Üye Girişi | Yeni Üyelik
   01 Ağustos 2010 Pazar
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Rusya-Ukrayna Doğalgaz Krizi ve Çin
12 Ocak 2006 Doğalgaz [10] [12] [14] [16]
Dr. Erkin EKREM


Hakkında - Arşivi

Rusya’nın Gazprom şirketinin Ukrayna’ya yönelik doğalgaz fiyatlarını arttırması ve ardından doğalgazı kesmesi sadece ekonomik amaçlı olarak değerlendirilmedi, aynı zamanda Moskova’nın bunu bir siyasî araç olarak daha farklı amaç için kullanmış olduğu ileri sürülmektedir. Yani doğalgaz bir enerji maddesinden ziyada siyasî mücadelenin aracı olmaktadır. Sonuçta Batı yatırımcıları ve doğalgaz tüketen ülkelerin gözünde Rusya onların ekonomik ve ticaret ortağı olma konusunda şüphe yaratmaktadır. Aynı zamanda Rusya’nın enerji büyük ülkesi imajını da zedelemektedir. Rusya’nın doğalgazı kesme uygulaması Ukrayna gibi ülkelerde anti Rusya tutumunun artmasına, Batı ülkelerinin eleştirilerine ve Ukrayna’ya duygusal destek vermesine sebep olmaktadır. Peki, Rusya’nın bu tutumu Çin için ne ifade eder.

Rusya-Ukrayna Krizinin Diğer Politik Amaçları

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz fiyat anlaşmazlığından ortaya çıkan gerginlikler sadece ikili ilişkiler çerçevede kalmamış, farklı boyut ve düzeyde gelişerek bir krize dönüşmüştür. Sadece bir ticaret sorunu ile karşı karşıya bulunulmadığı bunun bir şekilde siyasî ile ilişkilendirilmiş olması ve krizin asıl amacının siyasî çıkar sağlamak olduğu meselenin daha da karışık olduğunu göstermektedir. Rusya’nın siyasî amaçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Rusya, doğalgazı keserek Ukrayna’da istikrarsız durum yaratmakla Başkan Viktor Yushchenko döneminde yaşanan ekonomik olumsuz gelişmelerden (2004’te GSYİH artışı % 12; 2005’te ise % 3) istifade ederek, Ukrayna toplumunda kışın tam ortasında Yushchenko’ya karşı tepki oluşturmanın kolay olacağını hesaba katmış olabilir. Bunun sonucu olarak Mart 2006’da yapılacak Ukrayna’daki seçimde Yushchenko’ya ağır bir darbe indirmeyi amaçlamış olabilir.

2. Son yıllarda Ukrayna, Gürcistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkelerde ‘renkli devrimler’ yaşanmıştı. Bir ölçüde Rusya’dan uzaklaşma ve Batı’ya yakınlaşma olarak algılanan bu hareketler Rusya’nın jeopolitik güvenliğini derinden etkilemiştir. Rusya’nın önemli jeopolitik ortakları Rusya’nın imtiyazlı doğalgaz fiyatlarından faydalanmakta ve Moskova da bu şekilde ortaklık ilişkilerini sağlamaktaydı. Ancak ‘renkli devrim’ sonrası, Moskova G8 dönem başkanı olma fırsatını yakaladıktan sonra Ukrayna’yı cezalandırarak diğer BDT üye ülkelerine gözdağı vermeye çalışmış olabilir. Zaten dünya kamuoyu olayı, Yushchenko’nun demokrasi isteği ve AB ile NATO’ya üye olma gayretinin Rusya tarafından cezalandırılması olarak okumaktadır.

3. Rusya, kendinin G8 dönem başkanlığı sürecinde enerji güvenliğini en önemli bir konu olarak tespit etmiştir. Bunun ciddi bir sorun olduğunu ispat etmek için Ukrayna’nın doğalgazını keserek Avrupa ülkeleri dâhil birçok ülkeyi etkilemiştir. Doğalgaz ve petrol rezervinde dünyanın önde gelen ülkesi olan Rusya, enerji güvenliği konusunu bahane ederek kendi ülkesinin dünya ekonomisinde önemli yeri olduğunu ve bundan dolayı Rusya’nın hâlâ dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu göstermeye çalışmış de olabilir.

