“Futbol Diplomasisi” sonrasında Türkiye ile Ermenistan arasında bir dizi gelişme yaşanmaktadır. 6 Eylül’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’a Türkiye-Ermenistan milli maçını izlemek üzere gitmesinden sonra yaşanan gelişmeler Türk-Ermeni ilişkilerinde farklı açılımları gündeme getirmiştir. Diğer taraftan normal sürecindeki gelişmeler dahi gündemin önemli maddeleri arasına girebilmektedir. Bunun son örneğini Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) zirvesine katılmak üzere İstanbul’a gelmesiyle ortaya çıkmıştır.

 

Nalbandyan’ın bu ziyareti aslında rutin bir ziyarettir ve buna çok özel anlamlar yüklememek gerekir. Ermenistan KEİ üyesi olarak dönem başkanlığını sırasını devralmak için gelmiştir. Ermenistan Dışişleri Bakanları daha önce de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) zirvesine katılmak için İstanbul’a gelmekteydiler. Bu ziyareti önemli kılan ziyaretin “futbol diplomasisi” sonrasına denk gelmesidir. Diğer yandan Türkiye’nin Ermenistan ile görüşmelerini sıklaştırılmasının bir diğer sebebi de Obama’nın Ermenilere seçim kampanyaları sırasında verdiği bazı sözlerin içeriğidir. Zira Obama kendisinden önceki Amerikan başkan adaylarından farklı olarak ilk defa yazılı taahhütte bulunmuş ve çok net sözlü açıklamalar yapmıştır. Ancak Türkiye’nin bu girişimlerini sırf Obama’nın tavrına bağlamamak gerekir. Türkiye’nin bu açılımları AKP’nin “komşularla sıfır sorun” politikasının bir sonucudur ve yaklaşık iki yıldır üzerinde çalışılan bir politikadır. Zira başta Fransa olmak üzere bir çok ülkenin parlamentosunda artık farklı kararlar alınmaktadır. En son Fransa Parlamentosu “bu işin tarihçilere bırakılması gerektiği” yönünde bir karar almıştır.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) zirvesine katılmak için İstanbul’a gelmesi vesilesiyle dışişleri Bakanı Ali Babacan ile de görüşmesi planlanmaktadır. Bu görüşmelerde ele alınacak başlıca konuların şunlar olması beklenebilir.

– 1915 yılında yaşanan olayların araştırılması ve ortak tarih komisyonlarının kurulması.

– Dağlık Karabağ konusunda yaşanan gelişmeler ile Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki diyalog sürecinin devamı.

– Sınırların aşamalı olarak açılmasının şartlarının görüşülmesi

– İlişkilerin normalleştirilmesi için Tiflis büyükelçilerinin karşılıklı akredite edilmesi.

– Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu'nun (KİİP) kurumsallaşması için atılacak adımlar,

– Kafkasya Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler ve Gürcistan krizinde son durum.

– KEİ'nin tanınılırlığının artırılması.

İki bakan arasında görüşülecek bir başka konu da Türk Hava Yolları’nın, Erivan'a charter (tarifesiz) uçması konusunun da gündeme gelmesi beklenmektedir.

 

Dağlık Karabağ Görüşmeleri Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan İlişkileri ve Obama

 

8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan Kafkasya Savaşı bölgede on yıllar boyunca oluşan bir dengeyi yerle bir etmişti. Bu savaşın küresel ve bölgesel etkileri bütün dünyanın Kafkasya’ya artık başka bir gözle bakmasına sebep olmuştu. Doğu Avrupa’nın AB içinde eritilmesiyle Balkanlar dünyanın en önemli çatışma alanlarından birisi olmaktan çıkmış ve bu rolünü adeta Kafkasya’ya devretmişti. Gürcistan ile kendisinden ayrılan Güney Osetya ve daha sonra da Rusya arasında çıkan savaş bütün dikkatleri bu bölge üzerine çekmişti.

 

Kafkasya Savaşı Gürcistan’ın iki sorunlu parçasının kendisinden bir daha geri dönmesi çok zor olacak bir şekilde ayrılmasına sebep oldu. Diğer taraftan Gürcistan ile Rusya arasında yıllardır devam eden Soğuk Savaş bir anda sıcak savaşa dönüştü ve Rus birlikleri Başkent Tiflis’e 30 km kadar bir mesafeye geldiler. Bu savaş Gürcistan’ı Rusya ile diplomatik ilişkilerini durdurmaya ve sınırlarını kapatmaya yöneltti. Gürcistan’ın sınırlarını kapatması bölgede bir başka devleti- Ermenistan’ı bir anda fiili bir ambargoya maruz bıraktı. Dolayısıyla da Gürcistan bu savaştan toprak kaybederek çıksa da (Abhazya ve Güney Osetya) Ermenistan stratejik yollarını kaybetti. Azerbaycan ve Türkiye ile zaten fiilen sınırları kapalıydı. İran ise Ermenistan için pek de avantajlı çıkış sayılmazdı.

