TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkilerde yeni dönemi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kısa süre önce Özbekistan’a düzenlediği ziyareti Milli Devlet Gazetesi’ne değerlendirdi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Özbekistan ziyaretini ve iki ülke arasında son dönemde ivme kazanan ikili ilişkileri kısaca yorumlayacak olursanız neler söylemek istersiniz?

 

Türkiye ve diğer Türk cumhuriyetleri arasında “hasret dönemi” Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılması sonrası bitmişti. 90’ların başında Türkiye’nin dış politikasına bakıldığında Türk dünyasının önemli bir yerde olduğunu görüyoruz. Özbekistan’ı da ilk tanıyan ülke Türkiye olmuş, iki ülke arasındaki ilişkiler yoğun bir şekilde başlamıştı; ama sonrasında meydana gelen bazı olaylar iki taraf arasında soğuk rüzgarların sebebi olmuştu. Muhalif bir figür olan Muhammed Salih’in bir dönem Türkiye’de olması öte yandan bir diğer muhalif lider Abdurrahim Polat’ın Türkiye’ye gelmesi Kerimov yönetimi tarafından hoş karşılanmayan bir durum olmakla birlikte ikili ilişkilere direk etkileri de oldu. Türkiye’nin başlattığı Büyük Öğrenci Projesi çerçevesinde Özbekistan’dan gelen öğrenciler geri çağrıldı ve Özbekistan’ın Ankara Büyükelçiliği’nin kapatılması kararı alındı. İlişkilerin bir diğer dönüm noktası 1999’da Kerimov’a düzenlenen silahlı saldırı oldu. Burada bir Türk vatandaşının rol aldığı iddiasından hareketle Kerimov’un Türkiye’den tehdit algısı arttı ve iki ülke arası bir uzaklaşma yaşandı. İlişkilere olumsuz eden bir diğer konu ise Andican Olayları oldu. 2005 yılında protestolara karşı Özbekistan güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanarak eylemcilerin üzerine ateş açmasını Birleşmiş Milletler’de Türkiye’nin kınaması iki taraf arasındaki ilişkileri daha da gerdi. Andican Olayları öte yandan Özbekistan’ı Rusya – Çin eksenine daha da yakınlaştırdı. Özbekistan ile her alanda başlayan ilişkiler böylece siyasi temasların soğumasıyla sekteye uğradı. Daha sonra Türkiye’nin bazı girişimleri oldu ama maalesef Özbekistan’da uzun bir süre Türkiye’ye karşı bir kendini kapatmışlık hali vardı. Kerimov döneminde Özbekistan’ın sadece Türkiye ile değil bölgedeki devletlerle de anlaşmazlık noktalarının fazla olduğunun altı çizilmeli. Gerek Cumhurbaşkanı gerekse Başbakan düzeyinde Özbekistan’a ziyaretler gerçekleştirildi. Dışişleri Bakanları da bazı uluslararası örgütler içerisinde bir araya geldi; ama maalesef ilişkilerde somut bir iyileşme Şevket Mirziyoyev dönemine kadar gözlenemedi. 2014’ten bu yana ilişkilerde yumuşama emareleri göz önündeydi ve bu da Özbekistan’daki yeni dönemle kendini net biçimde belli etti.

 

Aslına bakarsanız, Mirziyoyev, Kerimov döneminde de Özbekistan’da siyaset güçlü bir profil olarak gösterilen bir devlet adamıydı. 2017’deki seçimleri kazandıktan sonra Özbekistan’ın jeopolitik konumunu daha da etkinleştirmek adına birçok adım attı ve Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi de bunun güzel bir yansıması olarak görülebilir. Özbekistan’ı Mirziyoyev, dünyaya açıyor desek sanırım yanlış olmaz. İki taraf arasında ziyaretler iyice sıklaştı. Kerimov sonrası Mirziyoyev, geçici olarak cumhurbaşkanlığını icra ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özbekistan’ı ziyaret etti. 2017’nin Ekim ayında ise Mirziyoyev, Türkiye’ye geldi. Bu 20 yıl sonra ilk defa Özbekistan Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’ye gerçekleştirilen bir ziyaret olması bakımından son derece önemliydi. Mirziyoyev dönemi ile başlayan yakınlaşma son derece hızlı devam ediyor, ayrı geçen onca yılın acısını çıkartır gibi… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Özbekistan ziyaretinde üç nokta bence önemlidir. Bunlar; yüksek düzeyli stratejik işbirliğinin kurulması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özbekistan Ali Meclisi’nde konuşması ve Türk Keneşi’ne Özbekistan’ın üyeliğidir. Mirziyoyev’in Türkiye ile ilişkilerde önceki dönemlerde hata yapıldığını söylemesi ise bu olumlu gidişatın ilerleyerek devam edeceğini gösterdi.