Rusya’nın Ukrayna Başkanı Yushchenko’ya baskı yapmak suretiyle siyasî amaca ulaşma girişimi aksi tepki yaratmıştır. Bu girişim belli ölçüde sonuç vermiş ve Ukrayna hükümetinin düşmesine sebep olmuş olsa da, bunun yan etkileri olacaktır. Yushchenko’nun iki ülke arasındaki krizi bir milli egemenlik meselesi haline getirmesi ülkede anti Rusya duygusunu artırmıştır. Bu da Yushchenko’nun büyük güçlere karşı boyun eğmeyen kahraman imajı tesis etmesine ve ilerde beklenen seçimde oyunun artmasına sebep olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’nın doğalgaz çalarak Avrupa’ya giden doğalgazın azalmasına sebep olduğu suçlaması da pek netice vermemiştir. Rusya’nın Ukrayna’dan hemen sonra (2 Ocak) Moldavya’nın gazını da kesmesi bir ölçüde bütün gelişmelerin sadece bir ticaret sorunu olduğu izlenimi vermeye çalışıyor olsa bile, aynı baskı altında oluşan kader birliği Ukrayna ile Moldavya arasındaki dayanışmayı güçlendirmiştir. Rusya ile yakın olan Belarusya’nın ise daha ucuz fiyata doğalgaz alması Rusya’nın siyası ayrımcılık yaptığını göstermektedir. Rusya’nın Kazakistan’ın Tengiz petrol sahasından Rusya’nın Karadeniz limanı Novorossiysk’e ulaştıracak boru hattına ağır şartlar koyması ve Lituanya’nın Mazeikiu rafinerinin satışında Polonya ile Kazakistanlı alıcıları engelleyerek Yukos’un kazanmasını sağlama girişimleri BDT üye ülkelerini endişeye sokmaktadır. Bütün bunlar doğal olarak BDT’na üye ülkeler arasındaki ittifakı zayıflatmakta ve Rusya’nın BDT üzerindeki otoritesini gölgeye düşürmektedir. Rusya en büyük toprağa, ABD’den sonra en büyük nükleer silah kapasitesine ve BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi kimliğine sahip olmasına rağmen, henüz dünyanın 16. ekonomik gücüdür, G8 üyeliği statüsü şüphelidir. Rusya’nın G8 dönem başkanı olmakla “enerji diplomasisi” yürütmesi Rusya’nın artık büyük güç olduğunu ispat etmez. Aksine, Rusya’nın bu krizi yaratması ve katı tutumu dünya kamuoyunu kaygılandırmaktadır.

Rusya-Ukrayna doğalgaz krizi başladığı günlerdeki Rusya’nın sert tutumu ile bir kaç gün içinde bu tutumun hızlı değişmesi ve sonunda anlaşmaya varılması arasındaki farklı tavrı düşündürücüdür. Dramatik şekilde sonlanan bu kriz madem kolay çözülüyorsa neden başlangıçta sert tutum sergilenmiştir? Uluslararası kamuoyunun endişesi dışında, Rusya’nın hareket kapasitesi ve politik kararlığının yeterli güç tarafından desteklenmemesi ve kendi stratejik hedefinin uluslararası güç dengeleri tarafından sınırlandırılması gibi sebepler mevcuttur. Rusya’nın bu krizdeki tutumu ve politik uygulamaları bir dizi tutarsız denemeydi. Enerji üstünlüğünü siyasal güce çevirebilmesi için ince ve sabırlı oyunlara ihtiyacı vardır. Yani stratejisi doğru ise de taktiği yanlıştır.

