Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki koalisyonun desteklediği terör örgütü PKK’nın uzantısı olan YPG’nin ana unsur olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), dört aydır süren savaşın ardından bir zamanlar IŞİD’in merkezi olan Suriye’nin Rakka kentinde kontrolü sağladığını geçen hafta açıklamıştı. Bölgedeki son IŞİD mensupları da anlaşmayla çekilirken Rakka’da kontrolü eline geçiren YPG’liler terörist başı Öcalan’ın posterini açtı.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe'de düzenlediği basın toplantısında Rakka'da açılan Abdullah Öcalan posterine sert tepki gösterdi ve ''ABD bunu nasıl izah edecek. İnanmıyoruz, yanımızda değilsiniz. Yanımızda olsanız bunu yapmazsınız. Dürüst değiller. Ondan sonra kalkıp bizden zaman zaman talepte bulunmasınlar.'' dedi. Ayrıca Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, Rakka'nın kesinlikle terör örgütü PKK, PYD/YPG'ye teslim edilmemesi gerektiğini belirterek, "Rakka'nın gerçek sahipleri var. Türkiye'de muhacir olan insanların geriye dönüşünü hızlandırın. O bölgedeki Rakkalı Arapların çünkü Rakka bir Arap şehri, Rakka'yı yönetmesini sağlayın. Eğer bunu yaparsanız sorunları daha hızlı çözersiniz." dedi.

 

Rakka’ya ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin girişini ve terörist başı Öcalan’ın açılan posterini Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar değerlendirdi.

 

“O Fotoğrafla Ortaya Konan Psikolojik Harpte Türkiye’yi Bölme Projesi Var”

 

O fotoğrafta malumun ispatı var. Yani Rakka’da PKK’nın oradaki unsurlarının açmış olduğu o fotoğraf bilinmeyen bir fotoğraf değil veya bilinmeyen bir kimya değil. Çok ilginç bir şekilde bu fotoğraf üzerinden Türkiye’de bir algı oluştu, bilerek ya da bilmeyerek bir algıya hizmet edildi. Şimdi bu fotoğraf, Öcalan göndermeli bu vurgu bir şekilde ikinci bir çözüm süreci olarak karşılık bulma eğilimi göstermeye başladı. Bölücü terör örgütünün değişik cenahlardaki organları zaten bunu yaklaşık bir senedir gündeme getiriyorlar. Hem Irak’ta hem Suriye’de PKK ile ilgili fiili bazı durumların ortaya çıkmasıyla beraber Türkiye’nin bir şekilde PKK ile tekrar Apo üzerinde bir iş birliğine girerek yeni bir kavramsal batağa ve bu kavramsal batağın türevi bir stratejik hata yapması gibi bir şey planlandığını görüyorum. Niye böyle bir şeyi tercih ediyorlar? Çünkü sonuçta Türkiye’nin oradaki PKK’ya karşı ortaya koymuş olduğu tavır, PKK’nın en çok zorlanacağı fotoğraf. Aynı KDP’de olduğu gibi… KDP bir icraat ortaya koydu referandum ile ilgili ama bundan önce Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu refleks KDP’nin sadece referandumla ilgili amaçlarını değil şu ana kadar sahip olduğu tüm kazanımları yok etti. Şimdi onlar istiyorlar ki “Türkiye gibi bir ülkeyi bir şekilde gene  içerisinde umutlar barından yeni bir çözüm süreciyle biz tekrar uyuşturalım ve o uyuşturma üzerinden birleşelim, güçlenelim tamamen buradaki meşruiyetimizi, siyasi alt yapımızı oluşturalım ondan sonraki süreçlerde de zaten kimyamız Türkiye’nin bölünmesine odaklanmış o safhada icraata gireriz”. Yani o fotoğraflarla ilgili ortaya konulan psikolojik harpte Türkiye’yi kullanarak Türkiye’yi bölme projesi var işin içerisinde.

