Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde enerji politikalarıyla önemi artabilir mi? Nabucco Projesi bu konuda ne gibi bir öneme sahip?

 

Bugün Avrupa Birliği`nin en önemli enerji sağlayıcı ülkesi olan Rusya Federasyonu ile ilişkilerin bozulması ve enerji konusunda beklenen anlaşmanın imzalanmaması, bununla beraber Rusya`nın enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanması ve bunun son örneğinin geçtiğimiz yıl Ukrayna ile yaşanan sorunlar sebebiyle açıkça ortaya çıkması Avrupa Birliğini alternatif enerji sağlayıcı ülke arayışına sokmuştur. Burada ilk akla gelen ülke Türkiye ve elbette ki, Nabucco Projesi olmuştur. Ancak bu projenin önünde çok ciddi sorunlar mevcuttur. Buna rağmen Türkiye-AB ilişkilerinde enerji Türkiye`nin elinde önemli kozlardan birisi haline gelebilir. Türkiye`nin Rusya ile son yıllarda enerji alanında geliştırdiği ilişkiler onu Rusya için de vazgeçilmez ülkelerden birisi haline getirmektedir.

 

Nabucco Projesi Avrupa Birliği İçin Ne İfade Ediyor ve Nasıl Bir Öneme Sahip?

 

Türkiye BTC ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı dışında, Bakü-Erzurum-Ceyhan arasındaki Güney Kafkas Doğalgaz Boru Hattı ve Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı yapım aşamasında bulunmaktadır. Bakü-Erzurum-Ceyhan boru hattı BTC boru hattına paralel inşa edilmekte olup Şahdeniz'den çıkartılan Azeri doğalgazını Türkiye'ye ulaştırması planlanmaktadır. İran gazı da ayrıca Türkiye`ye taşınmaktadır. Rusya`dan Mavi Akım dışında iki ayrı hattan (Batı hattı) daha doğal gaz alınmaktadır. Ayrıca Ruslar Karadenizin altından geçen Mavi Akım Doğalgaz Boru hattının ikincisini de çekmeyı ve bu hattı İsrail`e kadar uzatmayı önermektedirler. Ayrıca Trans- Hazar boru hattı veya hazar geçişli boru hattı projesi ise planlama aşamasındadır. Yalnız Türkiye son derece büyük projelere girmesine rağmen doğal gaz depolama tesislerini halen kuramamış olması onun stratejik eksikliği olarak değerlendirilmekteyiz. Aynı şekilde ihraç amaçlı doğalgaz şebekesini halen genişletemesi bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

'Nabucco' hattı Hazar havzasından ve Ortadoğudan gazın Türkiye/İstanbul üzerinden Güney Avrupa`ya taşımayı öngörmektedir. AvusturyaƏ”dan OMV, Bulgaristan`dan BULGARGAZ, Macaristan`dan MOL, Romanya`dan TRANSGAZ ve Türkiye`den de BOTAŞ`ın ortaklığında kurulması öngörülmektedir. Bu hattın yapımı için 11 Ekim 2002'de anlaşma imzalandı. Plana göre 2009'dan itibaren Türkiye üzerinden Avusturya'ya doğalgaz satışı başlayacak. Uzunluğu 3400 км olan 'Nabucco' hattı ile 30 milyar m3 yıllık gaz taşınması planlanmaktadır. Projenin toplam 4.4 milyar Eura ya malolması planlanmaktadır. 'Güney Doğu Avrupa Gaz Hattı' ile 'Nabucco`nun tam faliyete girmesi durumunda Türkiye, Kafkasya ülkelerindeki doğal gazın Avrupa'ya nakledilmesinde önemli bir transit ülke konumuna gelecek. Gaz de France, Total, E.ON Ruhrgas, RWE ve ayrıca Gazprom`da bu projeye ilgi gıstermektedir.

