Türkiye’nin içerisinde yer aldığı coğrafyaya baktığımızda neredeyse Türkiye hariç bütün komşu ülkelerin enerji kaynakları açısından son derece zengin kaynaklara sahip olduğu görülmektedir. Ancak maalesef Türkiye enerji kaynakları açısından zengin bir ülke değildir. Enerji üretimi açısından komşuları ile kıyaslandığında pek de zengin bir ülke sayılmayan Türkiye’nin bölgesindeki enerji güvenliğine nasıl katkısı olabileceği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi günümüzde sadece enerjiye sahip olmak yetmemektedir. Aynı zamanda enerjinin güvenli yollarla ihtiyaç duyulan pazarlara iletilmesi de en az o enerji kaynaklarına sahip olmak kadar önemlidir. İşte Türkiye’nin bölgesel enerji güvenliğine katkısı burada ortaya çıkmaktadır. Zira Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz coğrafyası ve dolayısıyla da jeopolitik konumu onu enerji nakil hatlarında olmazsa olmaz ülkeden birisi haline getirmektedir.

 

Türkiye, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış gaz rezervlerinin yüzde 71,8’inin ve ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 72,7’sinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye, kaynak ülkeler ile tüketici pazarları arasında doğal bir köprü işlevi görmekte ve kaynak ve güzergâh çeşitlendirilmesi yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında önemli bir ülke olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye sadece Doğu-Batı Enerji Koridoru değil aynı zamanda Kuzey-Güney ve Güney-Batı Enerji Koridoru olma yolunda da önemli ilerlemeler sağlamıştır.

 

Türkiye dünyanın zengin enerji kaynaklarına sahip üç temel bölgesi ile enerjiye ihtiyaç duyan Avrupa arasındadır. Türkiye bölgenin enerji kaynakları bakımından en zengin ülkesi Rusya ile deniz komşusudur ve iki ülke arasında enerji alanında birçok anlaşma ve boru hattı mevcuttur. Türkiye ile Rusya arasında ilk enerji anlaşması 1984 yılında imzalanmıştır ve Türkiye Rusya’dan (SSCB) 1987 yılından itibaren gaz almaktadır. Bugün Türkiye ile Rusya arasında Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen Batı hattı, Karadeniz’in altından geçerek Türkiye’ye gelen Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı artık çalışmaktadır. Bunların yanısıra anlaşması imzalanan ve Rus petrolünü Akdeniz’e indirecek olan Samsun – Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı ve Ceyhan’da bir terminal yapılması konusunda anlaşmalar mevcuttur. Mavi Akım 1 Doğalgaz Boru Hattı’nın yanı sıra, Mavi Akım 2 Doğalgaz Boru Hattı’nın yapılması konusunda anlaşma imzalanması için çalışmalar iki ülke enerji yetkilileri arasında yürütülmektedir. Mavi Akım 2 Doğalgaz Boru Hattı’nın İsrail’e kadar uzatılması da planlanmaktadır. Ayrıca Rusya tarafından yürütülen ve Karadeniz’i bir baştan diğer başa geçecek olan Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı’nın yapılması için de Türkiye kendi karasularından geçmesi için Rusya’ya jeolojik araştırma yapma izni vermiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki, aslında Rusya’nın Güney Akım Projesi Ukrayna’da 2010 Ocak ayında yapılacak devlet başkanlığı seçimleri ile doğrudan alakalıdır. Eğer bu seçimlerde Rusya ile uyumlu bir lider işbaşına gelir ve Ukrayna’dan geçen boru hatlarında bir sorun olmazsa bu takdirde güney Akım hattının da yapımına gerek kalmayabilir. Burada dikkat edilirse Türkiye ile Rusya arasındaki enerji işbirliğinin Karadeniz’de yoğunlaştığı görülmektedir. Kanaatimce Karadeniz aynı zamanda zengin doğalgaz kaynaklarına sahiptir ve keşfedilmeği beklemektedir. Önümüzdeki dönemde Türkiye ile Rusya arasında Karadeniz’de ortak petrol ve doğalgaz aranması konusunda işbirliği yapılması perspektiflerinin de mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Yine iki ülke arasında elektrik enerjisi ve nükleer enerji konusunda işbirliği yapılması için de çalışmalar sürdürülmektedir.

