Türkiye ile İsrail arasında Çarşamba günü Brüksel’de yapıldığı belirtilen gizli görüşmeler her iki ülkenin müzakerelere devam etme iradesi içinde olduklarını ve ilişkiler ne kadar gerilirse, gerilsin koparma niyetinde olmadıklarının en güzel göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplantıya Türk Dışişleri Bakanı’nın katılmasına rağmen, İsrail’den Türkiye’ye yakınlığı ile tanınan Ticaret Bakanı’nın katılması oldukça manidardır.

 

Katılan bakanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu adına bu görüşmeyi talep ettiğini belirtmesi, İsrail Dışişleri Bakanı’nın devre dışı bırakıldığını onun yerine müzakereye yatkın ve Türkler tarafından tanınan bir zatın görevlendirilmesi konusunda dikkat sarf edildiğini vurgulamaktadır. Bu husus, İsrail tarafının bu görüşmeyi elzem buldukları, önem verdikleri ve teferruatlı bir şekilde düşünerek planladıkları anlamına gelmektedir. En önemlisi ise, İsrail’in Türkiye ile ilişkiler ne kadar gerilirse, gerilsin koparmaktan kaçındığını ve onarmanın yollarını aradığını ortaya koymaktadır. Ancak, dış basında her iki tarafın görüşme talebinin karşıdan geldiğini belirttiği ifade edilmektedir. Gelinen nokta netice ne olursa olsun, tarafların diyalogu tamamen kopartmak niyetinden uzak bir noktada durduklarının açık bir ifadesidir.

 

Tabiatıyla bu girişimin yalnız İsrail’in tek taraflı kararı ile olmadığını değerlendirmek gerekmektedir. Bilindiği gibi, Başbakan Erdoğan G-20 toplantısı nedeniyle Kanada’ya yaptığı ziyaret sırasında ABD Başkanı Obama ile görüşerek, bu konuda fikir alış verişinde bulunmuştur. Muhtemelen Başkan Obama Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimden rahatsızlık duyduğunu ve bunun bir şekilde barışçı yöntemlerle halledilmesi yollarının aranmasının faydalı olduğunu ifade etmiştir. Gerçekte de Başkan Obama başında bunca sorun varken bir de Türkiye ile İsrail arasındaki sorunu kaldıracak durumda değildir. Afganistan meselesinde hala bunca çabaya rağmen bir adım ileri gidilememiş gibi görünmektedir. Ortadoğu’da İran ile olan sorun yüzer, gezer durumdadır, Irak’tan çekilme planları yaparken, istikrarlı ve ABD’ye müzahir bir Irak bırakıp, bırakmayacağı sorunu kafasında gezen tilkiler olarak görülebilir. Bunların üstüne bir de İsrail hükümetinin uzlaşmaz tutumu, Başkan Obama’nın imajını Mısır’da yapmış olduğu konuşmadan çok uzaklara götürmüştür.

 

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ziyareti sırasında İsrail’in Kudüs’te yeni yerleşim yerleri için açıklama yapması, Başkan Obama’yı muhtemelen çok kızdırmış ve aciz duruma düşmesine neden olmuştur. Bu nedenle Başkan Obama diplomatik nezaket sınırları içinde İsrail Başbakan’ı Netanyahu’ya gerekli tepkiyi gösterecektir. Nitekim, göstermiş ve randevu talebine olumlu yanıt vermemiştir. Netanyahu önümüzdeki günlerde Başkan Obama ile görüşecektir. Ancak, ABD mevcut gerginlik ile ilgili isteklerini bu toplantıdan çok öncelerde muhtemelen diplomatik yollardan İsrail’e iletmiştir. Yapılacak buluşmada da Filistin, Gazze sorunları ile ilgili Obama’nın politikası gereği neler yapılması gerektiği ve Türkiye ile olan gerilimin nasıl sakin ve barışçı bir şekilde halledilebileceği konularında gerekli tavırlar konulacaktır diye düşünülmektedir.

