Bu makale 4 Ekim 2008 tarihinde yayınlanmış şimdi konunun güncelliği sebebiyle yeniden ana sayfada yayına verilmiştir. Başbakanlık Dış Politika Baş Danışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu daha öğretim görevlisi olduğu ‘dış ilişkilerde çok boyutluluk’ ve ‘komşularla sıfır problem’ politikası geliştirmekteydi. O yıllarda kaleme aldığı “Stratejik Derinlik” isimli kitapta ve değişik makale ve röportajlarında açıkladığı bu politikasını hayata geçirmek için beklediği fırsat AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle ortaya çıktı. Bugün AKP’nin (ve Cumhurbaşkanının) hayata geçirdiği dış politikaların temelinin Davutoğlu tarafından atıldığı hissedilmektedir.

 

Komşularla “sıfır sorun” ilkesi AKP öncesi koalisyon hükümetinin Dışişleri Bakanı İsmail Cem2in Yunanistan Açılımı ile başlamıştı. Ardından AKP hükümeti bu açılımı Kıbrıs’a uyguladı. Şimdi komşularla sıfır sorun yaşama adına bağımsızlıkların bu kadar arttığı bir dönemde (Kosova, Güney Osetya, Abhazya) KKTC’nin bağımsızlığından gönüllü bir şekilde vazgeçildiği görülmektedir. Ardından uluslararası camiada dışlanan Suriye ile benzer bir süreç işledi. Aslında Suriye ile başlayan süreç PKK terör örgütü ele başının bu ülkeden çıkarılmasına sebep olan ordumuzun ültimatonu ile başlamıştı. Sonrasında İran ve Irak ile yaşanan bildik gelişmeler, Barzani ve Talabani’nin muhatap alınması süreci…

 

“Sıfır Sorun” politikasında bütün komşularla şu veya bu şekilde sorunlar çözülmüştü. Ancak Ermenistan ile sorunların çözülmesi için uygun zaman ve zemin bir türlü bulunamamıştı. Daha doğrusu Türkiye’nin bütün girişimlerine Ermenistan’ın karşılık vermemesi sebebiyle bu komşumuzla sorunlarımız sıfırlanamamıştı. Ancak Kafkasya Savaşı Ermenistan’ın bütün planlarını altüst edince durum değişti. Gürcistan’ın Rusya ile savaşın ardından bu ülkeyle sınırlarını kapatması en çok Ermenistan’ı vurdu. Gürcistan’ın sırnılarını kapatmasıyla tam anlamıyla dolaylı ambargoya maruz kalan Ermenistan Türkiye politikasını yeniden gözden geçirmeye karar verdi. Dolayısıyla bu son girişim aslında Ermenistan’ın mecburiyetinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı ve Türkiye’den daha çok Ermenistan’a yarıyordu.

 

Türkiye’nin şimdiye kadar yürüttüğü Ermenistan politikası üç temel esas üzerinden yürütülmekteydi. Ermenistan ile Türkiye arasında üç temel sorun vardır ve bu sorunlarda herhangi bir ilerleme sağlanmadan, en azında bu sorunların çözümüne yönelik Ermeni tarafında bir adım atma isteği görülmeden Ermenistan’a hangi amaçla yapılıyorsa yapılsın bütün ziyaretler Ermenistan’ın bu konulardaki tezlerini güçlendirir. Bu sorunlar aşağıdakilerden ibaretti.

 

Sınırların Karşılıklı Tanınması: Ermenistan yönetimi bir süredir Türkiye’ye karşı toprak talebinde bulunmadıklarını ifade etmekteler. Ermeni yönetimi 1921 anlaşmasını tanıdıklarını ifade etmektedirler. Ancak buna rağmen Türkiye ile sınırların karşılıklı tanındığına yönelik bir nota vermeye de yanaşmamaktadırlar. Ermenistan Anayasa’sının atıfta bulunduğu Bağımsızlık Bildirgesinde Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesi Hala Batı Ermenistan olarak gösterilmekte, Ağrı Dağı Ermenistan devletinin resmi devlet arması olarak kullanılmaktadır.