Rusya’nın Enerji Aracı ve Siyasî Amaçları

Bugünkü dünyada petrol ve doğalgazın ekonomik kalkınma ve iktisadi yaşamdaki tartışılmaz özelliği nedeniyle enerji tüketen ülkeler ile üreten ülkeleri arasında yeni bir ilişkinin oluşması söz konusu olmaktadır. Petrol fiyatının son yıllardaki yükselişi, gelişmekte olan ülkeler (Çin, Hindistan, Rusya) ve sanayileşmiş ülkelerin (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İtalya) yüksek talepleriyle başını alıp gitmektedir. Doğalgazın da ekonomik ve temiz bir yakıt olmasından dolayı tüketim oranı petrol tüketiminin peşini bırakmıyor. Royal Dutch Shell’in araştırmasına göre, gelecek 15 yılda küresel doğalgaz talebinin yılda % 3 hızıyla ilerleyeceğini ortaya koymaktadır. Exxon Mobil’in tahminine göre 25 yıl sonra Avrupa doğalgaz tüketimin % 85’i ithalata dayanacaktır. Uluslar arası Enerji Ajansı’nın araştırmasına göre, 2030 yılında doğalgaz kömürden sonra ikinci tüketim enerjisi olacaktır. Doğalgazın global enerji tüketim oranının da şimdiki % 21’den % 25’e çıkabileceği ve Avrupa’da bu rakamın şimdiki % 23’den % 25’e ulaşabileceği tahmin edilmektedir. Buna göre enerji tüketen ülkeler ile üreten ülkeler arasındaki ilişkiler sıkılaşacak, bir başka deyişle enerji tüketen ülkelerin üreten ülkelere olan bağımlılığı artacaktır. Rusya kendisini en büyük enerji ülkesi olarak tanıtmaktadır, petrol ve doğalgaz üretimi bakımından sırayla dünyanın ikinci ve birinci konumunda olduğunu iddia etmektedir. Rusya geleceğe yönelik, enerjiye dayanarak belli ülkeler ve bölgeler üzerinde etki yaratabilmenin zeminini hazırlamaya çalışmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2005 sonundaki güvenlik toplantısında “Rusya enerji alanında liderlik rolü üstlenmesi gereken bir ülke olmalıdır” diye seslenmektedir. Bunun üzerene Tokyo News “Enerji süper gücü askerî süper gücün yerini alıyor” şeklinde değerlendirme yapmıştır. Sovyetler dönemindeki askerî süper güç yıkılmıştır, Başkan Putin’in stratejisi ise enerji süper gücü yaratmaya çalışmaktır. Eurasia Group uzmanı Cliff Kupchan’ın dediği gibi, Ruslar petrol gücünü aktif ve akıllıca kullanabilirse diplomasi etkisi yaratabilir. Rusya’dan Almanya’ya doğru inşa edilmesi planlanan North European Gas Pipeline projesinin başında eski Alman Başbakanı Gerhard Schröder olması ve Rusya Devlet Başkanı Putin’ın ABD Başkanı George W. Bush’un yakın arkadaşı ve eski ticaret bakanı Donald Evans’ı Rusya’nın Rosneft petrol şirketinin başkanı olarak teklif etmesi gibi bir dizi olaylara bakılırsa Rusya’nın küresel çapta enerji vasıtasıyla siyasî etki yaratmaya çalıştığı aşikardır.

Rusya-Ukrayna doğalgaz krizinde kim kazandığı konusu henüz tartışılmakta, ancak uzun vadede Rusya daha çok puan toplayacak gibi gözükmektedir. En azından Rusya kendisinin dünyanın “enerji süper ülkesi” ve bu alandaki etkili bir güç olduğunu göstermiştir. Kriz, birçok ülke yöneticilerini ve dünya kamuoyunu harekete geçirmiştir. Rusya dışındaki kamuoyu, Rusya’nın bu krizi yaratmasının temel amacını, enerji anlaşmazlıklarını kullanarak enerji ilişkisi olan ülkeye siyasî baskı yapabilmenin aracı haline getirmesi olarak değerlendirmiştir. 1973 yılındaki petrol üreten ülkelerin Batı’ya karşı uyguladığı ambargo sonucu birçok Arap ülkesi zararlı çıkmıştı. 80’li yıllarda Cezayir’in, İtalya’ya yönelik doğalgazı kesmesi neticesinde de kendisi birkaç milyar dolar zarar etmişti. Rusya’nın Ukrayna ve Moldova’ya yönelik enerji kesme politikası da aynı neticeyi meydana getirebilir. 

