BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK) yazılı açıklamasında, Suriye'de koşulların giderek ürkütücü bir hal aldığı, insanların kuşatma altında açlık çektiği ve sivillerin ayrım gözetilmeksizin hedef seçilerek öldürüldüğü ifadelerine yer verilmiştir. Ancak Suriye’deki iç savaşın bitmesine ilişkin maalesef herhangi bir gelişme gözlemlenememektedir. Buna karşın Türkiye’de özellikle son dönemde Gaziantep’te yaşanan gerilimlerden sonra Suriyeli sığınmacıların bir sorun olarak algılanmaya başlandığı şeklindeki görüşler artmaya başlamıştır.

 

BM’nin son verileri Lübnan'da 1,14 milyon, Türkiye'de 815 bin ve Ürdün'de 608 bin Suriyeli sığınmacı bulunduğunu bildirmektedir. Söz konusu rakamların da işaret ettiği gibi Suriyeli sığınmacı sorunu Türkiye’yi olduğu gibi Suriye’ye komşu ülkeleri yakından ilgilendirmektedir. Bu durum ise sığınmacı kabul eden ülkelerin üzerinde ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle sığınmacıların büyük çoğunluğunun onlar için hazırlanmış kamplara sığmaması nedeniyle büyükşehirlere kasabalara yönelmelerine sebep olmuştur. Araştırmalar sığınmacıların %38’inin standartların altında yaşadığını göstermektedir.[1] Bu ise hem Suriyelilerin hem de sığındıkları ülkelerin standartlarını yakından ilgilendirmektedir.

 

Ev Sahibi Türkiye

 

Türkiye, çok kültürlülüğe yabancı bir ülke değildir. Bu bakımdan Türkiye, kabul ettiği sığınmacı sayıları ile göz doldurmuş ve insani akımdan üzerine düşen bir görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. Türkiye, Suriye’den gelen göç akınlarından önce de sığınmacılara ev sahipliği yapmıştır. İran -Irak savaşı sürecinde Irak’tan kaçan Kürtlere kapılarımız açılmış, 110 bin Kürt başta Diyarbakır olmak üzere Türkiye’de misafir edilmiştir. Balkan ve Kafkaslar’dan baskı ve savaşlardan kaçan yüz binlerce kişi Türkiye topraklarına sığınmış, 1979’da devrimden kaçan İranlılar, 1992’de Ermeniler, Sovyet işgalinden kaçan Afganlar, 1989’da Bulgarlar ve daha binlerce sığınmacı çeşitli nedenlerle Türkiye’ye gelmiştir. Türk halkı bu bakımdan sabrının engin olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Fakat Türkiye’ye sığınan 2 milyon Suriyeli gibi ciddi bir rakam, Türkiye’nin önceki tecrübelerini zorlayan bir rakam olarak yorumlanabilecektir. Dolayısıyla bu kadar “misafir” Türkiye’deki dengeleri muhakkak ki etkileyecektir. Fakat Gaziantep’teki olaylarda da görüldüğü gibi bundan sadece bir kesim değil, tüm toplum etkilenmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar ulusal bir mesele haline gelmiştir. Şehirden aile sürmek kalıcı bir çözüm olamayacağından, o şehirdeki sorunları hafifletme çabasından öteye geçemeyecektir. Benzer huzursuzluklar başta sınır illeri olmak üzere çoktandır yaşanmaktadır. Bu nedenle söz konusu durumun sadece Gaziantep’in ya da olay çıkan bölgenin bir sorunu olarak ele alınması büyük bir hata olacaktır. Gaziantep’teki olayların benzerleri basına yansıdığı kadarıyla örnek olarak daha önce Ankara ve Bursa’da da yaşanmıştır. Ankara’da Suriyeliler maalesef taşlanmış, Bursa’da da Gaziantep’tekine benzer bir durum olmuş ve aileler sürülmüştür.

 

Yaşanan bu olayların temeline inildiğinde ilk dikkat çeken husus, Türkiye’de sığınmacılar için sunulan hizmetlerin yetersiz kalması olarak karşımıza çıkmaktadır. Mülteci kamplarının nicelik olarak dahi sığınmacı akınlarına cevap verememesi, kamplarda yer edinemeyenlerin kamp olmayan yerlere yönelmesine neden olmuştur. Sığınmacıların bu akınları yerleştikleri yerlere sosyal, demografik ve ekonomik açılardan etki etmelerine, dolayısıyla da fark edilmelerine neden olmuştur. Emek yoğun sektörlerde ucuz işgücü arzıyla, gittikleri yerlerdeki işsizliğin ve kayıt dışı istihdamın artmasına neden olmuşlardır. Maalesef artan şikayetler halk arasında olumsuz bir Suriyeli algısı oluşmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte Suriyeli kadınların istismarı hakkında basına yansıyanlar, Gaziantep’in kadın cinayetlerinde İstanbul’dan sonra ikinci sıraya yükselmesi örneğinde olduğu gibi, toplumsal olarak da Türkiye’nin hazırlıklı olmadığı bir yükün altına girdiğinin bir başka göstergesidir.

