2009 Nahçıvan Deklerasyonu’yla kurulma kararı alınan ve 2010 yılında İstanbul'daki 10. Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi'yle yılında tam anlamıyla hayata geçirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin 4. Liderler Zirvesi 4-5 Haziran 2014 tarihleri arasında Muğla’nın Bodrum ilçesinde “turizm” temasıyla gerçekleştirilmiştir. Toplantıya Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kırgızistan Devlet Başkanı Almazbek Atambayev, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev ve Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov katılmıştır.

 

Türk Konseyi toplantılarını her yıl ayrı bir temayla yapılmaktadır. Önceki toplantılara bakıldığında, bunların çeşitli birçok alanda gerçekleştirildiği görülmektedir. 2011’de Almatı’daki zirve “Ekonomik ve Ticari İşbirliği” temasıyla, Bişkek’te 2012 yılında toplanan zirve “Eğitim, Bilim ve Kültürel İşbirliği” temasıyla Azerbaycan’ın Gebele kentinde geçen yıl gerçekleştirilen zirve ise “Ulaştırma” konusuyla toplanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu yıl “Turizm” temasıyla düzenlenen toplantı sonrasında konseyin dönem başkanlığının Azerbaycan’a devredilmesi kararı alınmıştır. Büyükelçi Halil Akıncı yerine TÜRKPA Genel Sekreterliği görevini yürüten Ramil Hasanov, Türk Konseyi Genel Sekreterliğine atanmıştır.

 

Türkiye’nin en önemli turistik merkezlerinden biri olan Bodrum’da “Turizm” temasıyla toplanan Türk Konseyi’nde Özbekistan, Türkiye ile uzun süreden bu yana yaladığı gerilimli ilişkilerden dolayı katılmamıştır. Bunun yanında, Türkiye ile ekonomik  alanda son derece önemli ilişkileri bulunan Türkmenistan’ın 1995’te Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen “tarafsızlık” statüsüne ve söz konusu teşkilata üye olmamasına rağmen toplantıda temsil edilmesi memnuniyet verici bir gelişme olmuştur. Bu zirveden kısa süre önce, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın dışişleri bakanları tarafından gerçekleştirilen zirve yine hem Azerbaycan ve Türkmenistan arasında Hazar Denizi’nin statüsünde kaynaklı anlaşmazlıkların çözümü hem de bölgesel işbirliğinin daha kapsamlı olarak devam etmesi açısından önemli gözükmektedir.

 

Hazır Bir Kimlik: “Türklük”

 

Çeşitli alanlarda Türk dünyasının yakınlaşması konusunda faaliyet ve çaba gösteren Türk Konseyi’nin özünde “Türklük” paydasında kültürel ve tarihi değerlerden yükselmektedir. Dolayısıyla, Türk Konseyi’nin kendi kimliğini oluşturmak bakımında Avrupa Birliği (AB) gibi ulus-üstü yapılanmalardan daha avantajlı olduğu görülmektedir. AB içerisinde ve dışarısında en fazla tartışılan ve yakın tarihte büyük savaşlar yaşayan ülkeler arasında yaratılmaya çalışılan bir “Avrupalılık” kimliğinden ziyade “Türklük” kimliğinin yaratılmasına ihtiyaç yoktur. Bir diğer deyişle, AB örneğinde bir uluslararası yapı üzerinde yeni bir kimlik ve buna bağlı bir değerler sistemi inşa etmeye çalışılırken Türk Konseyi’ni meydana getiren bizzat tarihi öğeler, kültürel yakınlık ve Türklüğe yapılan referanslar üzerinden bir mekanizman oluşturulmuş, Türk Konseyi, tam da bu değerler üzerinden yapılanmıştır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptığı konuşmasında Türkçe konuşan kişileri tek millet olarak tanımlamıştır. Ne var ki, bu gibi söylemlerin lafta kalmaması da aynı heyecanın devam edebilmesi açısından bir o kadar önemlidir. Türkiye dışındaki diğer Türk Cumhuriyetlerinin kendi aralarında belirginleşen rekabet ve zaman zaman ortaya çıkan sosyal çatışmalar Türk halklarını hak ettiği birliktelikten uzaklaştırmaktadır. Önümüzdeki süreçte sınır aşan enerji ve su kaynakları konusunda meydana gelmesi muhtemel problemleri de düşündüğümüzde Türkiye’nin Türk Konseyi kapsamında daha proaktif davranması gerekmektedir.[1]

