Geçen hafta Türkiye ekonomisinde Fitch Ratings derecelendirme kuruluşunun not indirimi ile S&P’nin görünümü negatife çevirmesi, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararı ile TÜİK tarafından açıklanan güven endeksleri ve Merkez Bankası tarafından açıklanan İktisadi Yönelim Anketi ile Reel Kesim Güven Endeksi öne çıkmıştır.

 

Ülke ekonomisinin geçmiş durumunun incelenerek mevcut duruma ve geleceğe yönelik bir analiz olarak tanımlanabilecek kredi derecelendirme, uluslararası piyasalarda dikkate alınan önemli bir göstergedir. Bu bağlamda ülkenin kredi derecesinin yüksekliği gerek yabancı yatırımcı çekmek gerekse ihtiyaç duyduğunda uygun maliyet ve vadelerde borçlanabilmek için kritik öneme sahiptir.

 

Fitch, Türkiye’nin kredi notunu bir basamak indirerek yatırım yapılabilir seviyenin altına düşürmüştür. Fitch’in not indirimi ile birlikte Türkiye, kredi derecelendirme sektörüne hakim üç büyük derecelendirme kuruluş tarafından da yatırım yapılabilir seviyenin altında derecelendirilmiştir.

 

Türkiye’nin kredi derecelendirme geçmişi incelendiğinde kredi notunun ilk kez 1992 yılında S&P ve Moody’s tarafından yatırım yapılabilir seviyede derecelendirildiği görülmektedir.  Ancak 1994 yılında iki derecelendirme kuruluşu da notlarını yatırım yapılabilir seviyenin altına indirmiştir. 1994 yılında ilk derecelendirmesini yapan Fitch de Türkiye’yi yatırım yapılamaz seviyede derecelendirmiştir. Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra Fitch 2012 yılında, Moody’s de 2013 yılında Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyeye yükselmiş, S&P ise yatırım yapılabilir seviyenin altında tutmaya devam etmiştir. Türkiye’nin kredi notu öncelikle 2016 yılı Eylül ayında Moody’s tarafından geçen hafta ise Fitch tarafından tekrar yatırım yapılabilir seviyenin altına indirilmiş, mevcut durumda yatırım yapılabilir seviyenin altında derecelendiren S&P de görünümü negatife çevirmiştir. Bu çerçevede asgari yeterli seviyeye çıkarılması yaklaşık 20 yıl süren ülke kredi notu, üç senede yitirilmiştir.

 

Fitch, yapmış olduğu açıklamada etkenleri yüksek ve orta düzeyde gruplandırmış olup yüksek düzeydeki etkenler kısmında, siyasi gelişmeler ile güvenliğin ekonomik performansı ve kurumsal bağımsızlığı sarstığını belirtmiş, Anayasa değişikliği ile OHAL sürecinin devam etmesine ve FETÖ ile mücadele kapsamında yapılan temizliğin kapsamının medya ve diğer gruplara yayılmasının ekonomideki bazı kesimlerinin güvenini sarstığına vurgu yapmış ayrıca terör olaylarının tüketici güvenine ve turizm sektörüne zarar verdiğini ifade etmiştir. Yüksek düzeydeki etkenlerin doğrudan ekonomik olmaması önemli bulunmuştur. Bu durum, karar ve uygulamalar doğrudan ekonomik olmasa da bunların ekonomik sonuçlar doğurabileceği gerçeğini doğrulamaktadır.

 

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 2017 yılının ilk toplantısını yapmış ve politika faiz oranını (bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı) sabit tutarken gecelik ve geç likidite penceresi faiz oranlarında artışa gitmiştir. Buna göre gecelik marjinal fonlama oranı yüzde 9,25 seviyesine, geç likidite penceresi uygulaması kapsamında borç verme faiz oranını yüzde 11’e yükseltilmiştir. Söz konusu artışları takiben TCMB ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti hafta başında yüzde 9,01 düzeyinde iken haftayı yüzde 10,27 seviyesinde kapatmıştır.

 

Özetle Merkez Bankası politika faiz oranını sabit tutarken diğer finansman imkanlarının maliyetini artırmak suretiyle örtülü bir artırıma gitmiştir. Merkez Bankası maalesef bağımsızlığının tartışıldığı bir ortamda ciddiyetini de tartışmaya açmıştır. Zira finansman maliyetini artırırken temel politika faiz oranını sabit tutmak mevcut durumu perdelemekten ve sorunu büyütmekten başka işe yaramayacaktır. Diğer taraftan daha önceki bültenlerde ulusal para birimindeki bu denli yüksek değer kaybının fiyatlama hareketlerini bozmasının kaçınılmaz olduğu ifade edilmişti. Merkez Bankası nihayet aşırı hareketliliğin enflasyonda yukarı yönlü riskleri artırdığını kabul ve beyan etmiş ancak yine gerekli tedbirleri alamamıştır.

 

Merkez Bankası geçtiğimiz hafta İktisadi Yönelim Anketi ile Reel Kesim Güven Endeksini yayınlamıştır. Buna göre 2017 yılı Ocak ayında Reel Kesim Güven Endeksi 1,4 puan azalarak 97,0 seviyesine gerilemiştir. İktisadi Yönelim Anketi Ağırlıklı Toplu Sonuçları kapsamında iç piyasa sipariş miktarında azalış seyrinin güçlendiği, ortalama birim maliyetlerin geçmiş üç ayda arttığı ve gelecek üç ayda da artmaya devam etmesinin beklendiği öne çıkmaktadır. Ankete katılanlar arasında içinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda bir ay öncesine kıyasla daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 31,5'e yükselmiştir.

 

TÜİK ise Tüketici Güven Endeksi ile Sektörel Güven Endekslerini yayınlamıştır. Endekslerde 100 değerinin altı kötümser durumu ifade etmektedir. Tüketici Güven Endeksi 2017 yılı Ocak ayında 2016 yılı Aralık ayına göre 3,5 puan artarak 66,9 olmuştur. Hanenin maddi durum beklentisi, genel ekonomik durum beklentisi, işsiz sayısı beklentisi ile tasarruf etme ihtimali alt endekslerinde de ılımlı artış olmakla birlikte tamamı 100 eşik değerinin altında kalmıştır. Sektörel Güven Endeksleri kapsamında açıklanan endekslerde düşüş gözlenmektedir. Buna göre hizmet sektörü güven endeksi 87,5, perakende sektörü güven endeksi 95,9, inşaat sektörü güven endeksi 74,8 olmuştur.

 

TÜİK, geçen hafta ayrıca 2016 yılı Aralık ayına ilişkin Konut Satış İstatistiklerini açıklamıştır. Buna göre konut piyasasını canlandırmaya yönelik tedbirlerin olumlu etkisinin 2016 yılı Eylül ayından bu yana sürdüğü görülmektedir. 2016 yılı genelinde konut satışları, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 4 oranında artmış ve 1,34 milyon adet olmuştur. Toplam satışların 33,5’ini ipotekli satışlar oluşturmuş olup ipotekli satışlar bir önceki yıla göre yüzde 3,5 oranında artmıştır. 2016 yılında yabancılara toplam 18.391 konut satışı gerçekleştirilmiş olup söz konusu satışların yaklaşık yüzde 60’ı Orta Doğu ülkeleri vatandaşı yabancılara yapılmıştır. Toplam konut satışında üç büyük il İstanbul, Ankara ve İzmir başı çekerken yabancılar en çok İstanbul, Antalya ve Bursa’dan ev almayı tercih etmiştir.