Wikileaks belgeleri ilk sızdırıldığında Türkiye’de büyük bir tartışma konusu oldu ve bu alanda çeşitli yorumlar yapıldı. TÜRKSAM olarak biz bu tartışmaların dışında durmaya çalışarak bu konuda değerlendirme yapmak için zamanın daha erken olduğunu ve önümüzdeki süreç içerisinde ortaya çıkacak gelişmeler üzerine ancak sağlıklı bir değerlendirme yapılabileceğini, bu sızdırmanın bir operasyonun hazırlığı dahi olabileceğini ifade etmiştik. Bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Tunus ile fitili ateşlenen “Turuncu Devrimler” sonrasında Wikileaks sızıntılarının daha iyi anlaşılabildiği görülmektedir. Zira öyle anlaşılmaktadır ki, Tunus ile başlayan ve Ürdün, Mısır, Cezayir ve Fas gibi Arap ülkelerini de etkisi altına alma ihtimali olan Arap coğrafyasındaki Turuncu Devrimler’in ortaya çıkması ve gelişmesinde Wikileaks’in önemli bir etkisi olmuştur.

 

Doksanlı yılların başlarında Turuncu Devrimler Doğu Avrupa ile başlamıştı, Yugoslavya’nın dağılması sırasında ve sonrasında, Sırbistan’da iktidar değişimi sürecinde; ardından 2003’te Gürictan’da ardından 2004’te 2005’te Kırgızistan’da iktidarlar peşpeşe sivil ayaklanmalar ile devrilmişti. Bu ülkelerde yaşanan sivil halk hareketleri dünyada küresel güçlerin ve özellikle de ABD’nin Sivil Toplum Kuruluşları (STK)’ların birer dış politika aracı olarak kullanıldığına şahit olduk.

 

O dönem ABD Başkanı George Bush “Amerikan Rüyasını” bütün dünyaya yaymak arzusunu şu ifadelerle ortaya koymuştu: “Son 18 ay içerisinde Gül, Turuncu, Mor, Lale, Sedir devrimlerine tanıklık ettik ve bunlar sadece birer başlangıçtır. Bu devrimlerde STK’ların ve ABD hükümetinin önemli rolleri bulunmaktadır. Yeni dönem savaşları milletleri değil, rejimleri hedef alacaktır.” Ancak Bush’un bu açıklamalarına karşın ABD’nin özellikle Ortadoğu’da bizzat milletleri hedef aldığı ve Irak başta olmak üzere demokrasi getirme iddiası ile girilen yerlerde yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olundu. Think Tank’ların hazırladığı ve STK’ların uyguladığı rejim değiştirme oyunu özellikle de Ortadoğu’da farklı mecralara sürüklenmiş ve işin Think yani düşünme kısmı bir kenara atılmış ve Tanklarla Ortadoğu’ya demokrasi getirilmeye çalışılmıştır. ABD’nin şiddet kullanmasıyla bütün dünyada artan Amerikan karşıtlığı ünlü spekülatör ve Turuncun Devrimlerin arkasındaki asıl güç olduğu ifade edilen George Soros Bush için şu ifadelerde bulunmuştur: “Ben yıllardır kurduğum Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ağı vasıtasıyla Amerika’nın kendisi ile dost, demokratik rejimler kurma misyonunu üstlenmişken ve Amerikan projelerini usulca hayata geçirirken Bush birdenbire aşırı güç kullanımıyla bütün planı ortaya çıkaracak bir siyaset izlemeye başlamıştır.” 2006 yılında çıkardığımız “Turuncu Devrimler” isimli kitabımızda bütün detaylarını verdiğimiz bu sürecin bir benzeri şimdi de Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Bush’un dediği ama hayata geçiremediği önemli bir husus olan “ABD’nin halkları değil rejimleri hedef alacağı” hususu fiilen hayata geçiyor olabilir. Zira ABD’nin Irak tecrübesi açıkça göstermiştir ki, Ortadoğu’da “demokrasiyi” silahla getirmek mümkün değildir. O halde Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) silahla sağlanamayacağına göre halk hareketleri ile yapılabilir mi?

