Son dönemde, Irak’ta insanların ciğerlerini parçalayan, diri diri çarmıha geren, insan kafalarını keserek bunları tekmeleyen bir terör örgütünün IŞİD’ilmesiyle birlikte ülkede hassas olan dengeler yeniden şekillenmeye başlamıştır. Terör örgütü Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) hızlı ilerleyişi ile birlikte Irak Ordusunun apar topar geri kaçışı özellikle, Musul, Kerkük, Telafer gibi bölgelerde büyük otorite boşluklarına neden olmuştur. Bu boşluktan yararlanan peşmergeler, tarihi bir Türk kenti ve statüsü hala tartışmalı olan Kerkük başta olmak üzere birçok yere yerleşmiş, öte yandan Irak’ta -özellikle Telafer’de- yaşayan Türkmenler başta olmak üzere birçok insan bütün bu yaşananlardan son derece olumsuz şekilde etkilenmiş, başka yerlere göçmek zorunda kalmıştır.

 

Bunlara ek olarak, Türkiye’nin Musul’daki başkonsolosluğunun işgal edilmesi ve buradaki görevlilerin IŞİD tarafından rehin alınması gibi gelişmeler, şu ana kadar çok fazla konuşulmayan IŞİD’i dünya gündemine oturtmuştur. Irak’ta selefi terör örgütü IŞİD’in günden güne maddi olarak palazlanması, taban kazanması, Irak’ın siyasi yapısı açısından büyük öneme sahip olan mezhep geriliminin artması sonucu birçok ülkenin bölgeyle temaslarının artmasına sebep olmuştur. Bütün bu yaşananlar aynı zamanda, bölge ülkelerinin ve 2003 yılında Irak’a askeri operasyon düzenleyen Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin soruları da beraberinde getirmiştir.

 

ABD’nin Musul Başkonsolosluğu’na Baskın Karşısındaki Tavrı

 

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na IŞİD tarafından işgal edilmesi sonrası, ABD’nin açıklamalarına bakıldığı zaman, ABD, diplomatik usulleri yerine getirmekten hareketle diğer birçok devlet gibi olayı kınamıştır. ABD’nin tavrı kısa süre önce Nijerya’da Boko Haram tarafından kaçırılan kız çocuklarıyla ilişkin izledikleri politikayla karşılaştırıldığında durum biraz daha açık olarak görülecektir. Boko Haram’ın kaçırdığı kızlarla ilgili olarak büyük bir sosyal medya hamlesi başlatan Michelle Obama ve konuyla ilgili açıklamalar yapan Barack Obama, IŞİD’in aralarında sekiz aylık Ela bebeğin de bulunduğu Türk rehineler konusunda bu denli aktif gözükmemiştir. Açıklamalar, genellikle Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü düzeyinde gerçekleşmiştir.

 

Bunun yanında, Musul’daki Türk Konsolosluğu’na düzenlenen saldırının ardından ABD’nin diplomatik temsilciliklerinde güvenlik önlemlerini arttığı göze çarpmaktadır. ABD’nin Irak’taki büyükelçiliği ve konsolosluklarında çalışan yaklaşık 5500 görevlisi bulunduğu bilinmektedir. Irak’taki büyükelçiliği, ABD’nin 700 milyon dolarlık maliyetiyle dünyada en  pahalıya inşa edilen ve en büyük büyükelçilik binasıdır.[1] ABD’nin şehrin en güvenli yeri olan “yeşil bölge”de bulunan Bağdat Büyükelçiliği’nden birçok görevliyi tahliye etmiş ve buraya ek askeri kuvvet göndererek, büyükelçilikte yaşanacak olumsuz bir durumu önlemeye çalışmıştır.

