PKK’nın Türkiye ve Suriye’deki son birkaç haftalık faaliyetine bakıldığında şiddetin dozunu biraz daha arttırdığı derhal göze çarpacaktır. Sokak eylemlerine sevk edilen kalabalıklara şiddet kullandırılmasının beklenmeyen bir tarafı yoktur. Çünkü terör örgütlerinin sevk ve idaresi altında gerçekleştirilen sokak eylemlerinde, bütün terör örgütleri taktik kazanımlar için kalabalıklara dozunu ayarladığı eylemler yaptırırlar. Eylemleri sırasında devleti istediği çizgiye çekmek, toplumu şiddet ve terör etkisi altına alarak tehdit algılama yeteneğini köreltmek için toplumun ortak değerlerinden de yararlanırlarlar.

 

Sıcaklığını çok daha yakından hissettiğimiz için önce ülkemizdeki son birkaç haftalık PKK faaliyetini ele alalım:

 

Kutlu Doğum Haftası, Ermeni soykırım yalanlarının yıldönümü pasif propagandaya yönelik eylemler olarak ortaya çıktı. KCK tutuklularının yargılanması, örgüt talimatıyla kendisini yakan bir kurban ile  şiddet eylemlerinde ölen bir başka gencin cenazesi, YSK’nın kararı şiddet eylemlerinin bahanesi oldu. Bu arada doğrudan olmasa da dolaylı olarak PKK’ya hizmet eden bir sokak gösterisine daha tanık olduk. Bu, “Çerkes Hakları İnisiyatifi” örgütlülüğü altında Çerkesler adına hareket ettiğini ileri sürenlerin açık hava gösterisiydi. Birbirinden ayrı gibi görünen bölücülüğün ortak uluslararası boyutunu ortaya koyan bir gelişmeyle KCK adına konuşan Mustafa KARASU; “Kürtler, Lazlar, Çerkezler, sosyalistler, İslamcılar ve toplumun doğal önderleri Birinci Meclis’in oluşturulmasında önemli bir rol oynadı” sözleriyle amaçlarının göründüğünden çok daha ileride olduğunu ortaya koydu.  Bu sözlerle anlatılan; meclisi etnik grupların temsil edildiği bir çatı haline getirmek ve bu çatının altında toplayacakları gruplarla ülkeyi etnisiteye dayalı bir federasyona dönüştürmekti. Anlaşılan oydu ki marjinal Çerkes grubu, bilerek ve isteyerek PKK’lılarla aynı çizgide buluşmakta, onunla aynı  “anadil eğitiminin, okul öncesi ve örgün eğitim sistemine edilmesi” isteklerinde bulunmakta sakınca görmüyordu.

 

PKK’nın kırsal ve şehir kadrolarının eylemlerini çeşitlendirememeleri örgütün merkez karargâhının bugüne kadar hep şikâyet ettiği bir eksiklikti. Şimdilerde bakıyoruz da “Demokratik Çözüm Çadırlarından” Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde oturma eylemine kadar çeşit çeşit eylem gerçekleştirebiliyorlar. Bunun anlamı; PKK’nın artık şehirlerde kitleyi dalgalandırma konusunda ustalaşan kadrolarının yeterli nitelik ve niceliğe ulaşmış olmasıdır. Niteliği basit bir örnekle anlatırsak, şehir militanları önceleri molotofu çıplak elle atıyorlardı ve ellerine sinen koku nedeniyle polisin kolayca kendilerini yakalamasının önünde çaresizlerdi. Artık sayıca daha çok militan molotof atıcılığı yapıyor ve ucuz plastik pastacı eldiveni kullanıyor. DTK oluşturulmadan önce şimdilere oranla daha dağınık bir halde yapılan sokak eylemlerinde polis en önden başlayarak tuttuğunu gözaltına alıyordu. PKK Kandil’de eğitimden geçirdiği militanlarla bunun da çözümünü buldu. Kalabalığın arasına yerleştirilen ve bir araya getirilerek kontrol edilmesi güç daha küçük gruplar birbirleriyle iletişim halinde hareket ediyorlar. Hızlı bir şekilde molotof ve havai fişek eyleminde bulunduktan sonra aynı hızla dağılıyorlar. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki yolu trafiğe tıkama eyleminde olduğu gibi eylem anında ortaya çıkan tıkanmalar karşısında pratik çözümler üretebiliyorlar. Eylem sırasında polisin aldığı tüm önlemleri boşa çıkarmak için öndeki grup polis barajına takılınca arkadan gelenleri cep telefonuyla haberdar ediyor. Uyarılan grup bulunduğu noktada yolu trafiğe kapatabiliyor. Araya karışan militanlar gözaltına alınanlar serbest bırakılmasını sağlamadan kalabalığın dağılmasına izin vermiyorlar. Kentlerin büyüklüğüne göre sayıları birkaç yüzden ancak birkaç bine varan sayıdaki sadece molotof atma, yakma, yıkmaya ayarlanmış militanlar siyasi örgütçülerin koruma ve kollaması altında hareket serbestisine sahip olmaktadırlar. Sahip oldukları siyasi kimliklerini güvenlik güçlerine bir karşı koyuş, direniş ayrıcalığı halinde kullanan bu grubun varlığı, kalabalığın daha cüret bulmasına yol açmaktadır. Siyasi dokunulmazlıklarını daha önceleri devlete meydan okumada kullanırlarken, artık büyük grubu tehdit etmek için kullanmaya başladıkları gözleniyor. Sözlerinin hangi tehlikeleri içerdiğine bakmadan “Kürtlere ne kadar özgürlük Türklere o kadar yaşam.” diyebilmektedirler. “Boş bir havuzda yüzmesi istendiğini” iddia eden ÖCALAN, ev hapsini kastederek “yüzmem için havuzun dolması gerekiyor” isteğiyle olayların vardırılması planan boyutunu işaret etmektedir.