 

Özbekistan'ın, Türk Dünyasının ve Türk Devletlerinin çatı kuruluşu olarak ifade edilen Türk Keneşine (Konseyine) katılma kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?  Özbekistan'ın Türkiye ile birlikte Türk Dünyası ile de bir bütünleşme sürecine girdiğini söyleyebilir miyiz?

 

İlk olarak bunun son derece isabetli bir karar olduğunu vurgulamak gerekir. Türk devletleri arasındaki ilişkilerin herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerden öte zengin bir tarihi arka planı olduğunu biliyoruz ve ülkelerin kamuoylarında da buna engel herhangi bir durumun olmadığını ifade edebiliriz. Az önce ifade ettiğim 90’ların başında Orta Asya’nın dış politikada üst bir gündem başlığı olduğu yıllarda bazı hatalar yapıldı, yeterli finansman ayrılamadığından eğitim faaliyetleri devlet eliyle sağlıklı olarak yürütülemedi. Bu durum, FETÖ’nün buralarda daha da büyümesinin sebeplerinden biri oldu ve sonra 15 Temmuz günü Türkiye’nin başında nasıl büyük bir bela olduğunu da maalesef çok acı şekilde gördük. Öte yandan Türkiye’nin bölgeye bir “ağabey” edasıyla yaklaşması Sovyetler boyunduruğu altından yeni çıkan devletler için çok kabul edilebilir bir durum değildi. Türk Konseyi ile başlayan yakınlaşma bu hatalardan ders çıkarılarak bu uluslararası kuruluşun Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve Çin gibi herhangi bir tarafa alternatif olmadığı vurgusuyla sürdürülüyor. Diğer birçok uluslararası kuruluşa göre avantajları olan bir kuruluş Türk Keneşi; örneğin Avrupa Birliği “Avrupalılık” kimliğini inşa etmek isterken Türk Keneşi’nde zaten birleştirici olarak; “Türklük” var.

 

Dünya jeopolitiğinde Türk coğrafyasının etkinliği ve önemi uzun süredir artıyor ve bu devletlerin arasındaki yakınlaşma kuşkusuz ki, buna etki yapacaktır. Türkmenistan, tarafsız bir devlet statüsü bulunsa da toplantılara gözlemci olarak katılırken uzun yıllar Özbekistan’ın toplantılara dahi katılmaması kuruluş açısından hem siyasi bakımdan bir eksiklik hem de burada bir “kardeşin” bulunmaması ülkelerin kamuoylarında duygusal olarak olumsuz bir faktördü. Özbekistan’ın üyeliği ile eksik halka tamamlandı; ama hala orada görmek istediğimiz bayraklar var. Örneğin; inşallah ilerleyen günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) uluslararası tanınma sorunu aşılarak burada görüldüğü günlere şahit oluruz. Kültürel olarak da Orta Asya’da büyük Türk izleri barındıran Özbekistan konusunda ise kardeşlerin yeniden kucaklaşması Türk dünyasına hayırlı olsun diyebiliriz.

 

Türkistan coğrafyasında önemli bir ekonomik güç olan Özbekistan'ın, bilhassa Yeni Demìr İpek Yolu ve çevresinde genişleyecek olan ekonomik pazardaki rolü ne olur?

 

Özbekistan dış politikasında artık tamamen farklı bir dönemin başladığını görüyoruz. Ülke içerisinde Özbekistan’ın yeni başkanı Mirziyoyev’in serbest piyasa ekonomisine ağırlık veren politikalar izleyeceği belli oldu. Kerimov döneminin aşırı otoriter yapısı sebebiyle ülke dış yatırımlar için de öngörülemez olarak tanımlanıyor ve güven vermiyordu. Son ziyarette artan ekonomik temaslar artık bu güvenin sağlanacağıyla ilgili bir hususu öne çıkarıyor. Türkiye ile yapılan anlaşmaların yanı sıra Çin, Güney Kore, ABD gibi ülkelerle de anlaşmalar imzalandı. Türkiye ile ekonomik ilişkilerde 5 milyar dolar hedefi kondu. Bunun önemli bir ayrıntı olduğunu burada belirtmek gerekir. Dünyada izole bir devlet yaklaşımından artık yavaş yavaş bölgesel projelere entegre olan, uluslararası kuruluşların çalışmalarında uyumlu görüntü sergileyen bir devlet karşımızda… Bu tutum, Özbekistan’ı bölgesinde daha fazla söz sahibi yapacaktır.

