8 Ekim tarihinde keşiflere başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birlikler, dün gece Suriye’de çatışmasızlık bölge olarak tasarlanan İdlib’e giriş yaptı. Genelkurmay Başkanlığı tarafından İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde görev yapacak Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, dünden itibaren gözlem noktalarını teşkil faaliyetlerine başladığı bildirildi. TSK bölgedeki birliklerle ilk görüntüleri de paylaştı.

 

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: "Astana Süreci kapsamında, ateşkesin tesis, gözetim ve devamını sağlamak, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve yerlerinden edilenlerin evlerine dönmesi için uygun şartları temin etmek maksadıyla İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde görev yapacak Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, 8 Ekim 2017 tarihinde icrasına başlanan keşif faaliyetleri ile koordineli olarak, 12 Ekim 2017 tarihinden itibaren gözlem noktalarını teşkil faaliyetlerine başlamıştır."

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgeye girişini ve ilerleyen süreçlerde intikalin beraberinde Türkiye için neler getireceğini Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Tarık Sülo Cevizci TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Suriye’de gelinen noktayı kısaca özetlemek gerekirse malumunuz ilk Astana Toplantılarında geçen yılın son günü 30 Aralık 2016’da varılan anlaşma çerçevesinde Suriye’de üç ülkenin garantörlüğünde çatışmasızlık bölgeleri oluşturulacaktı “İran, Rusya ve Türkiye”. Tabi sonrasında Amerika ile de güney cephelerinde aynı şekilde anlaşmalar yapıldı ve Suriye’de büyük oranla çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmaya teker teker başlandı. Bu anlaşmaların çerçevesinde bir bölge de “İdlib” bölgesiydi. Türkiye bu bölge için de en son yapılan anlaşmalarla özellikle de muhatapların yani özellikle Şam’daki rejimin de ikna edilmesiyle birlikte Türkiye’nin İdlib’e girmesi yönündeki tüm engeller kalktı ve Türkiye son bir hafta içerisinde İdlib üs bölgesine yapılan intikaller sonucunda bu bölgeye asker çıkartmaya başladı. Bu üç gün öncesinde de oraya gözlem kuleleri inşa etmek için uygun bölgeler tespit edilmişti. Onların yerinde incelemesini yaptı ve dün sabaha doğru da gerekli asker intikalleri gerçekleşti. Bu operasyonun önemi ve ehemmiyeti açıkçası birçok noktada ortaya çıkmakta.

 

“Afrin’deki YPG Uzantılarının Akdeniz’e Doğru İlerlemesinin Önüne Geçmek Maksatlı”

 

Bu noktada söyleyeceğimiz en önemli şey; Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen PKK koridorunun ikinci bir darbeyle önüne geçilmesidir. Birincisi Fırat Kalkanı Harekatı’yla olmuştu. Şimdi de ikinci noktada İdlib bölgesine Türk askerinin girmesiyle birlikte Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e ulaşacak bir koridorun büyük bir olasılıkla sonu gelmiş, diyebiliriz. Burada sıkıntı aslında Fırat Kalkanı ile büyük bir oranla ortadan kaldırılmıştı ancak Amerika’nın son dönemlerde Rakka sonrası operasyonun İdlib bölgesinde bulunan El Kaide unsurlarına yönelik yapılacağı söylentisi ortaya çıktıktan sonra bu İdlib bölgesi biraz daha  stratejik durmaya başladı. Çünkü Afrin’de bulunan YPG unsurları üzerinden yapılacağı büyük olasılıkla görüldüğü için bu da Afrin kantonun Batı’ya yani Akdeniz’e doğru genişlemesi anlamına geliyordu. Bunun önüne geçilmek maksadıyla İdlib’e ilk etapta Türk askerleri girdi. Türk askerlerinin dün itibariyle konuşlandırıldığı yerlere baktığımız zaman bunu daha çok İdlib – Afrin sınırı olarak görüyoruz. Yani İdlib’in güney sınırları değil, Halep’e yakın sınırlarının olduğunu görüyoruz. Bunda ilk akla gelen şey, Afrin’deki YPG uzantılarının Akdeniz’e doğru ilerlemesinin önüne geçmek maksatlıydı. Bunu tabi ki, stratejik bir hedef olarak görmek lazım. Tabi bunların içerisinde diğer sebepler de var. Bunun kadar önemli olduğunu düşünmüyorum ama açıkçası bunlar Türkiye’nin sosyo-ekonomik durumunu etkileyecek sebeplerdir.

