Oldukça klasik bir tâbir olmasına rağmen “balayı” terimi Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan son gelişmeleri yansıtan en uygun kelimedir. 512 yıl sonra ilk defa bir Rus devlet başkanı olarak Vladimir Putin’in 2004 yılı sonlarında Türkiye’yi ziyaretinin üzerinden henüz bir aydan biraz fazla bir zaman geçmişken Başbakan Erdoğan 10 Ocak 2005 tarihinde Moskova’ya gitti.

 

Ardından Erdoğan, Temmuz 2005 tarihinde Putin’in yazlık sarayına davet edildi. Putin’in Kasım 2005’te Samsun’a gelmesi, çeşitli düzeylerde karşılıklı ziyaretler ve en son geçtiğimiz hafta Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan’ın Moskova ziyareti ilişkilerin geldiği düzeyi göstermesi açısından önemli.

 

Lavrov’a göre ikili ilişkilerin en önemli ayaklarından birisini enerji konusu oluşturmaktadır. Özellikle gündemde olan ikinci Mavi Akım hattının yapımı konusunda nihai kararı projeye iştirak eden şirketlerin vereceğini belirten Lavrov, Türkiye’nin enerjide transit ülke statüsü alması gerektiği inancında olduklarını ifade etmektedir. Lavrov’a göre bu ikinci hattın yapımına karar verilmesinde Türkiye’ye gidecek ek miktardaki doğalgazın Güney Avrupa ile İsrail’e ulaştırılması hususu önemli rol oynamaktadır. Rus Dışişleri Bakanı, Boğazları by-pass edecek birkaç proje üzerinde çalışmalar sürdürdüklerini ve Türkiye’nin önerdiği hat olan Samsun-Ceyhan şıkkına ‘evet’ demeleri için bu hattın ekonomik açıdan diğerlerine nazaran tercih edilir olması gerektiğini vurgulamaktadır. Türkiye’de son günlerin tartışma konusu olan atom santralı inşası konusunda ise Lavrov; “Rus şirketleri Türkiye’deki bu projeye büyük ve ciddi ilgi duyuyor. Türkiye’deki atom santralının ilk reaktör ünitesini Rus şirketleri inşa etmek için rakipleriyle mücadeleye hazır.” açıklamasında bulunmuştur. Rus Bakan ayrıca Türkiye’nin (BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği) girişiminin diğer ülkeler tarafından benimsenmesi durumunda Ankara’ya destek vermeye hazır olduklarını açıklamıştır. Türkiye ile Rusya arasında son bir yıl içinde beş önemli üst düzey görüşmenin olması iki ülke arasında giderek artan yakın işbirliği ve diyaloğun önemli göstergelerinden biri. 16 Kasım 2001 tarihinde New York’ta imzalanan “Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı” ve ardından Başkan Putin’in Türkiye ziyareti sırasında 2004’te çok boyutlu ortaklığı ve dostluğunun derinleştirilmesine ilişkin Ortak Politika Deklarasyonu ikili ilişkilerin ana çerçevesini çizmekte.

 

Ekonomik ve siyasi ilişkilerin giderek derinleşmesi ve buna güvenlik boyutunun da eklemlenmesi artık meyvesini vermeye başlamıştır. Türk Boğazlar rejimini tartışmaya açma tehlikesi bulunan NATO gücünün Karadeniz’e geçişinin gereksizliği konusunda iki ülkenin benzer duruş sergilemesi ABD’yi bu tavrından vazgeçirmiştir. Bu çerçevede geçtiğimiz hafta Güvenlik Konseyi Sekreteri İgor İvanov’un davetlisi olarak Moskova’ya 3 günlük çalışma ziyaretinde bulunan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan’ın temasları da son derece önem taşımaktadır. Türk-Rus ilişkileri tarihinde ilk kez böyle bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan’ın meslektaşı İgor İvanov ile Moskova’da gerçekleştirilen görüşmelerde Kafkasya’daki durum, Ortadoğu çözüm süreci, ayrıca Karadeniz Bölgesi’nde güvenlik, terörizm ve aşırı dincilik ve ayrılıkçılık ile mücadele gibi sorunlar ele alınmıştır. Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan balayının diğer alanlara yansıtılması son derece önemlidir. Başta Kıbrıs konusu olmak üzere Ankara’yı yakından ilgilendiren konularda Kremlin’in desteğinin alınması için son derece uygun bir dönemde olduğumuz düşünülmektedir. ABD ile Rusya arasında bölgede giderek güçlenen rekabette Ankara’nın tavrının giderek belirleyici olmaya başladığı bir dönemde Kremlin’in Türkiye’nin önemini kavramaya başlaması iki ülke arasında yeni ufuklar açmaya başlamıştır.

 

Not: Bu yazı Zaman Gazetesi’nde 2 Haziran 2006 tarihinde yayınlanmıştır. http://www.zaman.com.tr/?hn=290302&bl=yorumlar&trh=20060602