Kamçı (kırbaç) Türk halklarının hayat biçimi ve medeniyetinin önemli bir parçası olup, göçebe Türk boylarının yaşamında her zaman yer almıştır. Gerçek Türk yiğidini atsız ve kamçısız düşünmek mümkün değildir. Kamçı göçebe halklarının sadece atlarını yönlendirmek için kullandıkları alet olmamış, aynı zamanda birçok gelenek ve görenekleri de içinde barındırmıştır. Kamçı atadan oğula miras olarak da bırakılır. Erkeklere kamçı hediye edilmesi onlara verilen değeri ve gücü de gösterir. Çadırlarda her zaman evin kutu olarak baş köşede asılı durur. Kamçı hakiki deriden elde edilir ve sapı ağaç, boynuz ve kemikten yapılıp demir parçalarla sabitlendirilir. Bu durumda da kamçı gerçek bir silaha dönüşmüş olur.

 

Kamçı Türk boylarında kutsal sayılıp erkekliğin ve savaşçı kimliğin simgesi olarak da bilinir. Diğer yandan kamçı Şamanların (Kamların) da nitelikli aletlerinden sayılır. Bu durumda da ister istemez akla Kam kelimesi ile kamçı kelimesinin benzerliği gelir. Kamçı göçebe hayat yaşayan her erkeğin yanında bir kemer, bir bıçak kadar önemli alet olarak taşınılır.

 

Kamçıyı Türkler bindikleri atı yönlendirmek için kullanmamışlar. Çünkü bozkırlarda büyüyen erkek çocukları daha 3-4 yaşlarında iken at binmeyi öğrendikleri için kamçı kullanmalarına gerek kalmamıştır. Kamçı ne ata ne yere ne çadıra ne kadına ne de çocuğa vurulmuştur. Kırgız ve Kazakların geleneksel Kız Kuumay (at üstünde kız yakalama) oyunlarında ise hem kızın hem erkeğin elinde kamçının bulunması her iki tarafın da güç, hız ve hırs duygularını anlatmakta ve oyunda sadece kızın kamçıyı ata hafif dokundurmasına izin verilmektedir. Bu örnek Türk boylarında kadına verilen ayrıca önemi de sergilemektedir.

 

Kamçı ayrıca göçebe halkların hayvanlarını yayarken havaya boş sallayarak yönlendirmelerine, avcılık sırasında ise yırtıcı hayvanları ürkütmek ve kovmak, savaş durumlarında ise de bir silah olarak kullanmalarına yol açmıştır. Göçebe halkların erkekleri bellerine kalın deri kemer takmışlar ve kemerlerine diğer aletlerin yanı sıra kamçılarını da sıkıştırmışlar.

 

Kırgız ve Kazaklar çadıra girerken kamçılarını kapının dışında bırakmışlardır. Bu ise evin içine şiddet, saldırganlık ve tehdit gibi olumsuz düşüncelerin girmemesi ve hane içinde barış, huzur sağlanması anlamında algılanmıştır. “Kamçı Kaldıruu” (kamcı kaldırma) geleneğinde dünür olma isteği ile kız evine gelen oğlan tarafı eğer kızı beğenirlerse çadırın bir köşesine kamçılarını asılı bırakmışlar. Kız tarafı da bu duruma olumlu bakıyorlarsa kamçıya dokunmamışlar ve geri vermemişler. Böylece evlilik yolundaki ilk adım atılmış olup, kızın başı bağlanmış sayılmış. “Kamçı Kaytaruu” (kamcıyı geri verme) geleneği ise olayın olumsuz sonuçlandığını belirtmiştir.

 

“Kamçı Taştoo” (kamcı bırakma) geleneği genelde boylar arasında yaşanan anlaşmazlık durumlarında halkı toplayıp, kamçıyı ortaya bırakmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu ise sorunların ortaya yatırılıp çözümlenmesi gerektiğini belirtmiş. Böylece halk o an yaşanan tüm sorunları sonlandırmış ve barış sağlanmıştır.

 

Altay Türklerinde ise kamçı seyislerin, çobanların ve kamların olmazsa olmaz önemli aletlerinden olmuştur. Altaylılar kamçı yaparken dana ya da buzağı derisini kullanmışlar. Kamçının sapı boynuz veya sedir ağacından yapılmış. Sapının baş kısmı çoğu zaman kurt ya da pars başı şeklinde olmuştur. İsteğe göre değerli taşlar ve demir parçaları ile de süslenmiştir. Kamçının sapı elde en iyi biçimde tutulabilecek şekilde tasarlanır. Altaylılar için de kamçı güç ve ihtişamın simgesidir. Ayrıca Altaylılarda; “kurt başı,” “pars başı,” “savaşçı” adını verdikleri kamçı türleri vardır. Böylece Türk dünyasının ortak kültürü olan kamçının hemen hemen tüm Türk boylarında aynı anlam; güç, hız, ve ihtişamı temsil ettiğini ve asırlardır yaşam biçimlerinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu görmekteyiz.