Enerji Dergisi: Türkiye'nin boru hatları konusundaki temel stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin stratejik enerji hamleleri bizi nereye götürüyor?

 

Sinan OĞAN: Türkiye’nin boru hatları stratejisinin vizyon açısından eksik olduğunu değerlendiriyorum. Türkiye genel bir enerji stratejisinden yoksundur. Son 10 yıldır enerjinin bir dış politika aracı olarak kullanıldığı, enerji diplomasisi diye bir kavramın artık dış politikanın öncelikleri arasında yer aldığı ve ülkelerin güvenliğinde enerjinin son derece önemli bir yere geldiğinin dikkate aldığımızda Türkiye’nin yukarıda ifade edilen gerçeklerin tam olarak farkına varamadığı görülmektedir. Enerjide kaynak çeşitlenmesine gidilememiş, Türkiye için hayati olarak niteleyebileceğimiz Hazar Bölgesi enerji kaynaklarında insiyatif tamamıyla Rusya’ya bırakılmıştır. Ayrıca Samsun-Ceyhan Boru hattı da doğmadan ölmüştür. Bu alanda gerekli girişimler yapılamadığı için boğazların by-pass edilmesi bir süre sonra Türkiye’nin by-pass edilmesi ile neticelenmiştir. Burgaz-Dedeağaç hattı Türkiye’ye galip gelmiştir. BTC ve Şahdeniz Gazı dışında elle tutulur hiçbir başarı mevcut değildir. Bu iki proje ise zaten çok önceden hayata geçirilmiş projelerdi.

 

Enerji Dergisi:  Türkiye, Anadolu'yu by-pass edip Türkmen gazını Ukrayna üzerinden Avrupa'ya ulaştırmayı planlayan Rusya'ya karşı İran kozunu oynadı ve enerjideki en büyük rakibine gol attı. Türkmenistan-İran-Türkiye hattı ile ilgili bilgi verir misiniz? Bu hamleyle gaz savaşını Türkiye mi kazandı? Bundan sonraki süreçte Putin’in tavrı ne olabilir?

 

Sinan OĞAN: Rusya’nın son hamlelerinden sonra İran’la “dostlar alışverişte görsün” mantığı ile anlaşmalar imzalamak veya Yunanistan ve İtalya ile olmayan Türkmen gazı üzerine anlaşmalar imzalamak boru hatları politikasında başarı sayılmaz. Bunu bir “gol” olarak da değerlendirmemek lazım. Olsa olsa bu tür hadiselerin detayına vakıf olmayan Türk kamuoyuna bir gol atılmıştır. Bu anlaşma İran’daki bazı sahaların işletilmesi hariç “havada” bir anlaşmadır. Aslında bu bir anlaşma da değildir. Sadece niyet protokolüdür. Siz İran ile Türkmen gazının Türkiye ve Batı pazarlarına getirilmesi için anlaşma yapıyorsunuz ama Türkmenlerin bu anlaşmadan haberi yok. Diğer taraftan ABD’nin İran ambargosu devam ediyor ve sizin ana hedefiniz Türkmen gazını İran üzerinden değil Azerbaycan üzerinden getirmektir. Dolayısıyla kendi ana stratejinize de gol atmış oluyorsunuz.

 

Enerji Dergisi:  Peki, Türkiye bundan sonraki süreçte hangi adımları atabilir?

 

Sinan OĞAN: Aslında Türkiye’nin atabileceği çok fazla adım da kalmamıştır. İzlenen yanlış strateji son 1 yıl içerisinde Türkiye’nin bir çok açılımlarının önünü tıkamıştır. Yapılması gereken şey ikinci mavi akım hattını gerçekleştirmek ve karşılığında ise Rusları Samsun-Ceyhan’a ikna etmekti. Bu yapılamadı. Yapılması gereken öncelkli iş Azerbaycan ve Türkmenistan ile masaya oturararak bir an önce Trans-Hazar hattını devreye almaktır. Burada sorun gibi görülen Hazar’ın Statüsü sorunu ise aslında çözülme aşamasına gelmiştir. Bu alanda da bölge ülkeleri teşvik edilmelidir.

 

Enerji Dergisi:  Samsun-Ceyhan projesine alternatif olarak Burgaz-Dedeağaç Boru Hattını gündeme getiren Rusya, en son Nabucco’ya alternatif Güney Akım projesi için kolları sıvadı. Rusya’nın hamleleri karşısında Samsun-Ceyhan ve Nabucco projelerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu iki projenin Türkiye açısından önemine değinir misiniz?

 

Sinan OĞAN: Nobucca Hattında Batının ikiyüzlülüğü ile karşı karşıyayız. Uzun yıllar ne Trans Hazar projesinin gerçekleştirilmesinde, ne de Türkmen gazının Türkiye’ye getirilmesinde batı Türkiye’yi tam olarak desteklemedi. Sadece destekliyor göründü. Hazar’ın statüsünün çözülmesi konusunda da batı Türkiye’yi desteklemedi. Özellikle büyük petrol ve gaz şirketlerinin bu konuda samimi olmadığını düşünüyorum. Aslında Hazar’ın statüsü neredeyse çözülme aşamasına gelmiş durumda. Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki sorunlar giderilme aşamasında. Söz konusu olan batının desteğini, Türkiye burada hiçbir zaman hissetmedi. Batılı ülkeler ve özellikle de AB üyesi ülkeler Türkiye’yi bu konuda desteklemediği gibi her birisi ayrı ayrı Rusya ile enerji anlaşmaları yaparak AB’nin ortak enerji politikası olmadığını gösterdiler. Macaristan, Almanya, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Avusturya gibi ülkeler Rusya ile ayrı ayrı enerji anlaşmaları yapmış durumdadır.

