Türkiye ve İsrail arasındaki siyasi ilişkiler, Davos’ta yaşanan “one minute” krizi sonrası, Gazze’ye yardım için yola çıkan Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı sonucunda gergin bir hal almıştır. Olaydan sonra, Tel-Aviv’de görev yapan büyükelçisinin geri çağrıldığı, iki taraf arasındaki açıklamalarda son derece sert bir üslup olduğu görülmüş, ticari ilişkilere bakıldığında ise söz konusu olumsuz durumun aynı etkiyi göstermediği ortaya çıkmıştır. Son günlerde ise Türkiye tarafından “devlet terörü” olarak nitelenen Mavi Marmara sonrasında ilk defa bu kadar net bir şekilde iki ülke arasında yakınlaşma döneminin başladığına ilişkin demeçler verilmektedir.

 

Türkiye ile İsrail, Orta Doğu’da uzun süredir, birçok konuda ortak hareket eden, özellikle askeri alanda önemli işbirliği bulunan iki ülke olarak bilinmektedir. Son dönemde ilişkilerin olumsuz seyri ise Amerika Birleşik Devletleri tarafında rahatsızlığa sebep olmuş, kendisiyle iyi müttefiklik ilişkileri olan İsrail ve Türkiye’nin arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi kapsamında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak telefonla operasyonel hatalardan dolayı özür dilemiştir. Şimdi üzerinde durulan nokta ise tazminat konusu olmuştur. Konuyla ilgili olarak görüşmeler uzun süredir devam etmekle birlikte, henüz paylaşılmış resmi bir bilgi bulunmamaktadır. Mavi Marmara’da hayatını kaybedenlere ilişkin tazminat ödenmesi ile ilgili görüşmelerde Lockerbie Saldırısının emsal alınacağı belirtilmektedir. Görüşmelerin sonrasında iki ülke Başbakanı metne imza koyacak ve metin uluslararası antlaşma statüsü kazandığından ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekmektedir. 

 

Türkiye – İsrail İlişkilerinde Yakınlaşma ile İlgili Açıklamalar

 

Türkiye’de son dönemde İsrail ile yeniden bir yakınlaşma olduğuna dair açıklamalar iki taraftan da net bir şekilde işitilmektedir. Konuyla ilgili Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Mavi Marmara'dan sonra ilişkilerin normalleşmeye en yakın olduğu dönemi yaşıyoruz.” sözlerini ifade etmiştir. Monoco’da 6. Dünya Siyaset Konferansı’na katılan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan burada İsrail Radyosu’na verdiği demeçte, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin onarılabileceğini belirtmiş, bölgede ve dünyada ilgi gösterdikleri ortak konuların olduğunu söylemiştir.[1]

 

2013 yılının Aralık ayında, ayrıca İsrail Çevre Koruma Bakanı Amir Peretz, Mavi Marmara’dan bu yana bakanlık seviyesindeki en yüksek düzeyli ziyareti gerçekleştirmiş ve dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile 40 dakikalık bir görüşme yapmıştır.[2] Söz konusu ziyaret doğrudan Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik konuların tartışıldığı bir ziyaret olmasa da İsrailli bir bakanın Türkiye’ye bir ziyaret düzenlemesi ilişkilerde yumuşamayı göstermesi açısından önemli olarak değerlendirilmelidir.

 

İç Politika Malzemesi Olarak: İsrail

 

