Bu senenin ilk yarısı adadaki ve dağdaki PKK’lıların sanki meşru bir savaşın tarafıymış edasıyla aldıkları ateşkes kararlarıyla geçti. Söz konusu kararların biri vitrine konulan sahte diğeri gizli tutulan ancak gerçek olan iki amacı bulunmaktaydı. Sahte olan amaç; Türkiye’nin demokratikleşmesine yardım etmek, “Kürt sorununun” barış yoluyla çözülmesini ve “anaların artık ağlamamasını” sağlamaktı. Ateşkes kararları şehirlerdeki PKK’lılar ve onların dış halkalarında bulunanlar tarafından örgütün barış adına devlete uzattığı el olarak sunuldu. Yoğun bir basın-yayın desteğiyle tehdit algılama duyusu zaten felçli olan kamuoyuna bir narko-terör ve organize suç örgütü olan PKK’nın Türkiye’nin sorunlarının çözümünde anahtar rolü oynayabileceği kanaati yerleştirildi. Ada, dağ ve şehir üçgeni ateşkesle, memlekete büyük bir iyilik yaptığını savunarak PKK’nın çözümsüzlüğün tarafı olmadığını, dökülecek kandan devletin sorumlu olacağını öne sürdüler. Utanmazlık içinde Türkiye’ye ve bütün dünyaya devletin “Kürt sorununu” çözmek istemediğini, Kürtleri sözde baskıyla yönetmeye devam etme kararlılığında olduğu yalanını sürdüler.

 

Silahlı eylemlerine bir süre ara verdiğini öne süren PKK’nın dikkatlerden uzak tuttuğu gerçek amacı ise sözde eylemsizlik içinde hareket edebildiği her yerde devleti boşa çıkaracak örgütlülüğü yaratmaktı. Kısaca silahlı eylemi, siyasi eyleme dönüştürmekti. Örgütün ve işbirliği halinde olduğu çevrelerin iddia ettikleri gibi zaman barışın tesisi ya da “Kürt sorununun” çözümü için harcanmadı. KCK ve DTK’nın bölgenin egemenliğini devletten almasına çaba gösterildi. Bu arada İmralı ve Kandil silahlı teröristlerin yirmidört saat terörist olarak kalmalarının zorunlu olduğu talimatlarını yeniledi.

 

Fazla ayrıntıya girmeden yapılmak isteneni ifade edersek; KCK devlet, DTK onun uygulayıcısı, HPG (Halk Savunma Güçleri) ise tek yaptırım gücü olacaktı. Siyasi ve toplumsal kolları ise herkesçe bilinen dernekler ve siyasi oluşumdu.

 

Bu çerçevede ada ve dağ yöneticileri dönem içerisinde ve gelecekte nelerin yapılması gerektiğini gayet açık talimatlarla silahlı-siyasi-sivil tüm PKK’lılara duyurdu. Silahlı birimlerle, yerleşim merkezlerindeki birimler arasındaki ilişki ve işbirliğinin sağlam temellere oturtulması amacıyla il ve ilçelerde KCK örgütlendi. Seçimlerden önce KCK kongresi yapıldı. Yeni bir anayasa yapılması ve bu anayasada Kürtlerin kimlik ve toprak olarak tanımlanması isteği dayatıldı. Hakikatleri Araştırma Komisyonu ile sözde akil adamlarla bir barış komisyonu oluşturulması, ÖCALAN’ın sözde “barış çabalarına etkili bir katılımı için cezaevleri koşullarının iyileştirilmesi” istendi. PKK’nın devletleşmesinde belirleyici bir adım olacağı için ısrarla “Kürt Ulusal Konferansı” düzenlenmesi çağrıları yapıldı. Tüm bunların amacı, PKK’nın Türkiye ve dünya nezdinde muhatap olduğunun, meşruiyetinin kabul edilmesini sağlamaktı. Barış ve çözüm çağrılarının içerisine gizlenen bu sinsi amaca ulaşılması güvenlik güçlerinin kapsamlı bir şekilde gerçekleştirdikleri KCK operasyonuyla şimdilik engellenmiş oldu.

 

DTK tarafında da oldukça yoğun bir faaliyet görüldü. PKK’nın siyasi ve sivil üyelerinin öncülüğünde DTK’nın kongreleri, Diyarbakır ve Hakkari gibi illerde ve ilçelerde, hatta bazı köy ve mahallelerde örgütlenmeler tamamlandı. Belediyelerin biri Türkiye Cumhuriyeti’nin diğeri DTK’nın olan “ikili hukuka” hazır olmaları istendi. Bu çerçevede yerel yönetimlerin DTK’nın il konseylerinin alacağı kararlar doğrultusunda hareket edecekleri, bölgede “demokratik özerklik” ilan edileceği açıklamaları yapıldı. “Demokratik özerklik” için halkın da temsilcileri vasıtasıyla dahil edileceği ve alınacak böyle bir kararın bizzat halk tarafından alınacağı öne sürüldü.