 

Türkiye, eğer batının desteğini almış olsaydı, şimdiye kadar bu hatlar gerçekleşir duruma gelirdi. Aslında, batı Türkiye’yi sevdiği için desteklemek durumunda değil. Batı kendi çıkarı için buna mecbur. Rusya bugün enerjiyi dış politika aracı olarak kullanarak, bölgede bir enerji süper gücü olmuş durumda. Eğer batı alternatif hatları devreye sokamazsa ki, Nabucco bunun çok önemli bir ayağıdır, Trans Hazar projesi bunun çok önemli bir ayağıdır, Rusya giderek bölgede güçlenmeye devam edecek, batı da enerji konusunda Rusya’nın bütün manipülasyonlarına daha açık hale gelecektir. Türkiye ciddi bir enerji politikasından yoksundur. Yeni iktidarın ilk yapması gereken iş Türkiye için bir an önce ciddi bir enerji politikası hazırlamak olmalıdır.

 

Güney Akım projesinin Türkiye’ye Mavi Akım 2 hattını çekmesi ve Nobucco’dan vazgeçmesi için bir baskı unsuru olduğu kanaatindeyiz. En azından öyle düşünme istiyoruz. Güney Akım hattının gerçekleşme ihtimali zordur. Ancak gerçekleşemez de demiyorum. Rusya’nın bu konulardaki kararlılığı herkese malumdur. Burada yapılması gereken şey Rusya ile masaya oturmak Mavi Akım 2 hattı ile Samsun-Ceyhanı aynı anda masaya yatırmaktır. Bunlardan birisi bizim diğer ise Rusları istediği hattır. Bu hatlar karşılıklı olarak biribirini güçlendirebilir.

 

Enerji Dergisi:  Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının açılmasıyla Türkiye'nin dünya enerji piyasasındaki rolü daha hararetli tartışılmaya başlandı. Türkiye'nin stratejik rolüne vurgu yapanlar, merkez olacağını söyleyenler ve transit bir ülkenin ötesine geçemeyeceğini öne sürenler var. Bu konudaki yorumlarınız? BTC, Türkiye’nin AB’nin enerji koridoru olma hedefine nasıl katkı sağlayacak?

 

Sinan OĞAN: BTC Türkiye’nin enerji politikaı içeriisnde önemli bir projeydi. Zaten bu proje gerçekleşmiş durumda. Ancak bu hat tek başına yeterli değildir. Kazakistan’ın buna bağlanmasını sağlamak gerekir ve ayrıca bu hattın Samsun-Ceyhan ile desteklenmesi gerekir. Bunlara ğer Trans-Hazar ve Mavi Akım 2 hattını de eklerseniz ancak o zaman gerçek bir enerji gücü olurusnuz. Aksi takdirde bu stratejiniz güdük kalır.

 

Enerji Dergisi:  Türkiye ile Azerbaycan arasında daha önce imzalanan doğalgaz alım-satım anlaşması çerçevesinde ilk Şahdeniz gazı satın alındı. Sizce bu proje hedeflerine ulaşır mı?

 

Sinan OĞAN: Bu projede bir sorun olacağını sanmıyorum. Her ne kadar bu projedeki gecikmeler kamuoyuna pek yansıtılmasa da, bu projedeki inatçı firmaların yanlış seçilmesi sebebiyle bir çoğu parayı aldığı halde işi yarım bırakıp kaçmış olsa da eninde sonunda gerçekleşecek bir projedir. Bu projenin planlandığı gibi Avrupa ayağının sağlam atılması gerekir.

 

Enerji Dergisi:  Türkiye’nin geleceğe yönelik petrol ve doğalgaz boru hatları projeksiyonu hakkında bilgi verir misiniz?

 

Sinan OĞAN: Maalesef Türkiye’nin gelecek projeksiyonları konusunda karamsarım. Türkiye her zaman iade ettiğim gibi temel enerji politikası ve projeksiyonlarından yoksundur ve ancak rakiplerimizin özellikle de Rusya’nın hamlelerine karşı pozisyon almakla meşguldür.

 

Enerji Dergisi:  AB ve dünyada boru hatları konusundaki stratejik hamlelerden söz ederek, Türkiye’ye yansımalarını değerlendirir misiniz?

 

Sinan OĞAN: Bu soruya zaten yukarıdaki cevaplar içerisinde değinmiştim.

 

Enerji Dergisi:  Türkiye enerjide köprü olma hedefinin neresinde?

 

Enerji Dergisi:  Eklemek istedikleriniz

 

Sinan OĞAN: Türkiye bir an önce enerjiyi bir dış politika aracı haline getirmelidir. Enerji Bakanı’nın ana görevi Türkiye’nin içerideki dağıtım ihalelerini takip etmekten çok küresel ve bölgesel alanda yeni stratejiler geliştirmek olmalıdır. Türkiye bir an önce bir enerji stratejisine sahip olmalıdır.

 

Sinan OĞAN: Maalesef bu hedefin çok çok gerisinde. Türkiye’nin bu hedef doğrultusunda alması gereken epey yol var. Şimdiye kadar yürütülen politikalarla da maalesef bu hedeflere varılabileceği kanaatinde değilim.