Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı Mike Pence Amerikan Fox News televizyonuna yaptığı konuşmasında “Pastör Andrew Brunson serbest kalana kadar Türkiye’ye yaptırım uygulamaya hazırız” dedi. Pence Pazar günkü konuşmasında “Göreve başladığımızdan beri Başkan Trump’la birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetiyle bu konuyu doğrudan konuştuk. Bu görüşmeler ara vermeden devam ediyor. Bu hafta Brunson’un cezaevinden ev hapsine geçirilmesini sevinçle karşıladık. Hem Brunson ile hem de eşiyle konuştum, Brunson evine dönmek istiyor. Brunson serbest bırakılmalı ve ABD’deki evine dönmesine izin verilmeli. Başkan Trump’la birlikte bu konuyu hafta içinde açık bir şekilde dile getirdik. Hakikat şu ki, Pastör Brunson’un tutukluluğunu ev hapsine çevirmek yeterince iyi değil. ABD Türkiye’ye Brunson serbest kalana kadar yaptırım uygulamaya hazır” ifadelerini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise ev hapsine çıkarılan Rahip Brunson hakkında, “Yaptırımla geri adım atmayız. Brunson konusunu pazarlık yapmadık. Brunson konusunda tavır değişikliği Trump’ın sorunudur. İddia edildiği gibi bir pazarlık yapılmamıştır. Biz göbeğimizden ABD’ye bağlı değiliz. Samimi bir ortağı kaybedeceğini de unutmamalı” dedi. F-35 uçaklarının teslimatı ile ilgili de konuşan Erdoğan, “Bizi bir yerden daha tehdit etmeye başladılar. Neymiş F-35’leri vermeyebilirlermiş. ‘Vermezseniz, uluslararası tahkime gideriz’ dedik. Alternatifsiz bir dünyada yaşamadığımız unutulmamalı.” dedi.

 

Ev hapsine alınan Andrew Craig Brunson konusunda ABD’den gelen açıklamaları ve Türkiye’nin tutumunu TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, TRT Radyo Haber’de Elif Yeriğ, Erhan Yardımcı, Fatih Dağdelen ve Bahadır Şerif Onaran’ın hazırladığı Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

Gencehan Babiş’in değerlendirmelerinden öne çıkan başlıklar şöyle….

 

“ABD, Bu Üslubuna Devam Ederse Çözümsüzlük Büyür”

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) üslubunun Türkiye açısından kabul edilebilir olmadığının altınızı çizmek gerekir. Türkiye ve ABD, NATO’nun en büyük iki ordusuna sahip iki ülke ama halihazırdaki durumda Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye yönelik tehdit dili kullanarak Türk yargısına müdahale etme amacıyla bir yaklaşım benimsediğini görüyoruz. Türkiye’den bununla ilgili tepki zaten Dışişleri Bakanlığımız dahil resmi makamlarımız yapılan açıklamalarda ortaya kondu. Burada Amerika Birleşik Devletleri’nin yapması gereken aslında Türkiye’ye karşı bir tehdit dili kullanmaktan ziyade Andrew Craig Brunson isimli evanjelist pastörün haklılığını ortaya çıkartabilecek şekilde hukuki belgelerle kendini anlatması gerekiyor. Örneğin Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden iadesini istediği FETÖ elebaşıyla alakalı Türkiye’den kolilerce belge gönderdi ve büyük çaba sarf ediyor. Amerika Birleşik Devletleri haklılığını eğer kanıtlamak istiyorsa hukuki olarak bunu denemelidir. Eğer bu tarz bir üslup kullanılırsa ilerleyen günlerde bu çözümsüzlük daha üst bir boyuta da tırmanabilir.

 

“ABD İç Politikasında Brunson’ın Evanjelist Kimliği Belirleyici”

 

Andrew Brunson’un ev hapsine alınmasına ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından yapılmıştı ve bu durum “memnun edici” bir gelişme olarak addedilmişti ve “bu sürecin devam etmesini bekliyoruz” tarzında bir açıklama yapılmıştı. ABD tarafında iç ve dış politikada bazı dinamikler, Brunson mevzuuna ABD Başkanı Donald Trump’ın ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in neden yoğunlaştığını gösterme noktasında önemli bazı doneler vermektedir. Bunlardan ilki, Andrew Brunson’ın evanjelist kimliğidir. ABD içerisinde evanjelist STK’ların yönetim üzerinde baskı oluşturduğunu ve özellikle Trump döneminde Obama dönemine göre daha etkin bir hale geldiklerini görüyoruz. Amerikan politikasında artık evanjelistlerin daha hegemon olduğu bir anlayış var diyebiliriz.