 

Öte yandan, AB ile karşılaştırıldığında özellikle siyasi alanda ortak hareket edememe ve kurumsallaşmama konusunda geri kaldığı görülmektedir. Türk Konseyi'nin üstesinden gelmeye çalıştığı en önemli problem Türk dünyası ülkeleri arasındaki ilişkilerin kurumsallaşmasının sağlanamamasıdır. Bu anlamda atılan adımların yeterli olmamakla beraber umut verici olduğu söylenebilir.[2] Türk cumhuriyetlerinin birçoğunun bağımsızlığı henüz 22 yıl öncesinde kazandığı düşünüldüğünde henüz işbirliği sahalarının yeni yeni şekillenmesi de şaşırılacak bir durum değildir.

 

Bilindiği gibi, Türkiye’nin SSCB’nin dağılmasından sonra bölgeye yöneldiği ve birçok sebepten ötürü uyguladığı politikanın başarılı olmaması bilinen bir husustur. Dolayısıyla, son dönemde, Türk Konseyi (Keneşi) bağlamındaki olumlu gelişmeler, 90’lar sonrasındaki ilişkilerin toparlanması olarak değerlendirileceği gibi, asırlık ilişkilerin somut alana aktarılması olarak da görülebilir. Türk dış politikasının gündeminde dünya jeopolitiğinde önemi gün geçtikçe artmakta olan ve kültürel, dini, tarihi bağları bulunan, henüz istenilen yeri almamıştır. Öte yandan siyasi olarak da ilişkilerin üst düzey yetkililer arasında gelişmeye devam ettiği söylenebilir. Son dönemde benzer zirvelerin gerçekleştirilmesi bu durumu daha da iyi bir şekilde açıklamaktadır. 26 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan Dışişleri Bakanları Üçlü Toplantısı’nın ilki Bakü’de yapılmış ve bu zirveden sonra toplantıların sürekli hale getirileceği de belirtilmiştir. Söz konusu gelişmeler, siyasi açıdan da Türk cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinin artması bakımından önemlidir.

 

Hazır Bir Potansiyel: 2014’ün Teması Turizm

 

Birçok alanda Türk Konseyi’nin kurulduğu yıldan bu yana Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerin gelişmeye başladığı, etkileşimin arttığı görülmektedir. Türk dünyasında turizm noktasında alınan kararlar, mutlaka ki, Türkiye gibi bu konuda dünya çapında popüler ve bölgesinde tecrübeli ülkelerden diğer ülkelere bir bilgi akışı sağlanması bakımından ilerleyen zamanlarda olumlu tarafları diğer Türk cumhuriyetlerinde görülecektir. Türk dünyası ve Türkiye arasında artan turizm potansiyeline olumlu bir ivme kazandırılması da yine bu zirvenin getirileri arasında sayılabilecektir. Zirvede kurulması kararlaştırılan “Modern İpek Yolu” projesinin üye ülkelerin turizm destinasyonlarını birbirlerine eklemleyecek olması, Türkiye’nin uzun vadede bu ülkelerle dış politik tercihlerinde de önemli bir yakınlaşmayı beraberinde getirebilir.[3] Türkiye ile Azerbaycan arasında Türkiye ile Azerbaycan arasında tamamlanacak olan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi, daha da geniş bir biçimde Kazakistan’ın da içerisinde yer aldığı Aktau-Bakü-Samsun Limanları arasındaki ulaşımın kolaylaştırılması ve geliştirilmesi açısından yapılan projeler, bu düşünceye olumlu katkıları olacaktır. Bunun yanında, Türk dünyasının birçok yerinde bulunan doğal güzellikler ve turistik değerlerin tanıtılması sonrası turizm alanında oluşan iyi atmosfer giderek genişleyecektir.

