Soru1) Sayın Oğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Tarafından Geçen Hafta içerisinde Çin Halk Cumhuriyetine yapılan Resmi ziyaretin ardından, Uygur Türklerine karşı başlatılan bu kıyım ve vahşi uygulamalar, Daha önce de 2002 Yılında Dönemin Başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından Çin Halk Cumhuriyetine yapılan Resmi ziyaretin ardından onbinlerce Doğu Türkistan kültür ve tarih kaynağı yok edilmesi ve Bütün okullarda “Uygur Dili”nin yasaklanması sizce bir tesadüf mü? Yoksa Çin Halk Cumhuriyet Yönetimi tarafından Bilinçli olarak Planlı ve Bilinçli Yapılan bir Hareketler Dizisini mi ifade ediyor? Sizce Bunların anlamı nedir? Nasıl Değerlendirmemiz gerekiyor?

 

Sinan OĞAN: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Urumçi ziyareti sonrasında yaşanan olaylar ve daha önce de Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin yine bölge ziyareti sonrasında Türk tarihine ilişkin kitap ve belgelerin yakılması hadiselerini tamamıyla bir tesadüfe bağlayamayız. Ancak tek sebebin de bu ziyaretler olduğunu söylemek doğru değildir. Bölgenin nüfus yapısını değiştirmeye çalışan, Uygur Türklerini tarihiyle, kültürüyle ve bütün bir geçmişiyle asimile etmeye çalışan Çin yönetimi bu ziyaret sonrasında Uygur Türklerine baskıları yoğunlaştırarak aslınca ince bir mesaj vermeye çalışmaktadır. Bu mesaj ile Pekin yönetimi “Türkiye’ye çok güvenmeyin buranın patronu biziz” mesajı vermek istemektedir. Ancak olayların tek sebebi de b u değildir. Yaşanan olayların derin tarihsel ve politik kökenleri de mevcuttur.

 

Soru 2) Sayın Oğan, Basit bir hareket gibi gösterilmeye çalışılan ve Çin Hükümetinin basit Eylemler olarak, Avrupa’ya lanse etmeye çalıştığı bu Katliam ve Asimilasyon hareketi, Çin Hükümeti tarafından, Sincan Özerk Bölgesine Yerleştirilen Çin Halkı ve Yerel Yönetim tarafından, halka yöneltilen aşırı baskı ve Sert tutum ile Çin Hükümeti Neyi Amaçlıyor ve Hedefi ne olabilir? Hükümetin Asıl amacı Sizce ne olabilir?

 

Sinan OĞAN: Öncelikle tabirlerin doğru kullanılması gerekmektedir. Bölgenin tarihsel ve doğru adı Doğu Türkistan’dır. Bölgede yaşayan insanlar Uygur Türkleri’dir. Bölge ise Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesidir. Bölgede yaşayan diğer etnik grup ise Çinlidir. Çin yönetiminin Uygur Türklerine karşı yıllardır sürdürdüğü asimilasyon politikalarının bir diğer yöntemi baskı ve şiddettir. Bu baskı ve şiddeti güvenlik güçleri kanalıyla sürdürdüğü gibi, Çin nüfusu kanalıyla da sürdürmektedir. Bununla da bölgenin asıl sahibi olan Uygur Türkleri yıldırılmak ve bölgeden koparılmak istenmektedir.

 

Soru 3) Sayın Oğan, Türk Hükümeti olarak Çin Halk Cumhuriyetinde, Uygur Türklerine Yönelik Çin Güvenlik Güçleri tarafından aşırı şiddet kullanımı ve Yapılan Bu Katliam karşısında aldığı tavır, Dışişleri Bakanlığının Yaptığı Açıklamalar Yeterli mi? Türk Hükümeti Tarafından Neler, hangi konular ne şekilde, Hangi Uluslararası Platformlara taşınmalıdır?