 

Soykırım İddialarından Vazgeçilmesi: Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı esnasında yapılan bazı yer değiştirme çalışmalarını soykırım olarak kabul etmeleri ve bunu dünyanın çeşitli ülkelerinin parlamentolarından geçirme gayreti içerisine girmeleri iki ülke ilişkilerinin en hassas noktalarından birisini oluşturmaktadır. Son dönemde Ermenistan Yönetimi bir yandan dünyada sözde soykırımı tanıtma çabası içerisine girerken diğer yandan Sarkisyan yönetimi “Soykırımın tanınmasını ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde bir önkoşul olarak asla görmüyoruz. Bu yüzden Türkiye ile hiçbir önkoşul olmadan diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz” demektedir. Ama Ermenistan yönetimi ve diaspora Ermenileri bu iddialarından vazgeçmemektedirler.

 

Dağlık Karabağ’ın İşgaline Son Verilmesi: Ermenistan’ın Dağlık Karabağ sorunundaki ana felsefesi bu sorunun Ermenistan-Türkiye ilişkilerine endekslenmemesi ve bu konunun ayrıca değerlendirmesi şeklinde olmuştur. Hatta önceki Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın bu konuda açıkça bir teklifi de olmuştur. Koçaryan teklifinde “Türkiye ile Ermenistan ilişkileri üçüncü ülkelerin çıkarlarına bağlı kalmamalıdır” demişti. Şimdi gelinen noktada Türkiye için vazgeçilmez bir konumda olan Azerbaycan’ın çıkarları Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin dışına çekilmektedir. Zira Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığından herhangi bir taviz verme niyeti yoktur. 2 Eylül 2008 tarihinde işgal altındaki Dağlık Karabağ bölgesinin sözde “bağımsızlığının” 17. yıldönümü kutlamalarına katılan Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan yaptığı konuşmada Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığından asla taviz vermeyeceklerini belirtmiştir.

 

Bütün bu gerçeklere rağmen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 6 Eylül’de Erivan’a maç izlemeye gitti. Ama

 

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü, izlemek üzere Erivan'a davet ettiği maça, AKP Grup Başkanlığının aldığı karar gereği, milletvekilleri gitmeme kararı aldı. Bu karar muhtemelen Türkiye kamuoyunda hoş karşılanmayan bu ziyaretin iç politikada AKP’ye olumsuz etkide bulunmaması amacıyla alınmıştır. Görüldüğü gibi Türkiye’ye zarar verecek geziye gidiliyor, ancak AKP’ye zarar verebileceği endişesiyle milletvekillerinin gitmesi uygun bulunmuyor.

 

Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu

 

Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu’na katılması planlanan ülkeler içerisinde Rusya genel olarak görüşelim derken Mihail Saakaşvili’yi muhatap olarak almayacaklarını ve Gürcistan’ın şimdiki devlet başkanı ile herhangi bir konuyu müzakere etmeyeceğini belirtmiştir. Bu Rusya’nın bu platforma hayır dediği anlamına gelir. Gürcistan Rusya’nın açıkça Abhazya ve Güney Osetya’dan çekilerek bu ülkeleri tanıma kararını geri çekmeden Rusya ile aynı platformda olmalarının mümkün olmadığını açıklamıştır. Bu Gürcistan’ın bu platformu görüşmeyi dahi kabul etmediği anlamına gelir. Azerbaycan platforma Türkiye’yi reddetmemek adına sıcak baktıklarını ve görüşülmesi gerektiğini açıklasa da aslında kendi toprağını işgal eden Ermenistan ile aynı platformda yeralmak istemediğini hissettirmektedir. Bu durumda Azerbaycan da bu platform içerisinde yer almak istememektedir. Bu durumunda Türkiye’nin önerdiği Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu’na sıcak bakan tek ülke Ermenistan olmuştur. Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan platform önerisini olumlu bir mesaj olarak değerlendirdiklerini açıklamıştır. Nalbandyan ülkesinin daima bölgesel istikrar ve işbirliği konularında diyalogdan yana olduğunu belirtmiş ve Türkiye’nin önerisine sıcak baktıklarını açıklamıştır. Zaten en başından beri bu pakt önerisinin bölgede işlemeyeceğini, Gürcistan ile Rusya ve Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunlara hiçbir katkısı olamayacağını belirtmekte ve bu paktın olsa olsa Türkiye ile Ermenistan’ı “barıştırmak” için bir platform olabileceğini ifade etmekteydik. Nitekim gelişmeler bu konuda haklı olduğumuzu ortaya koymaktadır.