 

PKK’nın kitle eylemlerinin alanını teröre tepkili büyük grupların yaşadıkları kentlere yayma çabasına ayrıca dikkat edilmelidir. Buralarda çadır açma girişimleri, otoları kundaklama, aniden ortaya çıkarak sağa-sola saldırmak suretiyle büyük grubun tepkisini çekmeyi hedefleyen eylemlerde artış görülmektedir. Örgüt disiplini altında hareket eden grupların eylemleri ülkenin tümünü temsil eden büyük toplumun üzerinde bir tehdit endişesi yaratmaktadır. Bu endişenin sonucunda doğal bir tepki olarak ortaya çıkacak karşı çıkış yine PKK’nın çıkarına kullanılacaktır. Sözde demokratik mücadelesine engel olunduğu için şiddet ve terörü kullanmaktan başka seçenek bırakılmadığı iddialarını yoğunlaştıracaktır.

 

Ülkenin doğu ve batısında seçim çalışmasında bulunan siyasi partilere giderek belirgin bir şekilde farklı tepkiler gösterilmektedir. Artık doğuda nabzı yükseltilen kitlelerin çoşkuyla karşıladığı bir siyasi partinin konvoyu, ülkenin batısında büyük bir rahatsızlık yaratıyor. PKK, 1990’ın ikinci yarısında terör eylemlerini batıya taşıdığı gibi 2011’de de seçimleri kullanarak ayırımcılığı, etnik bölücülüğün etkilerini batıya taşırıyor. Ülkenin bütününe bölücülüğü yaymaya uğraşıyor.  

 

PKK’nın silahlısıyla, siyasisiyle ve siviliyle hep mesafeli durduğu İslam’a 2000’lerde ÖCALAN’ı kurtarmak için yanaştığı hatırlardadır.  Sadece ÖCALAN’ı kurtarmak için Kürdistan İslam Hareketi (KİH) adı altında “melle”lere vaazlar verdirmeye, hac ve kurban kampanyaları düzenlemeye hız verdi. Sonra bakti ki yolu Hizbullah ile buluşmaya doğru gidiyor, aynı kararlılık ve hızla bu faaliyetlerini kesip attı. Bugün yine baktı ki İslamcı Kürtçülük iyi pirim yapıyor, hiç tereddüt etmeden aynı tutumu bıraktığı yerden yine sahiplendi. Ancak bu kez sahneye öncekilerden biraz farklı olarak Saidi Nursi’nin asıldığı meydanda Cuma Namaz’larını, Kürtçe Hutbeleri koydu. Batman’da Din Alimleri Derneği açıldı. Böylece PKK, oportünist olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

 

Soykırım iddialarıyla uluslararası alanda yeni bir taktik kazanım peşinde olan örgüt, bu hedefi doğrultusunda önceleri çekingenlikle yaklaştığı Ermeni soykırım yalanına artık çok daha büyük cesaretle destek veriyor. Yalan olduğuna bakmadan güneydoğuda bir çok Ermeni yaşarken bu kültürün yok edildiğini ve bugün Diyarbakır’da sadece tek bir Ermeni ailenin kaldığını öne sürebiliyor.

