Üye Girişi | Yeni Üyelik
   12 Mart 2010 Cuma
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Karadeniz Enstitüsü
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
STK Enstitüsü
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Hazar Bölgesi'nde Rekabetin Yeni Boyutu: Silahlanma Yarışı
01 Ekim 2004 Hazar Sorunu [10] [12] [14] [16]
Fırat PURTAŞ


Hakkında - Arşivi

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Hazar havzası kaynaklarının işletilmesi ve uluslararası piyasalara ulaştırılması konusunda küresel hegemon (ABD), bölgesel güçler (Rusya, Türkiye, İran) ve bölge ülkeleri (Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Gürcistan ve Ermenistan) arasında yaşanan rekabet sadece eski Sovyet sahasıyla ilgili gelişmeler içerisinde değil dünya politikası açısından da büyük öneme sahiptir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen süre değerlendirildiğinde bu rekabet sonucunda Hazar Denizi bölgesinde fiili olarak Kuzey-Güney mihveri (Baku, Tiflis ve Ankara) ve Batı-Doğu mihveri (Moskova, Erivan ve Tahran) olmak üzere iki ayrı kutbun ortaya çıktığı görülmektedir. Daha önce “çıkar sahası” olarak tanımladığı Kafkasya ve Orta Asya'yı 1997'den itibaren “sorumluluk sahası” olarak ilan eden ABD ise küresel hakimiyet planları doğrultusunda Batı-Doğu mihverini desteklemektedir.

Hazar enerji kaynakları üzerinde hakimiyet mücadelesi 90'lı yılların sonlarından itibaren yeni bir boyut kazanmıştır. Hazar'a kıyıdaş ülkeler ve komşuları arasında ciddi bir silahlanma yarışı göze çarpmaktadır. Tek taraflı politikalarından dolayı sürekli eleştirdiği ABD'nin, sadece ekonomik olarak değil NATO çerçevesinde siyasi ve askeri olarak ta bölgede etkinliğini artırmasından rahatsızlık duyan Rusya, Hazar donanmasını güçlendirirken, daha önce Hazar'da hiçbir deniz kuvveti bulunmayan Kazakistan ve Türkmenistan ise, deniz gücü oluşturmaktadır. Temmuz 2001'de İran'ın savaş gemileri ve savaş uçakları kullanarak Azerbaycan'a ait iki petrol araştırma gemisini tartışmalı sulardan uzaklaştırmasından sonra Hazar Denizi'nde Azerbaycan'a ait sularda Amerikan deniz polisi devriye gezmektedir. 2002 yılından bu yana Azerbaycan, ABD ile birlikte ortak deniz tatbikatları düzenlemektedir. Hazar Denizi'nde yaşanan bu silahlanma yarışı bölgedeki güç dengesi politikalarına iyice netlik kazandırmıştır.

XIX. yüzyıl boyunca Rusya ile İngiltere arasında ve XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde Almanya'nın da katılımıyla Hazar çevresinde yaşanan hakimiyet kurma mücadelesi “Büyük Oyun” olarak adlandırılmıştı. Bu mücadeleden “Sovyet” elbisesine bürünen Rus İmparatorluğu galip çıktı. Ancak aradan 70 yıl kadar bir süre geçtikten sonra Sovyetler Birliği dağılınca tüm eski Sovyet sahasında olduğu gibi Hazar Denizi bölgesinde de geçici bir güç boşluğu ortaya çıktı. Özellikle Hazar havzasında bulunan zengin kaynaklar söz konusu olunca ABD, Avrupalı güçler, Türkiye ve İran gibi ülkeler bölgede kendilerine yer edinmeye giriştiler. İmparatorluk kamburundan kurtulan Rusya ise, milli çıkarları doğrultusunda Kafkasya'daki eski varlığını korumaya çalıştı. Hazar havzasında Soğuk Savaş sonrası büyük güçler ve bölgesel güçler arasında yaşanan bu etkinlik mücadelesi ise, “Yeni Büyük Oyun” olarak adlandırıldı.

Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle Ermenistan ile savaşan Azerbaycan'ın, bu savaşta konumunu güçlendirmek için Hazar petrollerinin işletilmesi ve pazarlanması konusunda uluslararası petrol şirketleriyle imzalamaya çalıştığı konsorsiyum anlaşması “Yeni Büyük Oyun”u ateşleyen en önemli olay oldu. Bu nitelikte bir anlaşmayı görüşmek üzere Londra'ya gitmek üzereyken Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey, arkasında Rusya'nın olduğu bir darbe sonucu devrildi. Elçibey'den sonra Azerbaycan'da iktidara gelen Haydar Aliyev'in aynı doğrultuda girişimlerde bulunması üzerine Rus Dışişleri, bu defa Azerbaycan'ı muhatap dahi görmeden Nisan 1994'de doğrudan İngiltere'ye bir nota göndererek, “Hazar'da Rusya'nın onayı olmadan yapılacak bir anlaşmanın geçerli olmayacağı” konusunda tarafları uyardı. 21 Haziran 1994'de ise, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin bir kararname yayınlayarak Azerbaycan'ı “Hazar'da Rusya'nın çıkarlarının göz ardı edilmesi durumunda her türlü yaptırımın uygulanacağı” şeklinde açıkça tehdit etti. Rusya'nın tüm engellemelerine rağmen Azerbaycan'ın 20 Eylül 1994'de, Hazar Denizi'nde kendisine ait olan Güneşli, Çirağ ve Azeri yataklarının işletilmesine ilişkin uluslararası petrol şirketleriyle “Asrın Mukavelesi” olarak adlandırılan anlaşmayı imzalaması bölgedeki güç mücadelesini iyice alevlendirdi.

Bu çalışmada XX. Yüzyılın sonlarında başlayan ve günümüzde de devam eden Hazar havzası kaynakları üzerinde yaşanan güç mücadelesi ve doksanlı yılların sonlarından itibaren bölgede görülen silahlanma yarışı ana hatlarıyla ele alınacaktır.

II. HAZAR ÇEVRESİNDE SİLAHLANMAYI TETİKLEYEN UNSUR: HAZAR'IN STATÜSÜ SORUNU VE KIYIDAŞ DEVLETLERİN KONUYA YAKLAŞIMLARI

Sovyetler Birliği'nin dağılması ve eski Sovyet toprakları üzerinde on beş yeni bağımsız devletin ortaya çıkması Avrasya'nın siyasi coğrafyasını büyük ölçüde değişmiştir. 1991'e kadar Sovyetler Birliği ile İran'ın kıyıdaş olduğu ve iki ülke arasında bir iç deniz olarak görülen Hazar Denizi de bu değişimden en fazla etkilenen bölgelerden biri olmuştur. Bağımsızlığını kazanan Sovyet cumhuriyetlerinden dördünün (Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan) Hazar'a sınırının bulunması nedeniyle Hazar'a kıyı ülkelerin sayısı beşe çıkmış ve bu beş ülke arasında Hazar'ın hukuki statüsünün belirlenmesi ve doğal kaynaklarının paylaşımı konusunda tartışmalar başlamıştır. Dolayısıyla Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan sorunlardan biri de Hazar'ın statüsü meselesi olmuştur. Paylaşım konusunda taraflar arasındaki çıkar farklılığı ve uzlaşmazlık ise, 90'lı yılların sonunda bölgede silahlanmanın artışını beraberinde getirmiştir.

Hazar Denizi'nin statüsü 1992 yılına kadar iki temel anlaşma (26 Şubat 1921 tarihli İran ile RSFSC arasında yapılan ve 1940 tarihli İran ile SSCB arasında yapılan anlaşmalar) ile düzenlenmiştir. Bu iki anlaşma Hazar'da deniz ulaşımı ve balıkçılığa ilişkin konuları içermekte, deniz sınırlarının çizilmesi ve kıta sahanlığında bulunan kaynakların paylaşımına ilişkin her hangi bir düzenleme getirmemekteydi. Bu anlaşmalarda sadece Hazar'ın deniz yüzeyinin ve dibinin ortak kullanımını öngörülüyordu. Bu anlaşmalar her hangi bir sınır çizmemekle birlikte, taraflar Sovyet döneminden önce kabul edilmiş Astara-Hasankulu hattını ise gayri-resmi sınır olarak kabul etmişti. Bu şekilde İran Hazar'ın %14'üne sahip olurken geri kalanına ise SSCB sahip oluyordu. Hazar'ın SSCB'ye ait olan kısmı ise, 1970 yılında Sovyetler Birliği Petrol Sanayii Bakanlığı tarafından Azerbaycan SSC, Kazakistan SSC, Rusya SFC ve Türkmenistan SSC arasında paylaştırıldı. Orta hat yöntemine göre yapılan bu paylaştırma formal sınırları çizilmiyordu, ancak milli sektörler bu şekilde ortaya çıkmış oluyordu. SSCB ve İran kendilerine ait bölgelerde birbirlerine danışmadan petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinde bulunarak fiilen bu paylaşımı meşrulaştırmışlardı. [1]