 

Yasemin Devriminin Gelişimi

 

Ülkeyi yöneten mutlu bir azınlığın dışında genel olarak fakirlik ve özellikle de işsizliğin etkin bir şekilde hissedildiği Kuzey Afrika ülkesi Tunus’ta 17 Aralık 2010 tarihinde Sidi Bou Said kentinde, 26 yaşındaki üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Buazizi'nin işporta tezgâhına el konulması üzerine kendini yakması ve 5 Ocak'ta da bulunduğu hastanede hayatını kaybetmesi üzerine ülke genelinde protesto gösterileri yapılmış ve bu protestolar sonucu da 23 yıldır ülkeyi yöneten Devlet Başkanı Zeynelabidin Bin Ali Suudi Arabistan’a kaçmak zorunda kalmıştır.

 

Zeynelabidin Bin Ali’nin kaçması sonrasında ordu birimleri ile Bin Ali'yi destekleyen muhafız birimleri arasında çatışmalar yer yer sürerken Bil ali’yi destekleyen Cumhurbaşkanlığı muhafız birliğinin başkanı Ali Seriati gözaltına alınmıştır. Şeriati’nin Şeriati’nin, milli güvenliği tehdit etmek ve çatışmaları körüklemek suçundan mahkemeye çıkarılacağı bildirilmektedir. Bin Ali’nin kaçması sonrasında yerine vekaleten Meclis Başkanı Fuad Mebaza’nın getirildiği Tunus’ta Anayasa Konseyi, yeni cumhurbaşkanlığı seçiminin 60 gün içinde yapılması gerektiğini açıklamıştır. Dolayısıyla da 60 gün içerisinde Tunus’ta halk ayaklanmasının ardından hızlı bir seçim süreci yaşanacaktır. Bu ise mevcut durumun gergin olarak devam etmesine sebep olmaktadır. Öte taraftan Tunus muhalefet lideri Necip Çebbi, ülkede uluslararası gözlemcilerin denetimdeki seçimlerin 6 ay içinde yapılabileceğini söyledi. Çebbi, Başbakan Muhammed Gannuşi ile görüşmesinden sonra Fransız RTL radyosuna yaptığı açıklamada, "Program aşikar; yasalarda reform yapmak ve 6-7 ay içinde serbest genel ve devlet başkanlığı seçimleri düzenlemek" demiştir. Her ne kadar Bin Ali yurtdışına kaçmak zorunda kalmış olsa da muhaliflerin yıllardır baskıcı rejimin zulümde eritilmesi sayesinde ülkede Bin Ali’nin kadroları hala etkindir ve muhalefetin kendisini toparlaması için zamana ihtiyaç vardır. Aksi takdirde 60 gün içerisinde yapılacak seçimleri eski rejimin görüntü değiştirmiş kalıntılarının kazanması mümkündür.

 

Geçici Cumhurbaşkanı Fuad Mebaza’nın, yeni dönemde “demokrasi” ve "çoğulculuk" sözü vermesinin ardından, Bin Ali döneminde yurtdışına çıkmak zorunda kalan sürgündeki Tunuslu siyasetçiler de ülkeye dönmeye başlamışlardır. Tunus'un sürgünde yaşayan İslamcı Partisi Ennahda'nın lideri Raşid Gannuşi, ülkesine dönme hazırlığında olduğunu açıklamıştır.

 

Ülkedeki başlıca siyasi gruplar ise bugün yeni bir ulusal birlik hükümeti oluşturmayı hedeflemektedir. Başbakanlık görevini sürdüren Muhammed Gannuşi hafta sonu boyunca süren görüşmeler ardından koalisyon kabinesini bugün açıklayacaklarını söylemiştir. Bin Ali döneminde baskı altında tutulan muhalefet liderlerinin yeni hükümette üç muhalefet partisinin liderlerinin bakanlık görevleri alması, ülkenin kısa sürede seçime hazırlanması hedeflenmektedir.