 

Savaşa fiilen katılmasa da bu savaştan psikolojik ve jeopolitik kayıpla çıkan Ermenistan diplomasisi yeni çıkış yolları aramaya başladı. Bu arayış içerisinde iktidarı Koçaryan’dan daha yeni devralmış Serj Sarkisyan Türkiye seçeneğini gündeme getirdi. Sarkisyan’a istediği fırsatı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül verdi. 6 Eylül 2008 tarihinde Erivan’da Ermenistan ile Türkiye arasında Dünya Kupası elemeleri maçı vardı ve Sarkisyan Gül’ü bu maçı beraber seyretmeye davet etti. Cumhurbaşkanı Gül ise bu daveti kabul ederek Erivan’a “futbol diplomasisi” çerçevesinde bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye’nin bu girişimi çeşitli kesimlerden alkışlayanlar gibi eleştirenlerde oldu. Bu ziyaret gereklimiydi değildiydi bu ayrı bir tartışmanın konusudur. Ancak şunu belirtmeliyiz ki, bu ziyaret sonrası iki ülke arasında gelişen ilişkiler bazı ülkelerin de bölgede aktif bir tutum sergilemesine sebep oldu.

 

Bu ziyaretin ilk neticesi Dağlık Karabağ görüşmeleri oldu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York'ta bulunan Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın davetiyle 27 Eylül’de Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Mehmedyarov ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın katıldığı üçlü zirve gerçekleşti. Ardından İran’ın arabuluculuk girişimlerini görmekteyiz. İran’ın Bakü Büyükelçisi vasıtasıyla 5 Ekim’de Dağlık Karabağ ihtilafı hususunda Ermenistan ve Azerbaycan arasında arabuluculuk yapmak için öneri verdiğini açıkladı. Ardından da Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te 9 Ekim’de Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Dışişleri Bakanları Zirvesi çerçevesinde Rusya’nın girişimleriyle Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının üçlü görüşmesi gerçekleşti. En son 20-21 Ekim 2008 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Erivan ziyareti esnasında Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin Moskova’da bir araya gelmesi konusu görüşüldü.

 

Bu görüşme sonrasında Medvedev Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i ve Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ı Moskova’ya davet etti. Her iki liderin de bu daveti kabul etmesi sonrasında Medvedev'in önemli yabancı konuklarını kabul ettiği, Moskova'ya 20 kilometre uzaklıktaki “Mein Dorf”da Şatosu’nda liderler bir araya geldi.

 

Zirve öncesi Rusya Parlamentosu alt kanadı Duma milletvekili ve Bağımsız Devletler Topluluğu Enstitüsü Müdürü Konstantin Zatulin Rusya'nın barış önerisinin Ermenistan'ın işgal ettiği ve Azerbaycan'a ait olan Karabağ dışındaki yedi bölgeyi Azerbaycan'a geri vermesi ve Yukarı Karabağ'a bağımsızlık verilmesi prensiplerine dayandığını ifade etmiştir. Rusya-Gürcistan savaşı sonrası Kafkaslarda durumun tamamen değiştiğini kaydeden Zatulin: "Yukarı Karabağ'ın bağımsızlığının tanınması ve yedi bölgenin Azerbaycan'a iade edilmesi çerçevesinde oluşturulan çözüm paketinde uzlaşı sağlanılmasını ümit ediyorum." demiştir. Daha önce de Cumhurbaşkanı Gül'ün ifade ettiği Ermenistan'ın işgal ettiği topraklardan çekilebileceği mesajı da bizim önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi Dağlık Karabağ dışındaki yerleri kapsamaktadır.

 

6 Haziran 2008 tarihinde St. Petersburg'da yapılan görüşmelerin ikinci raundu niteliğinde olan bu zirvede önce iki lider baş başa görüştü ve ardından ise Medvedev görüşmelere dahil oldu. 3 saatten fazla süren görüşmelerin ardından her iki lider ortak bir açıklama yaptı. Bu açıklamalardan Aliyev ve Sarkisyan'ın iki ülke dışişleri bakanlarına müzakere sürecini yoğunlaştırması talimatını verdiği konusunda anlaştığı vurgulandı.

 

Azerbaycan ve Ermenistan devlet başkanlarının 1994 yılından beri ilk defa ortak bir deklarasyona imza atması bu zirvenin en önemli sonucu olarak vurgulanabilir. Deklarasyonda vurgulanan en önemli husus ise sorunun çözümün ancak “görüşmeler yoluyla” yapılması konusunda fikir birliğine varılması olmuştur.

 

Diğer yandan “varılacak barışçıl çözümün, hukuki bağlayıcılığı olan uluslararası garantilerle desteklenmesi gerektiği” ifade edilerek görüşmelerin her aşamasının uluslararası güçler tarafından garanti altına alınması istendi. 29 Kasım 2007 tarihinde Madrid’de yapılan görüşmelerden hareketle barış görüşmelerinin AGİT vasıtasıyla yapılması konusunda da fikir birliğine varılmıştır.

 

Devlet Başkanlığı seçimlerini ezici bir çoğunlukla kazanan ve ilk yurtdışı resmi ziyaretini Türkiye’ye yapacağı beklenen İlham Aliyev’in Moskova’ya bu “zorunlu” ziyareti sonrasında 5 Kasım’da Türkiye’ye gelmiş ve TBMM’de de ateşli bir konuşma yapmıştır. Bu arada Sarkisyan’da Moskova zirvesi sonrasında Fransa’ya gittiğini de belirtmek gerekir. Her iki ziyaretin ana temasını Moskova Zirvesi ve Dağlık Karabağ görüşmeleri oluşturmuştur.