 

Ermenistan’ın PKK Terör Örgütüne Desteği

 

Erivan’a gidenler bilir, Erivan’ın en merkezi caddelerinin birinde PKK terör örgütünün resmi ofisi faaliyet göstermektedir. Biz gittiğimizde gözlerimizle görmüştük bu ofisi. Şimdi Sayın Gül’ün bu ziyareti sonrasında PKK’nın bu temsilciliğini kapatılacak mıdır? Ermenistan Dağlık Karabağ bölgesine yerleştirdiği terör örgütü mensuplarını ne yapacaktır? Erivan yönetimi PKK terörüne verdiği desteği kesecek midir? ASALA terör örgütü katillerine Ermenistan hükümetinin verdiği kahramanlık madalyaları geri alınacak mıdır? Bu ve benzeri soruların cevabını en iyi verecek tarihtir…

 

Ermenistan cenahında Gül’ün Ermenistan’a maç izlemeye gitmesine farklı kesimler farklı bakmaktadır.

 

Taşnaklar: Türk düşmanlığı konusunda tavizsiz bir konumda olan Taşnaklar Gül’ün Erivan ziyaretine karşı çıkmaktadırlar. Bu kesimlerin Gül’ün ziyareti esnasında protesto eylemleri yapmışlardır.

 

Hükümet: Davet Devlet Başkanından geldiği için hükümette ciddi bir çatlak bulunmamaktadır.

 

Diaspora: Türkiye ile ilişkilerde Ermenistan’da yaşayan halktan daha katı tutum sergileyen ve hatta Türk düşmanlığı konusunda Taşnaklarla yarışabilecek durumda olan Diaspora Ermenileri kararsız durumdadır ve hatta farklı duruşlar sergilemektedirler.

 

Halk Kesimleri: Ermenistan’da yaşayan halkın önemli bir kısmının ziyarete olumlu baktığı ve bu ziyaret sonrasında sınır kapılarının açılarak ticarete imkan verileceği şeklinde duruş sergilemektedirler. Ancak stadyumda Türk İstiklal Marşı okunduğunda bu halk dakikalarca ıslık çalmaktan da geri durmadı.

 

ABD: ABD’nin bu ziyarete sıcak baktığı ve hatta teşvik ettiği söylenebilir. Amerika başından beri Türkiye’ye baskı yapmakta ve iki ülke ilişkilerinin düzelmesi için Türkiye’nin adım atmasını istemekteydi. ABD’nin bölge politikalarında Ermenistan’ı kazanmak anlayışı hakimdir. Bu sebeple Ermenistan’ın ABD’nin müttefiki Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerinin düzeltilmesi için çaba harcanmaktadır. Diğer taraftan ABD’nin dış politikada zaman zaman ülkedeki Ermeni diasporasını Türkiye’ye karşı bir baskı unsuru ve dış politika aracı olarak kullandığını unutmamak gerekir.

 

Cumhurbaşkanı Gül’ün Başkan Bush ile 2 Eylül’de telefon diplomasisi yapmaları ve görüşmenin ana konusunu da Gül’ün muhtemel Erivan ziyaretinin oluşturması ABD’nin bizzat bu ziyaretin organizatörleri arasında olduğunu göstermektedir. Gül Ermenistan ve Azerbaycan ziyaretleri ardından ABD’ye gitmiştir. Burada Başkan Bush ile bir çok konunun yansıra Ermenistan açılımı da görüşülmüştür.

