TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Tek Rumeli TV ekranlarında Ana Haber Bülteni’nde Afrin Harekatı ile ilgili son gelişmeleri ve önümüzdeki süreci Semih Çalışkan’a değerlendirdi.

 

A. Gencehan Babiş’in değerlendirmelerinden satır başları ve öne çıkan noktalar şöyle…

 

“Çanakkale’den 103 Sene Sonra Afrin”

 

18 Mart, Türk tarihi açısından çok önemli bir gün ve baktığınız zaman bundan 103 sene önce “Çanakkale geçilmez” diyerek büyük bir zafere imza atan Türk askeri 103 yıl sonra da “Türkiye’nin sınır güvenliği vazgeçilmez” diyerek Afrin’de önemli bir başarıya daha imza attı.

 

“Afrin’de Aynı Zamanda Psikolojik Mücadele ve Enformasyon Savaşı Vardı”

 

Bu süreç başladığında özellikle terör örgütü kaynaklarının “İki yıl sürse bile Afrin’i ele geçiremeyeceksiniz” diye, “Türkiye’nin Vietnam’ı olacak” ifadelerini barındıran bazı açıklamaları vardı. Oysa iki ay bile olmadan, iki ayın tamamlanmasına iki gün kala Türk askeri ÖSO birlikleriyle birlikte Afrin’de güvenliği ve kontrolü sağladı ve aslında bunları diyenlere de iyi bir cevap verilmiş oldu. Dolayısıyla, bu bir taraftan da psikolojik bir savaştı, diğer taraftan bir enformasyon savaşı verildi. Özellikle sosyal medyada terör örgütü bağlantılı hesapların yalan haberleri daha önce bazı başka yerlerde yayınlanan fotoğrafları alınıp sanki bunu Türk ordusunun Afrin’de yaptığı gibi bazı kasıtlı yanlış bilgileri gördük. Bölgeye baktığınız zaman bölgede köylerin, yerleşim yerlerinin birçoğu zaten Türk ismidir. Kısa süre önce “Afrin’in tapusu Türkiye’de” diye haberleri basında gördük, okuduk. Bu noktadan bakıldığında bölgenin aslına rücu ettiğini ifade edebiliriz.

 

“YPG’nin Tuzaklarına Dikkat Edilmeli”

 

Operasyon son derece seyrine uygun, sağlıklı ve başarılı bir şekilde yürütüldü. Afrin merkezinde de kontrol sağlandı. YPG’nin orada EYP’leri ve hazırladığı bomba düzenekleri, mayınlar vs. var. Bunlara karşı çok dikkat edilmelidir. Yaklaşık 4-5 bin teröristin Suriye’nin kuzeyinde başka bölgelere kaçtığı söyleniyor ama içerde de yine sivil görünümlü şekilde faaliyetlerine devam edebilecek ve belli provokasyonlara sebep olacak bazılarının bulunduğu da göz önünde tutulmalıdır. Zaten Türk askeri dikkatli bir şekilde ilerliyor ama bu noktaların da altını çizmek lazımdır.

 

“Menbiç Konusunda Pompeo ile Anlaşma Tillerson’a Göre Daha Zor”

 

Aslında, El Bab, Afrin ve Menbiç diye baktığımızda birinci bölümün ikinci safhasının Afrin, üçüncü safhasının da Membiç olduğunu görüyoruz. Fırat Nehri’nin doğusuna da geçildiğinde Türkiye’nin orada kendisine artık kırmızı çizgi olarak benimsediği sınır güvenliğini bir şekilde sağlayacağını görüyorsunuz. Membiç konusunda ABD ile yürütülen müzakere sürecinin belirleyici olacağı önümüzdeki günlerde görülecektir. Bugüne kadar bu süreç, Tillerson’la yürütülen bir süreçti. ABD içerisinde CIA ile Pentagon’un biraz daha sert Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Tillerson’ın görece daha orta tondan konuştuğunu gördük ama Tillerson’ın yerine Pompeo’nun da gelmesiyle artık yavaş yavaş Amerika Birleşik Devletleri’nde Dışişleri, CIA ve Pentagon çizgisi de tek bir noktada birleşmeye başladı. İlerleyen süreçte bunun Türkiye ile ilişkilere Membiç noktasında nasıl etkileri olacağınız hep beraber göreceğiz ama Pompeo’nun biraz daha şahin bir politika yürüteceği, (eğer sağlanacaksa da) anlaşmanın biraz daha çetin şekilde sağlanacağına ilişkin emarelerini görüyoruz.

 

“Yumuşak Güçten Sert Güce…”

 

Afrin Harekâtı aslında bir Türkiye’nin bölge ile alakalı politikalarında da bir değişimin aslında net şekilde ortaya konulduğu bir süreç oldu. Bundan birkaç sene evvel daha doğrusu Suriye’deki iç savaşın başladığı süreçte Türkiye yumuşak güç tercih eden, Orta Doğu’ya genel manada bu perspektiften bakan bir politikaya daha yakındı. Yalnız, söz konusu Orta Doğu gibi karmaşık bir coğrafyaysa ve Suriye’de olduğu gibi kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan bir yerse burada askeri gücünüzle var olmaktan başka bir seçeneğin olmadığı da görüldü. Türkiye’nin sert güce geçtiği ve bununla gerek masada gerek sahada son derece büyük başarı elde ettiğini düşünüyorum. Suriye’deki denklemde son birkaç senede özellikle Fırat Kalkanı’na kadar Türkiye’nin etkinliğinin biraz daha sorgulanır bir çerçeveye girmişti.

 

“Afrin Türkiye İçin Bir Kararlılık Testi”

 

Özellikle, El Bab ve şimdi de Afrin Operasyonu’nun Türkiye’nin de bir kararlılık testi olması ve Türkiye’nin içinde olmadığı bir denklemin başarıya ulaşamayacağını aslında uluslararası camiaya göstermesi bakımından da son derece önemliydi. Türkiye’nin bu kararlılık testinin operasyon içerisinde sorgulandığı bazı noktaları nerede gördük? Örneğin, Esad yönetimine bağlı bazı militanların Afrin’de PKK’ya destek vereceği noktasında Türkiye son derece kararlı hareket etti ve başlamadan bunu bitirdi. Racu’nun ele geçirilmesi lojistik desteğin kesilmesi bakımından önemliydi. Teröristlere demiryoluyla sağlanmak isteyen bu lojistik desteğin Türkiye tarafından bombalanması yine Türkiye’nin kararlılığını bir kez daha göstermiştir. Belirli diplomatik baskılara ve yurtdışında özellikle kamuoyu noktasında yaratılmaya çalışılan yanlış algılara rağmen Türkiye’nin son derece olumlu şekilde sürdürdüğü bu operasyonu başarılı bir şekilde bölgede önemli bir merhaleye taşıdığını gördük. Membiç noktasında da bunun sahada mı masada mı olacağı şu an soru işaretlerinden bir tanesi. ABD ile dediğim gibi müzakereler burada aslında sonuç için gerekli ipuçlarını bize ilerleyen günlerde gösterecektir ama müzakerelerin çetin geçeceği belli bir durumdur.