 

Bunun dışında, yardım gemisine İsrail müdahalesi sonrası krizin yönetilmesi sırasında ilk defa olarak, ABD İsrail’i kayıtsız şartsız koruyan taraf olarak sahnede yer almaktan ziyade konuya itidalli yaklaşarak, her iki tarafı da idare edecek bir yol izleme politikası içine girmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’nin ısrarla çıkmasını istediği “kınama kararını” veto etme zorunluluğunu duyduğu için, Türkiye’yi karşısına almamak adına yeni bir çıkış yolu aramış ve neticede, Güvenlik Konseyi Başkanı’nın bildirisi olarak kaleme alınan bir kınama metni ortaya konulmuştur. Bununla beraber hemen, hemen bütün Güvenlik Konseyi üyeleri İsrail’den Gazze ambargosunu kaldırması veya en azından yumuşatması için irade beyan etmişlerdir. Bu husus oldukça önemli bir adımdır.

 

Aynı anda Başkan Obama’da yapmış olduğu değerlendirmede ambargonun yumuşatılması konusunu gündeme getirmiş ve bütün bunlar İsrail üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur. İsrail lehine Batı basınında birkaç cılız ses çıkmasına rağmen, bu ülke uluslar arası arenada yalnızlaştığını ve argümanlarını kaybetmeye başladığını idrak etmiştir.

 

Doğal olarak, İsrail Türkiye’nin böyle bir tepki göstereceğini beklemekte miydi? sorusu geliyor insanın aklına. İsrail Gazze gemisine müdahale öncesi Türkiye ile ilişkilerin nasıl etkileneceği konularını muhtelif seçenekler şeklinde değerlendirmiş ve en olası hareket tarzlarının neler olabileceği konusunda değerlendirmeler yapmıştır. Büyük bir ihtimal ile Türkiye’nin bu kadar sert ve kararlı tepki göstereceği olasılığı seçeneklerin dışında bırakılmıştır. Yani özetle, İsrail Türkiye’den bu şekilde ciddi kararlı bir tepki beklememekteydi. Bu nedenle hazırlıksız yakalanmıştır. Bu seçeneğin dışarıda bırakılmasının nedeni, Türkiye’nin İsrail ile olan savunma sanayii ve askeri ilişkilerinin boyutu olarak görülebilir. Bu ilişkiler o kadar girift bir haldedir ki, bu konudan her hangi bir tarafın imtina etmesi düşünülemeyecek bir hareket tarzı olarak görülmektedir. Gerçekte de İsrail ile savunma sanayi ilişkisi içinde bulunan insanların yakından gözlemledikleri gibi, İsrailli uzmanların etik olmayan, kendi bildikleri yolda ısrarcı ve biz biliriz, nasılsa bizden vazgeçilemez şeklindeki kendini beğenmiş tavırları, onların Türkiye’nin kendilerine karşı ani ve kararlı bir reaksiyon gösteremeyeceğini değerlendirmelerinde önemli bir etken olmuştur dinilebilir.

 

Aslında Türk hükümetinin de siyasi, diplomatik ve askeri iradenin işbirliği ile İsrail’in tepkisinde en kötü durumu değerlendirerek, nelerin, nasıl yapılacağı konusunda pek hazırlıklı olmadığı düşünülmektedir. Konu süratle Başbakan’ın liderliğinde Dışişleri bürokratları tarafından değerlendirilerek, uygulanması muhtemel bir dizi ulusal ve uluslararası hareket tarzları işleme konulmaya çalışılmıştır. Krizin başlangıcında, ABD Başkanı Barak Obama’nın İsrail’e ölü, yaralı ve enterne edilen personelin derhal verilmesi telkinine karşı İsrail olumlu bir yaklaşım göstermeseydi Türkiye’nin hangi hareket tarzını uygulamaya koyacağı konusu ciddi bir sıkıntı yaratacaktı. Her hangi bir askeri harekat kararı alındığı takdirde bunun gerçekleştirilme imkanları acaba enine, boyuna askeri uzmanlarla görüşülerek sonuçları değerlendirilmiş miydi? Konuları açık değildir. Çünkü daha evvelden düşünülerek, planlanmış senaryoya dayalı bir eskalasyonun sağlanmasına yönelik gerekli hazırlıkların yapıldığına dair bir işaret görülememiştir.

