Son zamanlarda Türkiye’yi dış politikada takip etmek en az iç politikada takip etmek kadar endişe verici hale gelmiştir. Zira Türkiye’de yaşanan gelişmeler tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşmeye ve Türkiye’nin imajını ve siyasi geleceğini etkilemeye devam etmektedir. Dünyanın en çok okunan basın kaynaklarında yer alan Türkiye eleştirilerine bakıldığında Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların iç meseleden daha fazlası olma yolunda ilerlediğini görmek mümkün olacaktır. The Times Gazetesi’nin 24 Şubat 2014 tarihli bir haberinde 5 Mart'ta AB Dışişleri Bakanları Komisyonu’nun Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu'nu Ankara'nın birliğe katılımını değerlendirmek için sunacağı bir önergeden olumsuz bir kararın çıkacağı yönündeki bir haber dış politikada ciddi değerlendirmelerin yapılması gerektiğine işaret etmiştir.[1]

 

Söz konusu haberden de anlaşılacağı üzere, AB, Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki kararlılığının yerinde olup olmadığını gözden geçirme niyetindedir. Bu haberin Türkiye’yi ilgilendiren en önemli noktalarından biri ise, bu açıklamaları AB üyeliği sürecinde Türkiye’yi destekleyen otoritelerden biri olarak görülen Avrupa Parlamento üyesi Andrew Duff tarafından yapılmış olmasıdır. Türkiye’ye yakın olduğu bilinen bir ismin yaptığı “Şu anda gerçek bir katılım süreci varmış gibi yapmak maskaralıktan başka bir şey değil” açıklamaları adeta dost acı söyler deyimini hatırlatmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin AB politikaları ve varsa bu görüşlerde yaşanan değişimlerin analizi elzemdir.

 

İmaj ve Güven

 

Dış basının en çok işaret ettiği hususların başında, Türkiye’deki hukukun üstünlüğü ilkesinin tehlike altında olduğuna yapılan vurgulardır. Türkiye’nin bir hukuk ülkesi olmaktan daha çok siyasi bağlılıkların egemen olduğu bir ülke olması yönündeki eleştiriler, Türkiye’nin uluslararası alandaki imajının sarsıldığına işaret etmektedir.[2] Hukuki eleştirilerin yanında, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe giren internet yasasının, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda değişikliklere sebep olacak yeni düzenlemelerin ve HSYK yasasının da bu eleştirilerden nasibini aldığı görülmektedir. Türkiye’de yasadan önce internetin zaten kısıtlandığını hatırlatan New York Times, binlerce web sitesi üzerinde yıllardır erişim yasağı bulunduğunu belirterek Türkiye’nin Google içeriklerini en çok kısıtlamaya çalışan ülke olarak tanıtılması dikkat çekmektedir.

 

Türkiye’nin Batı’nın eleştiri oklarına maruz kalan yanlarının yakın zamanda karşısına çıkmayacağı garantisinin olmadığı bir kez daha vurgulanmalıdır. Yabancı basında Türkiye’ye karşı devam eden eleştirilerin savunma güdüsüyle bertaraf edilmesinden ziyade, öz eleştiri süzgecinden geçirilerek ele alınması bu eleştirilere verilebilecek en güçlü yanıt olacaktır. Bu nedenle yabancı basında yer alan haberlerin iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

 

Türkiye’nin uluslararası imajının zarar görmesi sadece siyasi ya da sosyal etkilerle sınırlı kalmayacak ve ekonomik bir tehdit oluşturacaktır. Türkiye’deki yolsuzluk olayları sebebiyle yurt içinde oluştuğuna iddia edilen güven zafiyetinin yurtdışına yansıması Türk ekonomisinin yararına olmayacaktır. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken hususlardan bir tanesi de Türk ekonomisindeki kırılganlık ve yabancı yatırımcının Türkiye’deki siyasi gelişmeler karşısında yaşayacağı güven sarsıntısıdır. Önceki yazımızda da değindiğimiz üzere, böyle bir senaryonun yetkili isimlerce de defalarca tekrar edildiği gibi Türkiye’yi ciddi sorunların eşiğine getirebileceği ortadadır.[3] Türkiye’de söz konusu soruşturmalardan bu yana hızla yükselen döviz kurları mevcut istikrarı yeterince tehdit etmişken, ilerleyen dönemlerde bu durum Türk ekonomisinde ciddi sorunlar doğurabilecek kapasiteye sahiptir. Bu bakımdan özellikle de içinde bulunduğumuz bu süreçte Batı ile ilişkilerin iyi tutulmasının büyük yararı olacaktır.

 

AB ile İlişkiler

 

AB Komisyonu’nun “2013 Genel Raporu”nda yer aldığı şekliyle, AB’nin Türkiye’yi 2013’te 'Dinamik ekonomisi, stratejik konumu ve önemli bölgesel rolü dikkate alındığında, bölgede anahtar ülke olarak gördüğü ortaya çıkmaktadır.[4] Ancak dış basın analizleri, 17 Aralık 2013 tarihi itibariyle Türkiye’de başlayan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla iç siyasetteki gerilimlerin ve neticesindeki yasal düzenlemelerin bu görüşü etkilediğini ortaya çıkarmaktadır.