 

AB: AB’nin de ABD’ye Paralel Bir Politika Güttüğü Söylenebilir

 

Rusya: Rusya Kafkas İstikrar Platformu önerisinde Türkiye ile Ermenistan arasında arabuluculuk yapmaktadır. Gürcistan savaşı sonrası Ermenistan’ın ikmal yollarının azalmasıyla Rusya’nın kısmı destek verdiği Türkiye açılımı için Ermenistan Rusya’yı sürekli bilgilendirmektedir. 6 Eylül öncesi Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev Soçi’deki yazlık sarayında Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisya’ı kabul etmiştir. Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel meseleler de görüşülmüştür. Ancak burada basına açıklanmasa da Türkiye ile ilişkiler konusunun özel bir başlık altında görüşüldüğü düşünülmektedir. Ayrıca Türkiye’nin girişiminden sonra Rusya Devlet Başkanı devreye girerek İlham Aliyev ile Moskova’da görüşmüş ve Dağlık Karabağ konusunda arabulucu olabileceğini açıklamıştır. Görüşme sonrası Aliyev de yaptığı açıklamada Rusya’nın arabuluculuğundan memnun ve ümitli olduğunu söylemiştir. Rus gazeteleri ise Rusya’nın bu arabuluculuğu Azerbaycan’ın stratejik enerji projelerinde Batı ile değil de Rusya ile beraber hareket etmesi karşılığı yapacağını iddia etmişlerdir.

 

Azerbaycan: Azerbaycan bu ziyaret öncesi büyük bir endişe duymuştur. Bu ziyaret en az Ermenistan kadar Azerbaycan’da da takip edilmekte ve tartışılmaktadır. Bu ziyaret ile Azerbaycan güvenilir müttefiki Türkiye’yi kaybedebileceği endişesini taşımaktadır. Ancak ziyaret sonrasında gül’ün Bakü ziyareti ile bu endişelerin büyük oranda giderildiği gözlemlenmiştir.

 

Türk Halkı: Türk halkının önemli bir kısmı, özellikle de Ermenistan’a sınır olan Iğdır halkı Gül’ün bu ziyaretine olumsuz bakmaktadır.

 

Muhalefet: Muhalefet partileri MHP ve CHP yaptıkları açıklamalarda Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan ziyaretini tasvip etmedikleri görülmüştür.

 

Türkiye Ermenileri: Türkiye Ermenileri genel olarak Türkiye ile Ermenistan arasında diyalog yollarının açılması, Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişkilerinin kurulması ve Türk-Ermeni ilişkilerinde Azerbaycan’ın rolünün zayıflamasını istemektedirler. Bu sebeple de Türkiye Ermenileri Ankara’nın Erivan’a yönelik attığı her adımı destekledikleri ifade edilebilir.

 

Ermenistan Bu Ziyaret İle Neleri Kazanacak?

 

 Her şeyden önce Serj Sarkisyan iktidarı iç politikada iktidar mücadelesi sürdürdüğü Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkileri normalleştirmeyi savunan Ermenistan’ın en büyük ikinci siyasi gücü olan eski Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan karşısında önemli bir avantaj sağlayacak ve Petrosyan’ın en büyük argümanı elinden alınacaktır.

 

 Azerbaycan ve Dağlık Karabağ sorununda Türkiye tarafsızlaştırılmaya çalışılacak, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde Karabağ sorunu ön şart olmaktan çıkarılacak ve Azerbaycan ile Türkiye’nin arasına “kara kediler” sokabilecek. 

 

Azerbaycan, istikrarsız Gürcistan ve Türkiye arasında sıkışan Ermenistan bu ziyaretle ekonomik ambargodan kurtulacak, Karadeniz ve Akdeniz’e açılabilecektir.

 

Ankara’nın Dağlık Karabağ sorununun çözümüne celbedilmesi askeri olarak giderek güçlenen Azerbaycan’ın Karabağ sorununun çözümünde askeri usullere el atmasını engelleyecektir. AGİT Minsk Gurubu’nun 15 yıldır netice vermeyen girişimleri yerine bundan sonra Ankara’nın katılımıyla yeni ve uzun bir süreç başlayacaktır. 