 

Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülkeden kaçmasına rağmen iktidardaki Demokratik Anayasal Birlik (RCD) partisinin de iktidarı bırakması istenmektedir. Ancak iktidar partisi şimdilik buna direnmektedir.

 

Ülkede ilan edilen sıkıyönetime rağmen yağmalama olayları devam etmektedir. Ülkede yaşanan sıkıntı aslında klasik olarak benzer şekilde halk ayaklanmalarına uğrayan ülkelerin kaderi ile aynı özellikleri göstermektedir. Tunus’ta da benzer bir şekilde kargaşanın bir süre daha devam etmesi beklenmektedir.

 

Manşetle Gelen Manşetle Gider…

 

Kuzey Afrika'da Akdeniz’in kıyısında İtalya’nın hemen karşısında yer alan Tunus 16-19. Yüzyıllar arasında Osmanlı yönetiminde kaldıktan sonra Fransız işgaline uğramış ve 1956 yılında Habib Burgiba önderliğinde bağımsızlığını kazanmıştır. 10 milyon olan nüfusunun önemli bir kısmında işsizlik ve fakirlik hüküm sürmektedir. 1956 yılından beri ülkeyi yöneten Habib Burgiba’nın önceleri İçişleri, İstihbarat ve Savunma Bakanlığını üstlenen General Zeynel Abidin Bin Ali’yi Başbakan ataması ardından ülkenin kaderi de değişmeye başlamış ve Bin Ali Başbakan atanmasından sadece 6 hafta sonra kendisini bu göreve getiren ülkenin kurucusu Burgiba’yı hastalığı sebebiyle ülkeyi yönetemeyeceğini söyleyerek görevden uzaklaştırmış ve bir saray darbesi ile ülke yönetimini ele geçirmiştir. Bin Ali 1989 yılında kadar Devlet Başkanlığı görevini vekaletle yürüttükten sonra 1989 yılında Devlet Başkanı seçilmiş ve ülkeden kaçtığı 14 Ocak 2011 yılına kadar aralıksız Tunus’u adeta bir aile hanedanlığı ve şirketi gibi yönetmiştir. Tunus başkanlık sistemi ile yönetilmekte, devlet başkanı 5 yıl için seçilmekte ve seçilen başkan kabine ve başbakanı atamaktadır.

 

Tunus komşusu diğer ülkeler gibi petrol ve doğalgaz açısından çok zengin bir ülke değildir. Tunus nüfusunun yüzde 97’si Sünni Araptır, Ayrıca bir miktar Kafkas göçmeni Çerkez de Tunus’ta bulunmaktadır.

 

Sosyal İletişim Ağları ve Halk Ayaklanmaları

 

Dünyada gelişen teknoloji ve sosyal iletişim ağlarının giderek halk tabanlarına kadar yayılması ve Tunus gibi baskıcı rejimlerin bu iletişim araçları üzerinde tam bir denetim sağlayamamaları Wikileaks, Twitter, Facebook ve Youtube gibi ağların bu rejimler üzerinde ciddi birer tehdit haline geldiğini görmekteyiz. Bu tür baskıcı rejimler fiziki manada insanların bir araya gelmesini engellese de, sanal alanda insanların iletişim kurmasını, örgütlenmesini ve birbirlerini etkilemesini önleyememektedir. Bu çerçevede Tunus’taki devrimin hızlı bir şekilde tamamlanmasında Facebook ve Twitter üzerinden gençlerin organize olmalarının ve Wikileaks belgelerinde Tunus Devlet Başkanı ile eşinin yolsuzluklarının açıkça belirtilmesi ve ABD’nin de Tunus liderinden kurtulmak istediği şeklindeki yazışmaların sızdırılmasının da etkili olduğu düşünülmektedir.