Rusya’nın doğalgaz rezerve dünyanın % 25-28’i oluşturmaktadır. Üretimin % 60’ini iç pazarda tüketmekte ve diğer % 40’ını ihraç etmektedir. İhracatının % 90’ı Avrupa ülkelerine gerçekleşmektedir. Avrupa doğalgaz tüketiminin % 25.5’ini Rusya’dan temin etmekte ve Rusya’dan ithal eden doğalgazın % 80’i Ukrayna’dan transfer edilmektedir. Dünya petrol fiyatı her bir varil başı bir dolar artarsa Rusya 1.4 milyar dolar kazanmaktadır. Rusya gelecek 10 yılda, Asya-Pasifik bölgesine yönelik enerji ihracatını altı kat attırmayı planlamıştır. Moskova, Rusya’nın Uzakdoğu bölgesinde de dört büyük doğalgaz üretim merkezini inşa etmeyi ve ilerde Rusya’nın doğu bölgesinde doğalgaz taşıma sistemini oluşturarak Asya-Pasifik bölgesine yönelik enerji ihracat kapasitesini arttırmayı planlamıştır. Nitekim Rusya’nın hemen doğu sınırında dünyanın en çok enerji tüketen ülkelerinden olan Çin ve Japonya bulunmaktadır. Ayrıca Rusya, kuzey denizindeki enerjiyi ABD’ye taşıma kapasitesini attırmaya çalışmaktadır. Rusya devlet olarak 2003’te enerji üretiminin % 15’ne sahipti, şimdi ise % 35, 2006 yılının sonunda bu rakam % 50-60’a çıkabileceğini tahmin etmektedir. Bununla birlikte yakın ilişkisi olan Hindistan ile enerji konusunda işbirliği yapmaktadır. Rusya, dünyanın diğer enerji bölgeleri olan Ortadoğu, Hazar Denizi ve Orta Asya’da etkinliğini sağlamaya çalışmaktadır. Rusya’ya göre artık “enerji süper gücü” inşa etme zamanıdır. Tek eksiği ise dünya enerji pazarı etkisi dışındadır. Bütün bunlar Rusya’nın gelecekte enerji aracıyla siyasî amacına ulaşma avantajına sahip olduğunu göstermektedir.

Ancak Rusya-Ukrayna doğalgaz krizi erken başlamış ve Rusya ile enerji ilişkisi olan ülkeleri uyandırmıştır. Rusya, enerji ticaretindeki güvenini zedelemiştir; Yatırımcı açısından Ruslar güvenilir bir ortak olmadığını belli etmiştir; Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupa ülkeleri Rusya’nın komşusu ile olan ihtilaftan dolayı enerjiden mahrum kaldığını açıkça görmüştür. Yani Rusya’nın Avrupa’ya enerji temini ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkmaktadır. Avrupa ülkeleri Rusya’nın siyasal çıkarları nedeniyle enerji kesintiye uğrayabileceğinden, kendilerinin enerji konusunda Rusya’ya fazla bağlanmasının tehlikeli olacağı kanaatine varmışlardır. Sovyetler döneminde bile enerji anlaşmalarına sadık kalınmış ve bu konuda itibarı zedelenmemişti. Rusya ile enerji ilişkileri olan ülkeler artık enerji ithalatını çeşitlendirme, sıvılaştırılmış doğalgazı kullanma, nükleer enerji reaktörü inşa etme ve diğer enerjileri arama yolunu tercih edebilirler. Bu gelişmeler Rusya’nın enerji aracıyla siyasî amacına ulaşma stratejisini suya düşürebilir; Ya da jeopolitik uzmanı Zbigniew Brzezinski’nin önerdiği gibi Rusya üçe parçalanabilir. Nitekim Rusya’nın batısı ve güneyi kuşatılmış ve birçok alanda baskı altındadır. Zaten enerji zengini olan bölge ve ülkelerin istikrarı sağlaması zordur. Üstelik yanlış ekonomik ve enerji politikası bu istikrarsızlığı hızlandırabilir.

Ruslar ne zamanlama ne de metot bakımında başarılı idi. Dünyanın enerji bölgelerinde yaşanan istikrarsızlık durumları ve petrol fiyatlarının artması Rusya’nın ekonomik kalkınmasına büyük fırsat yaratmıştır. Ekonomik büyümesiyle uluslararasındaki yeri de yükselmiştir. G8 dönem başkanlığını elde etmiştir. Bunun hemen sonrası Ukrayna ve Moldavya’ya yönelik doğalgazı kesme eylemi ve dolaylı olarak bundan Avrupa ülkelerinin etkilenmesi zamanlama hatası olarak değerlendirilebilir. Petrol ve doğalgaz, stratejik ham maddelerdir, enerji üreten ve tüketen ülkeler için farklı düzey ve boyutta farklı mana taşımaktadır, ülkelerin refahı ve güvenliğini ilgilendirmektedir. Yani enerjiyi bir silah ya da bir araç olarak kullanırken hassasiyete önem verilmelidir. Bu nedenle enerji diplomasisi her zaman bir caydırıcı vasıta olmalıdır, bir uygulama silahı değildir. Uygulama sonucu olumsuz netice getirirse geri dönüş yolu kalmayabilir. 