 

Özbekistan hem nüfusu hem de kaynakları bakımından önemli bir ülke. Bir de bu özeliklerine bulunduğu coğrafyanın önemi artan konumu eklendiği zaman Özbekistan’ın değerlendirilemeyen potansiyelinden artık daha iyi yararlanılabileceğini söyleyebiliriz. Türk devletleri, Türkiye’ye aslında bir Batı’ya çıkış noktası olarak da bakıyorlar. Bölgede özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasında ciddi stratejik projeler var, bunlar Türk dünyasının ortak bir tavır almasıyla Kafkasya’dan Orta Asya’ya kadar genişletilebilir ve “kazan – kazan” politikası çerçevesinde pekâlâ yürütülebilir. Türkiye üzerinden Özbekistan ile özellikle diplomatik tanıma sonrası dönemlerde oluşturulan iş konseylerinin yeniden canlandırılması ikili ilişkilerde ticaretin önemli bir noktaya taşınacağının sinyallerini de verdi. Ayrıca Özbekistan, İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması noktasında da kritik bir pozisyona sahip. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu inşaatı projesi bu bakımdan bir katkı olabilir.

 

İslam Kerimov'un vefatından Sonra başlayan yeni dönemde Özbekistan'ın pek çok alanda atılım yaptığına şahitlik ediyoruz. Özbekistan son dönemde ne tür reformlara imza atılıyor?

 

Şevket Mirziyoyev, İslam Kerimov’un politikalarına devam edeceğini söylese de Özbekistan’da ciddi değişimler söz konusudur. Önümüzde günlük yaşamdan dış politikaya, ekonomik hayattan insan haklarına uzanan geniş bir perspektif var. Mirziyoyev dışında Maliye Bakanı Rüstem Azimov ve Millî Güvenlik Servisi Başkanı Rüstem İnoyatov gibi siyaseten etkin olan şahısların bir etkisi olduğu ifade edilse de Mirziyoyev kendi otoritesini kısa sürede tesis etti ve birçok pozisyona yeni isimler atadı. Bir taraftan halkın memnuniyetsizlik kaynağı olan noktaları belirlemesi de Mirziyoyev’in toplum rızasını kazanması bakımından önemli oldu. Mirziyoyev’in halkını dinleyen bir portre çizmesi ve Kerimov dönemine göre demokratikleşmeye önem vermesi bu bakımdan üstünde durulması gereken noktalar. Özbekistan’da yapılan aslında uzun süre yenilenmemiş eski sistemini modernize edilmesi, bu da her noktada bir yansıma buluyor.

 

Kerimov döneminde dini ibadetlerin yerine getirilmesinde bazı kısıtlamalar vardı, köktendinciliğe karşı önlemler Kerimov döneminde oldukça geniş uygulamaların altyapısı olmuş ve temel insan haklarına müdahaleleri beraberinde getirmişti. 18 yaş altındaki çocukların camiye girişi serbest bırakılmış, ezanın hoparlörden okunması gibi aşamalar kaydedilmiştir. Tabiri caizse halk biraz daha rahatlatıldı. Öte yandan insan haklarıyla ilgili uluslararası denetimlere izin verilmeye başlanması ülkenin uluslararası arenadaki imajını da iyileştirdi.

 

Öte yandan ülkedeki ulaştırma imkanlarının geliştirilmesine yönelik hamleler, Özbekistan’ın zengin kültürel hazinesinin dünyaya daha gözle görülür şekilde sunulması açısından da bir fırsat alanı oluşturuyor. Semerkand ve Buhara gibi şehirler artık daha fazla konuşulacak gibi. Görünen o ki, biz de artık kardeş Özbekistan’ı Türkiye’de daha fazla konuşacağız.