Bizim Türk Dünyası, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin eski Sovyet literatüründen geçen bir kelime olarak (Turkoyaziçniy) “Türk Dili Konuşan Ülkeler” dedikleri ülkelerin Parlamento Başkanlarını bir araya getiren ve kısa adı (TÜRKPA) olan kuruluşun ilk toplantısı 21-22 Kasım 2008 tarihinde İstanbul’da yapıldı. Toplantıya TBMM adına Köksal Toptan, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi adına Oktay Esedov, Kazakistan Cumhuriyeti Parlamentosu adına Senato Başkan Yardımcısı Mukhammet Kopeyev ve Kırgız Cumhuriyeti Meclisi adına Meclis Başkanı Aytibay Tagayev katılırken, Özbekistan ve Türkmenistan toplantıya katılmadılar.

 

Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlementer Asamblesi Parlamento Başkanları Konferansı sonucunda Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesine (TÜRKPA) dair anlaşma, imzalandı. ''İstanbul Anlaşması'' olarak adlandırılan TÜRKPA’nın bir sonraki toplantısının gelecek yılın Eylül ayında Bakü'de yapılacaktır. Bu toplantıya dünyanın neresinden olursa olsun Türk dilini konuşan ve isteyen herkes gözlemci olarak katılabilecektir.

 

Böyle bir asamblenin kurulması fikri 2006 yılında Türk Dilini Konuşan Devletler Zirvesi’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev tarafından ortaya atılmıştı. Bu çerçevede, ilk olarak TBMM’nin ev sahipliğinde, 21-22 Şubat 2008 tarihlerinde Antalya’da, Meclis Başkanvekillerinin başkanlığındaki heyetlerin katılımıyla bir hazırlık toplantısı düzenlendi. Daha sonra 27-28 Mart 2008 tarihlerinde Astana’da Parlamentolar Genel Sekreterlerinin katılımıyla ikinci bir toplantı yapıldı. Toplantılar sonunda, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’nin (TÜRKPA) kurulmasına dair taslak bir anlaşma parafe edildi.

 

Nursultan Nazarbayev’in bir diğer teklifi de Türk Dünyasının Aksakallar Meclisi'nin kurulmasıydı. Kazakistan Cumhurbaşkanı bu mecliste "Türk Dünyası'nın nüfuzlu ve işbilir siyasileri ile kültür erbaplarının bulunması gerektiğini söylemiş ve Aksakallıların başına da Süleyman Demirel'in getirilmesi teklifinde bulunmuştu. Önümüzdeki dönemde böyle bir meclisin kurulması konusunda da çalışmalar yürütülmektedir.

 

TÜRKPA’nın bugününe bakmadan önce Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasında yaşanan sürece kısaca bakmakta fayda vardır. 8 Aralık 1991’de SSCB’nin üç Slav cumhuriyeti RF, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderleri Beyaz Rusya’da “Belovejskoe Puça”da bir araya gelerek SSCB’nin resmen dağıldığını ilan etmiş ve ardından da 25 Aralık 1991 tarihinde SSCB’nin son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov televizyonlardan SSCB Devlet Başkanlığı görevinden resmen ayrıldığını ilan etmesiyle de fiilen artık olmayan SSCB resmen de sona ermiştir.

 

SSCB’nin dağılması sonrasında Türkiye ile etnik ve tarihi bağlara sahip yeni cumhuriyetlerin tarih sahnesine çıkmaları iç politikada en çok milliyetçi duyguları harekete geçirmiş ve Türk Dünyası kavramı Türk siyasi hayatının gündemine oturtmasına sebep olmuştur.

 

Bu dönemin Türkiye açsından bir diğer önemli sonucu ise, dil, din ve kültür yakınlığı sebebiyle SSCB’nin dağılması sonucu Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ın bağımsızlığını kazanarak uluslararası arenada yerlerini almaları ve Türkiye ile çok boyutu işbirliğine girmeleridir. Bu cumhuriyetlerin bağımsızlığına kavuşması Türk iç politikasını ve onun dış politika belirleme sürecini derinden etkilemiştir. Ancak bu etkileşim Türkiye’de devlet, hükmet ve siyasi partilerin iç siyaset kaygıları arasında ve daha çok duygusal zeminde kendisine yer bulmuştur.