Rusya-Ukrayna Krizi ve Çin

Rusya’nın BDT üye ülkelerine ve dolaylı olarak Avrupa ülkelerine yönelik enerji aracı ile siyasî amaca ulaşma politikasını Çin’e de uygulayabilir mi? Bugünkü uluslararası siyasal ve ekonomik konjonktüründe ve güvenlik ortamında iki ülke arasında pürüz yaşanması pek mümkün görünmüyor. ABD faktörü iki ülkeyi küresel ve bölgesel düzeyde işbirliğine zorlamaktadır. Düşük ticaret ilişkileri ve ayrımcılık silah ticareti ikili siyasî ilişkilerini pekiştirememektedir. Orta Asya’nın güvenliğini Rusya’nın inisiyatifindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile Çin’in inisiyatifindeki Şanghay İşbirliği Örgütü rakiplik işbirliğini sürdürmektedir. Son yıllarda iki ülke ilişkilerinde en çok enerji işbirliği konuşulmuştur. Bunun bir örneği ise beş yıldan beri gündemde olan Rusya’nın Sibirya bölgesinden Çin’e mi yoksa Japonya’nın teklifi üzerine Rusya’nın Asya-Pasifik limanı Nakhodka’ya mı boru hattı döşeme tartışmasıdır. Neticede Nakhodka limanına ancak aynı boru hattan Çin’in Da-qing petrol merkezine bir ayrı boru hattı döşemesine karar verilmiştir. Bu süreç içinde Çin’in hem Rusya’yı ikna etme hem de Japonya ile olan mücadele süreci çetin bir şekilde geçmiştir. Rusya’nın bu süreçteki belirsizlik tutumu Çin’e de ağır bedelleri ödettirmiştir. Rusya haklı olarak kendi stratejik çıkarını düşünmek zorundadır. Ancak bu olay Rusya-Çin ilişkilerinin bireysel milli çıkarlarının önüne geçemediği gerçeğini de göstermektedir. Söz konusu boru hattı bağlandıktan sonra Rusya Ukrayna’ya uyguladığı “enerji diplomasisi”ni Çin’e de uygulayabilir mi? İhtimali yok değildir.

Diğer bir örnek ise Çin-Kazakistan petrol boru hattıdır. Söz konusu boru hattı için Rusya-Çin boru hattına göre daha hızlı karar alınmış ve daha hızlı hayata geçirilmiştir. Aralık 2005’te tamamlanan bu boru hattı Kazakistan’ın Hazar bölgesinde bulunan zengin petrol yatağı olan Atyrau’dan doğuya doğru Kazakistan’ın Kenkiyak, Kumkol ve Atasu bölgelerinden geçerek buradan Doğu Türkistan sınırı Alatao (Alashankou) geçidinden sonra Doğu Türkistan’ın petrol merkezlerinden Maytağ’a (Dushanzi) ulaşmaktadır. Mevcut boru hattı aynı zamanda Rusya’dan gelen petrolü de Çin’e aktarmak üzere anlaşmışlardır. Ancak Kazakistan’dan Rusya’ya aktaracak petrolün azalacağı da söz konusudur. Rusya, Kazakistan enerjisinin BTC boru hattına bağlanmasından da rahatsızdır. Rusya BDT üye ülkeleri arasındaki potansiyel rakipleri özellikle Kazakistan gibi Rusya’nın menfaatlerini hesaba katmayan boru hatlara karşı hoşnutsuzluğunu gizlememektedir. Örneğin Kazakistan’ın Hazar denizi’ndeki Tengiz petrol sahasından Rusya’nın Novorossiysk limanına doğru planlanan boru hattına yüksek şartları koşmuştur. Bu da Tengiz bölgesi petrolünün petrol taşımacılığı yapan ABD petrol şirketi Chevron’a daha pahalıya mal olacağı anlamındadır. Aynı şekilde Rusya Kazakistan-Çin boru hattına petrol aktarmayı keserse mevcut boru hattından Çin’e giden petrol de azalacak ve boru hat döşeme maliyetinin geri dönüşü zorlaşacaktır. Kazakistan-Çin boru hattının tam kapasite çalışması Çin’in petrol ihtiyacının % 15’ini karşılamaktadır.

