Geçen hafta Türkiye ekonomisinde TL’nin hızlı değer kaybı ve bunu önlemek amacıyla Merkez Bankasının müdahalesi, Merkez Bankası politika araçlarına yönelik hükümetin açıklamaları ile TÜİK tarafından yayınlanan Dış Ticaret Endeksleri ve Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları öne çıkmıştır.

 

Ekonomide en önemli gündem maddesi Türk Lirasının değer kaybı olmaya devam etmektedir. Geçen hafta Dolar/TL paritesi 3,94 seviyesini; Euro/TL paritesi 4,13 seviyesini görmüştür. Öncelikle söz konusu durumun nedenlerini ifade etmekte yarar bulunmaktadır. Gerekçeleri iç ve dış olarak ayırmak çok anlamlı olmamakla birlikte genel hatları ile bakıldığında; darbe girişimi, sonrasında ilan edilen ve iki kez uzatılan OHAL, Merkez Bankası’nın piyasalara müdahale edememesi, üçüncü çeyrek büyümesinin negatif gelmesi (ekonomik küçülme), TL’nin değer kaybının etkisiyle enflasyonist görünüm, turizmin toparlanamaması, hükümetin ekonomideki olumsuz duruma spekülasyon varsayımıyla yaklaşımı ve son olarak Anayasa değişikliği görüşmeleri ile görüşmeler esnasında ortaya çıkan görüntüler iç nedenler olarak sayılabilir.

 

Dış nedenlerin başında ABD seçimlerini Trump’ın kazanması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan etkiler gelmektedir. Daha öncesinde Moody’s tarafından yapılan not indirimi, yukarıda değinilen iç nedenlerin uluslararası piyasalarda oluşturduğu belirsizlik ve buna bağlı risk artışı, AB ile ilişkiler de dış nedenlere eklenebilir. Liste Rusya ile yakınlaşma ve Fırat Kalkanı Harekatı ile devam ettirilebilir. Zira sosyal ve siyasal içerikli olayların da ekonomik sonuçları olmaktadır.

 

Tüm bu nedenlerin etkisiyle diğer para birimleriyle karşılaştırıldığında değer kaybı bakımından TL için ciddi bir negatif ayrışma durumu söz konusudur. Daha önceki bültenlerimizde bu denli yüksek değer kaybının fiyatlama davranışlarını bozmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Nitekim özellikle ÜFE’de bu duruma ilişkin önemli sinyal bulunmaktadır.

 

Merkez Bankası, Kasım ayındaki toplantıda 50 baz puanlık artırım yapmış sonrasında toplam talepteki gelişmeleri gerekçe göstererek Aralık ayını pas geçmişti. Ancak geçtiğimiz hafta içinde kurlarda yaşanan olağanüstü hareketlenmeye tepkisiz kalmayarak farklı günlerde piyasaya müdahale etmiştir. Bu kapsamda öncelikle yabancı para zorunlu karşılık oranları tüm vadelerde 50 baz puan indirilerek ilave döviz likiditesi sağlanmış ve bankaların Bankalararası Para Piyasasından TL cinsinden borç alma limitleri toplam 22 milyar TL düzeyine düşürülmüştür. Sonrasında haftalık repo ihaleleri iptal edilerek ve 22 milyar TL limiti, 11 milyar TL düzeyine düşürülerek müdahaleye devam edilmiştir. Özetle Merkez Bankası bir miktar döviz likiditesi sağlamak, TL’nin arzını kısmak ve bankaları gecelik borçlanma üzerinden daha yüksek maliyetlerle borçlanmaya sevk etmek suretiyle piyasaya müdahale etmiştir.

 

Zorunlu karşılık oranlarındaki indirimin ve borçlanma limitini 22 milyar TL’ye indirmenin etkisinin yetersiz olduğunu, döviz kurlarında nispeten olumlu etki yapan müdahalenin limitin ikinci kez yarıya düşürülmesinin ve haftalık repo ihalelerinin iptal edilmesi olduğunu belirtmek gerekir. Böylece Merkez Bankası, bankaların borçlanma maliyetlerini artırarak örtülü faiz artışı yapmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki piyasada TL likiditesinin azaltılması geçici bir çözüm olup benzer durumun devam ettirilmesi, likidite sorununa ve politika faiz oranı değiştirilmese dahi piyasa faiz oranının artmasına neden olacaktır.

 

Ayrıca geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve hükümet temsilcilerinin Merkez Bankası politikası ve araçlarına ilişkin değerlendirmeleri de öne çıkmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan döviz kurlarındaki hareketleri spekülasyon olarak nitelendirmiş ve vatandaşların döviz satması talebini yinelemiştir. Başbakan Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Şimşek ve Ekonomi Bakanı Zeybekçi, Merkez Bankası’nın piyasaya müdahale edebileceğini dile getirmişlerdir. Ancak bir taraftan Merkez Bankası’nın elinde buna yönelik araçlar bulunduğunu ifade ederlerken diğer taraftan Merkez Bankası politikalarına ilişkin sınırlayıcı açıklamalarda bulunmuşlardır. Başbakan Yıldırım, faiz artırımına gerekli olmadıkça başvurulmaması gerektiğini, Ekonomi Bakanı Zeybekçi ise kurlardaki hareketlenmenin spekülatif olduğunu Merkez Bankası’nın piyasaya döviz satarak müdahale etmesinin yanlış olduğunu ifade etmişlerdir. Başbakan Yardımcısı Şimşek ise bir hamburgerin satış fiyatı (Türkiye dahil) üzerinden yapılan bir endekse atıfla değerlendirme yapmıştır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde ekonomide bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Diğer taraftan TÜİK, geçen hafta Dış Ticaret Endeksleri ve Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranlarını yayınlamıştır. Dış ticaret endekslerine göre ihracat birim değer endeksi 2016 yılı Kasım ayında 2015 yılı Kasım ayına göre yüzde 0.6 oranında azalarak 91,4; ithalat birim değer endeksi ise aynı dönemde yüzde 3.3 oranında azalarak 82,4 olmuştur. İhracat miktar endeksi 2016 yılı Kasım ayında 2015 yılı Kasım ayına göre yüzde 10,1 oranında artarak 147,6; ithalat miktar endeksi ise yüzde 9,6 oranında artarak 132,9 olmuştur. Dış ticaret haddi ise 2016 yılı Kasım ayında 110,9 olmuştur.

 

2016 yılı Aralık ayında gerek ÜFE, gerek TÜFE ile indirgendiğinde yalnızca Dolar ve Euro pozitif reel getiri getirmiştir. Dolar son altı ve üç aylık dönemlerde en yüksek getiriyi sağlamıştır. Altın ise 2016 yılı Aralık ayında gerek ÜFE gerekse TÜFE ile indirgendiğinde en çok kaybettiren yatırım aracı olmasına rağmen 2016 yılı geneli göz önüne alındığında en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olmuştur. Altın, 2016 yılında ÜFE ile indirgendiğinde ,67, TÜFE ile indirgendiğinde ise ,20 oranında reel getiri sağlamıştır.