 

Bu noktada asıl üzerinde durulması gereken konu ise bu sorunlar ve sığınmacılar kalıcı mı yoksa gerçekten şimdiye kadar dillendirildiği gibi geçici mi noktasıdır: Gaziantep’te 400 Suriyeli ailenin sürülmesi gibi son çare olarak kullanılan yöntemler buradaki gerilimi belki biraz rahatlatmıştır, fakat sorun ulusal bir hal aldığı için maalesef çözümü bu olmayacaktır. Türkiye’nin Suriye’deki iç savaştan gelecek göç akımları için beklentileri ve hazırlıkları en fazla 100 bin sığınmacı geleceği şeklindeydi. Mülteci sayısının hızla ve kontrolsüz bir şekilde artması Türkiye’yi bir bakıma mültecilere karşı hazırlıksız konumda bırakmıştır. Zira Kilis’teki Suriyelilerin sayısının yerli halkın sayısını çoktan aştığı bilinmektedir. İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlar, Türkiye’de 1 milyon 385 bin Suriyeli bulunduğunu göstermektedir. Bu rakamlar hükümet tarafından, Suriyelilerin rağbet ettiği, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Türkiye’nin diğer büyükşehirlerinde ve sınır illerinde benzer durumların her an yaşanabileceği yönünde bir uyarı olarak ele alınmalıdır. Zira Suriye’den gelen sığınmacıların birikimleri gün geçtikçe azalmaktadır. Bu da ilerleyen günlerde ekonomiye daha fazla entegre olmak isteyeceklerini göstermektedir.

 

Suriyeli göçmenler konusu Türkiye için kırılgan bir hal almıştır. Sığınmacıların durumları, gereksinimleri ve gelecekleri iyi tayin edilmelidir. Suriyelilerin yaklaşık yarısının evlerini terk etmek zorunda bırakıldığı, her sekiz Suriyeliden birinin yani üç milyon kişinin ülke dışına kaçtığı, Suriye içinde de yaklaşık 6,5 milyon kişinin yerinden edildiği söz konusu durumda, bunların yarısından fazlasının çocuk olduğuna dikkat edilmelidir. Bu sorunlara ek olarak sığınmacıların kaçışları sırasında maruz kaldıkları olumsuz doğal ve doğal olmayan durumlar mülteci sorununun insani yönü bakımından kötü bir çerçeve çizmektedir. Örneğin Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin yüzde 70’inden fazlasının kadın olduğu belirtilmektedir. Sadece bu bakımdan bile konunun daha farklı bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.

 

Öte yandan bu sığınmacıların yakın zamanda vatanlarına dönebilmeleri için uygun bir konjönktür de maalesef mümkün gözükmemektedir. Türkiye, Suriyeli mültecilere ilaveten Irak’taki IŞİD saldırıları sonucu Ezidiler başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu sınırında yeni bir göç dalgası ile de karşı karşıya kalmıştır. Tüm bunların Türkiye’ye güvenlik endişesi olarak yansıma olasılığı da endişe vericidir. Bu ise Suriye’deki sorunun ve Türkiye’deki ilgili gelişmelerin devam edeceğine işaret etmektedir. Mevcut sorunlara yakın gelecekte, kadınların istismarı, eğitim çağındaki çocukların eğitim gereksinimleri, hayata entegrasyonları için Türkçe öğrenmeleri, geçici koruma statülerinin yetersiz kalacağı gibi birçok durum ve sorun eklenecektir. Tüm bu sorun potansiyeli taşıyan durumlar için ayrı ayrı politikaların geliştirilmesi, başarıyla uygulanması ve bunlar için de yeterli kaynaklara hakim olunması gerekecektir. Buna ek olarak; Türkiye’nin halihazırdaki sorunlar karşısındaki politikaları bundan sonrası için referans olarak değerlendirilecektir. Bu kıyaslamada Türkiye’nin yetersiz kalması olasılığı ise sadece Suriyeli sığınmacıları değil, hem içeride hem de uluslararası alanda Türkiye’yi zor durumda bırakabilecek türdendir.

 

Değerlendirme

 

Sonuç olarak, Suriye’deki iç karışıklığın Irak gibi komşu ülkelerde de yaşanıyor olması Türkiye’nin bu göç dalgalarından etkilenmeye devam edeceğini göstermektedir. Suriyeli sığınmacıların işaret edildiği gerginlikler Türkiye için yeni değildir ve etkin bir önlem alınmadıkça, yani sorunun kaynağı giderilmedikçe maalesef bitmeyecektir. Bu çatışmalar ve huzursuzluklar Türkiye için uyarı olarak algılanmalıdır. Türkiye’nin soysal, kültürel ve ekonomik yapısının hazır olmadığı bir sürece doğru sürüklendiğini kanaatindeyiz. Bu endişelerin yanında, Türkiye’nin konukseverliği konusunda Iraklı Türkmenlerin Türkiye’ye giremedikleri gibi çifte standart iddialarının henüz giderilememiş olması dikkatle incelenmelidir. Zira iddia edilen bu uygulama, Türkiye’nin Filistin’den, Suriye’den ve Irak’tan kabul ettiği sayıları milyonları bulan sığınmacılar göz önüne alındığında, göç politikamıza ya da bölgedeki stratejik hedef ve planlara şüpheyle yaklaşılmasına sebep olabilecek niteliktedir.

 

 


[1] BM Mülteciler Yüksek Komiseri, Devletleri Ülkesinden Kaçan Suriyeliler İçin Açık Kapı Politikasını Sürdürmeye Çağırıyor, http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/bm_m%C3%BCltwciler_y%C3%BCksek_komiseri.pdf Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2014