 

Türkiye diğer taraftan zengin enerji kaynaklarına sahip Hazar bölgesine de komşudur ve bu bölgenin enerji kaynaklarının batı pazarlarına aktarılması için de çalışmalar sürdürmektedir. Bu çerçevede Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi daha doksalı yıllarda hayata geçirilmiştir. Bu proje o dönemde Türkiye ile Rusya arasındaki temel rekabet alanlarından da birisini oluşturmaktaydı. Bugün Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın yanısıra Azerbaycan’ın zengin Şahdeniz doğalgaz yataklarındaki üretilen doğalgazı batı pazarlarına aktarmak için de Şahdeniz-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı Projesi yapılarak hayata geçirilmiştir. Bu projenin Yunanistan ile de bağlantısı sağlanmıştır. Bölgede ayrıca Hazar Denizi’nin dibinden geçecek bir Trans-Hazar Hattının da yapılması planlanmaktadır. Ancak bu konuda Türkiye ile Rusya arasında rekabet hala devam etmektedir. Zira Trans-Hazar Hattı aynı zamanda Nabucco Hattının da önemli ayaklarından birisini oluşturmaktadır. Türkiye her ne kadar Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin esas rakibi olan Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ne destek vererek aslında rekabete yer olmadığını göstermeye çalışsa da bölgesel gerçekler bu iki hat arasında rekabetin hala var olduğunu göstermektedir. Türkiye ile Rusya arasında Hazar bölgesi enerji kaynaklarının batı pazarlarına aktarılması konusunda rekabet devam ederken bölgede pek de dikkat edilmeyen bir başka büyük oyuncunun oyna dahil olduğu görülmektedir. Bu büyük oyuncu Çin’dir ve Çin’in son dönemlerde Kazakistan ve Türkmenistan ile hayata geçirdiği boru hatları projeleri ile Orta Asya ve Hazar bölgesinde dikkate alınması gereken en önemli oyunculardan birisi olduğunu ortaya koymuştur. Kanaatimizce Türkiye ile Rusya bu bölgede rekabet yerine işbirliğini seçmelidir. Aksi takdirde biz rekabet ederken Çin’in bölge kaynakları üzerindeki etkinliğinin giderek artacağına şahit olacağız. Bu arada şunu da ifade etmemiz gerekir ki, Türkiye’nin Hazar bölgesine yönelik enerji politikalarının bir ayağında da bölgesel barış girişimleri oluşturmaktadır. Bunun en iyi örneğini Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkiler ve Dağlık Karabağ konusunda bir ilerleme sağlanası durumunda Nabucco’nun Ermenistan’dan geçerek bir bölgesel barış hattına dönüşmesi ihtimali de mevcuttur.

 

Türkiye’nin bölgesel enerji kaynakları üzerinde etkide bulunduğu üçüncü bölge Ortadoğu bölgesidir. Türkiye’nin Ortadoğu bölgesindeki etkinliğinin son yıllarda arttığını görmekteyiz. Türkiye bölgede bir taraftan enerji alanında etkinliğini artırırken diğer taraftan da siyasi etkinliğini artırmaktadır.

 