 

ABD Seçimleri Sonrası Dağlık Karabağ Sorunu ve Türkiye Ermenistan-Azerbaycan İlişkileri

 

ABD’de yapılan başkanlık seçimleri dünyadaki birçok sorun gibi Dağlık Karabağ sorununun tarafları için dikkatle takip edilmiştir. ABD’nin seçimler sonrasında Kafkasya’da aktif bir siyaset izleyeceği beklentisi ve son günlerde Türkiye’nin bölgede artan ağırlığı Rusya’nın Dağlık Karabağ sorununun çözümünde daha aktif tutum sergilemesine yol açmıştır.

 

Türkiye ve Azerbaycan geleneksel olarak Cumhuriyetçi aday Jhon Mc Cain’i desteklerken Ermenistan ve Rusya Demokrat Barack Obama’yı desteklemiştir. Sonuç malum Obama’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. Şimdi Obama’nın ve Türk-Amerikan ilişkilerinin önünde ciddi bir sınav durmaktadır. Nisan 2009’da ABD’nin yeni devlet başkanının tutunacağı tavır son derece önemlidir. Her ne kadar şimdiye kadar hiçbir ABD Devlet Başkanı Adayının yapmadığı bir şeyi Obama ve ekibi yaparak Ermenilere yazılı taahhütte bulunmuştur. Bu taahhüde göre de iktidara geldikten sonra senatoda 1915 yılı olaylarının “soykırım” olarak kabul edileceği belirtilmektedir. Zaten Obama’nın yardımcısı Joe Biden’in yirmi yıldan fazla bir süredir mecliste Türkiye ve Azerbaycan karşıtı ancak Rum ve Ermeni yanlısı tutumu herkese malumdur. Diğer taraftan Nenci Pelosi’nin de Ermeni yanlısı tavrı herkese malumdur. Şimdi hem iktidarı ve hem de senatonun her iki kanadında çoğunluğu sağlayan demokratların sözde “soykırım” safsatasını meclisten geçirmelerinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Normal şartlarda bu ekip bu safsatayı bir iddia olmaktan çıkarıp bir karar haline getirebilir. Genel beklenti de bu yöndedir. Ancak biz yine de ümitli olmak istiyoruz.

 

ABD başkanları genel olarak seçim sürecinde çeşitli sözler vermekte, ancak bunu iktidara geldiğinde unutmaktadır. İktidarın sorumluluğu bunu gerektirmektedir. Şimdi Obama’da benzer bir tutum sergileyebilecek mi? Irak’tan çekilme kararı alan, Afganistan’da büyük bir mücadeleye hazırlanan Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve hatta Afrika’da işbirliği yapabileceğini ve bu işbirliğinin de Kafkasya ve Ortadoğu’da hayatiyet kesbedecek bir durumda olduğunu ABD gayet iyi bilmektedir. Diğer yandan başlayan bir “futbol diplomasisi” süreci söz konusudur. Bütün bunlara rağmen Obama “soykırım” safsatasını diretmeye kalkarsa Türkiye’yi tamamen kaybedeceği gibi Ermenistan ile başlayan süreci de tamamen baltalayacaktır. Dolayısıyla da biz bu konuda iyimser ama temkinli bir düşünce içerisindeyiz.

 

Çözüm Sürecinin Neresindeyiz?

 

Dağlık Karabağ sorununun her iki ülke için taşıdığı hassasiyet dikkate alındığında çözümün çok kolay olmayacağı görülebilir. Aslında her iki ülkenin de birçok konuda anlaştığı ve üzerinde anlaşma sağlanamayan sadece birkaç sorun kaldığı söylenebilir. Özellikle Laçın Koridoru ve Kelbecer’in durumu ile referandumun ne zaman yapılacağı gibi temel konular dışında kalan konularda genelde anlaşmanın sağlanabildiği görülmektedir.

 

Azerbaycan petrol gelirlerinin de artmasıyla her geçen gün daha da güçlenirken, Ermenistan Gürcistan savaşı sonrası ortaya çıkan yeni durumdan en çok zararla çıkan ülke olmuş ve adeta bölgeye hapsolmuş durumdadır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bir gazeteye verdiği demeçten görüldüğü gibi Ermenistan’a Dağlık Karabağ sorununu çözmeden Türkiye ile tam anlamıyla bir barışı sağlayamayacağını mesajı verilmektedir. Rusya’nın bu anlamda tarihi Ermenistan yanlısı politikalarını yavaş yavaş terk ettiği ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir denge unsuru yakalamaya çalıştığı görülmektedir. Bu anlamda Rusya’nın reelpolitik çıkarlardan hareket ettiği anlaşılmaktadır. Bugünkü şartlarda Rusya ekonomik ve stratejik olarak Ermenistan’dan istediklerini almıştır. Rusya’nın Azerbaycan’da olan çıkarlarının Ermenistan’dan daha fazla olduğu üzerinde artık konsensüs sağlanan konulardandır. Rusya’nın “kalbi” Ermenistan’da olmasına rağmen “mantığının” Azerbaycan’dan yana olduğu da ileri sürülebilir. Bu manada Rusya ile Türkiye arasında ilişkilerin gelişmesinin Rusya-Azerbaycan ilişkilerine olumlu yansıdığı da görülmektedir. Diğer yandan Moskova görüşmelerinde tarafların kendilerini “sorunun barış yoluyla halledilmesi konusunda” bir taahhüt altına sokması giderek güçlenen ve Karabağı’ı gerekirse savaşarak alacağını söyleyen Azerbaycan’ın manevra imkanlarını kısıtladığını ve Ermenistan’ı ise savaş korkusu konusunda rahatladığı da söylenebilir. aynı şekilde Türkiye'nin arabuluculuk girişimlşerinin ön plana çıkmasıyla AGİT Minsk Grubunun varlığının sorgulanmaya başlandığı bir dönemde yeniden AGİT'e vurgu yapılması da Türkiye'yi yeniden barış görüşmelerinden dışlayabileceği yargısını güçlendirebilir. Yaklaşık 15 yıldır bir netice alamayan AGİT'in kısa zamanda netice alması beklenmemelidir.

