AP Türkiye Raportörü Hollandalı parlamenter Ria Oomen-Ruijten tarafından hazırlanan Türkiye’nin 2013 yılı AB İlerleme Raporu[1], 12 Mart 2014 tarihinde Avrupa Birliği Parlamentosu tarafından 153'e karşı 475 oy ve 43 çekimser oyla kabul edilmiştir. Söz konusu raporda Türkiye’nin son dönem gündeminde yer alan; demokrasi, hukukun üstünlüğü, kişisel hak ve özgürlükler, yargının tarafsız ve bağımsızlığı konularındaki endişelere dikkat çekilmiş ve yolsuzluk iddiaları, Gezi protestoları, özel yaşama müdahale, İnternet ve HSYK yasalarına değinilmiştir.

 

Strazburg’daki AP Genel Kurul toplantısında gerçekleşen oylama[2] ile Türkiye’nin AB üyeliği yeniden gündeme taşınmıştır. Raporda genel olarak Türkiye’nin ekonomisi, stratejik konumu ve bölgesindeki önemli rolüyle AB için stratejik bir ortak olduğu kabul edilmiştir. Söz konusu rapora ilişkin olarak kabul edilen değişiklik önergeleri ise kanaatimizce daha fazla ilgi uyandırmaktadır. Rapor ve kabul edilen önergeler, AB’nin Türkiye’den beklentileri ve Türkiye-AB ilişkilerinin belirleyici etmenleri olarak yorumlanabileceğinden dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Zira söz konusu değişiklik önergeleri raporun ilerleme değerlendirmesi olmasından ziyade Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin AB gözünden değerlendirmesi olarak ele alınmasına neden olmuştur. 4 ana başlıktan oluşan Türkiye ilerleme raporu genel olarak, Türkiye’deki mevcut hükümetin hoşuna gitmeyecek açıklamalar ve öneriler getirmektedir. Türkiye’deki yeni internet yasası ile Facebook ve Youtube'un yasaklanabileceği konusu, “kızlı erkekli” tartışmaları ve alkol yasakları; toplumda kültürel ayrışmaya sebep olması ve hayat tarzı, kişi hak ve özgürlüklerine müdahale olarak yorumlandığından duyulan endişeler vurgulanmıştır. Bunlara ek olarak, Trabzon ve İznik'teki kiliselerin, Müslümanların ibadetine açılması yönündeki yargı kararının yeniden gözden geçirilmesine ilişkin değişiklik önergesinin kabul edilmesi de tabanının çoğunluğunun muhafazakar olduğu iktidar partisinin iç siyasette elini daraltacak kararlardan biri olmuştur.  

 

Türkiye’deki iç siyasette devam eden paralel devlet tartışmalarının da konu edildiği 10 sayılı önergede, Gülen’e yönelik soruşturma önerisi reddedilmiştir. Dahası, Türk hükümeti tarafından “demokratik açılım” ve “çözüm süreci” olarak nitelendirilen politikaların başında gelen PKK için kullanılan 'terörist' tanımının çıkarılması önerisi ise reddedilmiştir. Bu bakımdan, Türkiye’deki milliyetçi grupların demokratikleşme süreci hakkındaki en büyük çekincelerinden biri olan terör örgütünün masumlaştırılması hususunun Avrupa Parlamentosu tarafından kabul görmemesi dikkat çeken hususların başında gelmektedir.

 

Bunlara ek olarak, Ulusal Kanal’da yaşanan yolsuzluk iddiaları üzerine Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye yönelik başlatmış olduğu soruşturmalardan sonra Avrupa’nın Türkiye’deki yolsuzluk iddialarına ilgisinin artması rapora da yansımıştır. Grüşmelerde Türkiye’deki yolsuzluk iddialarından ‘derin endişe’ duyulduğuna dikkat çekilirken, soruşturmaları başlatan savcı ve polislerin değiştirilmesine de sessiz kalınmamıştır. Üzüntü verici olarak değerlendirilen Türkiye'deki son gelişmelerin uluslararası normlar çerçevesinde devam ettirilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Bunların yanında, Türkiye’de de devam eden kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlal edildiği yönündeki endişelerin, Avrupa tarafından da fark edildiğini görmek şaşırtıcı olmamıştır. Komisyonun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle’nin Torba Yasaları işaret ederek Türkiye’deki yasa çıkarma hızı karşısında yaşadığı şaşkınlık[3] da dikkate alındığında, Türkiye’nin iç meselelerinin AB tarafından yakından takip edildiği ortaya çıkmaktadır.

 

Genel olarak AB’nin Türkiye hakkındaki beklentilerinin karşılanmadığı gibi bir sonucun çıkarılabileceği İlerleme Raporu görüşmelerinden, Raporun bu denli yüksek oyla kabul edilmesi gerekçelerinin ve getirilerinin tespiti oldukça önemlidir. Görüşmelerde kuvvetle üzerinde durulan ve AB’nin yapı taşları olarak nitelenebilecek “demokrasi, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlükler” gibi alanların tamamında, Türkiye’nin eleştiri yağmuruna tutulduğuna dikkat edilmelidir. Bu bakımdan, Türkiye’nin İlerleme Raporunda aldığı 475 destek oyu, AB’nin Türkiye’den ve Türkiye ile olan ilişkisinden kolaylıkla vazgeçemeyeceğinin göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

 

Dış Politikada Kıbrıs Vurgusu

 

Rapor, dış politika açısından ele alındığında ise, Türkiye’nin AB üyeliğinin riskleri bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Raporun genel olarak verdiği Kopenhag kriterlerinin ihlal edildiği yönündeki uyarılardan ziyade, Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Üyesi Hadjigeorgiou[4] tarafından yapılan açıklamaların alt başlıkları önemle incelenmelidir. AB Parlamento üyesi olan Kıbrıs’ın, görüş ve taleplerinin belirtildiği bu konuşmanın önemi, Kıbrıs’ın veto yetkisine sahip olması bakımından oldukça büyüktür. Hadjigeorgiou açıklamasında, Türkiye’nin AB üyesi adayı olarak Kopenhag Kriterleri ve tüm ek protokollerdeki şartları karşılamasının gerektiğine vurgu yapmıştır. Açıklamalarının devamında Türkiye’nin, Kıbrıs’ın egemenlik haklarını tanımadığına işaret ederek, Kıbrıs’taki varlığını işgalci olarak nitelendirmiştir. Hadjigeorgiou’nun yaptığı bu açıklamalar ve Kıbrıs’ın veto yetkisi dikkate alındığında AB tarafından kabul edilen raporun önemi görece zayıflamaktadır. Kıbrıslı yetkilinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, AB üyesi Kıbrıs’ın mevcut koşullarda Türkiye’nin adaylığına sıcak bakmadığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Kıbrıs’ta, Kıbrıs Rum Kesimi ile KKTC arasında devam eden barış görüşmelerinin Türkiye’nin AB üyeliği ile doğrudan alakalı bir durum olduğu yeniden vurgulanmış ve ada üzerindeki yasadışı sömürgenin ortadan kaldırılması talebi ile Türkiye’nin işgalci bir devlet olarak lanse edilmesi Parlamento’nun gündemine yansımıştır. Bu durumda AB üyesi Kıbrıs faktörünün veto yetkisi bakımından AB ile ilişkilerdeki belirleyiciliğinin Türkiye’yi Kıbrıs’taki müzakerelerde çekimser kıldığı görüşleri kuvvetlenmiştir.

 

Türkiye’den Rapora Bakış

 

Konu ile ilgili olarak T.C. Avrupa Birliği Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun[5] yapmış olduğu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi AB’nin bu tutumu, Türk hükümetinin AB’yi taraflı olmakla suçlamasına neden olmuştur. Söz konusu değerlendirmelerin T. C. Dışişleri Bakanlığı tarafından olumsuz karşılanması “Karar, AP'nin Kıbrıs konusunda sürdüre geldiği taraflı tutumdan halen kurtulamadığını göstermektedir. Zira karara yansıyan anlayış, Kıbrıs Türk tarafının gayretleri ve Türkiye'nin aktif desteğiyle BM müzakere sürecinin yeniden başladığı ve çözüm yönündeki umut ve çabaların yoğunlaştığı bir ortamda, AP'nin Kıbrıs adası ve bölgede barış ve işbirliği ortamını hakim kılacak vizyonu kavramaktan ve buna yardımcı olmaktan maalesef uzak olduğunun göstergesidir.”[6] şeklinde ifade edilmiştir. Yapılan açıklamanın devamında Gezi Olayları ve sonrasında yaşanan gelişmeler ile bu kapsamda güçler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı için yapılmakta olan çalışmaların AB tarafından anlaşılamamış olmasına işaret edilmiştir.

 

Değerlendirme:

 

Genel olarak 2013 yılı AB İlerleme Raporu, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde gerçekten ilerlediğini göstermekten ziyade, AB’nin gözündeki yerini göstermiştir. Bu nedenle, kanaatimizce AB’nin “İlerleme” Raporu kararının Türkiye ile ilişkilerin “ilerleme”si maksadını taşıdığı çıkarımında bulunmak mümkün gözükmektedir.

 

Sonuç olarak, İlerleme Raporu’nun onaylandığı bu toplantı ile yakın zamanda Türkiye’nin üzerindeki Kıbrıs baskılarının artması öngörülebilmektedir. Bu da yolsuzluk gündemine dahil olabildiğince, Türkiye’nin mevcut yerel seçim hazırlıklarında yeni gerilimlerin yaşanmasına neden olabilecek potansiyele sahiptir. Öte yandan, Türk hükümetinin bu görüşmelerden her ne kadar canı sıkılmışsa da, AB’nin Türkiye’den vazgeçmemesi ve bu bakımdan sürekli hukuk ve özgürlüklere işaret etmesi, kısa vadede Türkiye’nin lehine olacaktır. Zira İsviçre’nin sözde Ermeni soykırımını inkar yasası konusundaki ısrarı yeniden gündeme gelmiştir. Bu bağlamda AİHM’in soykırım inkarını ifade özgürlüğü olarak ilan ettiği kararının İsviçre tarafından itiraz edileceği şu günlerde AB’den beklentiler yükselmiştir. Görüşmelerde yapılan adalet ve özgürlük vurgularının AİHM’in aldığı kararlara da yansıması yönündeki temennilerimiz bakidir.

 

 


[1]Komisyon Tarafından Avrupa Parlamentosuna ve Konseye Sunulan Bildirim, SWD (2013) 417, Genişleme Stratejisi ve Başlıca Zorluklar 2013-2014,{COM(2013) 700} Komisyon Çalışma Dokümanı Türkiye 2013 Yılı İlerleme Raporu, http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/2013_ilerleme_raporu_tr.pdf Erişim Tarihi: 13 Mart 2013

[2] Wednesday in the European Parliament, BBC Democracy Live, http://www.bbc.co.uk/democracylive/europe-26488188, Erişim Tarihi: 13 Mart 2014

[3] AP'deki Türkiye Eleştirileri ve Füle'nin Ankara'ya Önereceği Yasa Tasarılarını Tarama Planı… http://www.sondakika.com/haber/haber-ap-deki-turkiye-elestirileri-ve-fule-nin-ankara-ya-5782030/, Erişim Tarihi: 14 Mart 2014

[4] Reform and Headway on Cyprus Key to Progress in EU-Turkey Relations, http://www.guengl.eu/news/article/gue-ngl-news/reform-and-headway-on-cyprus-key-to-progress-in-eu-turkey-relations Erişim Tarihi: 15 Mart 2014

[5] AB Bakanı Çavuşoğlu: AB'den Tek İstediğimiz Adil Olmaları, http://www.radikal.com.tr/politika/ab_bakani_cavusoglu_abden_tek_istedigimiz_adil_olmalari-1181067 , Erişim Tarihi: 14 Mart 2014

[6] No: 82, 12 Mart 2014, 12 Mart 2014 Tarihinde AP Genel Kurulunda Kabul Edilen AB Komisyonunun 2013 Türkiye İlerleme Raporuna İlişkin Kararı Hk. http://www.mfa.gov.tr/no_-82_-12-mart-2014_-12-mart-2014-tarihinde-ap-genel-kurulunda-kabul-edilen-ab-komisyonunun-2013-turkiye-ilerleme-raporuna-il.tr.mfa, Erişim Tarihi: 14 Mart 2014