TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, KRT ekranlarında Aslı Kurtuluş ile Gün İzi programında Türkiye’nin dış politika gündemindeki önemli başlıkları ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

 

ABD’nin Suriye politikası, Putin’in Ankara ziyareti, Türkiye – Rusya – İran üçlü zirvesi ve Suriye’deki gelişmelerin konuşulduğu programda Gencehan Babiş’in değerlendirmelerinden öne çıkan başlıklar şöyle…

 

“Türkiye – Rusya – İran Mekanizması Türkiye ve İran için Tehdit Olan Terör Örgütlerinin Rusya’nın Kucağına Gitmesini Engellemeli”

 

Üçlü zirvenin zamanlaması değerlendirildiğinde bir yanda Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen Menbiç’ten çekilecek mi çekilmeyecek mi konusunda her zaman olduğu gibi ikircikli açıklamalar ve diğer taraftan da Türkiye’de bir bölgesel aslında mekanizmanın başka bir tezahürünü gördük. Bu aslında baktığınız zaman önemli bir zirveydi çünkü son süreçte sanıyorum yaklaşık yirmi ayda dokuzuncu görüşmesini gerçekleştirdi. Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha önce de birçok defa toplantılar yapmıştı. Artık yavaş yavaş Suriye’nin yeniden inşasının nasıl yapılabileceğinin ve burada terör örgütlerine karşı mücadelede nasıl bir tutum benimseyeceğinin tartışıldığı ve ülkelerin bununla alakalı yaklaşımlarının ön plana çıktığını görüyoruz.  Zirvedeki önemli konu başlıklarından biri; terör örgütlerinin hiçbir şekilde bölgede artık barınamayacağı oldu. Bunun artık yavaş yavaş hatlarının da belirlenmesi ve bu üç ülkenin bunlara karşı da artık ortak bir mekanizmanın ortak bir de tutum benimsemesi gerekiyor. Uzun vadede ABD’nin bölgeden çıkacağı ile ilgili pozisyonunu belli etmesiyle birlikte terör örgütü YPG’nin Rusya ile bazı irtibatlarının olduğunu temaslarının olduğunu ve bunun hala devam ettiğini görüyoruz. İran içerisinde de PJAK tehdidi var. Bu mekanizma eğer YPG’nin Rusya’nın kucağına gitmesini de engellerse Türkiye’nin güvenlik hassasiyeti ve algısı açısından da ilerleyen süreçte, uzun vadede bir başarı demektir. Öne çıkan öteki konular ise Putin’in ziyaretinde gündeme gelen Akkuyu Nükleer Santrali, S-400’lerin alımı ve Türk Akım gibi bazı stratejik projelerin de devam etmesidir. Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin biraz daha stratejik bir aşamaya geçtiğini ve artık sadece “domates”in konuşulmadığını özellikle jet krizinden sonra ilişkilerin belki bir seviye daha üstte devam ettiğini bu bağlamda söyleyebiliriz. Bir diğer nokta; Putin’in de açıkladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeye insani yardımların yapılması teklifidir. Türkiye’nin dış politikasının son süreçte insani yardımlar önemli bir yer tutuyor. Dünyanın birçok yerine Türkiye insani yardım gönderiyor, yalnız bu konut inşası süreci aynı zamanda da aslında Türkiye’nin içerisinde bulunan sayıları çok büyük bir çoğunluğu Suriyeli olmak üzere yaklaşık beş milyona kadar dayanan mültecilerle ilgilidir. Yavaş yavaş artık Türkiye’nin de bu yükten kurtulmaya çalıştığının da aslında bazı emareleri ortadadır.

 

“AB’nin YPG’ye Cephane Değil Mazlumlara Konut İnşa Etmesi Gerekir”

 

Konut inşası mevzusu artık Türkiye tarafından Suriye’de istikrarın sağlanma gayretlerinin işareti olarak sunuluyor. Bunun özellikle Avrupa ülkeleri tarafından da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Birkaç hafta önce Varna’da Türkiye – Avrupa Birliği (AB) zirvesinde konuşulanlara baktığınızda Türkiye-AB ilişkilerinin önceki konulardan da farklı olarak artık mülteci meselesine kilitlendiğini de görmüştük. Son süreçte Fransa gibi ülkelerin Suriye konumunu daha da etkinleştirme gayretleri var. YPG’lilerin, terör örgütünün bu süreçte Avrupa’da yoğunlaştırdığı bazı temaslar var. Örneğin İngiliz milletvekilleri ile görüşüyorlar, Fransa ile görüştüler. AB eğer YPG tarafından bölgeye müdahil olursa, bu bölgenin daha da istikrarsızlaşması demek olacaktır ama eğer bu teklife AB de destek verip bölgede o konut inşasına katkıda bulunursa; bu AB’nin de uzun vadede faydasına olacaktır. Neden AB’nin avantajıdır? Türkiye’deki mültecilerin bir kısmı da daha Batı’ya, Avrupa’ya gitmeyi istiyor. Ve Avrupa’nın artık bununla ilgili gerek sosyal gerek ekonomik olarak isteksizliğini zaten her fırsatta Avrupalı politikacılar ifade ediyor. Dolayısıyla AB’nin YPG’ye cephane değil; bölgede istikrarı sağlamak için sığınmacılara konut inşa ederek Suriye’deki sürece katkıda bulunması lazımdır. Onların da bu sürece dahil olması hem bölge için hem Türkiye için hem de AB için bir “kazan-kazan”a dönüşecektir.