 

Ermenistan ile İlişkilerde Azerbaycan’ı Nereye Koyacağız?

 

9 Eylül 2008 tarihinde TÜRKSAM’ın web sayfasındaki http://www.turksam.org/tr/a1485.html adresinde “Cumhurbaşkanı Gül’ün Bakü Ziyareti Gönül Alma mı, Yoksa Arabuluculuk Girişimi mi?” baslıklı yazımızda Ermenistan’ın Dağlık Karabağ konusundaki politikasıyla ilgili şunları yazmıştık: “Ermenistan’ın Dağlık Karabağ sorunundaki ana felsefesi bu sorunun Ermenistan-Türkiye ilişkilerine endekslenmemesi ve bu konunun ayrıca değerlendirmesi şeklinde olmuştur. Hatta önceki Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın bu konuda açıkça bir teklifi de olmuştur. Koçaryan teklifinde “Türkiye ile Ermenistan ilişkileri üçüncü ülkelerin çıkarlarına bağlı kalmamalıdır” demişti. Şimdi gelinen noktada Türkiye için vazgeçilmez bir konumda olan Azerbaycan’ın çıkarları Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin dışına çekilmektedir. Zira Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığından herhangi bir taviz verme niyeti yoktur.”

 

Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde normalleşme arayışı, Ermenistan – Azerbaycan ilişkilerinde normalleşme arayışı ile paralel sürdürülmek zorundadır. Azerbaycan Türkiye’nin asla ihmal edebileceği, öncelik sırasını değiştirebileceği bir ülke değildir.

 

Ermenistan’ın uzun yıllardır Türkiye üzerinde uygulamaya çalıştığı ancak pek başarılı olamadığı bir politika vardı. Bu politikaya göre Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerinde Azerbaycan ve Dağlık Karabağ sorunu ön şart olarak devreden çıkarılmalı, Türkiye ile Ermenistan Azerbaycan’dan bağımsız olarak görüşmeli ve Masaya oturabilmeliydi. Önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi Ermenistan bu konuda Azerbaycan ve Dağlık Karabağ sorununda Türkiye tarafsızlaştırılmaya çalışılacak, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde Karabağ sorunu ön şart olmaktan çıkarılacak ve Azerbaycan ile Türkiye’nin arasına “kara kediler” sokabilecektir.

 

Zaten Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan açıklamasında bu konuya da değiniyor ve Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde normalleşme arayışı, Ermenistan – Azerbaycan ilişkilerinde normalleşme arayışı ile paralel sürdürülmeli mi? şeklindeki bir soruya Nalbandyan'ın yanıtı, “Kesinlikle hayır” olmuştur. Aynı konuda Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarına baktığımızda da benzer bir yaklaşımın işaretlerini görmekteyiz. Azerbaycan'ın ilişkilerin bu aşamaya gelmesinden duyduğu rahatsızlık hatırlatılan Davutoğlu "Bizim ikili ilişkilerimiz düzeldikçe bu Dağlık Karabağ'a da yansıyacaktır" demektedir. Diğer bir ifadeyle hele bir Ermenistan ile masaya oturalım, görüşmeye başlayalım, aramızdaki sorunları çözelim bunun elbette Dağlık Karabağ sorununun çözümüne faydası olacaktır diyor. Bu açıklama Türkiye’nin şimdiye kadar sürdürdüğü politikalarda ciddi bir değişikliğe gideceğini göstermektedir. Bu açıklama doğruysa eğer Ermenistan yıllardır sürdürdüğü Azerbaycan sorununu Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerde “ön şart” olarak göstermekten vazgeçiyor anlamına gelmektedir. Ermenistan diplomasisini tebrik etmek gerekir. Hem Gürcistan savaşı sebebiyle ülke fiili bir ambargoya girecek ve hem de Türkiye’nin ön şartlarını devre dışına çıkarmış olacaklar.

 

Ermenistan Diaspora’ya Rağmen Türkiye ile Bir Süreç Başlatabilir mi? Veya Ermenistan ile Diaspora “Rol Dağılımına mı” Gidiyor?

 

Gül’ün Erivan ziyareti sonrasında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bir taraftan Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü politikalar yeni “Ermenistan açılımı” politikası çerçevesinde bir tarafa bırakılırken, diğer taraftan da Ermenistan ile diaspora arasında Türkiye’ye karşı izlenecek politikalarda bir “iş bölümüne” gidildiğine şahit olunmaktadır. Öte yandan ise Dağlık Karabağ konusu artık bir ön şart olmaktan çıkarılarak stratejik müttefikimiz Azerbaycan ile son derece tehlikeli bir sürece girilmektedir.

