Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomik kriz içerisinde kıvranan Yunanistan’a kalabalık bir heyetle yaptığı çıkarma sonrasında bir dizi anlaşma imzalanmıştır. Toplam 22 Anlaşmanın imzalanması ile neticelenen bu ziyaret sonrasında şu şekilde bir slogan akıllara kazınmıştı: “Yunanistan ile sadece bir günde Cumhuriyet tarihinde imzalanan anlaşmaların toplamından daha fazla anlaşmaya imza attık”. Ve elbette ki, Başbakan Erdoğan’a Yunanistan gezisi sırasında Bartholomeos’u Ekümenik olarak tanıyor musunuz? şeklinde sorulan soruya verdiği cevapta kullandığı şu ifadeler de o geziden akıllara yerleşen cümlelerdi: “Beni rahatsız etmez. Ecdadımı rahatsız etmediğine göre beni de rahatsız etmez. Ama benim ülkemde bazılarını rahatsız edebilir”

 

Başbakan Erdoğan’ın bu ziyareti sonrasında Türkiye’nin Yunanistan konusunda sokulduğu bu hava, Kırmızı Kitap’ta bu ülkenin artık bir tehdit teşkil etmediği şeklindeki ifadesi ile netice vermişti. Oysa bizdeki bu müthiş(!) değişikliğe rağmen Yunanistan’ın Kırmızı Kitap’ında hiçbir şey değişmemişti. Yunanistan’ın, “kırmızı kitap” olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde özellikle kuzeyden gelen tehditler çıkarılmış ve Türkiye bu ülkeye karşı tek tehdit olarak kalmıştır.

 

Türkiye’nin, daha doğrusu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun icadı olan ve dünyada başka uygulaması da bulunmayan “komşularımız ile sıfır sorun politikası” çerçevesinde komşumuz Yunanistan'ı rahatsız eden bir çok konuda tavizkar bir tutum takınılmıştır. Bu tutum sonucunda, ders kitaplarından “bazı ifadeler” çıkarılmış, Sümela Manastırı ve diğer bazı kiliselerin ibadete açılmış, Ayasofya’nın ibadete açılması yönünde girişimler artırılmış, Ruhban okulunun açılması girişimleri başlatılmış ve yabancı papazların Türk vatandaşlığına geçirilmesi sağlanmıştır,[1] Bunun yanında Türkiye’ye yönelik düşmanca tavırlar içerisinde olan İsrail ile ortak askeri tatbikatın yapılması, Rum kesimi üzerinden KKTC’nin boğulmaya devam edilmesi ve daha sayılarını çoğaltabileceğimiz örneklerin varlığına rağmen Yunanistan’dan hiçbir karşılık alınamamıştır. Batı Trakya Türkleri hala sorun yaşamaya devam etmektedirler, Atina hala Avrupa’nın camisiz tek başkentidir. Biz kiliseleri ibadete açarken, Bartholomeos’u Ekümenik olarak tanırken Müslüman Türkler sıkıntılarını çözememekte, Atina Cami açma konusunda direnmektedir.

 

Bütün bu tek yönlü politikaların yaşandığı süreç sonrasında Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu'nun 22 Ekim’de gerçekleşecek olan Akdeniz’e kıyısı olan ülke temsilcilerinin davet edildiği, “Akdeniz İklim Değişikliği Konferansı”na katılma davetini kabul eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim akşamı Atina’ya gitmiştir. 22 Ekim günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu arasında yapılan iki saatlik görüşmenin ardından Atina’nın Türkiye için ‘casus belli’ sayılan 12 mil ısrarından geri adım atabileceği belirtilmiştir. Ancak Yunan gazeteleri bu konuda Türkiye’nin kabul etmesi mümkün olmayacak bazı yeni’ formülleri devreye sokacağını yazmıştır.

 

Yunanistan’ın önde gelen gazetelerinden Kathimerini, “Ege’de Anlaşma Perspektifi” başlığı altında bir haber yayımlayarak Türkiye ve Yunanistan arasındaki 12 mil sorununda anlaşma formülünün ipuçlarını vermiştir. İsmini açıklamadığı diplomatik kaynaklara dayandırılan haberde; “Ege konusunda tüm konuları kapsayan toplu bir ‘paket çözüm’ henüz kesinleşmemekle birlikte, tarafların bu konuda bazı ilkeler üzerinde anlaşmaya vardıklarını” yazmıştır. En olası senaryo olarak, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının öngörüldüğünü yazan gazete, adalar civarında bunun geçerli olmayacağını ve inişli çıkışlı bir plandan bahsedildiğini kaydetti. Bu formüle göre, Yunanistan’ın Ege’deki hava sahası ve karasuları sınırlarının bazı bölgelerde 6, bazı bölgelerde, 7-8, hatta bazı bölgelerde de 10 ve 12 mil olması düşünülüyor. Formül 2004’te Papandreu Dışişleri Bakanıyken de konuşulmuştu, ancak daha sonra pek üstünde durulmamıştı. Bu plana göre Yunanistan, pratikte Ege’nin yüzde 80’inden daha az bir bölümünde kontrolü ele geçiriyor. Gazete, Lahey Adalet Divanı’na gidilmesi durumunda da benzer sonucun çıkmasının beklendiğini ifade etmiştir. Daha önce Lahey Adalet Divanı’na gitmekte ısrar eden Atina, Kostas Karamanlis döneminde ülkenin aleyhine olacağı gerekçesiyle bu iddiasından vazgeçmişti. Papandreu ise çözüme ulaşılamaması durumunda Lahey’e gidilebileceğini açıklamıştı.