 

DTK’nın özetle değinilen girişimlerinin amacı da KCK’dan farklı değildir. Kapı kapı dolaşılarak ve seçimlerde kullanılan seçmen listelerini ve bilgilerini ele geçirerek halkın üzerinde kurulan baskıyla oylama yapmak sadece bilinen sinsi planın parçasıdır. Kurgulanmış bir oylamayla devletin bölgedeki varlığının yok sayılması güya halka onaylattırılmaya çalışılmaktadır. Sonucu en başta belli olan oylamayla biri devletin, diğeri PKK’nın olmak üzere ikili bir yönetim meşru hale getirilmek istenmektedir. Sürecin örgüt eliyle şekillendirilmeye devam etmesi halinde PKK’nın narko-terörist ve organize suç kimliğinden sıyrılarak Kürt halkını savunma örgütüne dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. DTK’nın yapılanması il ve ilçelerin mülkî yapılanmasına benzemektedir. Nasıl ki devlet buralarda maliye, asayiş, hukuk gibi alt birimlerle kamuyu yönetiyorsa, DTK da benzeri bir örgütlülük içinde devletin rolünü üstlenmeye çalışmaktadır.

 

Bu dönemin önemli bir yönü de, gençlerin gruplar halinde K. Irak’taki kamplarda toplumsal olaylarda ve bireysel eylemlerde silah ve patlayıcı kullanma, suikast eylemleri gerçekleştirme eğitiminden geçirilmeleridir. Nitekim eğitimli gençlerin seçim öncesinde terörün yoğun olduğu yerlerdeki molotoflu, havai fişekli saldırıların, polisle çatışma eylemlerinin etkili bir şekilde gerçekleştirilmesine tanık olduk. “Apocu Gençlik İnisiyatifi” isimli gençlik örgütünün adını sıkça duyar olduk. Diğer taraftan ele geçen silah ve uyuşturucunun miktarındaki büyüklük, barış-çözüm laflarıyla meşgul edilen toplumun dikkatinden kaçırıldı. Kaba bir orantılamayla bire/on ölçüsüyle alındığında ele geçen bir silah ya da uyuşturucu kaçakçılığına karşılık ele geçirilemeyen miktarın dokuz kat olduğu düşünülürse örgüt yandaşlarının ne ölçüde silahlandırıldığı, para kaynağının nerelere ulaştığı anlaşılabilir.

 

Tüm bu adımlara rağmen PKK’nın önde gelenleri dönemi siyasi oluşuma kotarmada yeterince etkili olamadılar ve örgüte farklı bir eylemliliğe geçiş yapılacağının talimatlarını verdiler. “Devrimci halk savaşı” olarak ortaya atılan bu eylemlilik doğrultusunda örgüt birimleri hızlı bir geçiş gerçekleştirdiler. Bu geçişin öncekilerde olduğu gibi kıvrak bir şekilde yapılmasının, örgütün katı ve sıkı bir yönetim altında olmasından kaynaklandığı unutulmamalıdır. Bu kadarı bile bolca savrulan demokratik lafların sadece dillerde olduğunun açık bir göstergesidir.

 

Bizzat KARAYILAN, bu savaş için bir yıldan fazla bir zamandan beri hazırlıklarını sürdürdüklerini belirtti. ÖCALAN ise “devrimci halk savaşını” , “başkaldırı, isyan ve herşeyin olabileceği” bir süreç olarak tanımladı.

 

ÖCALAN-KARAYILAN ikilisi istekleriyle hep bir arada andıkları, aksi halde başlatacakları tehdidini savurdukları “devrimci halk savaşı” nedir, PKK’nın açıklamalarından yola çıkarak bir göz atalım:

 

– Kırsaldaki teröristin eylemlerinin büyük ya da etkili oluşunun bir önem taşımadığı, askeri hareketliliği üzerine çekeceği için bunun başarı bile sayılamayacağı, eylem yapmış olmak için eylem yapılmasının hata olduğu,

 

– Eylemlerin siyasi bir programa göre gerçekleştirilmesinin gerektiği, siyasi çözümün işlememesi halinde bu savaşın devreye gireceği, bunun anlamının ise KCK olduğu, KCK’nın örgütlenmesinin sağlanmasının bu yolla başarılacağı,

 

– Demokratik özerklik, ekonomi, hukuk, kültür ve diğer alanlardaki örgütlenmeyle devletin yıkılacağı, yerine kendi sistemlerini kuracakları,

 

– Bu sistemin tek egemen olarak kurulacağı yerler kadar devletle egemenliğin paylaşılacağı ikili sistemin de yaratılacağı, uygulama alanının tüm bölgeye yayılmasının temel amaç olduğu,

 

– Amaca ulaşılmasında bölgenin örgütün denetimi ve kontrolü altına alınmasının şart olduğu,

belirtilmektedir. Anlaşıldığı üzere bu savaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğinin PKK’nın eline geçirilmesi, olmadığı takdirde devletle paylaşılmasıdır.