 

Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan'ın, iki günlük çalışma ziyareti için gittiği İngiltere’de BBC’ye verdiği röpörtajda "Artık aramızda engel kalmadı, sıra dışı kararlar almaya hazırız" diye buyurmuştur. Nalbandyan'ın bu demecinin yayınlanması üzerine basınımıza yansıdığı kadarıyla Türkiye’den “jet” bir yanıt gelmiştir. Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan ile her türlü sorunu çözmeye hazır olduklarını vurgulayarak şunları söylemiştir: “Pozitif tepki aldığımız sürece çabamız devam edecek ki alıyoruz. Biz Ermenilerle ne düşmanız ne de Ermenileri tehdit olarak görüyoruz. Ermenistan ile olabilecek en iyi ilişkileri istiyoruz. Biz tüm Ermenilerle iyi ilişki kurmak istiyoruz. Dünyada nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar, Los Angelos veya Paris fark etmez. Beklentimiz de onların bu sürece köstek olmak yerine destek olması. Kollarımızı, kalbimizi, beynimizi açtık bekliyoruz."

 

4 Ekim 2008 tarihinde TÜRKSAM’ın web sayfasında “Türk Dış Politikasının Yeni Yönelimi: “Ermenistan Açılımı” başlıklı yazımızı sitemizin http://www.turksam.org/tr/a1499.html   adresinde yayınlamış ve şöyle demiştik: “Başbakanlık Dış Politika Baş Danışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu daha öğretim görevlisi olduğu yıllarda ‘dış ilişkilerde çok boyutluluk’ ve ‘komşularla sıfır problem’ politikası geliştirmekteydi. O yıllarda kaleme aldığı “Stratejik Derinlik” isimli kitapta ve değişik makale ve röportajlarında açıkladığı bu politikasını hayata geçirmek için beklediği fırsat AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle ortaya çıktı. Bugün AKP’nin (ve Cumhurbaşkanının) hayata geçirdiği dış politikaların temelinin Davutoğlu tarafından atıldığı hissedilmektedir.” Bugün Ermenistan açılımının Sayın Davutoğlu’nun oluşturduğu ve yukarıda Sayın Davutoğlu’nun açıklamalarından ipuçlarını yakaladığımız çerçevede çözülmesi gündemdedir.

 

Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan "Türkiye ile barışmamızdan herkesin mutlu olduğunu söyleyemem. Ama iki ülke liderleri olarak sıra dışı kararlar almaya hazırız" demiş. Bu sözlerle herhalde Nalbandyan Türk düşmanlığını meslek haline getirmiş Ermeni diasporasını kasdediyor olsa gerek.

 

Bugünkü Ermenistan iktidarının adeta yaşama kaynağı olan, Diaspora’nın Serj Sarkisyan iktidarının elinin tersiyle bir kenara iterek diasporaya rağmen Türkiye ile ilişkilerin kurulacağı mesajını vermeleri pek inandırıcı gözükmemektedir. Anlaşılan burada Ermenistan yönetimi ile diaspora Ermenistan’ın içerisinde bulunduğu bu güç durumu dikkate alarak gizli bir anlaşmaya varmışlardır. Bundan sonra diaspora Türk düşmanlığını ve Türkiye karşıtı faaliyetleri bağımsızmış gibi sürdürecektir. Burada Ermeni yönetimi adına açıklamalar yapan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın açıklamalarını nasıl değerlendirmemiz gerekir?

 

Muhtemelen Ermenistan yönetimi şöyle bir politika takip edecektir.

 

– Ermenistan Türkiye ile her türlü sorunu görüşebileceğini açıkça ifade edecek, Türkiye’ye yönelik temel iddialarını yüksek sesle ve resmi ağızdan açıklamayacak ama bu konuda da herhangi bir resmi belgeye imza atmayacaklar.

– Ama diaspora yine yabancı ülke Parlamentolarında Türkiye karşıtı faaliyetlerine devam edecek, sözde “soykırım” iftiraları yabancı ülke parlamentolarından geçirilmeye çalışılacak ve Erivan yönetimi de diasporanın bu çabalarını perde arkasından destekleyecektir.

– Dağlık Karabağ sorunu muhtemelen ikinci plana itilecek, öncelik Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine verilecek ve Türkiye’ye de bu dikte ettirilmeye çalışılacaktır. Karabağ sorununu çözecekleri yönünde verilecek sıcak mesajlarla Türkiye ve Azerbaycan avutulmaya çalışılacak ancak gerçekte bu sorun mümkün olduğu kadar geciktirilmeye çalışılacaktır.

– Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Osmanlı-Türk kamuoyunda Girit’in Yunanistan’a verileceği ve Türkiye’ye geri alınmayacağı tartışmaları yaşandığında bu konuya bir çokları inandırıcı bulmadığı için gülüp geçmiş, bazıları da bu iddiaları yapanları vatan hainliği ile suçlamıştı. Ancak aradan geçen sure zarfında Girit adasının artık bir Yunan adası olduğu konusunda herhalde kimsede bir tereddüt kalmamıştır. Bugün Girit’i geri almak için çaba gösterelim veya savaşalım dense Türkiye’de herhalde aklı başında hiç kimse bu teklife ortak olmaz. Çözümü zaman bırakılan Dağlık Karabağ’ı da Girit’in hazin sonu beklemektedir. Azerbaycan yaklaşık 20 yıldır Karabağsız yaşamaktadır. Bugün Azerbaycan’da askerlik yaşına gelmiş gençler dünyaya geldiğinde Dağlık Karabağ Ermenistan’ın işgali altındaydı. Hele ki barış sürecinin gittikçe uzatılması, Dağlık Karabağ sorununun Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileştirilmesi süreci sonrasına bırakılması ve Ermenistan’ın önerdiği barış anlaşmasının imzalanmasından 20 yıl sonra bölgenin kaderini tayin etmek için referendum yapılması teklifi de dikkate alındığında Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılmasının üzerinden toplamda yaklaşık 40-50 yıl geçmiş olacaktır. Yakın tarihimizde kendisinden koparılmış bir toprak parçasını aradan geçen bu kadar sure sonrasında geri alabilmiş bir örnek yoktur.

