Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında yürütülen müzakerelerin kesilmesi gerektiğini söyledi. 31 yaşındaki Kurz, Bild am Sonntag gazetesine verdiği röportajda, Türkiye ile ilgili açıklamalar yaptı. "Türkiye'de insan haklarının, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini" söyleyen Kurz, AB'nin buna "hiçbir şey olmamış gibi seyirci kalmasını kabul edemeyeceğini" belirtti.

 

"Bana göre, özellikle son yıllarda izlediği siyaset nedeniyle Türkiye'nin AB'de yeri yok" diyen Kurz, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin kesilmesinin "dürüstçe" olacağını söyledi. Kurz ayrıca, bu konuda AB ülkeleri arasında çoğunluğun henüz sağlanamadığını; ancak önümüzdeki yıllarda bunun gerçekleşebileceğinden umutlu olduğunu da sözlerine ekledi.

 

Başbakanlık görevini 18 Aralık’tan beridir yürüten Avusturya Halk Partisi (ÖVP) lideri Kurz, Dışişleri Bakanlığı yaptığı 2013-2017 yılları arasında da defalarca Türkiye'nin AB ile müzakerelerine son verilmesi gerektiğini belirtmişti.

 

Avusturya Başbakanı Kurz’un açıklamalarını ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleriyle son dönemdeki ilişkilerini Doç. Dr. O. Can Ünver, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Avusturya’nın son derece genç ve tecrübesiz yeni başbakanı Sebastian Kurz öteden beri Türkiye ile ilgili son derece olumsuz demeçlerde bulunuyor. Bu demeçler aslında Türkiye’yi rahatsız ediyor ama çok da şaşırtmıyor çünkü daha önce Dışişleri Bakanı olan Sebastian Kurz çok uzun zamandan beri Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinin durdurulması gerektiğini, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin artık devam ettirilmemesi gerektiğini sık sık söyleyen bir politikacı. Hatta politikasının önemli bir bölümünü de aslında Türkiye karşıtlığı üzerine inşa etmiş gözüküyor.

 

“Avrupa’daki Popülizmin Başlangıcı Avusturya’dadır”

 

Yeni hükümet aslında Avusturya için son derece olumsuz puanlar getirebilecek bir hükümet çünkü koalisyon ortağı “Özgürlük Partisi” daha önce Avrupa’da bir AB üyesi bir ülkenin parlamentosunda bu kadar aşırı siyaset yapan ilk partiydi. “Jörg Haider” isminde bir kurucusu vardı, daha sonra bir trafik kazasında vefat etti fakat izi devam ediyor, onun izinde ilerliyorlar. Bence Avrupa’da bugün geçerli olan popülizmin başlangıcı Jörg Haider’ledir.

 

Merkezde görünen Sebastian Kurz’ün partisi ile aşırı sağ, ırkçı partinin birlikte koalisyon kurması gerçekten de aslında Avrupa’da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur çünkü diğer ülkelerde de bu popülizmin çok hızlı geliştiğini biliyoruz. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminde Merine Le Pen yüzde 33’lük ciddi oranda bir oy aldı, Hollanda’da Rutte kazandı ama zorla hükümeti kurdular çünkü orada da Geert Wilders var. Almanya’da da en son doksan dört milletvekiliyle 24 Eylülde yapılan seçimde “Almanya İçin Alternatif Partisi” meclise girdi. Bu ilk defa oluyor ve Avrupa demokrat çevrelerinde çok ciddi karamsarlık yarattı. Hemen arkasından da Avusturya’da böyle merkezde görünen bir partiyle aşırı sağ, yabacı düşmanlığını düşman şiar edinmiş bir partinin ortaklık kurması doğrusu iyi bir gelişmeye işaret etmiyor. Tabi bütün bu popülist hareketlerin Avrupa’da bulunan Türk vatandaşlarının oradaki potansiyel varlığından hazzetmemeleri başta gelmektedir.

