1)      Sayın OĞAN, 4 Haziran 2009’da Azerbaycan ve Ermenistan Cumhurbaşkanları St. Petersburg’da buluştular. Bu buluşmadan sonra, Dışişleri Bakanları Nalbandyan ve Mamadyarov’un yaptıkları ortak açıklama oldukça pozitifti. Siz St. Petersburg müzakerelerinde pozitif işaretler görebiliyor musunuz? Ya da her zaman olduğu gibi bu konuşmaların sadece ve sadece müzakerelerin devamına hazır olduklarını göstermek için yapıldığını mı düşünüyorsunuz?

 

Sinan OĞAN: Biz Prag görüşmeleri öncesinde yaptığımız değerlendirmelerde Prag görüşmelerinden olumlu bir netice beklemediğimizi ve fakat St. Petersburg görüşmelerinden umutlu olduğumuzu belirtmiştik. Sadece şu gösterge bile kanaatimizce önemlidir: Prag görüşmelerinde iki lider basının istemesine rağmen el sıkışmamıştı. Oysa St. Petersburg görüşmelerinde sadece el sıkışmakla kalmamış onun ötesinde daha samimi bir ilişki içerisinde olmuştur. Bir diğer önemli husus bu görüşmeler sonrasında AGİT Minsk Grubu temsilcileri ve taraflar gelişigüzel basına açıklama vermemişlerdir. Bunlar olumlu gelişmeler. Ancak doğrusu bu görüşmelerden daha somut sonuçlar çıkabileceğini ümit ediyorduk. Bugün bölgedeki jeostratejik şartlar Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir barış anlaşmasının imzalanması için son derece müsaittir. Eğer Dağlık Karabağ konusunda kısa ve orta vadede herhangi bir ilerleme sağlanamazsa iki ülke arasındaki sorunların çok daha kötüleşmesi ve hatta çatışmaya doğru ilerlemesi ihtimali mevcuttur. Ancak burada Azerbaycan için Kollektif Güvenlik Anlaşması ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bu alandaki gelişmeler Azerbaycan’ın aleyhinde gelişmektedir. Zira bu brgüte üye ülkelerden birisine yapılan saldırı bütün üyelere yapılmış sayılmaktadır. Burada Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir çatışma olursa diğer üyelerin nasıl tavır alacakları hususu önem kazanmaktadır. Özbekistan’ın karşı çıkmasına rağmen Kollektif Güvenlik Anlaşmasının NATO benzeri bir yapıya dönüşmesi Azerbaycan’ı bu örgüte üğe olmaya sevk edebilir. Aslında Rusya’nın da istediği böylesi bir gelişmedir.

 

2)      Bu oldukça açıktır ki, 2008 Rusya-Gürcistan savaşından sonra, Rusya’nın Güney Kafkaslardaki etkisi oldukça azalmıştır. Şu anda Rusya’nın bölgedeki varlığı tamamen Ermenistan’a bağlıdır. Yani Dağlık Karabağ sorunu bu evresinde Rusya’nın ilgi alanında değildir. Bu sorun zaman zaman Kremlin tarafından Azerbaycan ve Ermenistan’a baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. Sizce, batı ve Rusya’nın karşıt pozisyonda oldukları dönemde, çözüm sürecinde gerçek bir ilerleme şansı var mıdır, ya da müzakereler bölgenin jeopolitik, içsel ve dışsal problemlerinin çözümü için uzun bir sürece mi yayılmıştır?

