Yıllardır var olduğunu söylediğimiz ancak iktidar tarafından ısrarla reddedilen iktisadi problemlerimiz, jeopolitik riskler ve dış müdahalelerin de etkisiyle ortaya çıkmaya başladı.

 

Türk parasının değer kaybının önüne geçilemiyor ve özellikle doların önlenemeyen artışı özel sektörün borcu üzerine borç ekliyor.

 

Öncelikle belirtmeliyiz ki, Türkiye'nin Suriye'de ki Kürt Koridoruna müdahale etme kararlılığının bir karşılığı olamaz. Ülkemizin bütünlüğü herhangi bir maddi kayıpla ölçülemez ancak yıllardır yaptığımız uyarılar ciddiye alınsaydı, hastalıklı yapının sorunları kabul edilip, tedavi yoluna gidilseydi bu zor süreçte ekonomik sorunlar ayağımıza bu denli takılmazdı.

 

Yıllardır birikmiş sorunların üstesinden biranda gelmek imkansızdır ve bunun cezasını da çekeceğiz ancak bugün alacağımız tedbirlerle orta vadede bir toparlanma sağlayabiliriz.

 

Öncelikle, üretime dayanmayan sıcak para ekonomisi dönemi Türkiye için bitmiştir. Ülkeye ihracat yoluyla sokulamayan dövizin, finansal yatırım araçları yoluyla sokulduğunda sadece geçici bir refah sağladığı artık ülkeyi yönetenler için de anlaşılmıştır.

 

Üstelik Türkiye, dünyada paranın en bol olduğu zamanda, ülkeye giren parayı betona yatırmış, üretim merkezleri yerine finans merkezleri oluşturma yoluna gitmiştir.

 

Bugün Türkiye'nin yapması gereken, üretim ekonomisine geçmek, eğitime yatırım yapmak ve evrensel hukuk kurallarını yargı sisteminde hakim kılmaktır.

 

Eğer ortaya bir üretim iradesi koyulursa, eğitime yatırım yapılır, yatırımcılara güven verecek bir hukuk sistemi hayata geçirilirse, ülkemizin toparlanmaması için hiçbir sebep yoktur.

 

Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir husus ise, üretim faktörünün yüksek teknoloji içermesinin günümüzdeki gerekliliğidir. Bugün Türkiye'nin ihracatında yüksek teknoloji ürünleri yüzde 3 seviyesinde yer tutmaktadır ve bu şekilde dünya ile rekabet etmemiz imkansızdır.

 

Türk kalkınmasının temelinde kendi kendimize yetebilmemiz yatmalı, iktisadi sistem bu temel üzerine yüksek teknoloji üretimi ile bina edilmelidir.

 

Kendi kendine yetemeyen, karnını kendi ürettikleri ile doyuramayan bir Türkiye'nin aldığı tedbirler de hiçbir işe yaramayacak, ne yüksek borçluluk azalacak ne de Türk parasının değer kaybının önüne geçilemeyecektir.