 

Hangi Konular Görüşülmüş Olabilir?

 

Şimdi gelelim asıl konumuz olan gizli görüşmenin getirdiklerine. Türk Dışişleri Bakanı yapılan gizli görüşmede, hangi konuların tarafımızdan gündeme getirildiğini Parlamento’da yaptığı açıklamada izah etmiştir. Anlaşıldığı kadarı ile Türk tarafının taleplerinde bir değişiklik yoktur. Türkiye, el konulan gemilerin derhal geri gönderilmesini, İsrail devletinin resmen özür dilenmesini, tazminat verilmesini, Gazze’deki ambargonun kaldırılmasını, İsrail’in uyguladığı harekatı uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından incelenmesini şart olarak ileri sürmüştür. İlişkilerin tekrar eski haline gelebilmesi için Türkiye kartlarını açmış ve bu konuda ısrarını sürdürmektedir.

 

Peki! İsrail hangi konuları ileri sürmüştür? İsrail gizli olması konusunda mutabakata varılan görüşmeyi kendi Tv kanalında açıklamıştır. Ancak, kendisinin hangi argümanları ileri sürdüğü konusunda açık bir beyanda bulunmamıştır. İsrail’de doğal olarak kendi kamuoyuna bir takım mesajları vererek güçlü olduğu imajını vermek zorunluluğunu hissetmektedir. Gizliliği açıklayarak, talebin Türk tarafından geldiğini ifade etmekle, biz hala görüşmelere açığız, Türk tarafı bu kadar gürültü yapmasına rağmen bizden vazgeçemiyor imajını yaratmak istemesi normal bir yaklaşımdır. Bu şekilde yapılan açıklamalarla her iki devletin halkı yavaş, yavaş alıştırılacak ve bu arada da belirli bir mutabakat sağlanarak ilişkiler yeniden olgunlaştırma noktasına getirilecektir.

 

Türkiye’nin talepleri konusunda İsrail’in yerine getirecekleri ve getiremeyecekleri muhtemelen bu gizli görüşme sırasında gündeme gelmiştir. Örneğin tazminatların verilmesi, gemilerin iadesi ve resmen özür dilenmesi gibi direkt İsrail’i ilgilendiren konularda İsrail’in olumlu yaklaşım göstermesi beklenebilir. Ancak, uluslararası komisyon kurularak soruşturma hususunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı söylenebilir. Bunun nedeni, böyle bir komisyonun nedeni ne olursa olsun ortaya koyacağı değerlendirme ve sonunda varacağı sonuçlar İsrail’in karşısına her zaman uluslararası bir yaklaşım olarak çıkacak ve uluslararasında da tescil edilmesine neden olacaktır. İsrail bu şekilde bir suçlamayı göze alamayacaktır. Özellikle, silahlı kuvvetlerinin soruşturmaya dahil edilmesi, bırakın soruşturma sonunda suçlu bulunup bulunmamasını İsrail’in göze alamayacağı bir yaklaşımdır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalınması halinde, bundan böyle hiçbir İsrail askerini topraklarını koruması için canlarını feda etmeye sürükleyemez. Askerlerin soruşturulmaya dahil edilmesi bir iç hesaplaşmaya yol açabilecek ve iktidardaki hükümetin kamuoyu ve muhalefet tarafından suçlanmasına ve onarılamaz yaralar almasına neden olabilecektir. Bu konun tıpkı Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının geçmişte Güneydoğu’da yaptığı görevler nedeniyle soruşturulmasının yarattığı infial benzeri bir durum yaratacağı söylenebilir. İsrail ülkesinin bekası için askerlerini kayıtsız şartsız korumak zorundadır. Kendisi soruşturmasını gizli olarak yapar ve kamuoyuna açıklamadan gerekli tedbirleri alabilir. Mantıklı olan da bu yaklaşımdır. Bu nedenle Türkiye’nin yapılacak görüşmelerde uzlaşmacı bir tavırla soruşturma konusundaki ısrarından vazgeçmesi beklenebilir.

