Türkiye ve İsrail için İsrail’deki yangının bozulan ilişkilerin yeniden başlatılmasında yumuşamaya yönelik bir ortam sağlaması bakımından büyük bir fırsat yarattığını kabul etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

Türkiye’nin İsrail’deki yangına NATO tarafından müdahalesinde koordinatör rolü oynaması ve daha evvel yangın helikopterleri ile müdahale etmiş olması onun insani yardım ve çevre koruma konuları gündeme geldiğinde ne kadar hassas olduğunu göstermekle birlikte İsrail’e karşı asla düşmanca bir tavır içinde olmadığını göstermesi açısından son derece önemlidir. Türkiye İsrail’e kırgındır. Ancak bu kırgınlık insani konular söz konusu olduğunda büyük devlet ağırbaşlılığıyla pek ala geri plana atılabilmektedir. Bu açıdan Türkiye hem İsrail’e hem de Dünya’ya bir ilk ile örnek olduğu ifade edilebilir.

 

Bu girişimin birde arka planda kapalı kapılar ardında yapılan siyasi yansımalarına baktığımızda iki ülkenin ortak bir noktada buluşması için gerekli çabaların harcanmakta olduğunu görmekteyiz. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Başbakanı BenyaminNatenyahu’nun özel temsilcisi durumunda ve BM’nin Mavi Marmara Komisyonu’nda İsrail temsilcisi olan YosefCiechanover hafta sonunda İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya gelmiştir. Mavi Marmara baskınından sonra iki ülke üst düzey yetkililer arasındaki ikinci buluşma olan bu görüşmede;  iki ülke ilişkilerini yeniden rayına oturtmak için uygulanabilecek yöntemler üzerinde durulmuştur. Daha evvel, 30 Haziran’da 2010’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Brüksel’de İsrail Sanayi Bakanı Benyamin ben Eliezer ile gizli bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşmelerde, tarafların iki ülke kamuoylarını tatmin edecek ortak bir metin üzerinde çalışması ve İsrail kendi kamuoyunda tepki çekmeyecek düzeyde diplomatik bir metinle Türkiye’den özür dileyip, Mavi Marmara baskınında öldürülenlerin ailelerine tazminat ödemesi doğrultusunda bir çözüm üretilmesinin yollarının aranmasında mutabık kalındığı belirtilmektedir. Bunun karşılığında Türkiye’nin Tel Aviv’de yeniden Büyükelçilik açması ve İsrail’in yeni bir Büyükelçi atamasını Türkiye’nin kabul etmesi konusu gündeme gelmiştir. Bu çabalara İsrail’deki yangına Türkiye’nin ön şartsız insani yardım götürmesinin İsrail hükümetinin kendi kamuoyunu Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi konusundaki iknasına pozitif katkıda bulunacağına kuşku yoktur. İlave olarak, Türkiye NATO nezdinde de inisiyatifi ele alarak, Yeni NATO Stratejik Konsepti çerçevesinde kabul edilen insani yardım için girişimde bulunmuştur.

 

Lizbon’da kabul edilen Yeni NATO Stratejik Konsepti çerçevesinde ittifakın kilit güvenlik görevlerinden biri olarak kabul edilen “Sivil Acil Planlama” faaliyetleri çerçevesinde ittifak üyeleri ve ortakların değişen dünyada karşılaşacakları muhtelif askeri tehditlerin yanında deprem, sel ve insan eli ile oluşturulan tabii afetlerin sonunda sivil halkın etkilenmemesi için birbirlerine yardımı öngörülmektedir. İşte bu kapsam içinde Türkiye NATO’nun yardım elini uzatmasına önayak olmuştur.

 

İsrail örneğinde ortaya konulan Türkiye ve NATO’nun yaklaşımlarını ayrı, ayrı mercek altına alarak değerlendirme yapma imkanımız vardır.