 

Hazırlanması Zorunlu Bir Alan: Ortak Diaspora

 

Zirvede alınan önemli kararlardan bir tanesi de “Türk diaspora merkezlerinin” kurulmasına ilişkin alınan karar olmuştur. Bu yolla, Washington, Berlin ve Paris’te oluşturulması planlanan merkezler vasıtasıyla dünyada yaşayan Türkler, bir araya getirileceklerdir. Söz konusu durum, hem dünya çapında Ermenistan tarafından sık sık gündeme getirilen asılsız iddialar başta olmak üzere Türk dünyasını ilgilendiren birçok konuda daha güçlü bir ses getirmek bakımından kayda değer bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Ortak tarih çalışmasının yapılmasına ilişkin yapılan söylemlerin de yine ortak değerlerin genç kuşakları aktarılması açısından altı çizilmelidir. Diaspora çalışmalarının tek elden yürütülmesi adına ülkelerin diaspora merkezlerinin bir araya getireceği ortak bir mekanizma olması da koordinasyonu geliştirecek etmenlerdendir. Dolayısıyla, Türk dünyasının imajının pozitife çevrilmesi noktasında iyi kullanılması durumunda büyük katkılar sunacaktır.

 

Değerlendirme

 

1990’lı yıllarda yaşanan gelişmeler sonucunda özellikle, Rusya’nın Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu artırmak istemesinden dolayı duyduğu rahatsızlıklar, kaynak eksikliği ve yöntemsel bazı yanlışlar nedeniyle yaşananlar Türkiye’nin Orta Asya politikasını önemli ölçüde etkilemiştir. Bugünkü konjonktürde ise Rusya’nın yeni bölgedeki hegemonyasını Avrasya Birliği ile artıracağı öngörülmektedir. Bazı uzmanlar tarafından AB benzeri bir yapıda eski Sovyetler Birliği’nin tekrar kurulması olarak değerlendirilen Avrasya Birliği projesinin ileriki günlerdeki seyri yine Türk Konseyi çatısı altında yapılacak olanların etkinliği bakımından önemlidir. Şu anda Kazakistan, Belarus ve Rusya tarafından temelleri atılan bu oluşumun diğer Türk cumhuriyetlerini kapsaması durumunda Türk Konseyi, ülkelerin dış politika alternatifleri arasında çıkmaması gerekmektedir. Özellikle, enerji kaynaklarının zengin olduğu Orta Asya coğrafyasında ülkeler arasında işbirliğinin gelişmesi uzun vadede Türkiye’nin Rusya ve İran odaklı enerji politikasının çeşitlendirilmesi noktasında da önemli getiriler sağlayacaktır. Dolayısıyla, benzer engellemelerle karşı karşıya kalmamak adına Türk Konseyi’nin herhangi herhangi bir anlayışa ya da bloka karşı kurulmuş bir ittifak olarak değil, Türk topluluklarının asırlık tarihi ve kültürel bir manzumesi olarak dünya kamuoyuna anlatmak gerekmektedir.

 

Türk Konseyi’nin dış politikasında taviz vermeyecek şekilde uzlaşmacı, iç meselelerinde ise tarafsız bir biçimde uzlaştırıcı bir tavrı benimsemesi önemlidir. Uzun vadede, sadece Türk cumhuriyetleri arasında değil, Türk varlığı barındıran ülkelerle kurulacak akıllıca ilişkilerle Türk varlığının bir taraftan korunurken öte yandan da burada yaşayan Türkler taraflar arasında bir köprü haline gelecek ve bu bir “kazan-kazan”a dönüştürülebilecektir.

 


[1] Türkler Bunu Başarabilir mi?, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/turkler-bunu-basarabilir-mi-31033yy.htm, Erişim Tarihi: 21 Haziran 2014.

[2] Türk Konseyi’nin Arkasından İşbirliği Ama Nasıl?, http://aljazeera.com.tr/gorus/turk-zirvesinin-ardindan-isbirligi-ama-nasil, Erişim Tarihi: 20 Haziran 2014.

[3] Türk Konseyi: Algılar, Gerçekler, Engeller, http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2326&cat=326#.U6n1ZPl_srU, Erişim Tarihi: 25 Haziran 2014.