Türkiye’nin Güney Kafkasya ile ilişkileri her geçen gün hem siyasi hem de iktisadi açıdan gelişiyor. Türkiye’nin bölgeye karşı ilgisinin artması bölgeye yönelik daha aktif politikalar izlemesinin özünü açıyor. Türkiye’nin kardeş ülke Azerbaycan ile günden güne artan ilişki trafiği ve Karabağ sorunu, bölgede öne çıkan konu başlıklarının en önemlileri olarak gösteriliyor.

 

Türkiye’nin 2019 yılında Güney Kafkasya’ya yönelik stratejisini TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Azerbaycan merkezli yayın yapan Eurasia Diary’ye değerlendirdi.

 

Gencehan Babiş’in değerlendirmeleri şöyle…

 

“Türkiye, Karabağ’daki Ermeni İşgaline En Sert Tepki Veren Ülke Olmuştur”

 

Karabağ konusuyla ilgili olarak savaş başladığı günden bu yana Azerbaycan’ın yanında en net şekilde duran ve en dik duruşu gösteren ülke Türkiye olmuştur. Karabağ savaşı süresince bölgeye askeri danışmanlar gönderen Türkiye’den bunun yanında giden gönüllü birlikler Karabağ’da Azerbaycan Türklerinin mücadelesine destek vermişlerdir. Ayrıca Türkiye, Ermenistan ile sınırlarını kapatarak işgale en sert tepki veren ülke olmuştur. Diplomatik alanda ise Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeni elde ettiği dönemlerde konunun Birleşmiş Milletler gibi uluslararası teşkilatlarda tartışılmasında Türkiye önayak olmuş, Ermenistan’ın işgalinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu anlatma noktasında önemli bir rol oynamıştır. Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği daha sonra da devam etmiştir. Özellikle, 2016 senesinde Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan Nisan Savaşları sırasında Türkiye açık ve net şekilde Azerbaycan’ı desteklediğini ifade etmiştir. Türkiye, ilk günden beri bu konuda Azerbaycan’ın yanında olan tek devlettir. Bunun altını çizmek gerekmektedir.

 

“Rusya’nın Olduğu Bir Bölgesel Mekanizma Türkiye ve Azerbaycan Tezlerinin Haklılığını Anlatmalı”

 

Uluslararası alanda AGİT Minsk Grubu’nun kurulmasıyla konunun çözümü için bu yapı görevlendirilmiştir; fakat Türkiye’nin burada eş başkan konumda bulunmaması uluslararası alanda Karabağ sorununun çözümünde elini kısıtlayan bir durum olmaktadır. Dolayısıyla bu yapının Karabağ sorunun çözümü için yeterli olmadığını ifade etmekte fayda vardır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok ses getiren “Dünya beşten büyüktür” ifadelerinden yola çıkarak “Karabağ da Minsk Grubu’ndan büyüktür” diyebiliriz. Dolayısıyla, sorunun çözümü küresel güçlerin sonuçsuz çabalarına bırakılmamalıdır. Türkiye ve Azerbaycan bölgesel mekanizmalar geliştiren, çok taraflı ilişkilerini gayet verimli şekilde geliştiren iki ülkedir. Sorunun çözümü için bölgesel devletlerin bulunduğu bir yapının tesis edilmesi Azerbaycan lehine bir sonucun çıkmasını mümkün kılabilir. Bu noktada kilit ülke olarak karşımıza Rusya çıkmaktadır. Rusya’nın bulunacağı bir mekanizmada Türkiye ve Azerbaycan birlikte yer alarak Türk tezlerinin haklılığını anlatmaya çalışabilirler. Türkiye ile Rusya ilişkilerinin hızla geliştiği bir süreçte sadece enerji, turizm, Suriye gibi konular üzerinden geliştirilen politikaların yanı sıra Karabağ gibi Türk dünyası için önemli bazı sorunların çözümü de gündeme getirilebilir. İçerisinden geçtiğimiz süreç bunun için elverişli bir süreçtir diyebiliriz.

 

“Türkiye’nin Azerbaycan’ın Razı Olmayacağı Bir Girişimde Bulunması Mümkün Değildir”

 

Türk – Ermeni ilişkilerine bakıldığında ise Türkiye’nin Ermenistan ile birçok defa ilişkilerini yumuşatmaya yönelik girişimi olmuş ama her defasında bu karşı tarafın agresif tavrına takılmıştır. 90’lı yıllarda Türkiye, Ermenistan’a elektrik ve tahıl verilmesine karar vermiş, siyasiler ya da toplumun çeşitli kesimlerinde birçok kişi Ermenistan ile görüşerek sorunu aşmayı deneseler de Ermenistan’ın politikalarında herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. İsmail Cem’in Dışişleri Bakanlığı dönemindeki “çay diplomasisi” girişimi sonuçsuz kalmıştır. 2008 yılında iki ülke cumhurbaşkanlarının beraber Erivan’da maç izleyerek başlatılan “futbol diplomasisi” ise hiçbir alanda pozitif bir netice vermemiştir. Ermenistan hala asılsız soykırım iddialarına devam etmekte, Karabağ’daki hukuksuz işgalini sürdürmektedir. Bütün süreçlerin sonunda bölgedeki manzaraya baktığımızda gün geçtikçe zayıflayan Ermenistan ve her geçen gün kuvvetini artıran ve bölgeyi şekillendiren iki kardeş; Türkiye ve Azerbaycan bulunmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri sadece tarihsel bir yakınlık değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik anlamda da artık iç içe geçmiş ilişkilerdir. Türkiye’nin Azerbaycan’ın razı olmayacağı bir girişimde bulunması mümkün değildir.

 

“Batı, Türkiye – Ermenistan İlişkilerinde Dönüştürücü Etkiye Sahip Değil”

 

Önceki süreçlerde Batı’nın girişimleri ve teşvikleri Türkiye’de “Ermeni açılımı” olarak anılan günlerde etkili faktörlerden biri olmuştur. Şimdiki durumda ise Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde sorunlar Ermenistan ile normalleşmeye gelene kadar çözülmesi gereken daha stratejik problemler vardır. Türkiye – AB ilişkileri ise kronik sorunlarla boğuşmaya sürdürmekte, mülteciler konusundaki istişarelerden başka öne çıkan farklı ve kayda değer bir alan şu anda görülmemektedir. Brexit meselesi ile uğraşan AB, Türkiye ve Ermenistan arasında bir açılım konusunda dönüştürücü etkiye sahip değildir.