 

Olaya Ankara gözlüğüyle baktığımız zaman gördüğümüz resim aşağıdaki gibidir. Türkiye böylesine ciddi bir doğal afet karşısında iki ülke arasındaki her tür gerilimi bir tarafa bırakarak insani yardımın öncelik alabileceğini göstermiştir. Ancak bu diplomatik olarak iki ülke arasındaki sorunun geri plana alınmasına bir vesile teşkil etmeyecektir. Ankara yine İsrail’den uluslararası diplomaside özür dilenmesi ve tazminat ödenmesi taleplerini sürdürecektir. Zaten Başbakan T. Erdoğan bu hususun altını çizmiştir. Ancak, Türkiye NATO inisiyatifine de öncülük etmek suretiyle, NATO’da oybirliği ile alınması gereken böyle bir karar karşısında önyargılı olmadığını açık bir şekilde uluslararası arenaya göstermiştir. Çünkü muhtemelen NATO’da böyle bir girişimi başlatma isteğine karşı Türkiye’nin veto edebileceği korkusu ön almaktaydı. Bu Türk hükümetinin İsrail’e karşı duygusal davranış içinde olmadan, makul bir politika uyguladığını göstermesi açısından son derece önemli bir tavır olarak ele alınabilir. Türkiye’nin Mavi Marmara hadisesini yalnız kendine özgü bir paket halinde gördüğünü, İsrail’in bu konudaki Türkiye taleplerini karşılaması sonunda ilişkilerin düzelebileceği mesajını verdiği anlamına da gelebileceği söylenebilir. Bununla beraber hem NATO nezdinde hem de gerekli uçaklarla yapılan yardım Türkiye için uluslar arası arenada pozitif bir propaganda olarak etkili olacağı söylenebilir. Zaten hükümetin üst düzey yetkilileri açık bir şekilde Türkiye’nin de İsrail ile ilişkileri düzeltmeden yana olduğunu belirtmektedir. Ancak bunun için adım atması gereken tarafın İsrail olduğu Başbakan ve Dışişleri Bakanı tarafından her defasında dile getirilmektedir. Özetle, Türkiye İsrail arasında ilişkilerin yeniden tesisi için iki ülke arasında yumuşama amaçlı muhtelif görüşmeler sürdürülmeye çalışılırken, Türkiye’nin görünürde karşılıksız olarak yaptığı yardım aslında İsrail kamuoyuna Türkiye imajının eskisi gibi olumlu yapılandırılması için aranıp da bulunamayan bir “Halkla İlişkiler ve Tanıtım-PR” imkanı sunduğunu vurgulamak uygun bir yaklaşım olarak görülmektedir.

 

Konuya NATO açısından baktığımız zaman şu şekilde bir değerlendirme yapabiliriz. Bilindiği gibi İsrail bir NATO üyesi ülke değildir. NATO’nun bu girişimi her ne sebeple olurda olsun, bu yapılanmanın alan dışında kullanılmasına yeni bir örnek teşkil edecektir. Soğuk Savaş sonrası dönemde varlığı tartışılmaya başlanılan NATO kendisine coğrafi ve görev anlamında yeni alanları yaratarak etkinliğini sürdürme çabası içindedir. Dolayısıyla militer yapının dışında da üyeler ve ortaklar arasında çeşitli konular da yardımlaşmayı ilgi alanı içine almıştır.  NATO bu çabasını kendi alanı dışında da kullanma iradesindedir. Yeni konseptle birlikte kabul edilen faaliyet sahalarına göre NATO artık sırf savunmaya yönelik askeri bir organizasyondan çok ötede etkin olma amacı içindedir. Karar alma mekanizmaları BM karar mekanizmaları açısından değerlendirildiğinde çok daha kolay ve uygulamaya yönelik kararlar almaya müsait bir yapıda olduğu görülmektedir. Ayrıca, alınan kararların süratle uygulanmasını sağlayacak gerekli güçlü ülkelerin mevcudiyeti ve elastiki teşkilatı BM’den bir adım önde olmasını sağlamaktadır. Bu soru arkasından “acaba NATO, BM’i arka plana mı itecektir?” sorusunu getirmektedir. Bu konunun dikkatle incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Halen NATO hangi alanda ne kadar ilerlemesi gerektiği arayışları içindedir. Bir taraftan tüm Dünya’da evrensel barışın sağlanmasına katkıda bulunmayı temel hedefleri içine alan bu kurum, coğrafi olarak genişleme tutkusunu devam ettirirken, diğer taraftan da askeri faaliyet alanları dışında hangi faaliyet alanlarının kapsam içine alınması gerektiğinin sürekli araştırması içindedir. Bu gün NATO’nun İsrail’e yangının söndürülmesi konusundaki yardım girişimini bu çerçeveden değerlendirmekte fayda mülahaza edilmektedir.