Bulgaristan Türkiye'den gelen kaçak göçle mücadele amacıyla sınır güvenlik önlemlerini artırıyor. Bulgaristan Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Krasimir Karakaçanov Alman 'Die Welt' gazetesine verdiği demeçte 'sınırların korunmasında daha fazla askerin görevlendirileceğini ve Türkiye sınırının beş bölgeye ayrılacağını' söyledi.

 

Bu bölgelerden her birine bulunduğu mıntıkayı beklemek üzere bir silahlı bölük yerleştirileceğini belirten Bulgaristan Savunma Bakanı Karakaçanov, toplam 600 askerin bir bölümünün özel eğitimli muhariplerden oluşacağını söyledi. Bakan, uygulamaların, sınır korumada askerin polisten daha etkili olduğunu gösterdiğini belirterek, ayrıca kaçak göçmen hareketlerinin kameralar ve insansız hava araçları yardımıyla gözetleneceğini açıkladı.

 

Bulgaristan’ın sınıra asker gönderme kararını ve Türkiye’nin sınırlarında örülen duvarların ne anlama geldiğini Güney Doğu Avrupa Uzmanı Murat Yıldız, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Bulgaristan, Türkiye ile ortak olan sınırlarının, askeri seviyede dikenli tel kurulu olmadığı yerlerini, standart demir çitlerle çevirmiştir. Aynı şekilde Yunanistan da, özellikle Suriye'de yaşanan hadiselerden sonra aynı sistemi uygulamaya başlamıştır. Trakya sınırımızda zaten bu engellemeler mevcuttur. Fakat günümüzde bu çitleri, Suriye'ye yaptığımıza benzer olarak -ki İran'a da yapacağımız açıklanmıştır- beton duvarlara çevirmektedirler. Bu noktaya kadar yeni bir husus yoktur. Hatta 2017'de İran sınırında, yüz elli kilometre civarında olmak üzere, TOKİ duvar inşasına başlayacaktır. İçinde bulunduğumuz senede ise benzer olarak, Ermenistan sınırının tamamen duvarla örülmesi konuşulmaya başlanmıştır.

 

“Türkiye Duvarla Tecrit Edilmiştir”

 

Türkiye hem içeriden ördüğü duvarlarla, hem de dışarıdan komşularımızın ördüğü duvarlarla, bir anlamda tecrit edilmiştir. Bu durum, Çin ile karşılaştırılabilecek önemli bir sıkıntıdır. Çin İmparatorluğu, geçmişte teknolojik ve kültürel anlamda dünyanın en ileri devleti olmasına ve barut, pusulanın yanı sıra okyanusu aşabilecek kapasitede gemileri olmasına rağmen, kendi etrafına duvarlar ördüğü, ve bunun da psikolojik ve politik yansımaları olduğu için coğrafyasında hiçbir zaman yayılamamıştır. Örülen duvarların içine hapsolmuştur. Dünya'nın diplomatik ilişkileri en eski olan devleti olmasına rağmen oraya hapsolmuştur. Türkiye de şu anda aynı durumdadır. "Sıfır sorundan sıfır komşuya geldik" dediğimiz husus da bununla ilgilidir. Türkiye'nin ne zaman ki komşuları ve uluslararası toplumla ilişkileri bozulmaya başlamıştır, o zaman bu duvar meselesi yeniden gündeme gelmiştir. Bundan önce Schengen olasılığından bahsediyorduk. İran, Ermenistan ve diğer komşularla olduğu gibi Yunanistan’la da ilişkilerin düzeltilmesi için komisyonlar kurulmuştu, ki bu komisyonlar hala çalışmalarına sözde devam etmektedirler. Bu durum aynı zamanda Türk politikasının kaybettiğinin bir göstergesidir. Bizim ve komşularımızın ördüğü duvarlar bu açıdan önemlidir.

 

“Mültecilerin Koz Olarak Kullanılması Avrupa’daki Korkuları Tetikliyor”

 

Mülteciler noktasında şu çok önemlidir; iktidar mülteci meselesini, Türkiye'de domestik anlamda, insan hakları, iyi niyet, ensar ve benzeri değerlerle geçiştirmektedir. Yurtdışında ise özellikle Almanya ve AB'ye ile yapılan pazarlıklarda bir koz olarak kullanmaktadır. Bu durumun dış politikadaki en erken örneği, yine mevcut iktidarın zamanında, Ali Babacan'ın söylediği "Irak'a ilk bomba düştüğünde ABD bize sekiz buçuk milyar dolar verecek" sözü olmuştur. Bu durumlar benzerdir, Türkiye'ye gelen mülteciler Avrupa'ya, özellikle de Almanya ve AB'ye karşı, bir koz olarak kullanılmaktadır. Yaptığımız müzakerelerde elimizdekileri koz olarak kullanarak para istemekteyiz. Recep Tayyip Erdoğan bir gerginlik olduğu durumlarda bizzat ne diyor konuşmalarında; "Kapıları açarım, hepsini salarım" demektedir. Günümüz Avrupa'sında, özellikle de eski Sovyet Bloku'na ait demir perde ülkelerinde, çok ciddi anlamda yükselmekte olan bir ırkçılık vardır. Bizim bu şekilde, ülkemizdeki mültecileri bir pazarlık unsuru ve bir tehdit aracı olarak kullanmamız da dolayısıyla mevcut korkuları haklı veya haksız da olsa körüklemektedir. Bu da insanları tedbir almaya itmektedir. Özellikle, Yunanistan’la da sınırı bulunan Bulgaristan örneğine bakarsak; Avrupa Birliği, yüz altmış bin Yunanistan'da bulunan göçmeni AB'ye transfer edeceğine söz vermiştir. Şimdi neredeyse yılın sonuna geldik ve aldıkları toplam göçmen yirmi beş bine yakın bir sayıdır. Yunanistan ciddi bir sıkıntı çekmekte, kamplar ve benzeri kaynaklar artık yeterli gelmemektedir. Bir kısmı AB'ye giden mültecilerin, bir bölümünün yeniden Yunanistan'a dönmesi durumu da söz konusudur. Dolayısıyla Bulgaristan'ın kaygısı yalnızca Türkiye'den gelecek olası bir mülteci akımı değil, Yunanistan'dan tarafından da benzeri bir olasılık olduğu yönündedir.