 

“2 Milyon Kişilik Bir Göç Dalgası Türkiye’de Dengesizlik Yaratır”

 

Bu bölgeye Amerika operasyon yapmasa Rusya, Esad güçleriyle İran desteğiyle bu bölgeye operasyon yapacaktı ve birçok bölgeden getirilen muhaliflerin İdlib’de sıkıştırılıp buradan da Türkiye’ye kaçmalarını sağlayacaklardı. Kitlesel bir göç dalgası oluşturulacaktı. Şu an yaklaşık orada göç ettirilenlerle birlikte 2 milyona yakın insan nüfusu mevcut. Bu 2 milyonun neredeyse tamamını Türkiye-Suriye sınırına yığmayı planlıyorlardı. Bu da Türkiye’ye büyük bir göç dalgasını oluşturacak, bu göç dalgası altında da Türkiye fazla direnemeyecek ve bu insanları almak zorunda kalacaktı. 2 milyon insanın da Türkiye’ye girmesi açıkçası çok büyük bir sosyal ve ekonomik bir dengesizlik ortaya çıkartıp Türkiye içerisinde de büyük bir sıkıntıya yol açabilir. Bunun da önünü kesmek babında hem Rusya’nın operasyonunu durdurmak hem de Amerika’nın operasyonunu durdurmak babında Türk askeri İdlib’e girdi. Oradaki hem çatışmayı durdurmak hem taraflar arasındaki husumeti sonlandırmak hem “Özgür Suriye Ordusu” içindeki kavgaları sonlandırmak hem de Esad ile aynı zamanda kavgaları da sınırlandırmak maksadı taşımaktaydı. Bu sebeplerle baktığımız zaman İdlib bölgesindeki hem insan kitlesinin göç etmesinin önüne geçmek hem buradaki terör örgütlerinin yayılmasını engellemek bakımından Türkiye’nin İdlib operasyonu bizim açımızdan çok büyük bir ehemmiyete sahiptir. Belki olursa özellikle de son bu Astana Görüşmelerinin ardından gelen Cenevre Görüşmeleri de siyasi çözüm noktasında da büyük bir umut teşkil eder ve yakın bir zaman içerisinde de Suriye’de artık çatışmanın tam olarak bitmese bile bitme noktasına geldiğini ve siyasi çözümün önünün açılacağının habercisi de olabilir. Çünkü Suriye’de çatışma bölgeleri gün geçtikçe azalıyor. Deyr Ez Zor da neredeyse bitmek üzere Rakka da bitti bitecek. İdlib de eğer ki bu şekilde bir çözüme kavuşturulursa Suriye’de çatışma bölgeleri neredeyse bitmiş olacak. Bu da artık bir siyasi çözümün oluşturulmaya başlanması için büyük bir adım olur.

 

“Türkiye’nin Tekrardan Masada Daha Güçlü Olma Olasılığını Arttıracak”

 

Bu noktada tabi ki Türkiye’nin de sahada hem Fırat Kalkanı bölgesinde ve İdlib’de de bulunacak olması itibariyle de siyasi çözüm görüşmelerinde Türkiye güçlü bir şekilde orada bu sürecin içerisine tekrardan dahil olmuş olur. Geçiş süreçlerine baktığımız zaman özellikle de Cenevre görüşmelerine, Türkiye maalesef çok dışlanmış bir noktaya kadar getirilmişti ama bu iki hamleyle yani Türk askerinin Suriye’de bulunması itibariyle Türkiye’nin tekrardan masada daha güçlü olma olasılığını arttıracak ve Türkiye’de artık Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu ve müzakere edildiği masada yerini alacağını tahmin ediyorum. Türkiye’nin masada oluşu Türkmenlerin de masada oluşu anlamına gelecek ve Türkmenlerin de Suriye denklemi içerisindeki hem siyasi hem özellikle de hukuksal hakları noktasında ellerini daha da güçlendirmiş olacak diye böyle bir beklentimiz ve tahminimiz bulunmaktadır.