arası Göç Örgütü (IOM) bu yıl Akdeniz üzerinden geçişlerde yaklaşık 1.500 kişinin boğulduğunu tahmin ediyor.

İspanya, artık AB’ye girmek isteyen mültecilerin yeni hedefi. Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre Temmuz ayı ortasına gelindiğinde Güney Avrupa ülkesine yaklaşık 18.000 kişi geldi. Buna ek olarak, yaklaşık 3.000 kişi İspanya’nın Kuzey Afrika’ya uzanan bölgeleri Melilla ve Ceuta’ya ulaşmaya çalıştı.

AB Sınır Koruma Ajansı Frontex’in Salı günü Varşova’da açıkladığına göre, özellikle geçtiğimiz haftalarda İspanya’ya geçen mültecilerin sayısı yaklaşık olarak günde 50 kişiden 220 kişiye kadar ulaştı. Bununla birlikte bir önceki yıla oranla Batı Akdeniz rotasına yaklaşık üç kat daha fazla göçmen geldi. Bunların çoğu Fas, Gine ve Mali kökenli. Frontex Başkanı Fabrice Leggeri bundan aylar öncesinde İspanya’ya giden rotanın mülteciler için yeni bir ana rota olabileceği konusunda uyarmıştı.

(Mitteldeutscher Rundfunk, 17 Temmuz 2018)

 

Suriyeliler, Türkiye Nüfusunun Yüzde 4.39’unu Oluşturuyor

İç savaşın başlamasıyla 2011 yılından itibaren ülkelerinden göç eden 3 milyon 546 bin 905 Suriyeli, Türkiye’ye yerleşti. 210 bin 794’ü 10 kentte kurulu 20 kampta kalan ve Türkiye nüfusunun yüzde 4.39’una denk gelen Suriyeliler, bir an önce huzur ve barışın sağlanmasıyla doğduğu topraklara geri dönmek istiyor.

Türkiye’nin güneyindeki komşusu olan Suriye’de 2011 yılında yaşanan iç karışıklıklarla birlikte başlayan çatışmalarla endişelenen siviller doğduğu toprakları terk etmeye başladı. Çatışmaların yoğunlaşması ve terör örgütleri DEAŞ ile PKK/PYD’nin kontrolü altına aldığı kentlerde uygulamaya başladığı baskılardan kaçan Suriyeliler, akın akın Türkiye’ye gelmeye  başladı.

Hem çatışmalar hem de terör örgütlerinin baskısından evlerini terk ederek kaçan 3 milyon 546 bin 905 Suriyeli, tercihini güvenli liman olarak gördüğü Türkiye’den yana kullandı. Her şeyini geride bırakarak Türkiye’ye sığınan Suriyeliler; AFAD tarafından Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Kilis, Mardin, Adana, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de kurulan 20 çadır ve konteyner kente yerleştirildi. İhtiyaçları karşılanan 210 bin 794 Suriyelinin ihtiyaçları kamu kuruluşları tarafından karşılanırken, kamp dışında kalan 3 milyon 336 bin 111 Suriyeliler ise büyükşehirler ile sınıra yakın kentlerde kendi imkanları ile yaşamlarını sürdürmeye başladı.

Suriyeli sığınmacıların varlığı özellikle sınır kentlerinde iyice hissediliyor. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile sıkça ismi gündeme gelen 136 bin 319 nüfuslu Kilis’e 130 bin 841 Suriyeli yerleşti. Kilis’te neredeyse 2 kişiden birinin Suriyeli olması ilginçlik gösterirken, sınır kentlerinden Hatay nüfusunun 28, Şanlıurfa nüfusunun yüzde 23, Gaziantep nüfusunun yüzde 19, Mardin ve Mersin’in nüfusunun ise yüzde 11’ini sığınmacılar oluşturdu.
Sayı olarak en fazla Suriyelinin yaşadığı il 563 bin 716 ile İstanbul olurken, 29 sığınmacının bulunduğu Bayburt en az Suriyeliye ev sahipliği yapan kent oldu. Bayburt’un yanı sıra Artvin, Bartın, Gümüşhane, Iğdır ve Tunceli Suriyelilerin en az ilgi gösterdiği kentler oldu ve bu şehirlere yerleşen sığınmacıların sayısı 100’ün altında kaldı.