 

Terörün Yeni Bumerangı: IŞİD

 

ABD’nin IŞİD – yeni adıyla İslam Devleti (İD)- ile ilişkisine bakıldığında resmi veriler ışığında 17 Aralık 2004 tarihinde bu örgütü bir terörist organizasyon olarak kabul ettiği görülmektedir. Öte yandan, ABD’nin sonraki zamanlarda IŞİD ile ilişkisi El Kaide’ye benzer yanlar barındırarak devam etmiştir. Bilindiği gibi, El Kaide ve benzeri gruplar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) Afganistan’ı işgali sırasında İslamcı gruplara destek vermesine benzer şekilde Suriye’de devam eden iç savaşta Esad’a karşı savaşan IŞİD’İ desteklediğini ilişkin iddialar bulunmaktadır. Konudan haberdar Ürdünlü yetkililere göre, Irak Levant İslami Devleti ya da IŞİD üyelerine, 2012 yılında Ürdün’de gizli bir üste ABD’li eğitmenler tarafından eğitim verilmiştir.[2]Ne var ki, IŞİD yine bir bumerang gibi dönmüş ve ABD’nin bölgedeki niyetlerine saplanmıştır. Bizzat ABD içerisinden ABD’nin IŞİD’e destek verdiğini belirtenler de vardır. Cumhuriyetçi senatör Rand Paul, Suriye’de terör örgütü IŞİD’in silahlanmasına ABD’nin yardım ettiğini öne sürmüştür.[3]

 

ABD’nin Projesi

 

Irak’taki hareketlenmeler sonrasında ülkeye gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, burada bir dizi temaslarda bulunmuştur. Irak Dışişleri Bakanı Hoşyer Zebari – John Kerry görüşmesinde Kuveyt ile ilişkiler konu edilmiş, Suriye’deki durum konuşulmuş ve Irak’ın geleceği müzakere edilmiştir. ABD tarafının öncelikli isteği olarak yine hükümetin bir an önce kurulması dile getirilmiştir.

 

Kerry, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne 2006 yılından bu yana Condelezza Rice’dan sonra ilk defa giden Dışişleri Bakanı sıfatını kazanmıştır. Kerry burada bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani ve Başbakanı Neçirvan Barzani ile bir araya gelmiştir. Bilindiği üzere,ABD’nin son yıllarda üzerinde basa basa izlediği “tek Irak” politikası bağımsızlık provaları yapan Kuzey Irak yönetiminden ötürü başarısızlık sinyalleri vermektedir. Kerry, Kürtlerin self-determinasyonu konusunda net açıklamalar yapan Mesut Barzani ile görüşmesinde Kürtlerin merkezi hükümete entegre olmasını istemiş ve bu vesileyle Irak’ı bütün bir yapı içerisinde tutacağını hesaplamıştır. Kerry, Irak’la ilgili Orta Doğu’daki diğer temaslarında da Irak’ı konsolide etmeyi ve Irak’taki bütün toplumsal katmanları IŞİD’e karşı kullanmayı öngörmüştür.

 

Barzani’nin açıklamalarında ise dikkat çeken bir nokta vardır. Krizin, askeri yöntemlerle çözülemeyeceğine dikkati çeken Barzani, Irak'ın siyasi çözüm yollarına ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir.[4]İlk olarak, IŞİD gibi gözü dönmüş bir terör örgütüne karşı nasıl bir diyalog benimseneceği çetrefilli bir nokta olmakla beraber, son derece agresif bir şekilde ilerleyen bir örgütün diyaloğa ikna etmenin zor olduğunu, IŞİD’le yapılacak olan müzakerenin sonuç getirmeyeceğini söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki, IŞİD’in içerisindeki farklı fraksiyonlar sebebiyle Türkiye’nin rehine diplomat konusundaki pazarlığı bile başarıya henüz somut bir noktaya varmamıştır. İkincisi, ise Barzani’nin asıl hedefinin buradaki siyasi çözüm yollarından avantaj elde ederek kendi nüfuz alanını genişletmek isteğidir. Türkiye tarafında da terör sorunun çözülmesi için benzer bil dilin özellikle AKP ve HDP çizgisindeki kesimlerce sık sık kullanılmasının sonucunda PKK’nın alanını genişlettiği görülmektedir. Özellikle son çözüm paketi ile siyasi anlamda PKK’nın işine yarayacak birçok nokta hayata geçirilecektir. İki tarafta da siyasi alana yapılan atıflar aslında eş zamanlı olarak Barzani ve PKK’nın siyasal düzlemde alan genişletme stratejisi olarak okunmalıdır. Bunların yanında, bu siyasi isteklerin önemli bir maddesi ise Irak’ın yeni cumhurbaşkanının yine Kürt olması konusudur.