 

“ABD, Türkiye’yi Kendine Yakın Tutmak İstiyor; Fakat…”

 

Dış politika tarafında ise farklı bir konu bulunuyor. ABD, Türkiye’yi kendine yakın tutmak istiyor ama Türkiye’ye karşı taahhütlerinin birçoğunu yerine getirmemiş durumdadır. Son dönemde ABD’nin özellikle İran’ı Orta Doğu’da geriye çekmeye yoğunlaşmış bazı politikaları ve bu doğrultuda bir yaptırım planı var. Bu noktada Türkiye’nin buna katılmak istemediğini, ulusal çıkarlarının bu doğrultuda olmadığını deklare ettiğini görüyoruz. Öncelikle bu Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir bakıma rahatsızlık yaratmış durumda. Diğer taraftan da Türkiye’nin Rusya’yla bir yakınlaşma süreci de devam ediyor. Aslında ABD’deki Senato ve Temsilciler Meclisi’nin F-35’lerin satılmasını askıya almaya ilişkin kararını Türkiye’nin Rusya’yla anlaşmasını yaptığı “S-400”lerden bağımsız görmemek lazım. Bir de son olarak Çin ile yapılan bir ticari anlaşma söz konusu… Trump son süreçte Çin’in artan ticari etkinliğine bir set çekmek için önlemler hayata geçirmeye çalışıyor. Türkiye’nin ise birkaç önce Çin’le yaptığı büyük bir kredi anlaşması dikkat çekici bir gelişmedir. Dolayısıyla ABD içerisinde bir “evanjelist baskı” var ama diğer taraftan da dış politikada ABD Türkiye’ye taahhüt ettiklerini yerine getirmediğini ve Türkiye’nin yeni yönelimlerinden de Amerika Birleşik Devletleri’nin rahatsız olduğunu görüyorsunuz.

 

“1975’teki Ambargo Sonrası Türk Savunma Sanayi Gelişti”

 

Türk – Amerikan ilişkilerindeki, yaptırımlara baktığınız zaman bunların ilk yaptırım kararı olmadığı görülecektir. Türkiye’nin haklı şekilde gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası, 1975’te bir Türkiye’ye karşı silah ambargosunun ortaya koyulduğunu görmüştük. Bu, ilişkilerin aynı zamanda en sorunlu dönemlerinden biriydi ama Türkiye’yi çok derinden etkileyen bir süreç mi oldu, hayır. Bu ambargonun koyulmasının ardından Türkiye’de yerli savunma sanayinin gelişmeye başladığını ve bugünlerde de çok önemli merhalelere ulaştığını görüyoruz.

 

“İlişkilerin Brunson Zeminine İndirgenerek Tartışılması Olumlu Katkı Sağlamaz”

 

İkili ilişkilerde ABD tarafından eğer her şey Brunson meselesine indirgenir ve ilişkiler bu temelde tartışılırsa bu ilişkilere olumlu herhangi bir katkı yapmaz, sorunlar büyür. Özellikle “Menbiç” noktasında bir diyalog süreci oluşmuştu ve devam ediyordu. Bunun ilişkilere artık biraz daha olumlu katkılar verdiğini görmüştük son süreçte ama Andrew Brunson ilişkileri geren bir gündem maddesi oldu. Türkiye’de bağımsız yargının olduğu ve uluslararası herhangi bir faktörün buna etki edemeyeceği, Türkiye’nin de buna izin vermeyeceği bir düzen bulunmaktadır. Yalnız, öte yandan bu tür davaların siyasi boyutu da var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kısa bir süre önce aslında ortaya bir formül koymuştu “Evet, bizim elimizde bir papaz var ama bir papaz da Pensilvanya’da duruyor. Alın papazı verin diğer papazı” minvalinde sözler söylemişti. Eğer Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’nin terör örgütü dediklerine müttefiklik gereği terör örgütü diyebiliyorsa bu formülün hayata geçirilmesi ve Türkiye’nin oraya yolladığı kolilerce kanıtın karşılığında oradaki FETÖ elebaşını Türkiye’ye göndermesi gerekiyor. Diğer taraftan “Halkbank Davası” mevzusu var. Görüşmelerin sürdüğünü hem Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, hem de Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu hem ifade etti. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’nin tezlerine saygı göstermesi ve yargı prosedürünü bu şekilde işletmesi gerekiyor.