Harekatlar İle Umutlar Arttı

Yıllardır zorunlu olarak geldikleri Türkiye’de yeni yaşamlarına entegre olmaya çalışan Suriyeliler, ülkelerine geri dönecekleri günün hayalini kuruyor. Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak için düzenlediği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı da sığınmacıların umutlarını daha da artırdı. TSK’nın düzenlediği harekatlar ile Cerablus ile Afrin arasındaki geniş bir bölgenin terör örgütlerinden temizlenerek özgürleştirilmesi ile binlerce Suriyeli yeniden evlerine döndü. Türkiye’de yaşamlarını sürdüren Suriyeliler; kendi topraklarının da bir an önce özgürleşerek geri dönecekleri günü heyecanla beklediklerini ifade etti.
3,5 milyonu aşkın sayıları ile Türkiye nüfusunun yüzde 4.39’unu oluşturan Suriyeliler, ülkelerindeki iç savaşın başlamasının ardından açık kapı politikası ile kendilerini kabul eden Türk halkına müteşekkir. Suriyeliler, zorunlu göçlerinin ardından kendilerine kucak açan ve ekmeğini paylaşan Türk halkının tüm dünyaya insanlık dersi verdiğini savundu.

(Hürriyet, 18 Temmuz 2018)

 

Libya Sahil Güvenlikçisi Mültecileri Akdeniz’de Ölüme Terk Etti

Al Jazeera’nın haberine göre bir kadın ve bir çocuk, Libya sahil güvenlik görevlisi tarafından, hasar görmüş bota bırakıldıktan saatler sonra ölü bulundu.

Akdeniz’den Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya göç eden mültecileri kurtarmaya çalışan Proactiva Open Arms, Libya sahil güvenlik görevlilerinin en az iki mülteciyi ölüme terk ettiğini söyledi.

Akdeniz’de arama ve kurtarma operasyonlarını yürüten İspanyol Sivil Toplum Kuruluşu, Twitter’da gemideki iki kadın ve bir çocuğun halini gösteren bir video ve resim yayınladı; iki kadın ve bir çocuk.

Proactiva’nın kurucusu ve yöneticisi Oscar Camps tarafından atılan tweetlere göre, tekne Libya sahil güvenlik görevlisi tarafından hasara uğradı ve terkedildi. Oscar Camps “bu, sözleşmeli silahlı milislerin, Avrupa’nın geri kalanını Libya’nın bir devlet, hükümet ve güvenli bir ülke olduğuna inandırmaya çalışmasının doğrudan bir sonucudur”. Camps aynı zamanda Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mülteci sayısını engellemek için Libya ve Avrupa ülkeleri arasında yapılan anlaşmalara atıfta bulundu.

(Al Jazeera, 18 Temmuz 2018 )

 

Onlarca Suriyeli Mülteci Beyaz Bayrak Sallayarak İsrail Sınırına Yaklaştı

Haaretz’in haberine göre, İsrail, çatışmalardan kaçan ve sınırın 200 metre uzağında olan Suriyelilerin giriş yapmasına izin vermeyeceklerine dair açıklama yaptı.

Onlarca Suriyeli mülteci Salı günü İsrail sınırına doğru yürüdü. Görgü tanıklarına göre, mülteciler beyaz bayraklar taşıyordu ve çitlerden yaklaşık iki yüz metre uzakta kala durduruldular. İsrailli bir asker onlara “geri dön” çağrısı yaptı. Yapılan bazı haberlere göre, mülteciler geri döndü.

Sınır boyunca mülteci kampları şu anda Dera bölgesinde savaştan kaçan birkaç bin Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. BM ‘ye göre, 120 binden fazla Suriyeli son zamanlarda bölgeyi terk etti.

(Haaretz, 17 Temmuz 2018 )

 

Yeni Gelen Mi Yoksa Mülteci Mi? Hollandalılar Etiketler Konusunda Neden Hassaslar?