 

Türkiye’nin ziyareti ile Ermenistan Türkiye ve Azerbaycan’a karşı uyguladığı politikalarda haklı olduğunu yönelik bir tutuma girebilecek ve bu ziyareti o şekilde yorumlayacaktır.

 

Cumhurbaşkanı Gül’ün Bakü Ziyareti

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çok tartışılan Erivan ziyareti gerçekleşti. İki ülke arasında başlatılan “Futbol Diplomasisi” başta Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan olmak üzere dünyanın önemli bir bölümünde yakından takip edildi ve önemli yankılar uyandırdı. Başta ABD ve AB olmak üzere Gül’ün ziyareti iki ülke arasındaki sorunların çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Türkiye ve Ermenistan basınının geneli bu ziyareti müspet değerlendirirken Azerbaycan basınının neredeyse tamamı ziyarete eleştirel yaklaşmıştır. Azerbaycan’daki resmi ağızlar bu ziyaretin Türkiye’nin kararı olduğu ve kendilerinin bunun üzerine bir yorumda bulunmalarının doğru olmayacağını ifade ettiler. Bununla beraber hükümetin resmi yayın organı olan Azerbaycan Gazetesi’nde Türkiye’nin bu girişimini eleştiren haber ve makalelere yer verildi.

 

Türkiye’nin “Ermenistan açılımı” çerçevesinde bu ziyaret önemliydi. Ancak bunun Azerbaycan’ı kaybetmeye değecek kadar önemli olmaması gerekirdi. Nitekim Azerbaycan’da ortaya çıkan kırgınlığı gidermek ve görüşmeler hakkında bilgi vermek için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 10 Eylül 2008 tarihinde Bakü’ye bir günlük bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Ziyarette Türkiye’nin bölgede barışın sağlanması için ileri sürdüğü Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisi, bölgedeki son gelişmeler, enerji koridorlarının durumu ve güvenliği, Dağlık Karabağ Sorunu ve Gül’ün Erivan seferinin değerlendirilmesi konuları görüşülmüştür.

 

Bu ziyaret her ne kadar basınımızda Azerbaycan’ın gönlünün alınması şeklinde özetlense de yukarıda saydığımız başlıklar çerçevesinde bu ziyaretin “gönül almanın” ötesinde bir arabuluculuk girişimi başlatılmıştır.

 

Bilindiği gibi Dağlık Karabağ sorununun halli için 1992 yılında yılında kurulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT Minsk Grubu ve grup üyeleri ABD, Fransa ve Rusya o tarihten beri dağlık Karabağ sorununa bir çözüm bulamamışlardır. Bununla beraber sorununun çözüm sürecine Türkiye’nin katkılarını ısrarla reddederek Türkiye’yi bu sürecin dışında tutmaya çalışmışlardır. Bunda tabi Ermenistan’ın da rolü büyük olmuştur. Ancak bugün gelinen noktada artık AGİT Minsk Grubu’nun bu sorunun çözümüne hiçbir katkı sağlayamayacağı anlaşılmıştır. Bu sebeple de önümüzdeki günlerde bu kurumun varlığının sona ermesi ve yerine Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu çerçevesinde yeni bir aracı kurumun oluşturulması beklenebilir.

 

Yukarıda gösterilen durum sebebiyle Azerbaycan’ın yeniden savaşa başlamasının önüne geçmek için çareler aranmaktadır. Bu çarelerin başında da Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecine katılması da bulmaktadır. Şimdi Türkiye’nin bu sorunun çözüm sürecine katılası Erivan yönetimi tarafından da tartışılmaktadır. Bu yapıldığı takdirde yeni bir süreç başlatılmış olacak ve barışa kapı açmak adına en azından beş yıl daha görüşmeler sürdürüleceğinden Azerbaycan’ın savaş tehditleri bir süreliğini de olsa ortadan kalkacaktır. Bunun Ermenistan’ı ciddi olarak rahatlatacağı açıktır.

 

Ermenistan Açılımından Hangi Sonuçlar Beklenebilir?