Türkiye son yıllarda bölgede öncelikle “komşularla sıfır sorun” politikasını hayata geçirmiş ve ilk iş olarak Ortadoğu’daki komşuları ile arasındaki sorunları çözmeyi hedeflemiştir. Son iki yılda Türkiye’nin bu hedeflerini önemli ölçüde gerçekleştirdiği görülmektedir. Türkiye Suriye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerle vizesiz gidiş-gelişleri sağlamış, Suriye ve Irak ile ortak bakanlar kurulu toplantıları gerçekleştirmiş, bölgede gümrüksüz alanlar oluşturulması için girişimler başlatmış, bölgede İsrail’in başta Gazze bölgesi olmak üzere Filistin halkı üzerinde uyguladığı şiddete uluslararası alanda karşı gelmiş ve bölgenin yeninden imarı için aktif destek vermiştir. Türkiye ayrıca aktif bir şekilde İran ile Batı, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk girişimlerini de sürdürme yolunda çalışmalar yürütmüştür. Bu politikaları biz elbette yeni Osmanlı İmparatorluğu olarak adlandıramayız. Yine aynı şekilde bu politikalar acaba Türkiye’yi batıdan kopuyor mu? şeklinde değerlendirmelerin de doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bugün Türkiye Ortdoğu’da bağımsız ve aktif bir dış politika sürdürmektedir. Ancak bu politikaların ABD ve Avrupa Birliği ve Rusya’nın bölge politikaları ile çelişmediği bilakis bu politikalar ile örtüştüğünü söyleyebiliriz.

 

ABD’nin George W. Bush yönetimi dönemindeki Büyük Ortadoğu Politikası konusundaki hayalperestliğinin bölgeye neler getirdiğini ve Irak başta olmak üzere bölgeyi nasıl terörize ettiğini maalesef hep birlikte gördük. Büyük Orta Doğu politikası ABD asçısından bölgede demokrasi yerine terör ile cevap buldu. Bu sebepledir ki, ABD 2011 sonuna kadar Irak’tan çekilecek. Ortadoğu’da enerji kaynakları açsısından zengin olan Irak’ın bir iç savaşa sürüklenmemesi için de yine bölgede ABD’nin çekilmesi sonrasında bir bölge gücüne ihtiyaç vardır. Bu güç için en iyi adayın yine Türkiye olduğu görülmektedir. Zira Irak’ta ABD sonrası özellikle Araplar ile Kürtler arasında çatışma çıkması ihtimali giderek güçlenmektedir. Böylesi bir ihtimalin gerçeğe dönüşmesi Irak’ı kaçınılmaz bir iç savaşa ve bölünmeye götürebilir. Bu ise ister istemez bölgedeki bütün enerji haritalarının ve güvenliğinin yeniden değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarır. Türkiye’nin bölgede soyunduğu bir başka misyon da İran’a yapılacak bir askeri müdahaleyi önlemek ve İran’ın da nükleer silaha sahip olmasına engel olmaktır. Ancak bunun hiç de kolay bir misyon olmadığını da ifade etmek gerekir. Çünkü İran’a bir askeri müdahale ve İran’ın içeriden yönetiminin değiştirilmesi seçeneklerinin masada güçlü bir şekilde yer aldığını ifade etmek gerekir. Bu arada şunu da belirtmem gerekir ki, yeni ABD yönetimi bölgedeki ağırlık merkezini Ortadoğu’dan Güney Asya’ya doğru kaydırmaktadır. ABD’nin yeni yönetimi Büyük Ortadoğu Projesi yerine Güney Asya Projesini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bölgemizdeki bütün bu aktif dış politika girişimlerine ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk okyanus ötesi dış ziyaretini Türkiye’ye yapmasıyla start verilmiş ve Türkiye bu bölgesel oyunların tam ortasında yer almıştır. Bugün geldiğimiz noktada hem Ortadoğu’da ve hem de Güney Asya’da Türkiye’nin rolü ve aktif dış politikası son derece önem kazanmıştır.

 

Türkiye’nin Ortadoğu’da sürdürdüğü aktif dış politika aynı zamanda aktif enerji politikasıyla da desteklenmektedir. Türkiye bu anlamda öncelikle Nabucco Projesi’nin şeklini ve ruhunu değiştirmeye çalışmıştır. Başlangıçta Kafkasya ve Hazar bölgesi ağırlıklı bir yapı olarak dizayn edilen Nabucco Projesi bugün değiştirmektedir. Nabcco’nun ruhu değişiyor ve Nabucco artık Türkmen Gazı, İran Gazı, Irak ve Mısır gazı ağırlıklı bir yapıya bürünüyor. Bu çerçevede Türkiye bölgede şu projeleri hayata geçirmeye çalışmaktadır: İran ile Türkiye arasında yıllık kapasitesi 10 milyar m3 olan bir doğal gaz boru hattı mevcuttur. Türkiye ayrıca İran ile yeni doğalgaz anlaşması da imzalamıştır. Türkiye ayrıca İran’ın zengin Pars kaynaklarında da doğalgaz üretim ve ihraç izni almıştır. Türkiye’nin ayrıca Suriye ve Katar ile de enerji alanında işbirliği mutabakatları mevcuttur.