 

Terör elebaşlarının açıkça bildirdikleri tamamlanmış hazırlıklarının sağladığı özgüvenle bölgede yeni bir eylemlilik gerçekleştirilmeye başlandı. Önce ilkbahar aylarından itibaren hiç ara verilmeden yürütülen sokak eylemleri, protesto gösterileri, sivil itaatsizlik son buldu. Sonra alan hakimiyetini ele geçirmek için asker ve polis hedef alındı. Kırsal ve şehir birimlerinin eylemlerine ve kullanılan silah-patlayıcıya çeşitlilik getirildi.

 

Bugün artık, PKK’nın suikast, baskın, tuzaklama, yol kesme, asker ve bürokratı kaçırma ve pusu eylemlerinin sayısında artışın ve gerçekleştiriliş şeklinde yeni buluşların olduğunu görmekteyiz. Bu durum, kırsaldaki silahlı ve yerleşim birimlerindeki sivil teröristlerin aralarındaki iletişimin çok hızlı yürüdüğünü ortaya çıkarmaktadır. Eylem öncesinde ve sonrasında hızlı hareket edebilmeleri ise eylemlerin planlama ve gerçekleştirilme aşamalarında iki birim arasındaki irtibat ve muhaberenin güvenli ve hızlı işlediğinin kanıtıdır. Güvenlik güçlerinin üslenme alanı olarak kullandıkları kırsal ve yerleşim birimlerindeki yerlerin sivil teröristlerin yakın ve sürekli gözetlemesi altında olduğu anlaşılmaktadır. Bu sayede polise sahte ihbarlar yapıp, pusu alanına çekilmesi, askere geçiş güzergâhlarında pusu, baskın ya da tuzaklama eylemleri gerçekleştirilebilmektedir. PKK’nın kırsaldaki birimlerinin birbirleriyle, merkezleriyle ve yerleşim birimlerindekilerle haberleşmelerinde önceki yılların aksine ileri teknoloji ürünü cihazları ve teknikleri kullandıkları sonucu çıkmaktadır.

 

Bölgedeki devletin yatırımlarını işlemez hale getirmek üzere 1986’ların eylem tarzına geri dönerek iş makinalarının yakılmakta, işçiler ve işadamları kaçırılmaktadır. Askerin lojistik desteği kesilmeye, güvenliği arttırıcı girişim ve yatırımlar engellenmeye çalışılmaktadır. DTK’nın maliye komisyonlarının yönlendirmesi altında yürütüldüğünden kuşku duyulmaksızın haraç toplanmaktadır. Şanlıurfa/Suruç’ta haraç vermeyi ret eden iki kardeşin öldürülmeleriyle zaten hiç durmayan bu faaliyetin varlığı bir kez daha görüldü. Güvenlik güçlerinin soruşturmalarıyla ortaya çıkan sonuçta, yerleşim birimlerindeki örgüt üyeleriyle kırsaldakiler arasındaki bağlantının kusursuz işlediği, istihbaratın eksiksiz yapıldığı anlaşıldı.

 

Kırsala ve yerleşim birimlerine hakim olmak suretiyle, asker ve polisi çalışamaz hale getirmek birincil amaçtır. Bunu başarmaları halinde, asayiş sağlanamayacağını, kamudüzeninin bozulacağını, devletin hukuku ve meşruiyetinin yok edileceğini değerlendirmektedirler. Her istediklerini yapmalarının önünde hiçbir engel kalmayacağını düşünmektedirler.

 

Barış-demokratik çözüm girişimlerinin arkasına saklanarak “devrimci halk savaşı” için eğitilen “Apocu gençlik inisiyatifi” polisin yerini almak, bir yandan halkı sindirirken diğer yandan da onun nazarında olumlu yargı kazanmak için eylemler yapmaktadır. Yüksekova’da, Adana’da örgütün bilgisi dışında uyuşturucu kaçakçılığı yapanlara eylem düzenlemektedir.

 

Anahatlarıyla özetlenen söz konusu gelişmelere bakarak çok yakın bir gelecekte KCK’nın bölgedeki örgütlenmesinde daha yoğun çaba harcayacağını söylemek hiç zor değildir. Henüz atılmamış ciddi bir adım olan yurt dışından ülkemize yöneltilecek PKK’ya destek veren girişimlerin gelmesi beklenmelidir. Ve ayrıca unutulmamalıdır ki yurt içinde kamuya istediği düzeni vermeye çalışan PKK, Suriye’deki kargaşadan da çıkar sağlamak üzere hazırlıklar yapmaktadır.

 

* Bu yazı, 17 Ağustos 2011 tarihinde Hakkari’de verilen 7 şehitten önce yazılmıştır.