 

Tunus devriminde etkili olan Wikileaks sızıntılarında 2006 ve 2009 yıllarında ABD’nin Tunus Büyükelçiliğinden Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği ve Wikileaks’a sızan raporlarda Büyükelçi’nin 2006 yılındaki mesajında “Başkan ve ailesi, iktidarları süresince yolsuzluklardan elde ettikleri servetleriyle ayrılıp bir Avrupa ülkesinde emeklilik hayatı sürmeyi planlıyor” denilmiştir. Büyükelçinin 2009 yılında “Bin Ali’nin gitmesi için beklenen fırsatın Obama yönetiminin politikaları sayesinde mümkün olabileceği” yazılmıştır. Büyükelçi, tavsiyeler bölümünde ise muhalefet partileriyle görüşmelere hız verilmesi gerektiğini, Avrupalı müttefiklerin de Tunuslu gençlerle temasa geçmek konusunda teşvik edilmesinin önemli olduğunu ifade etmiştir.

 

Wikileaks sitesinin yayınladığı gizli Amerikan diplomatik belgelerinde Tunus bir 'polis devleti' olarak tasvir edilmiş, Bin Ali ise 'halk ile iletişimini kesmiş bir lider' olarak tanımlanmıştı. Radikal İslami hareketlere karşı sert duruşu, Bin Ali'nin ABD'nin küresel terörle mücadelede müttefikleri arasında yer almasına yol açmıştı.

 

Tunus’da yaşanan protesto gösterileri esnasında ABD Başkanı Barack Obama’nın Tunus halkına yönelik destek mesajları da bu ayaklanmanın başarılı olmasında etkili olmuştur. ABD Başkanı Barack Obama Tunus’ta gerçekleşen devrim sonrasında yaptığı açıklamada “Tunus’ta görüşlerini barışçıl yollarla dile getiren yurttaşlara karşı şiddet kullanılmasını kınıyorum, bundan ötürü üzüntü duyuyorum ve Tunus halkının cesaretini ve onurlu duruşunu alkışlıyorum” demiştir.

 

Yasemin Devrimi’nin Domino Etkisi

 

Şimdi en önemli soru Tunus Devrimi acaba Arap coğrafyası domino etkisi yapabilir mi? Hatırlanacağı üzere benzer sorular eski Sovyet coğrafyasında ve özellikle de Kırgızistan’da yaşanan devrim sonrasında bu ayaklanmanın Orta Asya’da domino etkisi yapabileceği ihtimali konuşulmuştu. Ancak o dönemde Turuncu Devrimlere karşı Rusya’nın özellikle de Orta Asya liderleri ile işbirliği yaparak sürdürdüğü etkin mücadelesi ve hem de ABD’nin o dönem başının Irak ve Afganistan’da yeterince meşgul olması sebebiyle devamı gelmemişti. Şimdi aynı soru Arap coğrafyası için konuşulmaktadır. Şunu söylemek gerekir ki, Arap coğrafyasında Rusya’nın rolünü oynayacak herhangi bir güç mevcut değildir. Mısır bir nebze bu rolü oynayabilir. Ancak Mısır’da da Hüsnü Mübarek’in yaşlı, hasta ve etkisiz olması ve ülkedeki Müslüman Kardeşler örgütünün ise giderek güçlenmesi Mısır’ın bu alandaki etkisini kısıtlamaktadır.

 

Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt, Tunus'ta yaşanan olayların diğer bölgelere yayılması yönündeki endişelerin, yersiz olduğunu söylemiştir. Ebul Geyt, ''Tunus halkı bu yönde bir karar aldıysa bu onların işi. En önemlisi Tunus halkının istekleri. Buna kimsenin itirazı yok. Bir tırmanış hayali kuran ya da bunun peşinde koşanlar hedeflerine ulaşamayacak'' demiştir. Ebul Geyt, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın ''Arap dünyasının reforma ihtiyacı olduğuna'' ilişkin sözlerine yönelik yaptığı açıklamada, Şarm El Şeyh'te yapılacak Arap ekonomik zirvesinden sonra ''bazı Batılı ülkelerin Mısırlılar ve Arapların işlerine karışma girişimleri hakkında bir deklarasyon yayınlama'' çağrısında bulunmuş ve ''Bu zirvede Mısır'ın pozisyonunun benimsenmesini umuyoruz'' ifadesini kullanmıştır.