 

Türkmenin Derdi, Barzani’nin Keyfi

 

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden bu yana devam eden süreçte Türkmenlerin Irak içerisindeki statüsünün gittikçe gerilediği bilinen bir husustur. 1991 yılında Körfez Savaşı sonrası Kürtler, Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklandıklarında tarihi bir Türkmen şehri olan Kerkük’ü de hedef almış ve buradaki tapu ve nüfus dairelerini yağmalamıştır. Benzer bir süreç, 10-11 Nisan 2003 tarihlerinde yine Türkmenlere ait tapu ve nüfus kayıtlarının yakılmasıyla yaşanmıştır. Bu iki ayrı tarihte, Kerkük’ün etnik yapısının değiştirilmesi için planlı eylemlerin hedeflendiği açıktır.Yaşananlar, Barzani’nin yıllar önce Alman dergi DieZeit’a verdiği röportajda sarf ettiği “Canımızı veririz de Kerkük'ü vermeyiz.” sözleri durum daha da net anlaşılmaktadır.

 

Irak’ta IŞİD’in saldırılarını artırmasından en fazla zarar görenler yine Iraklı Türkmenler olmuştur. Tek bir gecede Telafer’den 200 binden fazla insan göç etmek zorunda kalmış ve evsiz durumda Sincar başta olmak üzere çevrede bulunan yerlere sığınmıştır. Selahaddin’in Tuzhurmatu ilçesindeki Biravcılı köyünde 3’ü kadın 23 Türkmen IŞİD tarafından katledilmiştir. Yine, IŞİD’in Telafer’e girmesinde sonra nezarette bulunan ve sayıları 60 ile 80 arasında olduğu söylenen kişilerin öldürüldüğü söylenmektedir. Çatışmalarda öldürülen ya da yaşanan istikrarsızlık ortamında asayişin kaybolmasından ötürü çeşitli sebeplerle öldürülen Türkmenlerin yanı sıra planlı olarak siyasi cinayetlerin de meydana gelmesi Türkmenlerin şua anki konjonktürde hedef olduğunu doğrulamaktadır. BAAS rejiminde 20 yılını hapishanede geçirmiş, Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu Üyesi ve Kerkük İlçe Meclis Başkanı olan Münir Kafili, Kerkük’ün Askeri semtinde aracına yapılan silahlı saldırıda hayatını kaybetmiştir. Bu olayların sadece basına yansıyan haberlerin bir kısmı olduğu, bunlar dışında basına yansımayan birçok ölüm haberinin geldiği bilinmektedir. Söz konusu durum, aynı zamanda Türkmenlerin korumasız olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.

 

Bütün bu gelişmeler ışığında, Türkmenlerle ilgili olarak ABD’den gelen kayda değer bir açıklama bulunmamaktadır. ITC Lideri ErşadSalihi, Amerika’nın Sesi’ne verdiği röportajda Türkmenlerin can güvenliğinin korunması için Irak Anayasası’nın 7. maddesinden hareketle Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD’den inisiyatif almasını istemektedir. “Türkmenler için güvenlik bölgesi oluşturabilirler. Biz bunu NATO’dan, BM’den ve ABD’den talep ediyoruz.”[5]şeklinde konuşan Salihi, Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında sıkışmış durumda olan Türkmenlerin ülke içerisindeki pozisyonunun korunabileceği konusunda ABD’ye mesaj vermeye çalışmaktadır. Ne var ki, Kerry’nin demeçleri dikkate alındığında ABD’nin Irak’a yapacağı bir müdahale mümkün gözükmemektedir.

 

Kerkük’ün Statüsü

 

Kerkük örneği aslında Irak’ta yaşananların bir özetini vermesi açısından son derece anlamlı bir yerdir. IŞİD’in Musul’u işgalinden sonra Irak ordusunun bölgeden çıkması sonucunda oluşan otorite boşlukları peşmergeye yaramış ve Barzani yönetimindeki silahlı güçler tek kurşun atmadan şehre yerleşmiştir. Sonraki günlerde Mesut Barzani tarafından yapılan açıklamalarda peşmergenin buradan çıkmayacağı belirtilmiştir. Gelinen süreçte, bir yandan peşmerge baskısı diğer yandan Irak ordusunun kontrolsüz hava bombardımanı altında kalan ve Türkiye’den de istediği desteği alamayan Türkmenlerin durumu günden güne daha da kötüye gitmektedir. Irak Anayasasının 140. maddesi üzerinden yapılan tartışmalarda Barzani Kerkük’ten çıkmayacağını ifade etmekte ve “bağımsız Kürdistan” sınırları içersinde göstermektedir.

