Eylül ayı içinde Türkiye ile Çin’in “Anadolu Kartalı” tatbikatları kapsamında müşterek bir hava kuvvetleri tatbikatı yaptıkları ifade edilmektedir.

 

Ortak tatbikatın, Çin Başbakanı Wen Jiabao'nun 8 Ekim Cuma günü Türkiye'ye yapacağı ziyaret öncesine rastlamış olmasının tesadüf olmadığı değerlendirilmektedir. Savunma sanayii uzmanları, Konya'daki manevralarda savaş oyunlarına katıldıkları tahmin edilen Çin'in Rus yapımı Mig 29 ile Su 27 savaş uçaklarının, Türkiye'nin envanterinde bulunan Amerikan Lockheed Martin yapımı F-16'lar ile yüksek teknoloji açısından mukayese imkanına sahip olduklarını ifade etmişlerdir. Bu tatbikat sayesinde Türk Hava Kuvvetleri'nin, Rus yapımı bu savaş uçaklarının yetenekleri konusunda detaylı bilgiye sahip olma olanağına kavuştuklarını söylemişlerdir. Türkiye, geçen yıl Mig 29 almak için girişimlerde bulunmuş, sonradan bu projeden vazgeçmiştir.

 

Türkiye’nin Çin ile olan askeri ilişkileri 1999’lara dayanmaktadır. Teknoloji transferi sağlanarak üretilen 150 km. menzilli karadan karaya füzeler Yıldırım füzesi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde yerini almıştır.

 

Ancak, Çin ile siyasi ilişkiler arzu edildiği şekilde geliştirilemediği için her iki tarafında birbirine karşı şüpheli bir tavırla yaklaşması kaçınılmaz bir durum olmaktadır. Bilindiği gibi, Çin özellikle Orta Asya’da Soğuk Savaş sonrası bağımsızlıklarını kazanmış beş ülke (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan) üzerinde etkinlik kurma çabası içindedir. Bu konuda Rusya ile menfaat çatışması içindedir. Bu bölgedeki Rusya, Çin güç mücadelesi Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) vasıtasıyla dengeli bir şekilde sürdürülmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin bölgede bulunan Türk kökenli ülkelerle olan ilgisi hem Rusya ve hem de Çin’in hoşuna gitmemektedir. Özellikle Çin Türkiye’nin bölgeden uzak tutulması taraftarıdır. Bu nedenle, Çin Türkiye’nin ŞİÖ’nde gözlemci olarak dahi yer almasına karşı bir tutum içindedir. Bunun yanı sıra, Çin’in problem sahası olarak görmüş olduğu Sincan Uygur Özerk Bölgesi konusunda Türkiye’nin taraf olarak yer almasına karşı bir görünüm arz etmektedir. Türkiye bu konuda resmi olarak, kesin bir tavır belirlemekten geri durmayı tercih ederek, görüldüğü kadarı ile Çin’le mevcut ilişkilerini dengeli ve karşılıklı çıkar ilişkisinin zarar görmemesi doğrultusunda sürdürmek taraftarıdır. Bunun altında yatan ana nedenin füze teknolojisi gibi ileri teknoloji transferini gerektiren bir imkanı Türkiye’nin elinden kaçırmak istememesi olarak ifade edilebilir.

 

Çin açısından bakıldığında ise, ticaretin önemli bir girdi olduğu söylenebilir. Türkiye ile Çin arasındaki 14-15 milyar dolarlık dış ticaret hacminde Türkiye aleyhine çok büyük bir dengesizliğin olduğu bilinmektedir. 2009 yılı içinde Cumhurbaşkanı’nın Çin ziyareti her iki taraf için umut vaat etse de, bunun kısa dönemde kapanması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle, Çin’in Türkiye gibi bir pazarı elde tutmak için çaba sarf edeceği değerlendirilmektedir. Bütün bunların dışında, hali hazırda Ortadoğu’da belirli bir etkinliği sağlamış olan Türkiye’yi Çin’in karşısına almasının hiçbir olumlu getirisi olmayacağı, aksine olumsuz bir kısım yansımalarının bulunacağının Çin otoriteleri tarafından hesap edilmekte olduğu ileri sürülebilir.

 

Yapılan bu tatbikatın her iki ülke yakınlaşmasına ve silahlı kuvvetlerinin birbirlerini anlamalarına yol açacağı düşünülebilir. Bu yakınlaşmanın belirli bir vadede yukarıda bahsedilen siyasi alandaki şüpheli yaklaşımın, karşılıklı güvene dönüşmesine katkıda bulunabileceği ve sonuçta Türkiye’nin bundan kazançlı çıkabileceği hesapları yapılabilir. Bu vasıtayla oluşturulan güven ortamına dayalı olarak, Türkiye Çin’in rızasını alarak ŞİÖ'ne başlangıçta gözlemci olarak katılma imkanına kavuşabilir. Bu Türkiye’nin hanesinde küresel sorunlarda etkinlik konusunda prestij kazandıran bir artı olarak yazılmasına katkıda bulunan  bir girişim olarak yer alır.

 

Bu arada yeni, yeni gündeme gelen ve BRIC adı ile anılmaya başlayan; Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan ve “Büyük 4’lü” denilen ekonomik güç ile ilişkilerin güçlendirilmesi açısından olumlu bir adım olarak ele alınabilir. Bilindiği gibi, Türkiye Rusya ve Brezilya ile ilişkileri oldukça geliştirmiş bir durumdadır. Sırada dörtlünün bir diğer ayağı olan Çin ile ilişkilerin arzu edilen seviyeye getirilmesidir. Nitekim Cumhurbaşkanı ziyareti ile başlatılan inisiyatifin, tatbikatlar vasıtasıyla Türkiye tarafından sürdürüldüğü ve Çin’in de buna karşılık verdiği görülmektedir.

 

Bundan sonraki aşamada, Hindistan ile ilişkilerin gündeme gelmesi ve Türkiye’nin kendi bölgesi dışına açılması ile kendine yer edinme çabaları uluslararasında sürpriz bir gelişme olmayacaktır.