 

Domino etkisinden korkulan Ürdün, Mısır, Cezayir ve Fas gibi ülkelerde gıda fiyatlarına yapılan zamların geri alınmaya başlandığını, işsizlik sorununa yönelik hızlı adımlar atma hazırlıklarına başlandığı görülmektedir.

 

En zayıf halka olarak Ürdün öne çıkmaktadır. Ürdün’de Kral Hüzeyin’den sonra yerine geçen oğlu Kral Abdullah batıda eğitim görmüş güçlü bir lider görüntüsü verse de ülkedeki yoğun Filistin nüfusu ve giderek radikalleşen Müslüman taban, artan işsizlik ve ekonomik sıkıntılar 11 yıllık Kral Abdullah’ın iktidarı için tehdit olarak ön plana çıkmaktadır.

 

Cezayir Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika 19 yıldır iktidarı bırakmadı. 40 yıldır iktidarda olan Libya Kralı Albay Muammer Kaddafi’nin iktidarı da çok güçlü görüntüsüne rağmen tehdit altındadır. Elbette ki, Tunus'un durumunun diğer Arap ülkelerine göre çok farklıdır. Tunus'un eğitimli elit tabakası ve Avrupa'daki güçlü diasporası vardır. Ancak bu farklılık ayaklanmaların diğer ülkelerine yayılmasına ciddi engel teşkil etmemektedir.

 

Suriye’de de Başar El Esad’ın babasının iktidarını devraldı. Suriye’ye yönelik Lübnan Başbakanının Hariri suikastı ile bağlantısı olduğu gerekçesi ile suçlanması, Hizbullah’ın da işin içerisinde olduğuna yönelik bilgilerin sızması ve bunun üzerine de Hizbullah’ın iktidardan çekilmesi ile hükümetin çökmesinin zamanlaması da hayli ilginçtir.

 

Tunus’u terk etmesinin ardından kendisinin en büyük destekçisi Fransa, Malta ve İtalya’dan “Sakın buraya gelme” uyarısını alan; İtalya’dan uçaktan inmesine dahi izin verilmeyen Zeynel Abidin Bin Ali, son durak olarak Suudi Arabistan’ı seçmiştir. Bölgenin en laikçi rejiminin başındaki birisinin Suudilere sığınması ve Suud ailesinin de bölgede İslam karşıtı olarak suçlanan birisine kucak açması herhalde tesadüf değildir. Muhtemeldir ki, bu sığınma ABD’nin kontrolünde gerçekleşmiştir. ABD beklide Suudilere bir canlı bomba vermiştir. Bu sığınma bir süre sonra Suudlara da sıkıntı çıkarabilir.

 

Tunus Devriminde İç ve Dış Dinamikler

 

Tunus’ta başlayan ancak daha tamamlanamayan ve sürecin devam ettiği halk ayaklanmasının iç dinamiklerden mi yoksa dış dinamiklerden mi kaynaklandığı sorusu son derece önem arzetmektedir. Zira bu soruya verilecek doğru cevap ayaklanmanın diğer Arap ülkelerine sıçrayıp sıçramayacağı sorusuna da cevap verecektir. Aslında “domino etkisi” konusu bu çerçevedeki en can alıcı nokr-tadır. Eğer bu ayaklanmanın sadece Tunus ile sınırlı kalacağı kesin bir biçimde bilinmiş olsaydı bu konu küresel gündemde bu kadar yer alamazdı. Bu konunun asıl önemi devrimin hangi dinamiklerle gerçekleştiği ve buna bağlı olarak da bundan sonra hangi süreçleri ve ülkeleri izleyeceğidir.