 

– 4 Ekim 2008 tarihinde TÜRKSAM’ın web sayfasında “Türk Dış Politikasının Yeni Yönelimi: “Ermenistan Açılımı” başlıklı http://www.turksam.org/tr/a1499.html  adresinde yayınladığımız yazımızda bir başka konuya daha parmak basarak şu hususları yazmıştık: “Ermenistan açılım adına belki Dağlık Karabağ dışında işgal ettiği bazı bölgelerden çekilebilir. Zaten Cumhurbaşkanı Gül’ün “Ermenistan Dağlık Karabağ’dan çekilecek” söylemini de bu şekilde algılamak gerekir. Ermenistan Dağlık Karabağ dışındaki toraklardan çekilebilir. Ermenistan buraları zaten masada elini güçlendirmek için işgal etmişti. Şimdi buralardan vazgeçtiğini açıklayarak görüşmelerde bir açılım sağlayabilir. Onun dışında Dağlık Karabağ bölgesinden çekilme söz konusu olamaz.” Bugün bahsedilen çekilmenin bu kısıtlı çekilmeden öteye geçmeyeceği de açıktır.

– Ermenistan'ın Türkiye'den hiçbir toprak talebi olmadığı bizzat Cumhurbaşkanı Sarkisyan tarafından dile getiriliyor. Sarkisyan Türkiye'nin, 1915 olaylarının araştırılması için bir tarihçiler komisyonu oluşturulması konusuna da sıcak baktıklarını söylüyor. Ama bu konuda devletlerarası ilişkilerde esas alınan yazılı herhangi bir taahhüt altına şimdilik girmiyorlar. Türkiye'nin ise bu sözlü beyanların karşılığında, sınırı açma ve diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğu anlaşılmaktadır.

 

Nalbandyan “ilişkilerimizin normalleşmesinin önünde hiçbir gerçek engelin olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle ilişkilerimizin normalleşmesini, diplomatik ilişki kurulmasını, sınırlarımızın açılmasını bekliyoruz. Ondan sonra da ikili ilişkilerdeki tüm sorunları görüşebilecek hükümetlerarası komisyonun kurulmasından yanayız." diyor. Nalbandyan bir iki beyanla bu işi geçiştirebileceklerini düşünüyor olsa gerek. Dağlık Karabağ sorunu da nasıl olsa bir ön şart olmaktan çıkarılacağına göre geriye pek bir sorun kalmıyor Nalbandyan’a göre. Bunca yıldır uygulanan (ne kadar uygulandığı da şüphe götürür) ambargoya rağmen herhangi bir adım atmayan Ermenistan bir iki beyanla geçiştireceği sorunları bir tarafa bırakılıp sınırların açılması, diplomatik ilişkilerin kurulmasından sonra bu sorunları çözmeye yanaşacağını düşünmek en yumuşak ifadeyle “safdillik” ve “naiflik” olsa gerek. Aslında bizde sık kullanılan “sorunları çözmek istemiyorsanız komisyonlara havale ediniz” şuarı burada tam yerini bulmaktadır.

 

Ermenistan nüfusunun yaklaşık 3 kat fazlasının Ermenistan dışında yaşadığı düşünüldüğünde ve diasporanın hem Ermenistan’da ve hem de Sarkisyan iktidarı üzerindeki etkisini dikkate aldığımızda Erivan yönetiminin diasporadan bağımsız ve hatta diasporayı karşısına alarak Türkiye ile bir açılım başlatması inandırıcı değildir.

 

Türkiye’nin yeni Ermenistan açılımının resmen devreye alınması 6 Eylül 2008 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün futbol diplomasisi girişimleri çerçevesinde Türkiye ile Ermenistan arasında oynana futbol maçını izlemeye gitmesiyle başlamıştır. Bu ziyaret sonrasında Sarkisyan yönetiminden Türk kamuoyunun gönlünü okşayacak bir çok açıklama gelmiştir. Bu açıklamaları okuyan ve fakat Ermenistan’ı fazlaca tanımayanlar hemen Ermenistan’ın barışa yöneldiğini düşünebilirler.

 

Bu açıklamalara inanmış olsaydık Ermenistan’ın 6 Eylül 2008 tarihinden itibaren aşağıda sıralanan girişimleri yapmamış olması gerekirdi.

 

1.      Bu açıklamalardan sonra Ermenistan’ın Dağlık Karabağ sorununun çözümü sürecinde olumlu ve pozitif çabalar içerisine girmesi gerekirdi. Ama böyle olmadı. 25 Ekim 2008 tarihinde Ermenistan ordusu Dağlık Karabağ ve civar bölgelerde ağır silahlar, zırhlı araçlar ve diğer komando birliklerinin katıldığı bir tatbikat yapıyor ve Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan bizzat bu tatbikata katılarak bölgede barışı ne kadar istediğini aslında açıkça ortaya koyuyor.

2.      6 Eylül 2008 tarihinden itibaren yaklaşık iki aylık bir süre geçiyor ama Erivan yönetiminden Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarını tanıdığına yönelik tek bir resmi belge gelmiyor.

3.      Futbol diplomasisinin üzerinden geçen bunca zamana rağmen Başkent Erivan’da PKK Terör Örgütü’nün resmi ofisinin kapatılması için bir girişimde bulunulmuyor.