 

"Avusturya Hala '1683 Viyana Kuşatması'nın Günlerini Yaşamakta"

 

Genellikle Avusturya’da Suriyeli mültecilerden söz ediyorlar ama Avusturya’da Suriyeli mülteci sayısı da çok fazla değil. Avusturya’da fazla azınlıklar da var. Türk sayısı da çok fazla değil Avusturya’da ama bu çok prim yapan bir konudur. Türk karşıtlığı öteden beri oryantalist zihinlerde onlara puan kazandırıyor. İlginç olan da şudur; aslında Habsburg hanedanı ile Osmanlı hanedanının belli yakınlıkları vardır. Tarih boyunca çok karşı karşıya gelmişler hasım olmuşlar ama böyle bir yakınlık vardır. 21. yüzyılın 17 senesini geride bıraktık; ama Avusturya hala “1683 Viyana Kuşataması”nın günlerini yaşamakta, bu aslında çok trajikomik bir durum. Türkiye’nin büyük potansiyeli göz önüne alındığında Türkiye’nin içinden sekiz tane Avusturya çıkarırsınız. Avusturya 8-9 milyonluk bir memleket ancak Avusturya bununla beslenmektedir.. Bu durum, son derece vizyonsuz, son derece anlamsızdır. O bağlamda Türkiye de boş durmamış geçmişte Avusturya’nın NATO ile birlikte yapacağı manevraları, tatbikatları veto etmiştir.

 

“Almanya Kendi Söyleyemeyeceklerini Avusturya’ya Söyletiyor”

 

Bütün bunlar aslında iyiye doğru bir gelişme değil. Sebastian Kurz’un tecrübesizliğinin ve aşırı sağcı, popülist koalisyon ortaklığının önümüzdeki dönemde Türkiye-Avusturya ilişkilerini tamamen olumsuz etkileyeceği kanaatindeyim. Bunun böyle şekilde olması Avusturya’nın lehine de değil çünkü Türkiye Avrupa’daki birçok ülke için önemli bir partnerdir. Neden diye soracak olursanız; Türkiye’nin potansiyeli fazladır. Türkiye aynı zamanda yüksek nüfusu olan bir ülke ve önemli bir tüketim memleketidir. Avusturya’nın Türkiye’de yatırımları da var. Bu yatırımlardan ekonomisi kazanç elde ediyor ve bundan sonra bütün bunları kaybetme durumunu da göze almış görünüyor. Özellikle bir noktayı da söylemek istiyorum; Almanya ve Avusturya’nın  çok yakınlıkları var. Bazı hallerde bakıyoruz Almanya kendi söyleyemeyeceklerini Avusturya’ya söyletiyor, belki de kuralları konmamış gayri ihtiyari kurulmuş böyle bir işbirlikleri var. Dolayısıyla bugün Sebastian Kurz’un söylediklerini aynı zamanda Angela Merkel’in söylemiş olabileceği olarak kabul edebiliriz.

 

Tabi çok kötü ve tatsız bir gelişme zaten AB konusunda öteden beri topu taca atıyorlar. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bir kısmının aralarında bilmediğimiz bir anlaşma var galiba. Mümkün olduğu kadar Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan yakınlaşmasını engellemek niyetindeler.

 

Türkiye’yi Yeniden Keşfetmeye Gider Gibi Bir Halleri Var

 

Ancak son birkaç gündür özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Trump’ın Kudüs kararından sonraki gelişmeler dikkate alınacak olursa, bazı ülkelerin başta Almanya olmak üzere Türkiye ile olan ilişkileri düzeltme konusunda bir sanki irade ortaya koymaya başladıkları görülüyor. Aynı şekilde Hollanda’nın ondan sonra Bulgaristan Başkanı da bir takım açıklamalarda bulundu. Sonuç olarak Türkiye’yi yeniden keşfetmeye gider gibi bir halleri var bu da bizim yumuşak yüzümüzden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Türkiye’nin Kudüs konusundaki aktif politikasının bunda etkili olduğu kanaatindeyim. Tabi her şey çok hızlı ilerliyor yarın Sebastian Kurz da yarın farklı söylemler geliştirmeye başlarsa şaşırmayız. Ne yazık ki kolektif belleklere kazınmış bir Türkiye düşmanlığı, Türk düşmanlığı Avrupa’da bir realitedir. Bundan kendilerini tam olarak kurtaramıyorlar.