 

Yunanistan’ın bir diğer önemli gazetesi “To Vima” da yer alan haberde, "Her iki taraftan da hiç kimsenin şu ana kadar mutabakata varılanlarla ilgili açıklamada bulunmadığını, ancak bu konuda öne çıkan senaryoya göre tercih edilen çözümde Yunan karasularının, adaların çevrelerinde daha sınırlı olmak üzere, bazı bölgelerde 12 mile varacak şekilde inişli çıkışlı olarak genişletilmesinin öngörüldüğünü" yazmıştır.

 

Kalembirliği yapan Yunan basını, genel olarak aynı hatlarla haberleri yayımlamıştır.

 

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nda gerçekleştirilen Türk-Yunan Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantısı öncesinde ise Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Spyros Kouvelis bir toplantı yapmıştır. Toplantı sonrasında, Yunan basınında çıkan bu haberler ile ilgili olarak, tarafların sorunlar konusunda ilkesel bir anlaşmaya vardığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine; Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Spyros Kouvelis şu açıklamalarda bulunmuştur: “Bu konularda resmi olmayan açıklamaları yorumlamaktan kaçınıyoruz. İki ülke başbakanları, bakanları ve yetkililerinin bu aşamada yaptıkları şudur: Ege ve diğer sorunları en iyi ve kalıcı bir şekilde çözebilmek, aralarındaki işbirliğini ve temasları yoğunlaştırmaktır. Bu doğrultuda son zamanlarda çok ciddi adımlar atılıyor. İlişkileri nasıl geliştirebilir, nasıl daha ileri götürebiliriz onun üzerinde duracağız Egemen Bağış'la birlikte”

 

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise aynı soruya: “Türkiye ile Yunanistan arasında çözülemeyecek bir sorun olduğuna inanmıyoruz. Karşılıklı iyi niyetle, karşılıklı açık yüreklilikle, biraz da cesaretle Ege sorunu da, Kıbrıs sorunu da, Heybeliada meselesi de, Yunanistan'daki Türk azınlığın meseleleri de rahatlıkla çözülür. Bunların çözümüne yönelik iki cesur Başbakanın, Sayın Atatürk ve Venezilos'tan sonra ortaya koydukları örnek cesaretle önemli aşamalar kaydedildiğini bizler de görüyoruz. Vakti zamanı geldiğinde bu görüşmelerin neticeleri zaten sizlerle paylaşılacaktır. Ama iyiye doğru bir gidişat var." cevabını vermiştir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye’nin dış politikasındaki açılımlarına Yunanistan’da eklenmiş ancak “açılım” sözcüğünün toplum hafızasında yer ettiği olumsuz algılayış karşısında Yunanistan ile yaşanan süreç “Yunan Açılımı” olarak adlandırılmamıştır. Ancak yaşananların “Demokratik Açılım” veya “Ermeni Açılımı”ndan bir farkı yoktur. Bu açılımda da yine bütün verilen ve sunulanlara rağmen alınan pek fazla bir şeyin olmadığı görülmektedir. “Demokrasinin beşiği” olduğunu her daim deklare eden Yunanistan’ın, bütün kilise açılımlarımıza rağmen Fethiye Camii konusunda Erdoğan’ın isteklerine ise şimdilik sessiz kaldığı görülmektedir. Yunanistan’ın bu tavizsiz tutumunun ilişkilerimizin her alanına damgasını vurmuştur. Türkiye’nin bu aşırı “demokratik” ve “romantik” tavrı karşısında Yunanistan’ın tavizsiz tutumunu devam ettirmesi durumunda Türkiye’nin Yunan Açılımı bir dış politika ve güvenlik zafiyeti doğurabilir.

 

(Bu makale Sezin MUTLUTÜRK ile birlikte kaleme alınmıştır.)

 

Dipnotlar

 

[1] Bu şahıslardan bazıları hiç Hıristiyan cemaati yaşamamasına rağmen Isparta ve Çanakkale Metropoliti olarak atanmıştır. Bkz. Bojidar Çipof, “Türk Vatandaşı Yapılan Rum Papazları”, http://turksam.org/tr/a2216.html, Erişim Tarihi, 24 Ekim 2010.