Türkiye’de İsrail ile yaşanan gerginliklerin iç siyasette iktidar partisi AKP tarafından zaman zaman seçim yatırımı olarak kullanılması, son dönemde tazminat ile ilgili görüşmelerin yaklaşan 30 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin propaganda sürecinde çokça bahsedilecek bir konu olması ihtimalini de ortaya çıkarmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “İslam dünyasına zulmeden İsrail’e başkaldıran devlet adamı” figürü tazminatın ödenmesi durumunda “Mavi Marmara’da İsrail tarafından yapılanların bedelini ödeten lider” imajına evrilecektir. İsrail'in Mavi Marmara'da hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemesini öngören bir anlaşma Başbakan Erdoğan'ın bir devlet adamı olarak güvenilirliğine katkıda bulunarak, 30 Mart seçimlerinde de yardımcı olabilir.[3] Özellikle, muhafazakar seçmen tabanın bu durumu, son dönemde iç politikada 17 Aralık sonrası artarak devam eden “komplo” tartışmalarına da meşruiyet sağlaması açısından önemli görünmektedir. Buradan hareketle aynı zamanda Türkiye’nin İsrail ile iç ve dış siyasette ayrıştığını da karşımıza çıkarmaktadır. Dış politikada İsrail ile uzun süren dostluğun onarılmasına ilişkin demeçler verilirken iç politikada İsrail’in “komplo” olarak değerlendirilen olaylarda “dış mihraklar” arasında yer aldığına ilişkin yorumlar kamuoyu nezdinde yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Benzer bir çelişki dış politikada da siyasi gerginliğin devam ederken ekonomik ilişkilerin güçlenerek artmasında vücut bulmuştur.

 

Bir Ticari Ortak Olarak: İsrail

 

İsrail ile ilişkilerde, gerginliklerin yanı sıra ticari alanda herhangi bir gerileme yaşanmamıştır. Mutlaka ki, küresel piyasa ekonomisi gereği, iki ülke arasındaki ticaretin sıfıra inmesi beklenmemelidir. Ne var ki, diplomatik anlamda dibe vuran ilişkilerin tersine iki ülke arasındaki ticaretin zirve yapması dikkat çekicidir. İki taraf açısından da söz konusu ilişkiler doğrulanmaktadır. Dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili Dr. Sinan Oğan’ın soru önergesine verdiği cevapta 2010’da Türkiye’nin İsrail’den ithalatı 1 milyar 359 milyon dolarken, 2011’de büyük bir artış göstererek 2 milyar 57 milyon dolara yükseldiği belirtilmiştir. Benzer şekilde, İsrail-Türk İş Konseyi Başkanı Menashe Carmon, 2013 sonunda yaptığı değerlendirmede “İkili ticaret, gıda, ileri teknoloji ürünleri ve iş makineleri” gibi geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Askeri satışlar 4 milyar dolarlık ticaret hacmine dahil değil. İsrail, Türk Hava Kuvvetleri’ne gelişmiş elektronik savaş sistemleri satıyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine rağmen Türkiye, İsrail’le yaptığı askeri sözleşmeleri iptal etmedi.”[4] diyerek ikili ilişkilerdeki durumu değerlendirmiştir. Türkiye ile İsrail arasındaki askeri bağlamdaki büyük ticari harcama kalemleri de göz önüne alındığında bu rakamın daha da büyüyeceği anlaşılmaktadır. 20-25 milyon dolar arasında ödeneceği tartışılan tazminat konusundaki birkaç milyon dolarlık hesaplar, resmin büyüğüne bakıldığında son derece küçük kalmaktadır.

 

Dış Politika Konusu Olarak: İsrail

 