Hollanda’da kelimelerle ilgili tartışmalar yaşanıyor. Fakat mülteciler veya yeni gelenler sürekli olarak tanımlanmak ile ilgili ne düşünüyor?

Mültecilerle ilgili bir kuruluş olan DeliteLabs’ta çalışan Hanna Wieten’in yaptığı açıklamalara göre, “ yeni gelen ” kelimesinin Hollanda’da çok fazla kullanıldığını söylüyor ve ekliyor “ bizler normalde mülteci kelimesini pek kullanmıyoruz ama bazen belirtmek zorunda kalıyorsunuz. Ancak mülteci kelimesini web sitemizde kullanmamayı tercih ediyoruz: İnsanlarla çalışıyoruz ve mülteci olmanın insan tanımladığına değil bir tecrübe olduğuna inanıyoruz.”

Mülteci krizinin şiddetlenmesiyle, “göçmen” , “mülteci” gibi kelimeler Avrupa’da son yıllarda siyasi tartışmaların önünü açtı. Her biri farklı bir yasal tanım taşıyor olmasına rağmen, çoğu zaman bunlar birbirlerine karıştırılmakta ve politize edilmektedir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, değişen koşulların sığınma talep edenlere sorun yaratabileceğini ve göç ile ilgili tartışmalara yol açabileceğine dair açıklama yaptı.

Blendin Vakfı’nın Kurucusu Julius Weise ise bugüne kadar mültecilerle çok fazla diyalog halinde olduğunu ve hepsinin çok üzgün ve yardıma ihtiyaç duyduklarını, normal bir hayat kurmak istediklerini belirtti. Mülteciden ziyade “yeni gelen ” kelimesini ise bu sebeplere dayandırdı.“ Yeni gelen ” kelimesinin kulağa hoş geldiğini söyleyen Amsterdam’da yaşayan Maria adlı bir Hollanda vatandaşı ise konuya ilişkin olarak “Yeni gelen kelimesi bence oldukça iyi, çünkü benim için göçmen veya mülteciden daha olumlu bir şey. Herkes hayatının belirli dönemlerinde bir noktada ‘yeni’ olmuştur” diye konuştu.

(Al Jazeera, 17 Temmuz 2018 )

 

Ege Denizi’ne Mülteci Akını

2017 yılının ilk 6 ayında 6 bin 517 kaçak göçmen yakalanırken, 2018’in aynı tarih aralığında 11 bin 677 kaçak göçmen yakalandı.

Orta Doğu, Afganistan, Pakistan, İran ve Afrika ülkelerinden Avrupa’ya geçmek isteyen bir çok mülteci, kaçak göçmen Ege Denizi’ni geçiş kapısı olarak kullanmak istiyor.

26 Kişi Hayatını Kaybetti

2018 yılında Yunan adalarına kaçak geçişlerde Ege Denizinde 26 kişi hayatını kaybetti. Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından açıklanan rakamlara göre 2017 yılının ilk 6 ayında 6 bin 517 kaçak göçmen Ege Denizinde yakalanırken 2018’in ilk altı ayında bu rakam neredeyse iki katına çıkarak 11 bin 677’ye yükseldi.

Sahil Güvenlik Binlerce Kişinin Hayatını Kurtardı

Temmuz ayının ilk 15 gününde yakalanan kaçak göçmen sayısı ile istatistiklere 767 olarak geçti. 2018 yılında toplamda 12 bin 444 kaçak göçmen Ege Denizinde Yunan adalarına geçmek isterken Sahil Güvenlik Komutanlığınca olası bir ölüm tehdidinden kurtarıldı.

(En Son Haber, 17 Temmuz 2018)

 

Derhal Birleştirme Tasarısı

ABD’li Senatörler, alacakları tedbirlerle, birleşme sürecindeki engellerin üstesinden gelmeye çalıştıklarını ve böylece 2.600 çocuğun ebeveynlerine döneceğini söyledi. Geçtiğimiz günlerde birçok farklı çevrenin birleşerek karşı durduğu Trump’ın göçmen politikası hala ABD’nin gündeminde.