 

Değerlendirme

 

ABD, terörizmle savaş için girdiği Irak’ta, yine kendi eliyle palazlandırdığı terör örgütünden rahatsız olur bir noktaya gelmiştir. Öte yandan ABD’nin demokrasi projesi Irak’ta bozguna uğrarken, 22 ülkenin sınırlarının değiştirileceğinin öngörüldüğü Büyük Orta Doğu Projesi böyle giderse Irak örneğinde başarılı sonuç verecek ve istikrarsızlık Irak’ı bölünmeye götürecek, sınırlar yeniden çizilecektir. Bir taraftan HDP/PKK ile Barzani/Peşmerge alan genişletirken, Irak ve Türkiye devletleri için çember daralmaktadır.

 

Bölgede ve Irak’ta önemli bir faktör olan İran ile ABD’nin ortak düşman olarak gördüğü IŞİD karşısında aynı blokta yer almaktadır. Buna karşın ortak bir hareket fikri çok uzaktadır, ayrıca Irak içerisinde IŞİD’e karşı aynı noktada duran iki ülkenin yeri Irak’ın yeni hükümetindeki tercihler söz konusu olduğunda farklılaşmaktadır. ABD’nin öncelikli tercihinin İran ve Suriye’ye uzak olmayan önceki Başbakan Nuri El Maliki olmadığı aşikardır.

 

Kürt-Sünni-Şii üçgeni arasında bulunan Türkmenler ise ayrı bir alternatif olarak görülmemesi için çabalar bulunmaktadır. Son günlerde Barzani’nin açıklamaları Türkmenlerin endişelerini artırmış, Türkiye’den bağımsızlığını ilan etmesi durumunda Kürdistan’ın tanınacağına ilişkin açıklamalar dengeleri farklı bir noktaya çevirmiştir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin bağımsızlığına ilişkin olumlu açıklamalarla da İran’a yakın Maliki’nin yerine Barzani üzerinden ilişkilerin dizayn edileceği görülmüştür. Bu durum, enerji açısından kritik bir ülke olan Irak ile İsrail ilişkileri açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Türkiye ise önceliğini Kürtlerden yana belirlemiştir. Kaçırılan diplomatların can güvenliği açısından Türkiye, yaşananlara temkinli yaklaşmalıdır.

 

ABD tarafından yapılan yanlış hesap Bağdat’tan dönmüş ve IŞİD, Türkmenler, Kürtler ve Irak merkezi hükümetinin içerisinde bulunduğu hesap Kerkük’te düğümlenmiştir. Düğümü çözen Barzani olduğu takdirde maalesef Irak da çözülecektir.

 


[1]Inside the U.S. Embassy in Iraq Under Threat, http://abcnews.go.com/International/inside-us-embassy-iraq-threat/story?id=24158942, Erişim Tarihi: 1 Temmuz 2014.

[2]Blowback! U.S. Traıned ISIS At Secret Jordan Base, http://www.wnd.com/2014/06/officials-u-s-trained-isis-at-secret-base-in-jordan/, Erişim Tarihi: 1 Temmuz 2014.

[3]ABD’li Senatör: IŞİD’i Biz Silahlandırdık,http://turkish.ruvr.ru/news/2014_06_23/ABDli-senator-ISHIDI-biz-silahlandirdik/, Erişim Tarihi: 2 Temmuz 2014.

[4]John Kerry, Mesut Barzani'yle Görüştü, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/26673298.asp, Erişim Tarihi: 2 Temmuz 2014.

[5]Türkmen Lider: 'Irak’ı Terketmeyeceğiz',http://www.amerikaninsesi.com/content/t%C3%BCrkmen-lider-irak%C4%B1-terketmeyece%C4%9Fiz/1944888.html, Erişim Tarihi: 2 Temmuz 2014.