 

Türkiye ile sınırların açılması ve tanınması: Ermenistan uzun bir süredir Türkiye ile sınırların açılmasına nail olmaya çalışmaktadır. Bu amaçla AB ve ABD başta olmak üzere birçok faktörü devreye sokmaya çalışmıştır. Ermenistan sınırların tam olarak açılmasına nail olamasa da sınırların gevşemesini sağlayabilmiştir. Bu çerçevede Türkiye, Ermenistan'a sefer yapan uluslararası havayolu şirketleri için 1995'den itibaren H-50 hava koridorunu açmış durumdadır. Ayrıca Erivan-İstanbul ve Erivan-Trabzon güzergahında uçak seferleri düzenli olarak yapılmaktadır. 10 Ocak 2002'den itibaren uygulamaya konulan sınırda vize rejimi ile Türkiye'ye girişin önündeki zorluklar kaldırılmıştır. Ermenistan vatandaşları Gürcistan üzerinden karayoluyla da Türkiye’ye gelmekte ve ticaret yapmaktadır. Bu amaçla otobüs seferleri dahi yapılmaktadır. Bir miktar Ermeni turist Türkiye’ye gelirken, 70 bin civarında Ermeni Türkiye’de kaçak olarak çalışmakta ve Türkiye bunlara göz yummaktadır. Ayrıca Türkiye Ermenistan'ın Trabzon limanını ithalat-ihracat için kullanmasına izin vermektedir.

 

Şimdi sınırların tam anlamıyla açılması konusu gündemdedir. Eğer Azerbaycan’ın çok ciddi bir itirazı olmadığı takdirde sınırların tam olarak açılması gerçekleştirilebilir. Elbette sınırların açılabilmesi için onun tanınması gerekir. Bu amaçla Ermenistan’ın 1920 Gümrü ve 1921 Kars anlaşmalarında yer alan sınırların karşılıklı olarak tanınması anlaşması gerçekleştirilebilir. Bu da Ermenistan’ın Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgelerini “Batı Ermenistan” olarak görmekten vazgeçeceği anlamına gelir. Ermenistan’ın uzun süreden beri bu konuda adım atmaya hazır olduğunu da belirtmek gerekir.

 

Kars-Gümrü Demiryolu Hattının Açılması: Daha Cumhurbaşkanı Gül Erivan’a gitme kararı vermeden önce Ermenistan’ın demiryolarını kiralayan Rus şirketinin Kars-Gümrü Demiryolu’nun Ermenistan tarafında temizleme ve tamir işlerine başlamıştır. Gül’ün ziyaretinin hemen öncesinde de Sarkisyan gönlünden geçeni açıklamaktan çekinmemiş ve “İlk hedef Kars-Gümrü demiryolunu yeniden açmak” demiştir.

 

Rusya Demiryolları – RJD’nin en önemli projeleri arasında Ermenistan ile Türkiye arasındaki demiryolları seferlerini yeniden başlatmak bulunuyor. Bu konuda Ermenistan Ulaşım ve İletişim Bakanlığı’na söz veren RJD, 2010’da seferleri başlatacağını açıkladı. Ermenistan Demiryolları yönetiminin özelleştirilmesini öngören ihaleye katılan tek şirket konumunda bulunan RJD, 230 milyon doları ilk 5 yılda olmak üzere toplam 570 milyon dolarlık yatırım yapmaya hazırlanmaktadır.

 

Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu ile beraber Kars-Gümrü Demiryolu Hattının da açılması hedeflenmektedir. Bu hattın Azerbaycan’ın kabul etmesi durumunda Azerbaycan’a ve Nahçivan’a uzatılması da gündemdedir.

 

Nabucco Hattı ve Diğer Bazı Enerji Hatları Ermenistan’dan Geçirilmesi: ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney 3 Eylül 2008 tarihinde bölge ziyareti çerçevesinde Azerbaycan’ı ziyareti sırasında ilginç bir konu gündeme gelmiştir. Cheney Aliyev’e Nabucco hattının Ermenistan’dan geçirilmesi konusunu gündeme getirmiş ve bu sebeple de Cheney-Aliyev görüşmesi oldukça serin geçmiştir. Cheney Bakü’den ayrılır ayrılmaz Medvedev Bakü’ye telefon ederek Aliyev ile görüşme ihtiyacı hissetmiştir.