Demokrat senatörler, Beyaz Saray’ın sıfır tolerans uygulama politikasının bir sonucu olarak hâlâ ebeveynlerinden ayrı durumda olan 2.600 göçmen çocuğun “derhal” yeniden birleştirileceğini söyledikleri yeni bir aile birleşimi tasarısını açıkladılar. Tedbirler, ABD’nin çocukları ailelerinden ayırma yetkisi olmadığının altını çiziyor.

Senatörler, sınır boyunca gözaltı tesislerine yaptıkları ziyaretlerin mevzuata yardımcı olduğunu söyledi. Olağanüstü tepki alan Trump’ın göçmen politikası amacına ulaşamadı. Fakat ailesi sınır dışında olan çocuklar için süreç zorlaşıyor. Federal birimler, ailelerin birleşimi için çaba sarf ediyor. Mahkeme kararının Trump ve göçmen karşıtlığı aleyhinde çıkması sürecin seyrini etkileyen en önemli faktör. Kararın doğrudan muhatabı olan 103 çocuğun yaklaşık yarısı hala ailesinden ayrı.

(The Guardian, 17 Temmuz 2018)

 

İngiltere’den Türkiye İtirafı: Göç Konusunda Yapılan Kampanya Doğru Değildi

İngiltere Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanı Michael Gove, ülkesinin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasının (Brexit) oylandığı referandum kampanyasında Türkiye’yi gündeme getirme biçimiyle ilgili özeleştiri yaptı.

Brexit referandumu ile sonrasında yaşanan siyasi gelişmelerin ele alındığı, gazeteci-yazar Tom Baldwin’in “Ctrl Alt Delete” adlı kitabında, referandumda İngiltere’nin AB’den ayrılması için yapılan kampanyanın başını çeken isimlerden olan Gove ile yapılmış bir röportaja da yer verildi.

İngiltere’nin AB’de kalması halinde Türkiye’den büyük göç alacağı şeklindeki iddiasının hatırlatılması ve o dönem “seçmenin düşük duygularına hitap etmiş olmaktan” memnun olup olmadığının sorulması üzerine Gove, “Neden söz ettiğinizi biliyorum. Evet. Kampanya sadece bana bırakılsaydı başka türlü olurdu.” yanıtını verdi.

Geriye doğru bakıp her şeyi doğru yapıp yapmadıklarını düşündüğünü belirten Gove, “Her şeyi mutlak bir şekilde doğru yapmadığımıza dair bir his taşıyorum. Zor bir iş.” değerlendirmesinde bulundu.

Gove’un İddiaları

Gove, Brexit referandumuna giden süreçte yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin de aralarında olduğu 4 ülkenin AB’ye girmesi halinde İngiltere’nin birkaç yıl içinde 5 milyondan daha fazla yeni göçmen alacağını iddia etmişti.

Gove bir diğer açıklamasında da “77 milyon Türk’e vizesiz seyahat hakkı vermek ve Irak, İran ve Suriye’ye sınırsız bir alan açmak, terörün artığı bu dönemde nasıl bizim çıkarımıza olabilir görmekte zorlanıyorum.” ifadelerini kullanmıştı. Ülkenin AB’den kalmasından yana kampanya yürüten dönemin Başbakanı David Cameron ise Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili olarak “1987’de başvurdular, 35 faslı tamamlamalılar, 3000 yılında katılabilirler. Şu veya bu yönde oy kullanabilirsiniz ama Türkiye yakın bir zamanda AB’ye üye olmayacak.” değerlendirmesini yapmıştı.

İngiltere 23 Haziran 2016’da yapılan halk oylaması ile AB’den ayrılma kararı almıştı.

(Güneş, 17 Temmuz 2018)

 

Suriye’de Binlerce Kişiyi Kapsayan Tahliye Anlaşması

Suriye’de muhaliflerle Beşşar Esad yönetimi arasında yeni tahliyeler için anlaşmaya varıldı.