Söz konusu durum sadece Türkiye’nin İsrail ile ikili ilişkilerindeki eski döneme geri dönüş çerçevesinde değil, aynı zamanda Türk dış politikasında tekrar Batı’ya dönüşün boyutlarından birisini oluşturmaktadır. Son dönemde AB ve Türkiye arasındaki ziyaretlerin oldukça dikkat çektiği bu noktada belirtilmelidir. Bir aylık bir süre içerisinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 5 yıldan sonra ilk kez AB’nin merkezi Brüksel’i ziyaret etmiş, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, 22 yıl sonra Türkiye’ye bir ziyaret düzenlemiş ardından Başbakan Erdoğan, Almanya’ya gitmiş, son olarak da İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, Türkiye’ye gelmiştir. Orta Doğu’da Batı’nın önemli bir müttefiki olan İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi sürecine bu açıdan da bakılmalıdır. Türkiye, Arap Baharı sürecinde yumuşak gücünü İsrail ile restleşmelerle artırmış, şimdi ise Batı ile yeni bir süreç içerisine girerken İsrail ile arasını iyi tutmayı düşünmektedir. Benzer süreç, 2015 öncesi Ermenistan ile ve AB müzakere sürecinde Kıbrıs ile yaşanmaktadır. Kısacası, dış politikada ağırlık noktasını yeniden Batı’ya kaydıracak olan Türkiye, Batı ile ilişkilerde Türkiye’nin aleyhine gündem maddeleri sunacak ülkelerle sorunlarını aşmak istemektedir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye, Mavi Marmara ile ilgili şartlarını özür dilenmesi, tazminat ödenmesi ve ambargonun kaldırılması olarak üç ana başlıkta toplamıştır. İsrail’den gelen özrün sadece iki lider arası bir telefon görüşmesi olarak kalmış, uluslararası bir ortamda resmiyet kazandırılmamıştır. Son günlerde ise iki taraf arasında tazminat konusunda anlaşmaya yakınlaşıldığı konusu, hem Türk hem de İsrailli yetkililer tarafından dile getirilmiştir. Ambargonun kaldırılması ise Türkiye – İsrail arasındaki ilişkilerden daha kapsamlı bir perspektifle çözülecek bir durumdur.  Gazze’de ambargonun kaldırılmasına sadece “Mavi Marmara” üzerinden bakılmamalıdır. Ambargonun kaldırılmasına ilişkin asıl süreç, İsrail ve Filistin arasında başlayan son görüşme süreciyle doğrudan ilgilidir. Devam eden süreçte Türkiye’nin etkin bir pozisyon almadığı vurgulanmalıdır. Özrün aksine tazminata iki ülke parlamentolarında onaylama işlemiyle bir resmiyet kazandırılacağı görülmektedir; ama detaylar incelendiğinde Türkiye açısından tamamen başarılı bir sonuç olmadığı anlaşılacaktır.

 

Görüşmelerden yansıyanlardan anlaşıldığı kadarıyla, Mavi Marmara Türkiye ile İsrail arasında uluslararası alanda bir problem olmaktan çıkartılmaya çalışılmaktadır. Bazı haber kaynaklarının Türkiye’de Mavi Marmara ile ilgili davaların düşeceğine ve bundan sonra da bu konuyla ilgili açılamayacağını kapsayan bir kanun tasarısının kabul edileceğine ilişkin haberleri ilerleyen süreçlerde doğrulandığı takdirde ödemenin tazminattan çok, bir “sus payı” niteliği taşıması gibi bir durumla karşı karşıya olunacaktır.

 

Tazminatın yanında, İsrail, bir yandan Batı’ya yönelim sırasında ilişki kurulması elzem bir müttefik iken diğer yandan da iç politikada Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Türkiye’ye “komplo” kuran ülkeler arasında sıralanmaktadır. Benzer bir paradoks, İsrail ile siyaset ve ticaret ekseninde de görülmüş ve ticari ilişkilerin bu denli büyük bir krize rağmen artması aslında iki taraf arasında bağların tamamen koparılmadığını hatta sıklaştırıldığını gün yüzüne çıkartmıştır.

 


[1]Turkey: Relations With Israel Important, Reparable, http://www.timesofisrael.com/turkey-relations-with-israel-important-reparable/, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014.

[2] Peretz Meets His Turkish Counterpart For Highest Level Turkish-Israeli Meeting İn 3 Years, http://www.jpost.com/Diplomacy-and-Politics/Peterz-in-Istanbul-I-hope-we-can-bridge-gaps-between-Israel-Turkey-334101, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014.

[3] İsrail ve Türkiye İlişkilerini Onarıyor, http://www.wsj.com.tr/article/SB10001424052702303650204579376513942123386.html, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014.

[4] Türkiye – İsrail Ticareti Gelişiyor, http://www.amerikaninsesi.com/content/turkiye-israil-ticareti-gelisiyor/1805261.html, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014.