 

Sinan OĞAN: Türkiye’nin aldığı tavrı birkaç aşamada incelemek gerekir. Öncelikle bu kriz bize göstermiştir ki, Türkiye bu tür hadiseler karşısında hazırlıklı değildir ve ilk anda şaşkınlığa uğrayarak doğru politikalar uygulayamamaktadır. Dışişleri bakanlığının olayların başladığı günden itibaren yayınladığı bildirilerin içeriğine ve tonuna bakıldığında bu açıkça görülmektedir. Çin’i yeterince tanımadığımız için herhangi bir ülkeye yönelik yapılabilecek açıklama aynısıyla Çin’e yönelik de yapılmıştır. Oysa Çin’i tanıyanlar Çin’e karşı kullanılacak dilin yeterince açık ve başka anlamlar yüklenemeyecek kadar net olması gerektiğini bilirler. Zira Türkiye ilk gün “sorumlular bir an önce cezalandırılsın” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Çin zaten sorumlular Uygur Türkleri’dir dediğine göre Türkiye’nin bu açıklaması Çin gazetelerine Türkiye bu olaylardan sorumlu olan Uygur Türklerinin bir an önce cezalandırılmasını istiyor şeklinde yansımıştır. Ancak olayların üzerinden üç gün geçtikten sonra daha net açıklamalar gelmeye başlamıştır. Zira Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları da ancak üç gün sonra gelmiştir. Türkiye’de genel olarak Gazze halkına gösterilen ilgi ve alaka Uygur Türklerine gösterilememiştir. Oysa Türkiye halkıyla, hükümetiyle siyasi partileriyle çok şey yapabilirdi. Çin’in Ankara büyükelçisi Dışişlerine çağrılabilirdi. Gerçi sonradan çağrılmış ancak bu defa Çin diplomatik teamüllere aykırı olarak Büyükelçi yerine küstahça müsteşarını göndermiştir. Dışişleri ise bunu kabul etmiştir. Halbuki, müsteşar geri gönderilerek büyükelçinin gelmesi talep edilebilirdi. Aynı şekilde başta İKÖ olmak üzere BM ve diğer uluslararası ortamlarda Türkiye’nin çabasıyla konu gündeme getirilebilirdi.

 

Soru 4) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,G8 zirvesine Uygur Katliamını Taşıyacağını ifade etmiş ve bu yolda açıklamaları oldu. Sizce G8 zirvesine Çin Halk Cumhuriyetinin şikayet edilmesi etkili olabilir mi? Daha ne gibi girişimlerde bulunulmalı?

 

Sinan OĞAN: G8 zirvesi oldukça etkili bir zemindir. Ancak diğer katılımcı ülkeler ile beraber hareket edilebilirse etkili olabilecek bir platformdur. Oysa ne Avrupa ülkeleri ne de ABD Çin’e karşı herhangi bir tutum takınmak istememektedirler. Burada tabi bütün gözler İslam dünyasına çevrilmiş olmasına rağmen İslam dünyasının içerisine düştüğü acz ve sessizlik de dikkatlerden kaçmamıştır.

 

Soru 5) Sayın Oğan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan Gibi diğer Türkî Cumhuriyetlerde, Katliam ile ilgili Tepki gelmemesi neyin işaretidir. Bu Ülke Yönetimlerinin tepki vermemesi ve Basında Katliam Haberlerine fazla yer verilmemesinin başlıca sebebi ne olabilir?

 

Sinan OĞAN: Aslında Doğu Türkistan’da Kazak, Kırgız ve Özbek Türkleri yaşamakta, yine Orta Asya’da önemli miktarda Uygur diasporası yaşamaktadır. Ancak buna rağmen Orta Asya cumhuriyetleri (Batı Türkistan) Doğu Türkistan’da yaşanan vahşet karşısında sessiz kalmaktadırlar. Hatta o kadar ki, Kırgızistan Komünist Partisi’nden iki üst düzey yönetici Çin vahşetini kınadıkları için partiden uzaklaştırılmışlardır. Zannediyorum bu sessizliğin en büyük sebebi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olmalarıdır. Zira bu örgüt özellikle Türk cumhuriyetlerinde son derece etkindir. Ayrıca yanıbaşlarında ekonomik, siyasi ve askeri olarak devleşen bir Çin ile hiçbir Orta Asya cumhuriyeti kötü olmak istememektedir.

 

Soru 6) Sayın Oğan, Türkiye’de Sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri Miting, Gösteri ve Nümayişlerin yararlı etkilerinin olduğuna inanıyor musunuz? Sivil Toplum Örgütlerinin Tavrı ve Tepkileri Sizce Ne olmalıdır?