Bu kapsamda Heyet Tahrir Şam grubunun başını çektiği silahlı muhalifler, kuşatma altında tuttukları İdlib’in Fua ve Kefraya bölgelerinden binlerce kişinin tahliye edilmesine izin verecek.

Buna karşılık Şam yönetimi de tutukladığı bin beş yüz sivil ve muhalifi serbest bırakacak. Ayrıca anlaşma Hizbullah’ın elinde bulunan 34 tutsağın serbest kalmasını da içeriyor.

Son üç yıldır radikal eğilimli muhaliflerin kuşatması altında bulunan, Şii nüfusa sahip Fua ve Kefraya bölgelerinin halkı, ağırlıklı olarak Esad yönetimini destekliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, anlaşma kapsamında bu iki beldeden tahliye edilecek kişilerin Halep yakınlarında, rejim güçlerinin kontrol altında tuttuğu bölgelere gideceğini bildirdi.

Fua ve Kefraya’dan ayrılacak 6 bin 900 kişinin tahliye edilmesine ise yakın zamanda başlanacak. Suriye ordusuna bağlı bir yerel komutan 100 civarında otobüsün bölgeye yönlendirileceğini kaydetti.

Uluslararası kaynaklar anlaşmanın, Ankara ve Moskova’nın girişimiyle sağlandığını belirtiyor. Keza Suriye’deki 7 yıllık iç savaşta daha önceki tahliyeler de, büyük oranda Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde gerçekleşmişti.

Geçtiğimiz yıl nisan ayında, yine muhalifler ile Esad yönetimi Fua ve Kefreya’da yaşayan Şii nüfusun tahliye edilmesi konusunda anlaşma sağlamıştı. Buna karşın Madaya, Zebadani ve Yermuk kampı bölgeleri ile rejimin cezaevlerindeki birçok tutuklu serbest kalmıştı.

(Euronews, 18 Temmuz 2018)

 

Libya Açıklarında 165 Sığınmacı Kurtarıldı

Libya sahil güvenlik güçleri, başkent Trablus’un doğusundaki Karaboli kenti açıklarında 165 sığınmacının kurtarıldığını açıkladı.

Sahil güvenlik güçlerinden yapılan yazılı açıklamada, devriye sırasındaki ekiplerin, motoru bozulan şişme botta bulunan 34’ü kadın, 12’si çocuk 165 sığınmacıyı kurtardığı belirtildi.

Karaboli kentinin açıklarında gerçekleştirilen kurtarma operasyonu sırasında bir bebeğin cesedinin de çıkarıldığı ifade edilen açıklamada, sığınmacıların denizde 60 saatten fazla aç ve susuz kaldığı aktarıldı.

Sığınmacılar arasında 2 Cezayirli, 2 Bangladeşli, 1 Mısırlının bulunduğu, diğerlerinin ise farklı Afrika ülkelerinden olduğu belirtilen açıklamada, insani ve tıbbi yardım için göçmenlerin Trablus Deniz Üssü’ne götürüldüğü kaydedildi.

Öte yandan, İspanyol sivil toplum kuruluşu “Proactiva Open Arms”‘ın müdürü Oscar Camps, sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İtalya hükümetinin desteklediği Libya sahil güvenlik güçlerini, bir kadın ile bir çocuğu botta ölüme terk etmekle” suçladı.Avrupa’da daha iyi yaşam şartları hedefiyle Sahra Çölü ve Akdeniz’i geçmeye çalışan yasa dışı göçmenlerin sayısında artış gözlenirken, UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, geçen kasım ayında yaptığı açıklamada, yasa dışı göç amacıyla Libya’da bulunan göçmen sayısının yarım milyonu aştığını kaydetmişti.

(Sputnik, 18 Temmuz 2018)

 

İşte Minik Rüya’nın Katili! ‘İdamla Yargılanacak’

ABD’nin Idoha eyaletine Ethiyopyalı annesi ile mülteci olarak yerleşen Rüya Kadir, üçüncü yaş gününü kutlarken bıçaklanarak öldü. Rüya’nın İstanbul’da yaşayan babası Recep Seran’a kızının cenazesine katılabilmesi için Idaho eyaleti senatorü Jim Risch’in girişimleriyle Amerikan vizesi çıkarıldı. Rüya’nın katiline ait görüntüler ortaya çıkarken, adamın idamla yargılanacağı ifade edildi.

