Bizdeki terörün dünyadaki emsallerinden farkı çoktur. Bu farklı oluş içerisinde, ülkemizde sınırsız bir terörist olma özgürlüğünün bulunması önceliği almaktadır. Kişiye özel nedenlerle terörist olmanın sayılamayacak kadar çok çeşidi bulunmaktadır. Terörist olma özgürlüğünün hemen arkasından terörün dış bağlantılarının çokluğu gelmektedir. Bu etkileşim içerisinde tetiği çeken parmak yerliyken çekilen tetik ithaldir. İntihar bombacısı yerli, bombalar ithaldir. Telsizde konuşan yerli telsiz ithaldir.

 

Dünyada örnek olarak gösterilecek terör örgütlerinin üzerine oturdukları fikir (ideoloji) yapısı sağlam bir dokuya sahiptir. Oysa aynı sağlamlığa Türkiye’deki terör örgütlerinin sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Akla, madem ki gerçek böyle o zaman bizdeki terör, etkisiz ve kısa süreli olması gerekirken neden bunun tam tersi oluyor sorusu gelebilir. Türkiye’deki terörün anatomisinin belirlenmesinde işte bu çelişkinin görülmesi ve nedenlerinin ortaya konulması son derece önemlidir.

 

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması dünyadaki terör üzerinde büyük etkiler yaratmasına rağmen Türkiye’de kayda değer bir değişiklik görülmedi. Marksizm’in çökmesi, tek kutupluluk hatta Arap-İsrail anlaşmazlığındaki değişiklikler bile bizdeki terör örgütleri üzerinde değişim yaratamadı. Emsallerinden kimileri yok olup giderken, kimileri farklı bir yola girerken onlar yerli-ithal ilişkisi sayesinde hep ayakta kaldılar.

 

Bunun en açık kanıtını İstanbul’da 75. Yıl Polis Merkezi’ne yapılan ve polis memuru Bülent ÖZKAN’ın şehit edildiği eylemde görebiliriz. Kökü Türkiye’nin son kırk yıllık geçmişinde olan DHKP/C örgütü dünyanın geçirdiği değişimleri birebir yaşamıştır. Buna ve lider kadrosu arasında yaşanan darbeye, ideolojik temelindeki çöküntüye ve örgütlülüğünü büyük ölçüde yurt dışına taşımış olmasına rağmen böylesine etkili bir eylem gerçekleştirebilmiştir. Esasında bu eylemlilikte PKK’nın taşeronluğunu yapmasının izlerini de dikkate almak gerekmektedir.

 

Güvenlik güçleri, polis merkezi baskını denemesinin Yunanistan’daki örgüt sorumlusunun talimatıyla gerçekleştiğini belirlediklerini açıkladılar. Bu tespit geçen yılın ekim ayında Selanik/Triandria’daki bir örgüt evinde meydana gelen patlamayla daha da önemli bir hale gelmektedir. Yunan basını patlamada 35 yaşında bir Kürt erkeğinin öldüğünü, evin bir cephanelik haline getirilmiş olduğunu duyurdu. Bu arada; Türk bir sendikacı ve DHKP/C üyesi olan Gülafer ÜNSAL ile ölen şahsın bağlantılı olması bilgisi ise PKK ile DHKP/C arasındaki işbirliğini işaret etmektedir.

 

İthal malı destek teröristin önünü sonuna kadar açmaktadır. 1990’lı yıllarda ormanlarımızı kundaklayan teröristlerin Yunanistan’da eğitim aldıkları suçluların ifadelerinde açıkça belirtildi. Bunun için plastik bir eldivenin bir parmağı, bir bardak sülfürik asit ve yarım teneke benzin yeterliydi. Kolay; ama etkili eylem Kandil’dekileri de coşturunca Türkiye’nin doğusundan batıya kundakçı terörist sevki başladı.

