Gazze’ye yardım götüren konvoyun karşılaşabileceği riskleri değerlendirdiğimizde karşımıza birkaç senaryo çıkıyordu. Geçtiğimiz hafta birçok televizyon kanalına olası senaryoları değerlendirdiğimizde en kötü ama olması en ihtimal senaryo olarak bu tür bir müdahaleyi göstermiş ve her şeye hazırlıklı olunması gerektiğini belirtmiştik. Maalesef en kötü senaryo gerçekleşti ve İsrail akıl almaz bir şekilde silahsız yardım konvoyuna çek sert bir müdahalede bulundu. Gazze’de silahsız sivillere yönelik bu tür saldırılarda bulunan ve birçok sivilin ölümüne sebep olan İsrail’in içerisinde dünyanın 30’dan fazla ülkeden yardım gönüllüleri olan gemilere yapılan saldırı ve özellikle de Türkiye’den giden gemilere saldırı elbette ki, birçok yönü ile ele alınacak ve değerlendirilecektir. Ancak bu konu Türk-İsrail ilişkileri açısından başka bir düzlemde değerlendirilecektir.

 

Türk-İsrail ilişkileri özellikle son iki yıldır ciddi bir sorun yaşıyordu. Özellikle de Davos formunda ortaya çıkan “One Minut” krizi ve sonrasında giderek gerilen ilişkiler bu son saldırıları kaldırabilecek durumda değildir. Türk-İsrail ilişkilerinin şimdiye kadar diplomatik düzlemde artan bir tempoda geriliyordu. Ancak artık melenin artık diplomatik düzlemden çıkarak sıcak ve fiziki anlamda gerileceği bir alana doğru kaydığını görmekteyiz.

 

Riskli Gelişmeler Olabilir mi, Nelere Dikkat Edilmeli

 

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, İsrail uluslar arası hukuku ağır bir şekilde çiğnemiştir. Normal savaş şartlarında bile yapılamayacak bir muamele ile resmen gemilere saldırılmış ve bazı haber kaynaklarına göre de 16 kişinin öldüğü ve anlarca da yaralı olduğu anlaşılmaktadır. İsrail uluslar arası alandaki bütün lobi ve medya imkanlarına rağmen son derece güç duruma düşmüştür. İsrail’e bu çerçevede verilecek cevabın çok sert olacağı muhakkaktır. Ancak bu cevapların hiç birisi İsrail’e kullanacağı ve kendisine haklılık kazandıracağı şekilde olmamalıdır. İsrail’e verilecek tepkilerin özellikle de halkımızın hassasiyetlerini dikkate alarak verilecek tepkinin fiziki düzleme kayması İsrail’e önemli bir rahatlama sağlar. Bu sebeple hiçbir şekilde yapılacak gösterilerde hukukun dışına çıkılmaması gerekir.

 

Bundan sonra ne olur;

 

Bundan sonra Türkiye’nin çok sert tepki vereceği muhakkaktır. Türkiye’nin hem büyükelçisini çekmesi ve hem de İsrail büyükelçisini münasib-i lisan ile geri göndermesi beklenebilir. Muhtemeldir ki, Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyesi olarak bu konuyu BM gündemine de getirecektir.

 

İsrail şimdiye kadar intihar komandolarından şikayet ediyordu. Bu tip saldırılardan muzdarip olduğunu söylüyordu. Ancak İsrail burada intihar saldırısında bulunmuştur. Bunun yansımaları özellikle de Türk-İsrail ilişkilerine yansımaları kısa sürede tamir edilemeyecek boyuttadır. Türk-İsrail ilişkileri artık kopma noktasındadır diyebiliriz. İsrail bilinçli bir şekilde Türk gemisine saldırmıştır. Bunun sonuçlarını muhtemelen hesaplamıştır. İsrail uluslar arası operasyonları, kurtarma operasyonlarını yapabilen, profesyonel bir orduya sahiptir. Dolayısıyla İsrail eğer isteseydi can kaybına meydan vermeden müdahalede bulunabilirdi. Ama İsrail bunu tercih etmiştir.

 

İsrail’i burada Somalili korsanlar ile kıyaslamak bile mümkün değildir. Zira korsanların bile bir izanı, duracağı bir nokta vardır. Korsanlar ne fazla gemiye el koyarlar. İsrail ise bunun çok daha ötesine geçmiş ve adeta savaşa girer gibi gibi gemilere saldırmıştır.

 

İsrail’in bu girişimi birinci dünya savaşını başlatan Sırp gencinin Prens’e saldırısı ile kıyaslanması da mümkündür. İsrail ile Türk karasuları ile sınırdadır adeta. Önümüzdeki günlerde Ege’de yaşanan it dalaşları, gemi tacizleri benzeri olayların yaşanması ihtimal dahilindedir.

 

Bu meselenin diplomatik olduğu kadar ekonomik boyutları da olacaktır. Bu yıl İsrail turistleri gelmeyecek, belki de alınmayacaktır. Ayrıca ekonomik ilişkilerimiz en asgari seviyelere inecek ve savunma ihaleleri de muhtemeldir ki, iptal edilecektir.