4.      Herşeyden önemlisi Sayın Gül ile Sayın Sarkisyan’ın görüşmesinin üzerinden geçen bu yaklaşık iki aylık süre içerisinde Ermenistan ve ondan habersiz hareket etmesi ihtimal dışı olan Ermeni diasporasının Türkiye’ye yönelik sözde “Ermeni soykırımı” iftirasından vazgeçtikleri yönünde tek bir işaret yoktur. Aksine bu süre zarfında Erivan yönetimi ve diasporanın girişimleri ile aşağıdaki ülke parlamentolarında Türkiye aleyhine şu girişimlerde bulunulmuştur.

 

– 5 Kasım’da Türkiye'de büyük tepki uyandıran "Ermeni soykırımı" karar tasarısına Kongre'ye sunan Temsilciler Meclisi üyesi demokrat Adam Schiff'in, yarıştığı Kaliforniya eyaletinde yüzde yüzde 65 gibi büyük bir destekle yeniden seçildi ve “tasarının gelecek yıl geçmesine çalışacağım” dedi.

– 31 Ekim’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan Türkiye’nin Karabağ sorununun çözüm sürecide arabulucu olamaz.”dedi. Ayrıca 27 Eylül’de New York’ta yaptığı görüşmede Karabağ konusunun gündeme gelmediğini ifade ederek “New York görüşmesi sadece 15 dakika sürdü” dedi

– 30 Ekim’de Türkiye'yi Ermeni, Süryani, Pontus Rumlarına karşı "soykırım" yapmakla itham eden Avrupa Parlamentosu Dersimi de "soykırım" olarak tanımaya çalışıyor.

– 28 Ekim’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ABD ziyareti sırasında Türk-Amerikan Derneği tarafından düzenlenen yemeğe Ermeni Liberal Demokrat Parti’nin New York ve New Jersey Bölge Başkanı Krikor Salbashian’ın da katılması krize sebep oldu. Parti Merkez Komitesi, "Acil" koduyla bir bildiri yayımlayarak, "Ermeni Liberal Demokrat Parti tarafından, Sayın Salbashian’a hiçbir şekilde böyle bir görev verilmemiştir" demiştir. Ayrıca Salbashian’ı ağır bir dille eleştirerek, partimize üye olmanın özüne yönelik bir hakaret, aşağılık, kaba ve yakışıksız bir haraket olarak değerlendiridiği belirtilmiş ve partiden atılması istenmiştir.

– 27 Ekim’de “Ermeni Soykırımına” ilişkin gerekli belgeleri tahsis etmemesinden ötürü ABD Ulusal Arşivine karşı dava açıldı.

– 26 Ekim’de Fransa’da `Ermeni soykırımını` inkâr edenleri cezalandırmayı öngören kanun teklifinin senatodan geçirilmesi için yeni bir girişim yapılmıştır

– 25 Ekim’de Amerikalı aktör Sylvester Stallone, `Ermeni soykırımı` konulu bir filmi yönetmesi için ikna edilmiştir.

– 24 Ekim’de Amerikan Kongresi'ndeki Ermeni tasarısına Obama'nın verdiği kuvvetli destek sebebiyle Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ermeni asıllı Amerikalıların Barack Obama ve başkan yardımcısı adayı Joe Biden'ın 4 Kasım seçimini kazanması için ülke çapında kampanya yürüttüklerini açıklamışlardır.

– 23 Ekim’de Almanya’da yaşayan Ermeni diasporası inkarcılığın suç sayılmasını ve bunun yasalaşmasını sağlamak için kampanya başlattı.

– 15 Ekim’de Erivan Hükümeti ve Ermeni lobisinin çabaları sonucu Slovakya’nın Adalet Bakanı Stefan Harabin, “Ermeni soykırımının inkârı”nı cezalandıran bir yasa tasarısının hükümetçe görüşülmekte olduğunu bildirdi.

– 12 Ekim’de İsrail Parlamentosu Knesset’in, sözde “Ermeni Soykırımı”nı görüşmesi ve tanıyabilmesi ihitmali üzerine Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tanaçıklama yaparak Israil'in “soykırım”ın tanıması halinde, ikili ilişkilerin büyük zarara uğrayacağı uyarısını yaptı.

– 11 Ekim’de Ermeni Futbol Federasyonu (FFA) Başkanı Ruben Hayrapetyan, Ermeni Ayrapetnaya gazetesine verdiği demeçte yine üzerinde Ağrı Dağı olan yeni bir logo kullanmaya başlayacaklarını açıkladı. Türkiye ile oynanan milli maçın hemen öncesinde öncesinde Ağrı Dağı olan logunun değiştirilmesinin “hata” olduğunu dile getiren Hayrapetyan, “Ağrı Dağı ulusal sembolümüzdür. Logoyu değiştirirken siyasi yönünü hiç hesaba katmamıştık. Büyük gürültü kopardı. Büyük tepkiler aldık. Tüm Ermeni halkı ve milli takım taraftarlarından özür diliyorum” diye konuştu. Hayrapetyan, logoyu değiştirme kararının Ermenistan ve Türkiye’nin aynı gruba düşmeden önce alındığını söyledi, “Yeni logoda yine Ağrı Dağı kesinlikle olacak” dedi. Hatırlanacağı üzere 6 Ekim’deki maç öncesinde Ermenistan Futbol Federasyonu’nun logosundaki Ağrı Dağı figürü Gül ziyareti yüzünden apar topar kaldırılmıştı.