 

Bu yaz PKK vur-kaç eylemlerden cephe savaşına terfi etti. Ağır silahları yurt içine taşıdı. Eylemlerinde adeta israf eder gibi mayın ve plastik patlayıcı kullanmaya başladı. Bugüne kadar terörist kaybını en az düzeyde tutmaya dikkat ederken artık onar, yirmişer ölmelerine aldırmaz oldu. Sınırın hemen beş kilometre uzağında oluşturduğu kamplardan Hakkâri bölgesine sevkiyat yaptı ve hâlâ da devam ediyor.

 

Kuzey Irak’ın dağları dar geldiği için şehirlerinde bürolar, hastaneler, işyerleri açıyor. Görünüşte BM’in gözetiminde ama gerçekte teröristlerin elinde olan Mahmur kampında kan dökme robotları yetiştiriyor. Mayıs 2005 ayında Kerkük'e bine yakın PKK’lı teröristin yerleştirildiğini öğreniyoruz. Dağdan şehre inenlerin çocukları için kreş ve anaokulu açacak kadar ileri gidiyorlar. Kerkük’ün geleceği için yapılan referandumda KDP ve KYB lehine oy kullandırılarak karşılıklı yarar sağlıyorlar. Kerkük’ün, Erbil’in üzerine oturanlar şimdi de özbeöz Türkmen şehri olan Tuzhurmatı’yı Altınköprü’yü ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu çabalarında PKK’dan destek alıyorlar. Kullanılan bizim teröristimiz kullananlar ise ithal güçler.

 

Suriye’nin, İran’ın PKK’nın iplerini elinde tuttukları gerçeği elin Amerikan Büyükelçisini bile rahatsız etti. Büyükelçi Francis RICCIARDONE, İran’dan gönderilen silahların Suriye’de PKK’lılara verildiğini açık açık söyledi.

 

Ermenistan ve Avrupa’daki Ermeni dernekleriyle PKK’lılar omuz omuza düşmanlıklarını sergiliyorlar. Sözde bilimle uğraşan kuruluşları teröre meşruiyet kılıfı giydirmenin çabası içerisindeler. Plastik patlayıcılar, mayınlar Fransa'dan, İran’dan ithal edilen uzaktan kumanda cihazlarıyla can alıyor. Avrupa’dan teröristin hizmetine sunulacak malzemeler, cihazlar kuryeler aracılığıyla serbestçe getiriliyor. Kıbrıs’ın Rum kesimindeki terör kamplarında İsrail üç bin PKK’lıya eğitim veriyor. Fransız gazeteci Georges MALBRUNOT, K. Irak’ta bin iki yüz MOSSAD ajanının bulunduğunu bildiriyor.

 

Türkiye’nin binbir zahmetle yayınına engel olduğu ROJ televizyonunun hemen arkasında NUÇE ve STÊRK televizyonları devreye sokuluyor. Sıradan bir kimseye vize verirken bile ahiret soruları soran Batı, teröriste istediği anda yayın izni sağlıyor.

 

Geçen yıl Şırnak ve Diyarbakır kırsalında ele geçen telsizler uzmanları hayretler içinde bıraktı. Uzmanların teknoloji harikası olarak değerlendirdikleri YAESU marka araç ve el telsizlerinin çok gelişmiş özelliklere sahip oldukları, uçak bile dinleyebildikleri, internete bağlanabildiği, televizyon yayınlarını alabildiği belirtildi. İthal teknolojinin bu yolla yerli teröristin hizmetine sunulduğu gerçeği ortaya çıktı.

 

Hep tekrarlıyoruz; kayıt dışı ekonomi ile kara para eşittir terördür. Kaynağı ise yurt dışıdır, yani ithaldir. MASAK’ın elde ettiği bulgu bunun açık kanıtıdır. Eline geçen ipucunu saran MASAK, Danimarka’dan yapılan havalelerin, ROJ televizyonundan Türkiye’deki PKK’lılara gönderildiğini tespit etti.

 

Yerli terörist ithal terör bağlantısını ortaya koyan çok sayıdaki örnekten birkaçı bile durumun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Bu bağ her iki tarafın çıkarına işlemektedir. Terörle mücadelenin başarısı, “anaların artık ağlamaması” için bu bağın koparılması şarttır.