 

Soykırım yalanında aşama kaydeden PKK, bu konuda da küresel efendilerin elinde şekillenen Ermeni faaliyetiyle aynı çizgide buluşuyor. Artık gelenek halini alan 24 Nisan Ermeni yalanı soykırımını anma gününde diaspora, hep yaptığını tekrarlayarak yurt dışında Türkiye’nin diplomatik temsilciliklerinin önlerinde yalanlarını bağıracaklar. Kimisi kiliseyle ilişkilerini bozmamak, kimisi iş dünyasından yeni anlaşmalar kapmak, kimisi film-gösteri dünyasında kendisine yer edinmek, kimisi de gurbet ellerde adam yerine konduğuna şükretmek için toplanacak. Ancak pek çok kimsenin dikkatini çekmeyen bir kurban grubu var ki bunlar küçücük oldukları halde büyüklerinin ellerinden tutup getirdikleri çocuklardır. Demokrasinin sonsuz olduğuna inanılan ülkelerde büyüklerinin programladığı şekliyle büyüdüklerinde her biri soykırım savaşçısı olacaktır. Benzeri bir tutumu Şırnak’ta 23 Nisan kutlamalarına katılmayıp, “alternatif kutlamalar” için “Demokratik Çözüm Çadırına” götürülen çocuklarda da görüyoruz. Bu çocuklar da Ermeni kardeşleri gibi içinde yaşadıkları toplumla kavgalı insan haline getiriliyorlar. Bu bakımdan PKK’lı seçkinlerin günahlarına yenisi eklenmiş olmaktadır.

          

Suriye’deki PKK’ya gelince:

          

Arasında İsrail’in de yer aldığı bölgesel ve uluslararası sömürgeci ve işbirlikçi güçlerin hesaplaşmasına sahne olan bu ülkede PKK, hiç kuşkusuz egemenlerin tarafında yer almaktadır. Ulaştığı bugünkü konumunu neredeyse tümüyle Suriye’ye borçlu olan örgüt burada tüm kartlarını açık oynamaktadır. Tarih ders almayanları terör silahını kullananları namlunun kendisine çevrilmesiyle cezalandırıyor.

 

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat KARAYILAN, örgütün haber ajansına yaptığı açıklamada, oğul ESAD’a, SADDAM’ı örnek verdi. Ona göre SADDAM, Kürtlerle birlikte hareket etmediği için sonu ölüm olmuştu. Bu nedenle ESAD’ın da aynı tutumda ısrar etmemesi uyarısında bulunarak, bu kargaşadan çıkışın tek yolunun Kürtlerin Demokratik Özerklik haklarının verilmesi olduğunu ileri sürdü.    

 

PKK, Suriye’deki ayaklanmada kendi yörüngesindeki siyasi partileri kullanarak, örgüt diliyle “Batı Kürdistan” olarak tanımlanan bölgedeki denetimi tümüyle ele geçirmeye çalışıyor. Çabaları çerçevesinde adı-sanı duyulmamış irili ufaklı 13 Kürt partisini biraraya getirmeye çalıştı. Bunlardan dokuzunun “siyasi meclis” adıyla bir ittifak oluşturmalarını başardı. Örgütün haber kaynakları bu ittifakta yer alan partilerden, Kürt Sol Partisi, Teyyar el Mustakbel Kurden ve El Parti’den temsilcilerin 21 Nisan günü Kandil’de M. KARAYILAN ile görüştükleri bildirdi. Haberin devamında, KARAYILAN’ın, Batı Kürdistan’da tarihi günlerin yaşandığını, Kürtlerin aralarındaki anlaşmazlıkları bırakıp ortak hareket etmeleri gerektiğini söylediği ve söz konusu heyetin Suriye’ye dönüşlerinde PYD ile de en büyük Kürt partisi olarak görüşecekleri bildirildi.

 

Değindiğimiz bu gelişmelerin ışığı altında; PKK’nın önümüzdeki yaz aylarında kırsalda, şehirlerde ve uluslararası alanda, sınırlarımızın dışındaki olayları da kullanarak çok daha kararlı bir şekildeki eylemlerle talepkâr olacağını değerlendirmek yanlış olmayacaktır.