 

AB’nin Türkiye’nin üyelik sürecini askıya almasını muşru kılabilecek gerekçesi ise Türkiye’de devam eden yasal düzenlemelerin demokratik ihlallere sebep olmasıdır. Bu bakımdan AB’nin Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve bunu yaparken oldukça eleştirel yaklaştığını görmek gerekmektedir. Dikkat çeken önemli bir diğer nokta ise, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin askıya alınması yönündeki bu söylemlerin Türkiye’de devam eden ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini arttırdığı yönünde eleştirilen yeni yasaların gölgesinde gerçekleşiyor olmasıdır. Zira aynı haberde Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ve MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) kanununun değişmesine de değinilmiştir. Türkiye gündemine yansımayan bu önergenin Türkiye için orta vadede “tam üyelik dışında bir alternatif” konusunu içerdiği gözlemlenmektedir. Bu bakımdan AB nazarında Türkiye’nin imtiyazlı ortaklığının devam edeceği yönündeki işaretler vizesiz AB’ye giriş yapılan Geri Kabul Anlaşmasının da vaat edilen getirileri getiremeyeceği hususunda uyarı nitelinde olmuştur. Andrew Duff’ın Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik olumsuz beklentileri bir sürecin sonucu olarak değil,  Duff’ın böyle bir öngörüde bulunmasına veya böyle bir sonuca varmasına sebep olan etmenler Türkiye’nin odaklanması gereken ve mümkünse düzeltmesi veya üzerinde çalışması gereken esas hususlar olarak incelenmelidir. Zira açıklamalarda Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini AB’nin konuya ilişkin bir karara varabilmesine yetecek kadar ihlal ettiğini belirtilmesi Türkiye’nin ivedilikle dikkate alması gereken ciddi ithamlardır ve anlaşmada imza sahibi olarak AB ile ilişkilerde oldukça belirleyicidir.

 

Diğer yandan, Avrupa Birliği’nin iç dinamikleri de dikkate alındığında Türkiye’de yükselen gerilimin AB tarafından hoşgörü ile karşılanması için elverişli bir ortamın olmadığına dikkat çekilmelidir. Avrupa Birliği’nin ekonomik krizle mücadelesine ek olarak, İskoçya’dan ve İspanya’dan yükselen ayrıklıkçı seslerin oluşturduğu potansiyel tehdit büyümektedir. Bağımsızlıklarını kazanmaları durumunda AB üyeliklerinin düşmesi tehdidiyle karşı karşıya kalan İskoçya gibi yeni ülkeler sadece ekonomik değil siyasi krizleri de beraberinde getirecektir. Dahası, İsviçre’nin referandum sonucu özgür dolaşım bölgesinden çıkması Birliğin orta yerinde “Avrupa’ya ait olmayan bir bölge”nin oluşmasına sebep olmuştur. AB’nin orta yerinde yeni siyasi krizlere sebep olan bu durum birlik içerinde yeni yasal düzenlemeler yapılması gerekliliğini doğurmuştur. Diğer yandan Kıbrıs’ta ivme kazandırılan anlaşma müzakereleri, Orta Afrika’da devam eden çatışmalara AB’nin olası müdahalesi, Ukrayna’dan sonra Kırım’da artan uluslararası güvenlik krizleri ve AB’nin kendi içindeki diğer sorunlar, AB’nin gündemini yeterince meşgul etmektedir. Tüm bu sorunlar arasında Türkiye’den gelebilecek tahammül zorlayıcı hoşnutsuz seslerin veya ithamların Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde büyük etkiler yaratabileceği ortadadır.  

 

Değerlendirme

 

Türkiye son zamanlarının en zorlu dönemlerinden geçmektedir. Sosyal medya aracılığıyla hızla yayılan kayıtların devam edeceği yönündeki beklentiler ışığında Türkiye’nin iç siyasetindeki çalkalanmaların devam edeceğini öngörmek mümkün olacaktır. Türkiye’nin bu süreçte Batı ile ilişkilerinde iç siyasete kapılmaması gerektiğinin altı bir kez daha çizilmelidir. Bu temennilerimiz halihazırda Türkiye’de devam eden 31 Mart yerel seçim hazırlıklarının gölgesinde kalmakla karşı karşıya olsa bile uzun vadede riskli olabilecek siyasi söylemlerden kaçınılması Türkiye’nin yararına olacaktır.2 yıl öncesinin “Artık dünyada gündemi belirlenen bir Türkiye yok..Artık gündem belirleyen bir Türkiye var..”[5] sözleri, unutulmamalıdır. Türkiye içeride ne ekerse dışarıdan da onu toplamaya devam etmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin Batıya dönük yüzünün bu süreçte zedelenmesi, Brüksel’e karşı olası yeni ithamlar ve yeni suçlamalar bu sürecin en zorlu sonuçları olabilecektir.

 

 

 


[1] The Times, EU Expected To Freeze Turkey’s Application Over Erdogan Autocratic Style, http://www.thetimes.co.uk/tto/news/world/europe/article4013868.ece Erişim Tarihi: 28 Şubat 2014

[2] Financial Times, Turkey Clamps Down On İnternet As Erdogan Tightens Grip On Power, http://www.ft.com/cms/s/0/af179212-7b6b-11e3-a2da-00144feabdc0.html#axzz2up1C3nRD Erişim Tarihi: 28 Şubat 2014

[3] Çetin Hanife, AB’nin Orta Afrika’ya Askeri Destek Talebi ve Türkiye, Türksam, http://www.turksam.org/tr/makale-detay/945-ab-nin-orta-afrika-ya-askeri-destek-talebi-ve-turkiye Erişim Tarihi: 1 Mart 2014

[4] Türkiye’nin AB raporu ortaya çıktı, http://www.odatv.com/n.php?n=turkiyenin-ab-raporu-ortaya-cikti-2502141200 Erişim Tarihi: 28 Şubat 2014

[5] Türkiye Dünyada Gündem Belirliyor, http://www.aktifhaber.com/turkiye-dunyada-gundem-belirliyor-405843h.htm Erişim Tarihi: 1 Mart 2014