Geçtiğimiz hafta yerliler 4,4 milyar dolarlık dolar alımı gerçekleştirdiler ve bunun 2,7 milyar dolarını bireyler satın aldı. Sadece bu örnekten de anlaşılacağı gibi yeni ekonomi yönetimi, ülke içinde dahi ekonomiye güveni sağlayamadı. Zaten beton kusan Türk ekonomisinin içerisinde bulunduğu türbülanstan birkaç sunum ve basın toplantılarıyla çıkacağına inanmak için son derece saf olmak gerekiyordu.

 

Daha önce de çeşitli defalar belirttiğimiz gibi Türk ekonomisinde ısrarla bir hasar tespitinden kaçılıyor ve modası geçmiş yöntemlerle piyasalara güven aşılanmasına çalışılıyor; ancak geldiğimiz noktada bu yöntemlerin hiçbir etki göstermeyeceği çok açık.

 

Ekonomi yönetimi aspirin tedavisiyle, kanser hastasını ayağa kaldırmaya çalışa dursun, ekonomik kriz her geçen gün derinleşiyor ve iflasların ardı arkası kesilmiyor. Oysa Berat Albayrak’ın Türkiye’de mevcut anlayışın üzerine hiçbir sağlam bina inşa edilemeyeceğini şimdiye kadar anlaması gerekiyordu.

 

“Fiş almasak kaça olur?” sistemi, üzerine yüklenen beceriksizlik, vurdumduymazlık ve plansızlıkla beraber yolun sonuna gelmiştir ve Türk ekonomisi her anlamda yeniden düzenlenmelidir. Bu sistem ihtiyacımız olan markaları yaratmaktan çok uzaktır, bu sistem ve bu anlayışla yüksek teknoloji değil; ancak yoksul üretebiliriz. Bu anlayışta ısrar etmek ve vergiden vergi alan yegane ülke olmak, yaralarımızı daha da derinleştirirken, büyük bir iflasla karşı karşıya kalmamıza sebep olacaktır.  Bu zorlukların üstesinden gelmek için ise ortak bir ekonomik akıl ortaya konmalı, bunun için de öncelikli olarak mevcut ekonomik akılsızlığımız kabul edilmelidir.

 

Ülkemizin üzerinde bulunduğu fay hatları, yaşanacak bir iflası daha da tehlikeli kılmaktadır. Bizi bekleyen büyük ekonomik kriz iç huzurumuzu da bozabilir ve Türkiye oluşabilecek yaraları uzun yıllar saramayabilir.

 

Bütün bunlardan öncelikli olarak elbette yapılması gereken şey ‘dert etmek’tir. Mevcut durumu ve ufukta beliren kara günleri dert edinmeyenlerin, bu problemlerin halli konusunda yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Türkiye’nin güçlü olmaktan başka bir şansı hiç olmamıştır ve bu güç nutuk atarak değil; yüksek teknoloji üreterek sağlanabilir.

 

Son olarak bir kez daha hatırlatmak isterim ki: Türkiye gibi güçlü ve köklü bir gelenek için hiçbir zaman “Geç” diye bir şey yoktur. Ülkemiz için her zaman bir çıkış yolu vardır. Yeter ki doğru yolcular, bu doğru yol üzerinde yürüme fırsatını yakalasınlar.