 

“Trump’ın Söylediklerine Değil ABD’nin Yaptıklarına Bakmak Lazım”

 

Trump’ın söylediklerinden çok ABD’nin yaptıklarına bakmak lazım. Önceki süreçlerde Trump, ABD’nin YPG’ye verdiği silah yardımının kesileceğini söylemişti ama tam da bundan birkaç gün sonra ABD’nin yine büyük bir sevkiyat yaptığını görmüştük. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan Washington ziyaretindeyken Türkiye ile ABD ilişkilerinin en iyi zamanlarını yaşadığını söylemesine rağmen çok kısa bir süre sonra iki ülke yakın tarihinin en büyük krizini yaşadı ve karşılıklı vizelerin askıya alındığını gördük. Şimdi yine Menbiç konusu da Türkiye’de “Amerika çıkıyor mu acaba” diyerek en başta fazla heyecanla değerlendirildi. Kısa vadede ABD’nin çıkması gibi bir durum şu an söz konusu değil ama uzun vadede özellikle Donald Trump’ın planı budur. Trump bölgeyi ticaretçi mantığıyla okuduğu için bölgede para harcamak istemiyor. Diğer taraftan da artık yavaş yavaş oradan çıkmak istiyor. Şunu da belirtmek gerek; bu konuda “başkan” ve “sistem”in ABD’de bir mücadelesi var.  ABD’nin Menbiç’te iki tane ayrı üssünün kurulacağına ilişkin haberleri ve ABD’nin burada faaliyetlerine varlığını artırarak bir süre daha devam edeceğini aslında görüyoruz.

 

YPG’nin Kılıfı DSG’ye Yeni Maske: “Suriye’nin Geleceği Partisi”

 

Türkiye’de son süreçte çok fazla Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) YPG’nin bir maskesi olarak ortaya çıktığı ifade etmiştik. Demokratik Suriye Güçleri’nin de artık bunu çok ikna edici bir şekilde ortaya koyamadığı gördük. Türkiye nezdinde en azından hiç bu zaten olamamıştı ama uluslararası bakımdan da artık DSG’nin YPG’nin farklı bir kılıfı olduğu çok net bir şekilde anlaşıldı.  Geçen hafta Suriye’de, Suriye’nin Geleceği Partisi’nin kongresi yapıldı. Bu partinin başına bir YPG’li biri geldi ve bunun Amerika ile sıkı irtibatlar sonucu oluşturulduğuna ve bunun ilerleyen süreçte tam da az önce ifade ettiğimiz Suriye’nin yeniden inşa sürecinde devreye gireceği gibi ihtimaller söz konusudur. Dolayısıyla burada Demokratik Suriye Güçleri’ne bir maske daha takılarak bu sefer “Suriye’nin Geleceği Partisi “ olarak siyasi alana ABD tarafından  enjekte edilmek istenildiğini görüyoruz. Ayrıca, Fransa’nın devreye girdiğini görüyoruz. Aslında Irak’a girerek ABD İngiltere ile yaptığını; şu an Suriye’den çıkarken de Fransa ile yapmaya çalışıyor. Suriye’de Batı koalisyonun dağınık  bir görüntü çizdiğini; bunun karşısında Rusya-Türkiye-İran’ın daha kararlı durduğunu görüyoruz. Bunlar aynı zamanda ilerleyen süreçte bu üçlü mekanizmanın giderek daha da fazla etki sahibi olacağı ile ilişkili göstergeler.

 

“ABD’nin İran ile Askeri, Rusya ile Siyasi, Çin ile Ekonomik Gerginliği Söz Konusu”

 

ABD, Suriye’de aslında İran’a bir askeri cephe açmak istiyor ve bunu YPG’yi yanına alarak yaptığını görüyoruz. Öte yandan, Rusya ile siyasi olarak da bu en son İngiltere’de ajan Skripal’in zehirlenmesi sonrası yaşanan süreçte siyasi olarak bir gerginlik var. Vergilerin konulma kararıyla Çin ile ekonomik olarak bir gerginlik var. Yavaş yavaş ABD’nin bu küresel hegemonyasının sorgulandığı bir sürece de giriyoruz. ABD kısa vadede burada kalacaktır ama uzun vadeli olarak özellikle Donald Trump’ın kendi kişisel planları seçim propaganda sürecinden bu yana Suriye’den çıkmak ile alakalıdır. Bununla alakalı da Amerika’da açıklamalarına devam ediyor. ABD’de Savunma Bakanlığı ve CIA İran’ı frenlemek için Suriye’de durulması yönünde politikalar sergiliyorlar; ama Trump gitmek için gaza basıyor. Bunun ne şekilde olacağını ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz ama Trump’ın Suriye’de artık daha fazla para harcamak istememesi bunun anahtar noktasını oluşturuyor diyebiliriz.