 

Sinan OĞAN: Siz değerlendirmenizde 2008 Rusya-Gürcistan savaşından sonra, Rusya’nın Güney Kafkaslardaki etkisi oldukça azaldığını söylemektesiniz. Biz bu fikre katılmıyoruz. Bize göre 8.8.2008 tarihinde Gürcistan ile Rusya arasında yaşanan savaş sonrasında Rusya’nın bir bütün olarak bölgede ve özel olarak da Güney Kafkasya’da etkisinin arttığını düşünmekteyiz. Diğer taraftan Rusya’nın şimdiye kadar genel pozisyonu Ermenistan ile Türkiye arasında diyalogun kurulmaması ve Dağlık Karabağ sorununun çözülmemesi yönündeydi. Ancak bu savaş Rusya’ya şunu göstermiştir ki, Ermenistan ile Türkiye arasında sınırların kapalı olması bölgedeki bütün iletim hatlarının (petrol boru hattı, doğal gaz hattı, tren ve kara yolu gibi) Gürcistan’dan geçmesine sebep olmuştur. Bu ise Batının Gürcistan’a gereğinden fazla önem vermesine sebep olmaktadır. Rusya böyle bir durumda Gürcistan ile sorunlarında Batının müdahalesi ile karşılaşmaktadır. Oysa Türkiye ile Ermenistan arasında sorunların çözülmesi bu hatların bir kısmının Ermenistan’a kaymasına ve Gürcistan’ın bu anlamda stratejik öneminin bir miktar azalmasına sebep olacaktır.

 

Bugün bölgedeki genel şartlar içerisinde Batı ile Rusya’nın görüşlerinde bir yakınlaşma olduğu kanaatindeyiz. Batıda yer alan şu fikrin ise yanlış olduğunu düşünüyoruz. Batı Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin gelişmesi sonrasında Ermenistan’ın Rusya’ya olan bağımlılığının azalacağını düşünmektedir. Bize göre Ermenistan ile Rusya arasında olan ilişkiler Batının düşündüğünün çok daha ötesinde derindir ve Dağlık Karabağ sorunu çözülse bile Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkiler bugün olduğu gibi devam edecektir.

 

3)      Geçtiğimiz ay, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve diğer bakanlar, Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan-Türkiye sınırının açılma ihtimalinin olmadığı konusunu açıkça ifade etmişlerdi. Sizce bütün bunlar iki ülke arasındaki müzakere sürecinin “durma” noktasına geldiği ve Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden sınırların açılamayacağı anlamına mı gelmektedir?

 

Sinan OĞAN: Tam olarak iki ülke arasındaki ilişkilerin durma noktasına geldiğini söyleyemeyiz. Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan ziyaretinde ifade ettiği Karabağ şartı bu sorunun tamamıyla çözülmesi olarak algılamamak gerekir. Eğer Dağlık Karabağ konusunda gelişmeler yaşanırsa buna paralel olarak da Yol Haritasında ve Türkiye ile Ermenistan arasında ilerlemeler sağlanacaktır. Bunlar birbiri ile paralel giden iki süreç olacaktır. Birisi sona erdikten sonra diğeri başlayacak olan bir süreç değildir.

 

4)      Neden sizce Dağlık Karabağ sorunu Türkiye’nin ulusal problemi olarak görülmektedir? Bu içsel kullanımlar için mi yapılmaktadır? Türk radikal muhalefet güçleri engellemek için ya da Ermenistan-Türkiye aktif müzakere süreci sebebi ile zarar gören Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini eski haline getirmek için mi yapılmaktadır? 

 

Sinan OĞAN: Azerbaycan Türkiye’nin stratejik müttefikidir. Türkiye Azerbaycan’ın çıkarlarını başka bir komşu ülkenin çıkarı olarak görmemektedir. Türkiye için Azerbaycan’ın çıkarları aynı zamanda Türkiye’nin de milli meselesi ve çıkarı olarak algılanmaktadır. İki ülke kamuoyları bu konuda oldukça hassastır. İki ülke aynı dili konuşmakta, aynı soydan gelmektedir. Hatta Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde birçok Azerbaycan vatandaşı kendisini Türk olarak algılamazken Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmalarda Ermenistan’daki birçok çevrenin Azerbaycan vatandaşlarını Türk olarak adlandırmaları bu ülkede kendisini Türk olarak tanımlamada önemli etkenlerden birisi olmuştur. Bugünkü Türk hükümeti Ermenistan ile açılım yapmak istediğinde Türk kamuoyunda ciddi bir muhalefetle karşı karşıya geldiğini görmüştür. Aynı zamanda tarihten gelen ilişkileri bir tarafa koysak bile Türkiye’nin Azerbaycan’da önemli ekonomik ve siyasi çıkarları vardır. Bu sebeple Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini Azerbaycan’dan bağımsız bir şekilde yürütmesi düşünülemez. Bunun için Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler Azerbaycan şartına bağlanamaz şeklindeki bir yaklaşımın Türkiye’de karşılık bulması mümkün gözükmemektedir. Türkiye’de Azerbaycan’ı dikkate almadan politikalar gerçekleştiren hiçbir iktidar kamuoyu tepkisi sebebiyle uzun süreli olamaz.