 

Boru hatlarının Ermenistan’dan geçmesi aslında ABD’nin uzun süreden beri istediği bir konuydu. Ancak buna uygun ortam hazırlanamamıştı. Şimdi bunun için uygun ortam yaratılmıştır. Özellikle de Gürcistan savaşından sonra bu ülkenin istikrarsızlaştığına yönelik yorumlar bulunmaktadır. Bu sebeple de şimdi Ermenistan güzergahı sadece diplomatik olarak ABD’nin yansıra bu projeye kaynak yatıracak finans çevrelerinin de Ermenistan güzergahına üstünlük verdikleri bilinmektedir. Bu güzergahın kısa olması sebebiyle maliyet açısından avantajlı olması ve Ermenistan’ın istikrar açısından Gürcistan’a göre daha avantajlı konuma geçmesi bu ülkeyi yeni dönemde boru hatları açısından cazip kılmaktadır. Gürcistan savaşı sonrası ortaya çıkan Rusya-Batı restleşmesinden sonra Rusya’nın enerji kartını ileri sürmesi ihtimali Batıyı alternatif hatlara yöneltmiştir. Bu çerçevede Rusya’nın önerisi olan Güney Akım hattının şansı azalırken Nabucco’nun şansı artmıştır.

 

Şimdi bu yeni jeo-siyasi ortamda Nabocco Projesi ile Batı bir yandan Avrupa’nın enerji güvenliğini temin etme ve diğer yandan da bu hattı Ermenistan’dan geçirerek Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasında bir barış hattına dönüştürmek istemektedir. Batı bu yolla Ermenistan’ı Rusya’nın kontrolünden de (kısmen bile olsa) çıkarabileceğini hesaplamaktadır.

 

Rusya’nın da bu konudaki politikalarında değişiklik görülmektedir. Ermenistan’ın Türkiye ve Ermenistan ile barışması konusunda şimdiye kadar “engelleyici” tutum sergileyen Rusya bunun ne kadar yanlış olduğunu Gürcistan savaşı ile anlamıştır. Zira BTC, Şahdeniz-Erzurum gaz kemeri ve diğer stratejik iletim koridorları sebebiyle AB,ABD ve NATO gibi Batılı güçler rusya’ya karşı Gürcistan’ı desteklemişlerdir. Batının bu savaşta Rusya’yı bu derece karşısına almasının en önemli sebebi Gürcistan’dan geçen stratejik hatlar olmuştur. Şimdi Ermenistan ile barış sağlanırsa bu stratejik hatların bir kısmı başta Nabucco olmak üzere Ermenistan’dan geçirilerek Gürcistan’ın stratejik önemi azaltılmaya çalışılmaktadır. Burada şu soru akla gelmektedir. Peki Rusya bunu neden yapsın? Bunun sonucunda Rusya Ermenistan’dan kopmaz mı? Bu sorunun cevabı “kopamayacaktır” olacaktır. Zira Rusya’da bir Ermenistan kadar Rus yaşamakta ve Rus bürokrasisinde önemli yerlere gelmişlerdir, Rusya Ermenistan’ın bütün stratejik altyapısını özelleştirmiştir, bu ülke Kollektif Güvenlik Anlaşması gereği sınırlarının korumasını Rusya’ya vermiştir ve Rusya’nın Ermenistan2da önemli askeri üsleri vardır. Ayrıca bu iki ülke tarihsel olarak dost ve müttefiktir. Bu sebepleri aslında daha da çoğaltabiliriz. Ama tek başına bu sebepler bile yeterldir.