 

“Önümüze Mezhepçilik Fitnesinin Ortadan Kalkması İçin Büyük Fırsatlar Gelebilir”

 

Bu mesele bizi çok derinden ilgilendiren bir mesele ama temelde Suriye’nin meselesi. Yani Suriye’nin parçalanması ve Suriye’de siyasi rejiminin değişmesiyle ilgili bir süreç. Eğer Suriye merkezi hükümeti, Rusya ve İran bir şekilde bu noktada Türkiye ile eşgüdüm içinde olursa bir kere Suriye’nin rejiminin bir terör örgütü üzerinden değişmesine engel olunabilir. Yani şimdi PKK ortaya koymuş olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nin ona sağlamış olduğu fonlama, donatma, yönetme ve yönlendirme PKK’nın bir terör örgütü olma sıfatını değiştirmez. Mutasyona uğramaya çalışıyor ama mutasyona uğrayamıyor. Mutasyona siyasileşme üzerinden uğrayacak. Şimdi bu noktada Suriye merkezi hükümetinin İran, Irak ve Türkiye ile yapacağı iş birliği bu coğrafyanın geleceği açısından çok büyük değer taşıyor. Şimdi burada kabaran küresel dalgayı ülkeler tek başına göğüslemekte zorlanırlar. Zaten Suriye ve Irak göğüsleyemedi parçalanmanın eşiğine geldiler ki, parçalanacaklar belki de. Şimdi o parçalanmaların önüne geçmek için o parçalanma dalgasının Türkiye ve İran’ı da vurmaması için ben 4 ülkenin beraber hareket etmesinin gelecek adına sadece toprak bütünlüklerini temin ve tesis değil İslam dünyasının 1350 yıllık yani Peygamber Efendimizden sonraki süreçte çökmesine sebebiyet veren mezhep fitnesinin de ortadan kalkmasıyla ilgili büyük fırsatlar, avantajlar sunacağını düşünüyorum.

 

“Türkiye Orta Doğu Coğrafyasında Etki Üretmeye Çalışıyor”

 

Türkiye temelde bir refleks üretiyor. “Irak ve Suriye’den tehdit beni yakmasın, ben terörü kendi topraklarım içerisinde değil topraklarım dışında kabul edeyim, üniter yapımın devamlılığını sağlayayım. Kendi içimde çok sert, etkili ve kalıcı bir mücadele üreteyim. Gücüm yettiği kadar da ülkem ve kabiliyetlerim yettiği kadar da Irak ve Suriye’deki terörle de mücadele edeyim” Türkiye’nin temel eğilimi bu şekilde… Bu noktada uluslararası konjonktür meselesi, küresel aktörler meselesi, bölgesel aktörlerin almış olduğu pozisyonlar ve ortaya koyduğu etkiler var. Yani Türkiye bu noktada açıkçası uluslararası konjonktüre, pazarlıklara, müzakerelere bağlı olmak üzere bir şekilde o coğrafyada etki üretmeye çalışıyor. Yani yapmaya çalıştığı şey şu; bir kere ülkenin üniter yapısının devamlılığı ile ilgili bir kararlılığı var. Bir diğer tarafıyla sığınmacılarla ilgili temel bir problemi var ki, bu insanların ülkelerine dönmesi lazım ve orada güvenli bir alana ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’nin şu an bunun için İdlib bölgesinde yoğun bir uğraşı var. Öte tarafıyla PKK’dan kaynaklanan bir koridor meselesi var. Bir şekilde onu yok etmeye çalışıyor. Bir diğer tarafıyla da Arap dünyası ile bağının PKK’nın ortaya koymuş olduğu mikro milliyetçilik üzerinden ve elde etmiş olduğu alanlar üzerinden kesilmesini istemiyor. Böyle de temel bir gayreti var. Bir diğer tarafıyla coğrafyasındaki dost, akraba toplulukları ve onların hedef ve menfaatlerini korumaya çalışıyor.