 

5)      Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Ulaştırma Bakanlarının, Bakü-Tiflis-Kars tren yolunun yapımına yeniden başlanması konusundaki son ortak açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz, bu açıkça Ermenistan Türkiye sınırının yakın zamanda açılmasını gerekli hale getirecektir?

 

Sinan OĞAN: Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun inşası devam eden bir süreç. Sadece süreci hızlandırmak için üç ülkenin ulaştırma bakanları bir araya gelmiştir. Elbette bu süreç Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını olumlu etkileyebilir. Unutmamak gerekir ki, SSCB zamanında Türkiye ile Ermenistan arasında çalışan bir demiryolu hattı vardı ve bugün bu hat kısa bazı onarımlarla işler hale getirilebilir. Ermenistan ile Gürcistan ulaşım dehlizleri konusunda birbirinin alternatifi değil, her ikisi de kullanımda olabilecek hatlardır.

 

6)      Siz, Başbakan Erdoğan ve Rus muadili Vladimir Putin’in son buluşmasını ve Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Washington D.C.’deki son buluşmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz, Sochi’de ve Washington’da yapılan açıklamalarda Ermenistan-Türkiye ilişkilerine ve Karabağ sorununun çözümüne dair herhangi bir hukuki zemin görüyor musunuz?

 

Sinan OĞAN: Hem Başbakan Erdoğan ve Vladimir Putin’in Soçi görüşmelerinde ve hem de Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Washington D.C.’deki son buluşmalarında ana gündem maddelerinden birisi Dağlık Karabağ konusu ve Türkiye-Ermenistan ilişkileri olmuştur. Ancak herkes bölgedeki sorunların anahtarının Dağlık Karabağ olduğu ve bu anahtarın da Rusya’nın elinde olduğunu bilmektedir. Hem Türkiye ve hem de ABD sorunun çözümüne sadece katkıda bulunabilirler. Sorunu çözebilecek ana unsur Rusya’dır. Türkiye de Rusya ile iyi ilişkilerini kullanarak sorunun çözülmesine katkıda bulunmak istemektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, bölgedeki barıştan en çok fayda sağlayacak ülke de Ermenistan’dır. Son Kafkasya savaşı Ermenistan’ın ekonomik güvenliğinin nasıl bir hassas dengede ve kırılgan yapıda olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan petrol ve doğalgaz gelirleriyle Azerbaycan bölgede yüksek bir ekonomik gelişme hızı kazanmıştır. Bölgede Ermenistan ile Azerbaycan arasında ekonomik dengeler her geçen gün değişmektedir. Ekonomik alandaki gelişmeler diğer alanlara da yansımaktadır. Bu sebeple bölgede geciken barış Ermenistan’ın aleyhine gelişmektedir. Barışın gecikmesinin Azerbaycan’a zararı belki Kollektif Güvenlik Örgütü yapılanması olabilir. Ancak bundan birkaç yıl sonra masaya çok da güçlü bir Azerbaycan oturacağı için bugün bir an önce yapılacak barıştan en öncelikle Ermenistan faydalanacaktır. Diğer taraftan bugün Dağlık Karabağ sorununun çözülmesini ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesini isteyen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye bölgede gerçekten barış istemektedir.

 

Zhamanak Gazetesi’nde yayınlanan söyleşinin orijinal metnine ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız; http://www.zhamanak.com/article/12278/