 

Sinan OĞAN: Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri özellikle de son yıllarda kamuoyunu bilgilendirme ve yönlendirmede, ayrıca hükümet politikalarına da etki etmede son yıllarda bir hayli etkin olmuşlardır. Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’ı küstürme pahasına Türkiye-Ermenistan sınırının açılması girişimleri STK’ların başarılı kamuoyu çalışmaları sayesinde önlenebilmiştir. Bu son olayda da STK’ların girişimleri hükümetin bu konuda ilk günlerdeki sessiz ve ürkek tavrının bozarak Çin’e karşı nisbeten sert tutum takınmalarında etkili olmuştur.

 

Soru 7) Sayın Oğan, Kerkük-Tazehurmatu’da Gene Geçen hafta Meydana Gelen Terör olayında Bombayı Koyanların asıl hedefi ne idi ve Amaçlarına Ulaştılar mı?

 

Sinan OĞAN: Türk Dünyasının son yıllarda yeterli ilgiyi görmediğinde elimizden kayıp giden bir başka köşesi de maalesef Kerkük’tür. Kerkük-Tazehurmatu’da yaşanan terörün amacı muhtemeldir ki bölgede emelleri olan, bölgeyi başkentleri yapmak isteyen kesimlerin bölgedeki Türkmenleri yıldırmak istemeleridir. ABD’nin çekilmesi sonrasında o bölgenin asıl patronunun kim olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır.

 

Soru 8) Sayın Oğan, Son Günlerde Türk Dünyasına ve Türk insanına yönelik bu Şiddet ve Terör olayları belli bir planın birer parçası olabilir mi? Bir Sindirme ve Asimilasyon amacı taşıyor olabilir mi ?

 

Sinan OĞAN: Türk Dünyasının birçok köşesinde yaşanan hadiseler, şiddet olayları ve terör Türk dünyasının adeta sahipsiz bırakılmasıyla doğrudan alakalıdır. Maalesef Türk dünyası son yıllarda biraz sahipsiz kalmıştır. Örneğin Filistin’e gösterilen ilgi Türk Dünyasına gösterilememiştir. Dolayısıyla da dünyanın en önemli stratejik noktalarında bulunan, yer altı ve yerüstü kaynakları açısından son derece zengin olan Türk Dünyası yerel ve küresel güçlerin dikkat merkezindedir. Türk Dünyasına sahip çıkabilecek yegane güç ise Türkiye’dir. Ancak Türkiye’nin bu rolü oynamaya ne kadar hevesli olduğu tartışmalıdır.

 

Soru 9) Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Filistin lideri Mahmud Abbas’ın, Kıbrıs sorununda Rum tezlerini desteklediklerini açıklaması ve Güney Kıbrıs Rum Hükümeti Lideri Hiristofyas’ın da Filistinde Temsilcilik açmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Sinan OĞAN: Bu tezadlığın sebebi maalesef ki, Davos sonrasında yaşanan ve Filistin içerisinde yaşanan çekişmelerde Hamas yanlısı tutum içerisinde gözüken Türkiye’ye verilmiş bir cevap olarak değerlendirmek gerekir. Biz Türkiye olarak elbette ki, her platformda Filistin davasını savunmalıyız. Ancak asla Filistin içerisinde taraf olmamalıyız.

 

Soru 10) Sayın Oğan,Çin Hükümet Tarfından, Urumçi’de Cuma Namazı kılınmasını yasaklamasını bir Güvenlik önlemi olarak mı? Yoksa bir Asimilasyon hareketi olarak mı? Değerlendirmemiz gerekir?

 

Sinan OĞAN: Çin hükümetinin Cuma namazını yasaklama girişimi elbette ki tek başına güvenlik gerekçesiyle alınmış bir karar değildir. Bu kararın alınmasında güvenlik kadar Uygur Türklerine karşı sürdürülen bilinçli ve planlı bir asimilasyon politikasının da etkisi olmuştur.

 

Not: bu röpörtaj aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır.

 

http://www.ankarasondakika.com/haberdetay.asp?ID=2177

http://www.kamudanhaber.com/haber-Turksam-Baskani-Sinan-Oganla-roportaj-6431/

http://www.kerkukfeneri.com/haber_detay.asp?haberID=1128