Küçük Rüya’nın doğum gününün yapıldığı apartman sitesindeki daireye girerek altısı çocuk dokuz kişiyi bıçaklayan katil Timmy Kinner (30) için savcıların idam cezası isteyeceği kaydedildi.

14 Ağustos’ta yeniden hakim karşısına çıkacak olan Kinner’in cezaevinden yeni çıktığı ve saldırı sırasında sokakta yattığı belirtildi. Savcıların soruşturmayı tamamlayıp, sanığın ruh sağlığı incelendikten sonra büyük ihtimalle idam cezası isteyeceği kaydedildi.

Önceki gün (pazartesi) kaldığı cezaevinden video bağlantısıyla hakim Russel Comstock karşısına çıkarılan Kinner,  görüntülerin medya ile paylaşılmaması isteği hakim tarafından geri çevrildi. Kinner, bu karar üzerine ‘Bu bir sabotaj sayın hakim’ diye bağırması üzerine, salondaki bir kadından izleyiciden ‘Kapa çeneni’ uyarısı geldi.

(Hürriyet, 17 Temmuz)

 

Yunanistan, Adalardaki Mülteci Çocuklarına Eğitim Hakkı Tanımıyor

İnsan Hakları İzleme Komitesi, Avrupa Birliği’nin desteklediği mültecileri Yunan adalarında tutma şeklindeki göç politikası sebebiyle, Yunanistan’ın binlerce mülteci çocuğun eğitime hakkı olduğunu inkar ettiğini açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Komitesi “Eğitimsiz, Onlar Geleceklerini Kaybediyor, Yunan Adalarında Mülteci Çocuklarının Eğtim Hakkının inkarı” başlıklı 51 sayfalık bir rapor yayımlayarak, Yunanistan hükümeti tarafından yönetilen mülteci kamplarında, 2017- 2018 eğitim öğretim yılı içinde okul çağındaki 3 bin çocuğun yalnızca yüzde 15’inin okula kaydolduğunu açıkladı. Okul öncesi eğitim yaşında olanların ise yalnızca 100 tanesinin eğitim aldığı kaydedildi.

Yunanistan’da eğitim alan mülteci çocukların aksine Yunan adalarındaki mülteci çocuklarının eğitim hakkı olduğu Yunan hükümeti tarafından inkar ediliyor. Okula gidebilenlerin çoğunun devletin yönettiği kamplardan çıkarak mahalli yetkililer ve gönüllüler tarafından işletilen evlerde kalmalarını

İnsan Hakları İzleme Komitesi’nde önde gelen çocuk hakları araştırıcısı Bill Van Esveld, yıllarca adalardaki çocukların eğitim haklarını karşılayamaması sebebiyle, Yunanistan’ın mültecileri Yunan adalarında tutma politikasından vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Van Esveld, “Yunanistan, adalardaki mülteci çocuklara okul imkanı sağlayamamakla hem çocuklara zarar veriyor hem de kendi kanunlarını ihlal etmiş oluyor” dedi.

Yunanistan hukukuna göre, mülteci çocukları dahil 5 – 15 yaş arası çocukların eğitimi zorunlu ve ücretsiz. Uluslararası hukuk bütün çocukların ilk ve orta eğitimden yararlanmasını garanti altına alıyor.

İnsan Hakları İzleme Komitesi Yunan adalarında, okul çağındaki 107 mülteci ve göçmen çocukla, Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve mahalli yardım gruplarıyla görüştü, Yunanistan’ın eğitim kanunlarını inceledi.

Yunanistan Hükümeti, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 2016 Mart ayında yapılan anlaşma ile Avrupa Birliği tarafından desteklenen göç politikasıyla Yunanistan’a gelen mültecilerin iltica taleplerinin karara bağlanmasına kadar mültecileri Yunan adalarında tutuyor.

(Haberler.com, 18 Temmuz 2018)