– 10 Ekim’de Erivan Hükümeti ve Ermeni lobisi Washington'da 2010'da açılışı yapılacak olan Amerika Ermeni Soykırımı Müzesi Kütüphanesi'ne, içinde birkaç bin ender bulunan kitap, fotoğraf, belge, harita vb. görsel malzemenin yer aldığı bir bağış yapıldı.

– 9 Ekim’de ABD’deki Ermeni kuruluşu ANCA’nın başkanı Hachikian, Türkiye lobisiyle mücadele için diasporadan bağış istediği e-mail’inde "Türkler bizi silahsızlandırmak istiyor. Türk Cumhurbaşkanı bunun için maça gitti. Para verin yoksa boğazımızı kesecekler" dedi.

– 8 Ekim’de İsveç Parlamentosu'nda Ermenistan ve diasporanın ortak girişimleriyle geçtiğimiz sene Süryani, Ermeni, Yunan ve birkaç İsveçli milletvekilinin verdiği ve büyük oy farkıyla reddedilen sözde soykırım önergesi tekrar verildi. Meclise verilen önergede, sözde soykırımın 1915'te sadece Ermenilere değil, Asuri, Süryani, Keldani ve Pontus Rumları'na da yapıldığı, sözde soykırımda 1,5 milyon Ermeni, 250 bin ile 500 bin Asuri, Süryani, ve Keldani'nin öldürüldüğü ve Karadeniz'de yaşayan Pontus Rumları'nın öldürülerek Anadolu'dan sürüldüğü iddia ediliyor.

– 7 Ekim’de Merkezi Erivan'da bulunan Modus Vivendi Araştırma Merkezi Başkanı ve Ermenistan'ın eski Kanada Büyükelçisi Ara Papyan Ermenistan'ın uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye'den topraklarını (Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis v.s.) geri istemesi gerektiğini ifade etti.

– 6 Ekim’de Ermenistan Milli ve Stratejik Araştırmaları Merkezinin (EMSAM) yaptığı araştırmaya göre, Ermenistan halkının yüzde 76'sı Türkiye ile ilişkilerin sadece Ermenistan'ın taleplerinin kabul edilmesinden sonra düzelebileceği söylerken, halkın yüzde 64'ünün Türkiye'yi düşman ülke olarak gördüğünü de ortaya koymuştur.

– 5 Ekim’de Ermenistan Cumhurbaşkanı Sözcüsü Samvel Farmanyan, bir Ermeni siteye yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Türkiye’yi ziyaret etmesinin öngörülmediğini söyledi.

– 26 Eylül’de Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) Başkanı Ken Haçikyan ve Cengiz Çandar, benzer çağrılarda bulunarak Maç kesmez, Gül Soykırım Anıtı’na da gitmeli! dedi.

– 25 Eylül’de Diaspora Ermenileri adına bir grup, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere sigorta poliçeleri satan Norwich Union&Commercial Union grubunun bugünkü devamı olan Aviva sigorta grubuna karşı yüklü tazminat davası açtı.

– 23 Eylül’de İngiliz The Guardian gazetesine konuşan Erivan’daki “Soykırım anıtı ve müzesi" müdürü Demoyan “Türkiye soykırımı tanırsa laik sistemi çöker” iddiasında bulundu.

–  22 Eylül’de ABD’deki Ermeni lobisi Başkan George Bush’un Ankara Büyükelçiliği’ne aday gösterdiği kıdemli diplomat James Jeffrey’ye sözde “Ermeni soykırımı” iddialarını kabul ettirmek için girişim başlattı.

– 17 Eylül’de İsviçre'de ‘Ermeni soykırımını inkar’ ettikleri iddiasıyla haklarında dava açılan 3 Türk vatandaşının yargılanmasına başlandı.

– 15 Eylül’de Amerika’da Güney Ohio’dan Temsilciler Meclisi’ne giren kadın milletvekili Jean Schmidt, Türkiye’yi, Türkler’i ve Atatürk’ü öven konuşmaları nedeniyle Ermeni lobisinin hedefi haline geldi.

 

Bir mesai harcayarak 6 Eylül sonrası süreç içerisinde Ermenistan hükümeti ve onun etkisinde olan çeşitli ülkelerdeki Ermeni diasporalarının Türkiye karşıtı faaliyetlerinin kısa bir özetini verdik. Bu faaliyetler elbette ki sadece bizim bildiklerimiz ve ulaşabildiklerimiz. Görüldüğü gibi ne Ermenistan yönetimi ve ne de diasporanın Türkiye ile barışmak ve bunun için de iyi niyet göstermek gibi bir tavrının ve isteğinin olmadığı çok açık bir şekilde görülmektedir. Tabi ki, görmek isterseniz…

 

Kafkasya Savaşı sonrası jeopolitik şartlar aslında tamamıyla Ermenistan aleyhine gelişmişken diplomatik anlamda Ermenistan'ın çok istediği Dağlık Karabağ'a özerklik verileceği, Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulacağı ve sınırların açılacağı gibi önemli avantajlara çok yaklaştığı anlaşılmaktadır. Ermenistan'ın diplomatik anlamda bu avantajları kazanması, Azerbaycan ve Türkiye'nin şartlar lehine olmasına rağmen kaybedeceği anlamına gelir. Kazan-Kazan politikası Kafkasya'da farklı algılandığı anlaşılmaktadır.