 

Avrupa`da her geçen gün doğalgaza olan talebin artması ve Avrupa`nın enerji güvenliği konusunda ciddi sorunlar ve endişeler taşıması Turkiye`yi Avrupa karşısında ciddi bir alternatif haline getirmektedir. Yukarıda sıralanan projeler ise Türkiye`nin gerçek anlamda bir alternatfi olabileceğine en güzel kanıttır.

 

Nabucco Projesi kapsamında Azeri gazının yanı sıra Irak, İran, Mısır ve Türkmenistan gazlarının da bu hattan Avrupa’ya ulaştırılması görüşleri mevcut. Siz bunun gerçekleştirilme olasılığını nasıl görüyorsunuz?

 

Bu proje kapsamında alınması düşünülen Azeri gazının zaten Şahdeniz projesi ile 2007`de getirilmesi planlanmaktadır. Nabucco Projesi tam anlamıyla başladığı takdirde Azeri gazında herhangi bir sorun olacağını düşünmüyorum. Sorun birtek Azeri gazının yeterli miktarda olup olmaması ile ilgili olabilir. İran ile anlaşmamız zaten var ve halen bu ülkeden gaz almaktayız. Irak`ın bu aşamada projeye dahil olması pek beklenemez. Zira öncelikle bu ülkede iç istikrarın sağlanması gerekmektedir. Bu ise kısa vadede pek olası gözükmemektedir. Irak`da istikrar sağlandıktan sonra projeye katılması olasıdır. Mısır ile Şubat ayı ortasında İstanbul’da Mısır doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda TERGAS isimli şirketin kurulmasına ilişkin mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu konuda da bir sorun gözükmemektedir. Burada asıl önemli olan sorun Trans-Hazar projesiyle Türkmen gazının Türkiye ve Avrupa`ya taşınmasındadır. Bu konuda uzun süredir konuşulmasına rağmen fiili olarak net bir adım atılamamıştır. Hazar`ın statüsü sorunu ve Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Hazar kaynaklarının paylaşımı gibi diğer temel sorunların da mevcudiyeti Türkmen gazını bu aşamada pek mümkün kılmamaktadır. Bölgenin en zengin doğal gaz üreticisi ülkesi olan Türkmenistan`ın katılımı olmadan ise bu proje fazla bir anlam ifade etmemektedir. Elbette ki, Rusya`nin da bir şekilde projeye dahil edilmesinin mümkün olması durumunda projenin hayata geçme şansı yükseltir.

 

Türkiye’nin Özellikle Enerji Konusunda Jeoekonomik ve Jeostratejik Konumu AB Sürecinde Elinde Önemli Bir Koz Olabilir Mi?

 

Elbette olabilir ve hatta olmalıdır da, ancak bunun için son derece iyi hesaplanmış ve iç politik tartışmaların dışında tutulan politikaların uygulanması gerekmektedir. Ankara her şeyden önce bir enerji stratejisi belirlemeli, enerjinin artık bir dış politika aracı olduğu gerçeğini kabul etmelidir. Başta Türkmen gazı olmak üzere diğer alternatifleri kendi kullanım alanına sokmalıdır. Üzerinde söz sahibi olamadığımız başkasının milli servetini elbette bir dış politika aracı olarak kullanmamız söz konusu olamaz.

 

23-24 Aralık tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Başkanı Gareth Evans “Türkiye’nin devreden çıkması Avrupa’yı sarsmaz” şeklinde bir değerlendirme de bulundu. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

 

Bu hadiseye nasıl baktığınıza göre değişir. Ekonomik, kültürel veya Avrupa için tali olabilecek diğer meseleler açısından bakarsanız sarsmayabilir. Ancak önümüzdeki süreçte Rusya ile bir sorun yaşaması muhtemel Avrupa`nın enerjide tamamiyle Rusya`ya baımlı olması ve bunu değiştirebilmenin de en önemli alternatifi olarak Türkiye`nin bulunması veya Türkiye`nin askeri gücü ve genç nesli olmadan da Avrupa`nın gerçek anlamda bir süper güç olamayacağı gerçeğini bu şekildeki açıklamalar değiştirmemektedir.