Sinan OĞAN: Sayın başkan, değerli katılımcılar öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hakikaten de Hikmet Bey’in de dediği gibi günün bu yorgun saatinde böylesine önemli bir konuda salon dolu. Bundan memnun olduğumu ifade etmek istiyorum.

 

Sabah Rixos Otel’de “Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlığının 20. Yılı” toplantısına gittiğimde büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım, çünkü her iki salonda da yapılan toplantılarda sadece katılımcılar vardı ve katılımcıların ait olduğu ülkelerin büyükelçiliklerinden her birinden iki üç tane temsilciler vardı. Sabah çok üzülmüştüm. Türkiye’de son yıllarda Türk dünyasının arka plana itildiğini biliyordum; ama bu kadar göz ardı edildiğini inanın o manzarayı görünce -hani bir moda tabir oldu ‘ciğerimiz yanıyor’ tabiri- hakikaten bu anlamda benim de ciğerim sızladı. Türkler bu kadar göz ardı edilmemeliydi ama; maalesef Türkiye’nin gündeminde Türkler yok. İnşallah, bundan sonra olacaktır. Güzel bir kuruluşumuzun çatısı altındayız, Yurtdışı Türkler Başkanlığı inşallah bakanlık olacaktır, ümidim odur. Çünkü Sayın Cindoruk zamanında “Birde başımıza Batı Türklerini çıkartmayın” demişti sayın başkan. Hakikaten de dünyanın birçok yerinde Türkler var. Göç ederek var, orada vatanın bir parçası olarak var; ama var. Nereye giderseniz gidin bugün mutlaka bir Türke rastlıyorsunuz. Hele ki Avrupa’da ciddi bir Türk varlığı var. Güzel de bir tabir bulmuşsunuz; “GöçTürkler”. Çok hoşuma gitti. Kim bulmuşsa hakikaten tebrik ediyorum. Güzel bir tabir “GöçTürkler”; ama yurtdışı Türkler ciddi bir varlık ve buna sahip çıkmamız gerekiyor. Özellikle de Batı Avrupa Türkleri.

 

1990’larda Türk varlığının bağımsız olarak ortaya çıkmasından bu yana geçen süreye bakıyoruz çok fazla bir yol kat edememişiz. Bununla ilgili kuruluşlarımız başka coğrafyalara yönelmişler. İnşallah, Yurtdışı Türkler Başkanlığımız bu anlamda farklı coğrafyalara yönelmez, Türk coğrafyasıyla sınırlı kalır, bunu da ifade etmek istiyorum. Göç, tabii çok geniş bir kavram. Herhalde burada bunun sadece Avrupa’ya göçler kısmını ele alacağız yanılmıyorsam; ama Türkiye’nin bir göç coğrafyası üzerinde olduğunu, Türkiye’nin göç verdiği kadar göç aldığını, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada da ciddi göçler olduğunu da unutmamak lazım. Hemen hatırlayalım; bugün Azerbaycan’da her 8 kişiden 1’i göçmen durumundadır. Hem de zorunlu göçmen durumundadır. 8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da 1 milyon göçmen var. Türkiye’de acaba bu bilgiye kaç kişi sahip? Halbuki bir Türkün göçmen olmasından ve hem de 8 kişiden 1’inin göçmen olmasından hepimizin içinin sızlaması lazım. Yarın öbür gün -bir Arap Baharı rüzgarıdır, estiriyorlar- acaba oralarda ne kadar göç gelecek? Yarın Suriye’de, başka yerlerde sorun çıktığında oradaki Türklerin durumu ne olacak? Doğrusu, Irak’taki bu değişikliklerle beraber Türkmenlerin durumunu gördükten sonra Suriye Türkleri için veya o coğrafyadaki diğer Türkler için pek de ümitli olamıyorum.

 

Biz göçün önemini kavrıyoruz, bu sebeple -ben şimdi siyasetçiyim; ama aynı zamanda bir strateji merkezimiz var bizim; TÜRKSAM- biz TÜRKSAM’da bir başkanlık kurduk, “Göç Enstitüsü” kurduk, başkanımız da burada. Dr. Can Ünver de burada konuşmacılar arasında. Dolayısıyla, bu konferans ben ümit ediyorum ki, diğer kurumlarımızda da göç konusuna daha fazla yer verilmesinin önünü açar.

 

Türkiye göç yolları üzerindedir, göç beraberinde her türlü sorunu da getirir. Bakınız, Avrupa’ya göç etmiş insanlarımız, milyonlarca insanımız var. Bugün oy kullanmadan mahrumlar. İnsanlarımız, üçüncü, dördüncü nesilde bizim en büyük varlığımız olan, en büyük değerimiz olan dilimizi kullanmaktan artık mahrumdurlar. Elbette ki, Avrupa ile kaynaşacağız, moda tabir ile “uyum sağlayacağız”, entegrasyon sağlayacağız; ama kimliğimizi, benliğimizi unutmadan. Bu manada çok fazla iş yapılmıyor maalesef. Avrupa’daki Türklerin şimdi üçüncü dördüncü neslini yaşıyoruz. Belki bir iki nesil sonra Avrupa’daki Türk varlığından çok fazla bahsedemeyeceğiz, Almanlaşmış Türk’ler olacak, diğer milletlere fazlaca entegre olmuş Türkler karşımıza çıkacak. Dolayısıyla, bu anlamda çatısı altında bulunduğumuz kuruma da sorumluluk düşüyor. Avrupa’daki varlığımıza sahip çıkmak zorundayız. Bakınız, Hikmet Bey Almanya’daki Türk varlığını 2.7 milyon ile ifade etti. Resmi rakam doğrudur; ama gayri resmi rakamlar bunun üstündedir. Buna rağmen Alman Parlamentosu’na, Türklere en büyük hakaret olan soykırım yasası geldiği zaman Alman Parlamentosu’ndan bu geçebiliyor veya Avrupa’daki diğer parlamentolardan bu geçebiliyor ve biz Avrupa’daki Türkleri bir güç olarak kullanamıyoruz. Ortak vatanımız olan Türkiye’nin çıkarları için bunu kullanamıyoruz. Neden kullanamıyoruz? Çünkü organize edememişiz. Biz lobiciliği yeni öğreniyoruz. Biz profesyonel anlamda lobiciliği bilmiyoruz maalesef, diasporayı bilmiyoruz maalesef.

 

Bu sebeple, bizim Avrupa’daki Türklerin hem oradaki varlığını korumamız hem de aynı zamanda ortak vatanımızın ortak çıkarları içinde oradaki Türk varlığını da doğru yönlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 

Çok fazla sözümü uzatmayacağım. Çünkü çok değerli konuşmacılar var. Bizimkisi sadece protokol konuşması. Şimdi kısaca sözlerimizi tamamlayıp çok kıymetli konuşmacılara kulak verelim. Teşekkür ederim.

 

Sinan OĞAN: TÜRKSAM Başkanı ve Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekilidir.