Eylül 2011’in ilk günlerinde Türkiye’nin NATO füze savunma şemsiyesi altında aldığı yükümlülük gereği sistemin önemli unsurlarından biri olan radar sistemlerinin kendi kara parçası üzerinde kurulması faaliyetine başlanması için olur verdiği resmen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanmış ve resmiyet kazanmıştır[1]. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye’ye konulması planlanan kısmın “erken ikaz ve tespit” amacı ile kullanılan radar sistemlerinin olduğunu ifade ederek, bunun herhangi bir ülkeye tehdit oluşturmaktan uzak olduğunu ifade etmiştir.

 

NATO füze savunma sistemi üç ana unsurdan oluşan bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bunlar; ABD’nin kendi ulusal füze savunma sistemi ki – deniz platformlarına konuşlandırılmış AEGIS adı verilen geniş kapsamlı konfigürasyonu içermektedir. Bir diğer unsur, NATO üyesi ülkelerin kendi milli füze savunma sistemleri ve son unsur ise; bunları komuta, kontrol, haberleşme, istihbarat ve bilgisayar ağı ile birbirine birleştirecek entegre sistem yapısıdır. Bu suretle çok kademeli ve katmanlı bir füze savunma ağı oluşturulacaktır. Çok kademeliden muradımız, NATO üyesi bütün ülkelerin sahip olduğu önleyici sistemlerle NATO’nun tamamını kapsayan ve tehdide en yakın bölgeden, hedef olabilecek son sahaya kadar uçmakta olan füzeye müdahale imkanı sağlayan bir ağ, bir koruyucu şemsiye oluşturulmasıdır. Çok katmanlıdan kastımız ise; alçak, orta ve uzun menzilli karaya, denize ve havaya konuşlandırılmış muhtelif füzesavar füzelerinin ve silahlarının  mevcudiyeti ile balistik füzeyi uçuş yolunda birisi vuramaz ise diğeri ile vurma yolunun yapılandırılmasıdır. Türkiye bu çok kademeli ve katmanlı bir füze savunma ağı içinde yer alma kararını vermiştir.

 

Türkiye NATO’nun 2011’den 2018 yılına kadar oluşturulması planlanan sistemi içinde tehdit olarak algılanan bölgeye en yakın NATO üyesi ülke olduğu için yapılanmanın ilk merhalesinde yer almaktadır. Bu yapılanma ise; konsepte uygun olarak, sabit olmasında fayda mülahaza edilen, erken ikaz ve tespit radarlarının en uç noktaya yani, Doğu Anadolu’nun; Ağrı, Hakkari, Adana yayını teşkil eden bölgesine yerleştirilmesini gündeme gelmektedir. Bu suretle atılan bir balistik füzenin en erken zamanda tespit edilerek, Akdeniz veya Karadeniz’de konuşlandırılacak yüzer platformlardaki füzelere bildirilmesi yoluyla imhası gündeme sağlanabilecektir. Sistemin esasını bu husus oluşturmaktadır. Burada Karadeniz’in gündeme gelmesi sıkıntı yaratabilir gibi gözükmesine rağmen, NATO’nun sistemin kurulmasında Rusya ile sıkı ilişki içinde olduğu ifade edilmektedir ve İran’la olabilecek bir tırmanmada Rusya’nın bu konuda onayı alınabileceği değerlendirilebilir. Boğazlar sözleşmesine göre ise, belirli tonajın altındaki gemilerin geçirilmesi ile sorun çözülebileceği ABD’nin uygulaması ile görülmüştür. Nitekim, ABD’nin katıldığı Karadeniz’de yapılan arama kurtarma tatbikatına ABD füze savunma unsurları yüklü düşük tonajlı sözleşmeyi ihlal etmeyen bir savaş gemisi[2] göndererek gerekli deneyi yapmıştır.Burada cevap verilmesi gereken en soru Türkiye bu sistemde yer almalı mı dır?

 

Bu sorunun değerlendirmeleri iki başlık altıda yapılabilir. Bunlardan birincisi, NATO üyesi olan Türkiye açısından değerlendirilmesi, bir diğeri ise; tehdit olarak belirlenen İran’ın tavrı ve Türkiye’ye tepkisi açısından değerlendirilmesidir.

 

NATO Üyesi Olan Türkiye Açısından Değerlendirilmesi

 

Bilindiği gibi, Türkiye uzun zamandır milli füze savunma sistemine sahip olmak için çaba harcamış ve maliyetinden dolayı bu konuda yol alamamıştır. Sonuçta,  ABD ile devletten devlete ilişki yerine, sorunun NATO içinde çözülmesi yolunu benimsemiştir. NATO şemsiyesi Türkiye’nin diğer ülkelerle entegre bir savunma sistemine dahil olmasına olanak sağlaması açısından son derece önemlidir. Bütün bunların yanı sıra, Türkiye NATO şemsiyesi altında kendisinde olmayan ve savunmanın esas unsuru olan önleyici füzelerin ABD’nin AEGIS sistemindeki gemilere yüklü füzelerinden sağlanması konusunda bir imkanı ele geçirecektir. Çünkü herhangi bir tırmanma durumunda alarm hazırlık durumuna göre bu gemiler balistik füze atılması tehdidine en yakın denize kaydırılacağı gözlerden uzak tutulmamalıdır.

 

Türkiye sistemde yer almaz ise ne olabilir? NATO füze savunma sistemi yıkılır mı? Gibi sorulara verilecek cevap nedir diye bakarsak; bu sorunun cevabı kocaman bir “HAYIR’dır”. Bu durumda sistemin en ileri unsurları olan ve Türkiye’ye tesisi düşünülen radarlar muhtemelen Bulgaristan ve Romanya’ya kaydırılır ki- Bulgaristan bu konuda istekli olduğunu son zamanda açıklamıştır. ABD yine Akdeniz ve duruma göre, Karadeniz’de yüzen platformlarla füzeleri konuşlandırır ve sistem biraz daha batıya ve belki biraz zararla kaydırılmış olur. Ancak, işlevini sürdürme kapasitesini yitirmez. Tek fark, Türkiye sistem dışında kaldığı için NATO’dan ötelenir, İran’a karşı yalnız kalır, Rusya ile ilişkilerde farklılıklar ortaya çıkar ve en önemlisi NATO’da Türkiye tarafından yaratılmış ve kendisine çok zarar verecek bir çatlak yaratılmış olur. Bu zararları daha da ileri götürmek mümkündür.

 

Tehdit Olarak Belirlenen İran’ın Tavrı Ve Türkiye’ye Tepkisi Açısından Değerlendirilmesi

 

Türkiye İran ilişkilerinin ikili bazda son derece dengeli ve dikkatli bir düzeyde yürüdüğü söylenebilir. İran’da muhtelif muhalif grupların, NATO üyesi olan ve batı ile birlikte hareket eden Türkiye’ye ne derece güvenilmesi gerektiği konusunda çıkışlar yaptığı bilinmektedir. Buna rağmen Türkiye inisiyatifi ele alarak İran ile ilişkileri geliştirmek için dikkatli bir çaba sarfetmektedir. Bütün bu çabalara rağmen, Türkiye çevresinde gelişmekte olan potansiyel tehditlere karşı uyanık olarak, önceden tedbir almak zorunluluğundadır. Uluslar arası ilişkilerde her devlet önce kendi bekasını sağlamaya yönelik olarak tehditleri belirlemek ve onlara karşı gerekli tedbirleri almak ile yükümlüdür. Türkiye her şeyden önce demokratik ve Müslüman bir ülke olarak, NATO teşkilatı kanalı ile batı ile işbirliği içinde kendi güvenliğini sağlama yolunu seçmiştir. Bu nedenle, İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi’nin, İran'ın Fars ajansına yaptığı açıklamasında, Türkiye'de yerleştirilecek füze kalkanı sistemi konusunda "Biz, ABD ve Batılı ülkelerin İslam ülkelerinde bulunmasını İslam ülkelerin zararına ve güvenliğine ters bir etken olarak görüyoruz "şeklinde ki değerlendirmesi gerçekle ilişkili olmayan bir ifade olarak karşımızda durmaktadır. Aynı durum İran Suudi Arabistan ilişkilerinde geçerli değil midir?

 

Kanaatimizce İran Türkiye’de konuşlandırılacak bu sistemlere ciddi bir şekilde karşı değildir. Öyle olsaydı, Rusya’nın Polonya ve Çek Cumhuriyetine konuşlandırmak istenilen ABD radarlarına karşı tepkisinde olduğu gibi net bir tavır sergilerdi. Kaldı ki İran geliştirmiş olduğu balistik füzeler vasıtasıyla potansiyel olarak tehdit yaratmaktadır. Bu yalnız Türkiye için değil füze menzili dahilindeki her ülke için böyledir.

 

Füze savunma sistemi tesis edilmese dahi Türkiye için NATO üyesi olmakla, teorik olarak, kendisine karşı oluşabilecek her türlü tehdide karşı NATO’nun 5’nci madde gereği ortak olarak cevap verme durumunda olduğu muhtemelen İran’ın malumudur. Bu nedenle, sistemin tesis edilmemesini istiyorsa önce, İran balistik füzelerini imha ederek, üretimi durdurmalıdır şeklinde bir yaklaşım gösterilebilir.

 

Yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı, Türkiye NATO füze savunma sistemine girmekle ve olumlu bir tavır sergilemekle doğru olanı yapmıştır diyebiliriz. Ülkelerin müzakere masasında güçlü olarak kendi çıkarlarını korumaları arkalarında sakladıkları eşitliği ve istikrarı sağlayabilen güç dengeleri sayesinde gerçekleşebilir. Türkiye’nin yapmak istediği de budur.

 

Dipnotlar

 

[1] Davutoğlu'ndan Füze Kalkanı Açıklaması, http://www.trt.gov.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=efccffc3-b6b3-4fe3-b055-df61e9ae7c1b

[2] NATO Füze Savunma Sistemi ile İlgili Mobil Platformun Karadeniz’de İşi Ne?, 15 Temmuz 2011, http://www.turksam.org/tr/a2431.html- ABD AEGIS sistemi kapsamı içinde radar ve gerekli teçhizatla donatılmış Monterey su üstü platformunu Ukrayna ile yapmış olduğu tatbikat örtüsü altında Karadeniz’e sokmuştur, Russia Objects to U.S. Navy Cruiser in Black Sea, Agence France-Presse, 12 Jun 2011,

http://www.defensenews.com/story.php?i=6791280&c=SEA&s=EUR