 

Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in Bakü’ye gittiği ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Azerbaycan Enerji Bakanı Natıg Aliyev ile görüştüğünü de belirtmekte fayda vardır. Gül’ün ziyareti öncesi gerçekleşen bu seferde 2013 yılında faaliyete geçmesi beklenen Şahdeniz bölgesindeki faz-2 doğalgaz sahasından Türkiye'ye yıllık 8 milyar metreküplük doğalgaz arzı sağlanması konusu ele alınmıştır.

 

Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu: Görüşmelerin bir diğer maddesi Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu olacaktır. Türkiye bütün menfi durumlara rağmen bu önerinin peşinden ısrarla gitmektedir. Gürcistan ve Rusya açıkça bu öneriyi bazı şartlarla destekleyebileceklerini açıklamışlardı. Azerbaycan bu öneriye ihtiyatla yaklaşmıştı. Şimdi benzer ihtiyatı sürdüreceği beklenmelidir. Diğer taraftan şunu da belirtmek gerekir ki, başlangıçta Saakaşvili gitmeden bu öneriyi görüşmeyeceğini açıkça ifade eden Rusya şimdi bölgede her gün değişen ve gelişen şartlar çerçevesinde Türkiye’nin önerisi olan Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu’na sıcak bakmaya başlamıştır.

 

Ayrıca Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye Dışişleri bakanlarının New York'ta buluşacağını söyledi. Gündemde Karabağ sorununun yer aldığı buluşma 16 Eylül'de New York'ta başlayacak olan BM Genel Kurulu 63. oturum dönemi çalışmaları çerçevesinde gerçekleştirilecek. Ayrıca Kasım ayında da Bush’un bölgeye ziyareti planlanmaktadır.

 

Dağlık Karabağ Sorunun ele Alınması: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ele aldığı en önemli konuların başında 1988 yılından başlayan ve bugüne kadar çözüm bulamayan Dağlık Karabağ sorununu gelmektedir. Aslında bu konuda Erivan’ın herhangi bir adım atması beklenmemektedir. Azerbaycan daha önce Gürcistan gibi kendisinden ayrılan bu cumhuriyete en yüksek muhtariyet önermiş ama bu teklif Ermeniler tarafından kabul edilmemişti. En yüksek muhtariyetin kabul edilmemesi ondan bir adım sonrası olan bağımsızlık isteği ile açıklanabilir. Zira Azerbaycan’ın önerebileceği başka bir formül kalmamıştır.

 

Dağlık Karabağ konusunda ilerleme sağlanamazsa yukarıda ifade edilen hiçbir konuda Azerbaycan’ın adım atmayacağı da bilindiğinde Ermenistan’ın bu konuda mutlaka bazı adımlar atması gerekebilir. Ermenistan açılım adına belki Dağlık Karabağ dışında işgal ettiği bazı bölgelerden çekilebilir. Zaten Cumhurbaşkanı Gül’ün “Ermenistan Dağlık Karabağ’dan çekilecek” söylemini de bu şekilde algılamak gerekir. Ermenistan Dağlık Karabağ dışındaki toraklardan çekilebilir. Ermenistan buraları zaten masada elini güçlendirmek için işgal etmişti. Şimdi buralardan vazgeçtiğini açıklayarak görüşmelerde bir açılım sağlayabilir. Onun dışında Dağlık Karabağ bölgesinden çekilme sözkonusu olamaz. Unutmamak lazım ki, Azerbaycan kadar Ermenistan’da da Dağlık Karabağ sorunu en hassas konuların başında gelmektedir. Ancak Dağlık Karabağ’dan çekilmeyen bir Ermenistan ile birkaç yerleşim biriminden çekildi diye masaya oturmak ve sınırları açarak demiryolu hattına işlerlik kazandırmak ve hatta Nabucco boru hattını buradan geçirmeye kalkmak Dağlık Karabağ’ın tamamıyla kaybedilemsi anlamına gelir ki, buna Azerbaycan’ı ikna etmeye çalışmak iki ülke ilişkilerinde tamiri imkansız sorunlar ortaya çıkarır. Azerbaycan’ın şimdiki ve gelecek nesilleri Dağlık Karabağ’ın kaybından Türkiye’yi sorumlu tutarlar.