 

Tunus devrimi bazı çevrelerce tamamıyla iç dinamikler ile açıklanmaktadır. Tunus’ta yaşananların bir tek iç dinamikler çerçevesinde açıklanmasının mümkün olmadığını düşünmekteyiz.

 

Tunus’taki Yasemin Devrimi bazı analizciler tarafından “tamamıyla bir halk devrimi” olarak adlandırılmakta ve Batı ile ilişkilendirilmekten kaçınılmaktadır. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, istihbarattan gelmişi, 23 yıldır bilfiil devlet başkanı olarak, öncesinde ise devletin kilit kademelerinde çalışmış birisinin işsiz işportacı bir gencin kendisini yakması ile başlayan olaylarla devrilmesi çok inandırıcı değildir. Hattı zatında dünyada büyük olayların genel anlamda tesadüflerle izahı mümkün olmakla beraber bunun çok büyük bir istisna olduğu düşünülmekte ve Tunus’ta yaşananların ise bu istisnanın dışında olmadığı düşünülmektedir.

 

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine sıçraması muhtemel Turuncu Devrimler ile Arap liderlerin devrilmesi bölgede uzun yıllardır baskı altında tutulan halkın iktidara gelmesinin ne kadar ihtimal dahilinde olduğu da şüphelidir. Zira nasıl ki, ABD’nin Irak’a müdahalesi İran’ı güçlendirdiyse bu coğrafyalarda yaşanacak halk ayaklanmaları da Müslüman kimliğini ön planda tutan yıllardır Arap diktatörler tarafından baskı altında tutulan kesimlerin iktidara gelmesine sebep olabilecektir. Arap coğrafyasındaki örgütlü radikal Müslüman parti ve hareketlerin bu süreçte iktidara gelme ihtimalleri Batı’yı endişelendirecek önemli hususlar olarak ön plana çıkmaktadır.

 

İç dinamikler çerçevesinde ifadesini bulan işsizlik ve ekonomik sorunlar gerekçeleri kanaatimizce çok geçerli değildir. Zira, Tunus’taki işsizlik oranı Türkiye’den çok farklı değil, dolayısıyla da bunu tek başına işsizlik ile açıklamak mümkün değildir. Ekonomik olarak ise Tunus kendi komşularından daha gelişmiş bir ekonomik refaha sahiptir. Hatta kısa bir süre önce Dominique Strauss-Khan bir açıklamasında Tunus’u ekonomik reformlar konusunda örnek gösterilmişti.

 

10 milyonluk bir ülkede 300 bin civarında güvenlik çalışanı (polis, asker, istihbaratçı, özel güvenlik v.s.) bulunmaktadır. Bin Ali’nin kendisi de eski bir general ve istihbaratçıdır. Ülkeyi sıkı bir kontrolde yaklaşık 40 yıldır yönetmektedir. Bunun 23 yılı kesintisiz başkanlıkla geçmiştir. Böylesi bir rejimin bir işportacının kendisini yakmasıyla dışarıdan destek almadan yıkılması pek mantıklı değildir.

 

Tunus’un yürürlükteki kanunlarına göre halen İslami ve Komünist partilerin siyaset yapmaları yasaklanmıştır. Ülkedeki en güçlü lider olan Nahda hareketi lideri Raşid El Gannuşi yurtdışındadır. Bu sebeple de içeride devrimi organize edecek ve ona liderlik yapacak birisi de mevcut değildir. Daha çoğaltacağımız değişik verileri de yan yana getirdiğimizde bu ayaklanmada iç dinamiklerle beraber dış dinamiklerin de rolünü görmekteyiz. Bu dinamiklerin önemli bir kısımda da Fransız-ABD rekabetinin bulunmasının da dışlamamak gerekir.