Çin açısından Rusya ile yapılmakta olan ham madde satın alma ve silah ticareti enerji ticaretine kadar önemli değildir. Çin’in ekonomik kalkınmasının en önemli ham maddesi petrol ve doğalgazdır. Enerji, Çin’in 2020 yılında dünyanın en büyük ekonomisinden biri dolayısıyla büyük güç olmasının temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle petrol ve doğalgaz Çin’in hayati çıkarları ile bağlantılıdır. Çin Petrol ve Doğalgaz Planlama Enstitüsü başkanı Wang Gong-li’nin 25 Mayıs 2005’te verdiği bilgilere göre, Çin’in 2004 yılındaki petrol üretimi 175 milyon ton, tüketimi ise 229 milyon ton olmuştur. 2020 yılında petrol tüketimi 450 milyon ton ve dışa bağımlılığı ise % 50 üzerinde olacaktır. 2004 yılında Çin’in doğalgaz üretimi 40.8 milyar m³ ve  tüketimi 30 milyar m³ olup 2020 yılında ise 200 milyar m³ olacaktır. 2010 yılında doğalgaz talep-arzı açığı 20 milyar m³ olacak 2020 yılında ise 80 milyar m³ olacaktır. 2020 yılında doğalgazın dışa bağımlılığı % 40-50 arasında olacaktır. Yani Çin’in en kudretli döneminde petrol ve doğalgaz bağımlılığı % 50 civarında olacaktır. Bu realite Çin’i Rusya ile yakın ilişkileri sağlamaya zorlamaktadır.

18. yüzyılda yaşlanan büyük güç Çin’in karşısına yükselen büyük güç Rusya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonuna kadar Mançu İmparatorluğunun 1.56 milyon km² toprağı Çarlık Rusya tarafından yağmalamıştır. Bu acı hatıralar bugünkü Çin tarih derslik kitaplarında açıkça yansıtılmaktadır. 21. yüzyılda ise zayıf düşen Rusya’nın karşısında yükselen bir Çin bulunmaktadır. Böyle bir konjonktürel değişim ortamında tarih özlemi içinde olan Rusya’nın yükselmekte olan jeopolitik rakibi Çin ile nasıl bir ilişki kurması ciddi bir stratejik tercih meselesidir. Yükselmekte olan Çin’in etkisi doğal olarak çevre ülkelerine yayılacaktır. Sağlam zemin üzerinde olmayan Rusya-Çin ilişkileri bu nedenle belirsizlik sonuçları yaratabilmektedir. Tarih özlemi güçlü ve eski gücünü tekrar canlandırmayı hedefleyen Rusya yükselmekte olan Çin’e karşı bazı tedbirleri almak zorunda kalabilir, en etkili araç ise enerjidir. Rusya’nın BDT üye ülkelere yönlendirdiği  “enerji diplomasisi”ni Çin’e de uygulayabilir mi? Bu soru en azında Çin’in Rusya’ya karşı tedbir almasına neden olabilmektedir. Rusya bunu uyguladığı takdirde Ukrayna’nın arkasında Batı dünyası olduğu gibi Çin’in arkasında böyle bir destekçileri yoktur. Buna rağmen strateji kültürüne sahip olan Çin, Rusya’nın her hangi bir baskı veya engellerini aşabilme kapasitesine sahiptir. Üstelik Çin de Avrupa ülkelerinin Rusya-Ukrayna krizinden çıkardığı dersi çıkaracak ve tedbirlerini alacaktır. Şimdiki normal görünen Rusya-Çin ilişkileri ilerde de böyle devam edecek diye bir kural yoktur.



http://www.turksam.org/tr/a723.html
Arkadaşına Gönder 3952 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39035 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24506 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
14670 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14482 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13224 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1383 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.