 

Mısır doğal gazını Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaştıracak olan Arap Doğal Gaz Boru 2019 yılında yapımının tamamlanması ve işler hale getirilmesi planlanmaktadır. Türkiye aynı zamanda Irak doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesine ilgi duymaktadır. Irak doğal gazının Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın geçiş hakkından yararlanarak ona paralel biçimde inşa edilecek bir boru hattıyla Türk ulusal şebekesine bağlanması kolaylıkla mümkündür.

 

Türkiye’nin anılan projeler aracılığıyla Norveç, Rusya ve Cezayir’den sonra Avrupa’nın doğal gaz tedarikinde dördüncü ana arter olma hedefi, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir işbirliği alanı açacak ve Avrupa’nın Asya ile bağlantılarını daha da güçlendirecektir.

 

Türkiye ile Rusya’nın ilginç bir enerji işbirliği mevcuttur. İki ülke enerji alanında hem işbirliği ve hem de aynı zamanda rekabet eden ülkeler durumundadır. İki ülke ilişkilerinde rekabet esas olarak Hazar bölgesinde ortaya çıkmaktadır. Ancak son dönemlerde rekabetin yerini artık işbirliğine bıraktığını da görmekteyiz. Özellikle de son dönemde Ortadoğu bölgesinde iki ülke arasında özellikle de enerji alanında işbirliğinin ortaya çıkmaya başladığını görmekteyiz. Rusya'nın dev enerji şirketi Gazprom, Türk petrol şirketi TPAO, Güney Kore petrol şirketi Korea Gas ve Malezya Petronas'la birlikte Irak'ın merkezinde bulunan Bedra petrol bölgesinde ihale kazandı ve Türkiye ile Rusya şimdi bir konsorsiyum altında Irak’ta ortak petrol üretiminde bulunacaklardır.

 

Görüldüğü gibi Türkiye Rusya, Hazar Bölgesi ve Ortadoğu arasında her üç bölge ile de coğrafi bütünlüğü olan ve bu bölgeleri zengin ve enerjiye aç olan Avrupa’ya bağlayan yegane ülke konumundadır. Türkiye’nin bölgedeki eşsiz konumu ona bölgede aktif bir dış politika uygulamayı emretmektedir. Türkiye de özellikle son yıllarda bölgede aktif dış politika ve enerji uygulamaları ile bölgesel barışa ve enerji arz güvenliğine hizmet etmeye çalışmaktadır. Ancak unutulmaması gereken husus şundan ibarettir: Bölgeye barışın gelmesi, bölge kaynaklarının güvenli bir şekilde batı pazarlarına ulaşması ve sağlanacak gelirin bölgenin refahına harcanması için Büyük Orta doğu Projesi gibi dışarıdan empoze edilen demokrasi dayatmaları yerine içeriden bölge halklarının çabalarının desteklenmesinin daha önemli olduğu düşünülmektedir. Ve elbette ki, bölgedeki bütün sorunların “anası” sayılan Filistin sorununa adil bir çözümün getirilmesi ile ancak Ortadoğu’da barıştan ve de güvenlikten bahsedilebilir. Filistin’in bir yara olarak kanamaya devam etmesi Ortadoğu’ya barış girişimlerini de sonuçsuz bırakmaktadır. Ortadoğu’ya barışın gelmesi ile güvenli enerji arzının da sağlanması mümkün olacaktır.

 

Bu yazı 20-22 Aralık 2009 tarihleri arasında Ürdün-Ölüdeniz’de Valdai International Discussion Club tarafından gerçekleştirilen “The Middle East 2020: Is a Comprehensive Settlement Possible?” isimli uluslararası konferansta tebliğ olarak sunulmuştur.