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Azerbaycan ve Kazakistan, 1970'de yapılan paylaşıma göre kendi sektörleri üzerinde egemenlik hakları olduğu iddiası ile ortaya çıktılar. Rusya ise, buna karşı çıkarak Hazar'ın bir iç deniz yada göl olduğundan hareketle Hazar'ın ortak mülkiyetini savunmuştur. İran, Rusya'nın bu önerisine tam destek verirken, Azerbaycan ve Kazakistan kesinlikle karşı çıkmış, Türkmenistan ise bekle-gör politikası izleyerek sessiz kalmıştır.

Bölgedeki politik-ekonomik menfaatlerin artan karmaşıklığı Rusya'yı Hazar'ın statüsü ile ilgili tavrını birkaç kere değiştirmeye zorlamıştır. Rusya Kasım 1996'da tutum değişikliğine giderek yeni bir öneri ileri sürmüştür. Rusya'nın yeni önerisine göre, her kıyıdaş ülke 45 deniz millik bir münhasır milli bölgeye sahip olacaktı ve bundan sonraki kısımlar ise beş kıyıdaş ülkenin ortak kullanımına sunulacaktı. Rusya'nın bu önerisini de İran desteklerken, Azerbaycan ve Kazakistan karşı çıkmış, Türkmenistan yine sessiz kalmıştır. [2] 6 Temmuz 1998'de ise Rusya, Kazakistan ile Hazar'ın kuzey kısmının deniz dibinin paylaşımını öngören ikili bir anlaşma imzalamıştır. Rusya'nın bu yeni yaklaşımı Hazar'ın statüsünün tespitine ilişkin sürece yeni bir ivme kazandırmıştır. 2001 yılında Rusya benzeri nitelikte bir anlaşmayı Azerbaycan ile yapmıştır.

Hazar konusunda başından itibaren Rusya'ya destek veren İran, Rusya'nın Kazakistan ve Azerbaycan'la imzaladığı her iki anlaşmaya da karşı çıkarak büyük tepki göstermiştir. Ortay hat ilkesine göre yapılan bu paylaşımları tanımayan İran eşit paylaşım tezini ileri sürmüştür. Hazar'ın ortak kullanımı tezini kabul ettirmeye çalışan İran, Rusya'nın tutumunu değiştirmesinden sonra eğer paylaşılacaksa bunun eşit paylaşım ilkesine yapılması gerektiği üzerinde ısrar etmeye başlamıştır. Eşit paylaşım esası uygulanırsa İran'ın Hazar'daki payı %20'ye çıkacaktır. İran bu tezini kabul ettirmek için silahlı kuvvetlerini de kullanmıştır. 23 Temmuz 2001'de İran savaş gemileri ve jetleri BP ve AMACO şirketleri adına Hazar'daki Azerbaycan sektöründeki Araz-Alov yataklarında sismik araştırma yapan iki gemiyi taciz etmiştir. İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, yasal statü belirlenmeden hiçbir kıyıdaş ülkenin Hazar enerji rezervlerini çıkarmaya hakkı olmadığını açıklamıştır. [3]

Ancak İran'ın sert tutumuna sadece Azerbaycan değil Rusya da tepki gösterince İran, tutumunu yumuşatarak, ısrarla savunduğu eşit paylaşım tezi yerine hakkaniyete uygun paylaşımdan söz etmeye başlamıştır. [4] Hakkaniyete uygun paylaşımdan söz eden İran, yine Hazar'ın ortak kullanım tezini ve Hazar'ın silahtan arındırılmasını gündemde tutmaktadır. İran bu şekilde bölge ülkelerin tek taraflı projelerini baltalamayı ve ABD başta olmak üzere dış güçlerin bölgeye girişine engel olmayı amaçlamaktadır.