 

Diğer yandan Türk Dünyasına duygusal anlamda var olan ve SSCB’nin dağılması sonrası kabaran hisler Türkiye’deki neredeyse bütün kurum ve kuruluşların Türk Dünyasına yönelik bir takım çabalar içerisine girmesine sebep olmuştur. Bu çerçevede birçok proje üretilmiş ve/fakat bu projelerin birçoğu uygulama alanı bulamadan sadece raflarda kalmıştır. Türk Dünyası Olimpiyatlarından, Türk Dünyası Belediyeler Birliğine kadar birçok birlik çalışmaları yapılmıştır. O dönem, liderler düzeyinde bu alanda iddialı sayılabilecek ve Türkiye’nin bölgedeki rakiplerinin ürkmesine de sebep olan bazı konuşmalar uzun süre dillerde dolaşmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal o dönemin önemini “21. yüzyıl Türk yüzyılı olacak” şeklinde ifade ederken; dönemin Başbakanı Süleyman Demirel “Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne uzanan Türk Dünyası” tabirini kullanmayı yeğlemiştir. Ancak bu iddialı sözlerin altı bir türlü doldurulamamıştır. Türk Dünyası için son derece önemli bir fırsat ortaya çıkmış ancak ne o dönemin jeopolitik şartları ne de Türkiye’nin o dönemki ekonomik gücü bu fırsatı değerlendirmeye imkan vermemiştir.

 

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal 1 Eylül 1991 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmada bu durumu şu tarihi sözlerle ifade etmiştir: “Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin dağılmasının Türklere bölgede lider ülke olmaları yolunda tarihi bir fırsat yaratmıştır ve ancak 400 yılda bir karşımıza çıkabilecek olan böylesi bir fırsatın kaçırılmaması gerekmektedir.” Cumhurbaşkanı Özal’ın ifade ettiği bu tarihi fırsat Türkiye’nin iç politika dehlizlerinde öğütülmüş ve yeterince ilgi göremeden aradan neredeyse 17 sene geçmiştir.

 

Bugün Türkiye ile Türk Dünyası arasında önemli bir bağ, kuvvetli bir köprü daha kurulmuştur. Türk Dünyası’nın liderlerini bir araya getiren “Devlet Başkanları Zirvesi”nin ardından şimdi de Parlamento Başkanlarını bir araya getiren bir birlik kurulmaktadır. Ancak bu birliğin işlevsel olabilmesi için Türkiye’den başka iştirakçi ülkelerin de mutlaka katkısının alınması gerekmektedir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Türkiye’nin ana taşıyıcı konumu inkar edilemez. Ancak bu tür organizasyonların yaşamaları için bütün tarafların sürecin içerisinde olması gerekir. Bu anlamda TÜRKPA’nın ikinci toplantısının Bakü’de yapılması önemlidir. Geçtiğimiz yıl da Devlet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Azerbaycan’ın Türkiye ile beraber Türk Dünyası toplantılarına ev sahipliği yapması sevindirici gelişmedir. Aynı şekilde Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin de katkıda bulunması teşvik edilmelidir. Burada şu hususun da altının çizilmesi önemlidir. Zira Türkmenistan’ın tarafsızlık politikası gereği bu tür toplantılardan uzak durması ve Özbekistan’ın da genel olarak iç politik kaygılar ve dış politikasındaki denge çabaları neticesinde toplantıya katılmaması Türk Dünyası arasındaki entegrasyon çabalarını olumsuz etkilemektedir. Önümüzdeki süreç içerisinde her iki ülkeye yönelik izlenecek özel politikalarla Türkmenistan ve Özbekistan entegrasyon çabalarına dahil edilmelidir.