 

Görüşmelerin Sonunda Nasıl Bir Çözüm Beklenmektedir?

 

Yazının bu bölüme kadar olan kısmını Pazar günü kaleme aldım. Bu günkü basında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarını dinlediğimde bunun şifresinin çözülmesi gerektiğini düşünmekteyim. Davuoğlu “İsrail ile ilişkileri tamamen kesebiliriz” demektedir. Salt bu ifade ile konuya baktığınızda, Türkiye’nin taviz vermeyen duruşunu görüyorsunuz. Türkiye gemileri yakmaya her an hazır gibi. Arkasından Davutoğlu diyor ki; İsrail Türkiye’den özür dilemediği, gerekli tazminatları vermeye ve uluslararası soruşturmaya razı olmadığı sürece ilişkilerin düzelmesi mümkün değildir. Bu konuda sonsuza kadar beklememizde mümkün olmadığına göre zamanı gelince gerekli tedbirleri alacağız demiş ve hemen arkasından “Özür dileyerek, tazminatları ödemeye razı olduktan sonra soruşturmayı kimin yapacağı o kadar önemli değil” şeklinde bir parantez açmıştır.

 

İşin püf noktası bu açıklamada bulunmaktadır. Dışişleri Bakanı popülist yaklaşımla, ilişkileri her an kesebiliriz derken, aslında böyle bir şey olmayacağını kendisi bilmektedir. Çünkü İsrail ile yapılan görüşmede, çok büyük olasılıkla Türkiye’nin soruşturmanın şekli üzerinde durmaması karşılığında, özür dilenmesi ve tazminat verilmesi konularının İsrail tarafından kabul edileceğine dair yeşil ışık yakılmıştır. Türkiye’de bu makul hal tarzına büyük ölçüde evet deme kararı almıştır. Şimdi iş her iki tarafın iç ve dış kamu oyunun alıştırılarak, uygun bir zamanda gündeme getirilmesi ve uygulanmasıdır. Zaten Ahmet Davutoğlu’da ilk çıtlatmayı bu ifadesi ile ortaya koymuş görülmektedir. Bu nedenle “ilişkileri kesebiliriz” ifadesi içeride siyasi bir rant elde etmek için yapılan çıkış olarak değerlendirilmektedir. Aynı yaklaşımı İsrail’in kendi kamuoyuna verdiği mesajlarda da görmekteyiz. İsrail açık bir şekilde soruşturma konusunda taviz verilmeyeceğini ve hiçbir şekilde bir taahhüt altına girmediğini ifade etmiştir.

 

Sonuç olarak, Türkiye ve İsrail koparılan bütün gürültülere rağmen ilişkileri tekrar belirli bir düzeye getirmek için istekli oldukları iradelerini açığa çıkan gizli görüşme ile ortaya koymuşlardır.

 

Netice olarak, görünen çözüm tarzı; Türkiye uluslar arası soruşturmada ısrarcı olmayacak, karşılığında İsrail özür dileyecek ve gerekli tazminatları ödeyerek uzlaşma yoluna gidilecektir Bu konular halledildikten sonra yine ilişkiler tazelenebilecek ama her iki tarafın birbirine olan güveni birbirini kollar düzeyde devam ettirilebilecektir.