Türkmenistan da İran gibi Rusya'nın Kazakistan ve Azerbaycan'la yaptığı anlaşmalara karşı çıkmış ve tüm kıyıdaş devletlerin oy biriliğiyle karar alınması gerektiğini açıklamıştır.

Hazar'a kıyısı olan devletler Hazar'ın hukuki statüsüyle ilgili sürekli bir mekanizma olarak 1995 yılında bir çalışma grubu oluşturmuşlardı. Bu çalışma grubunun tüm çabalarına rağmen Hazar Denizi'nin hukuki statüsü konusunda, beş kıyıdaş ülkenin devlet başkanının katılımıyla gerçekleşen ilk zirve toplantısı ancak Nisan 2002 yılında Türkmenistan'ın başkenti Aşgaabat'ta yapılabildi. Bu zirve öncesi Hazar'a kıyıdaş dört BDT üyesi ülkenin devlet başkanları gayrı resmi nitelikteki bir toplantıda Soçi'de bir araya gelmişti. İlk kez bir araya gelen beş ülke lideri; onca hazırlığa, onca ön görüşmeye rağmen Aşgaabat zirvesinde bir ilerleme sağlayamadı. Zirve, bir sonuç bildirisi dahi yayınlanamadan sona erdi. Üzerinde görüş birliğine varılan tek nokta, soruna güç kullanarak çözüm aranmaması oldu. Ancak bu zirvenin ardından yaşanan hadiseler, tarafların bu konudaki samimiyetsizliğinin de kanıtı oldu.

Hazar'ın statüsü denilince akla ilk gelen petrol ve doğal gaz gibi deniz dibi kaynaklarının paylaşımı olsa da ulaştırma, balıkçılık, biyolojik kaynakların kullanımı, eko-sistemin korunması, kirlenmenin denetlenmesi gibi bu sorunun bir çok boyutu bulunmaktadır. Günümüze kadar Hazar'ın statüsüne ilişkin yapılan görüşmelerde çevre koruma ve deniz taşımacılığı konularında uzlaşma sağlanmıştır. Bununla birlikte deniz dibinin paylaşımı, su tabakasının kullanımı, su ürünlerinin korunması, deniz sınırlarının tespiti, bölgenin güvenliği gibi konular henüz çözüme kavuşturulamamıştır. Çözüm bekleyen en zor konulardan bir diğerini de savaş gemilerinin seyri konusu oluşturmaktadır. Bu konu ise bölgede artan silahlanma ile birlikte giderek ön plana çıkmaktadır.

Hazar'ın statüsüyle ilgili bir diğer önemli güncel sorunda Hazar'ın altından boru hattı döşenmesi konusudur. Hazar'ın deniz dibinin ortay hat prensibi ile milli sektörlere bölünmesi konusunda İran dışında diğer dört kıyıdaş devlet uzlaşmaya varmış durumdadırlar. Ancak Rusya bu paylaşım sadece deniz dibine ilişkin olduğunu ve çevre sorunlarını gerekçe göstererek, Hazar'ın altından boru hattı döşenmesine karşı çıkmaktadır. Bu durum ise Azerbaycan ve Kazakistan'ın çıkarlarına ters düşmektedir.

III. SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN DAĞILMASINDAN SONRA HAZAR'A YÖNELİK GENEL RUS POLİTİKASI

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından günümüze Rus dış politikası farklı evrelerden geçmiştir. Rusya Federasyonu'nun bağımsızlığının ilk yıllarında Batı yanlısı nitelik taşıyan Rus dış politikası, 1993 yılının ortalarından itibaren giderek artan bir şekilde sertlik kazanarak eski Sovyet sahasına odaklanmıştır. Rusya, benimsediği “yakın çevre” stratejisi doğrultusunda eski Sovyet topraklarını kendi sorumluluk sahası olarak ilan ederek, Batı'yı da bunu tanımaya davet etmiştir. Rusya'nın “Monroe doktrini” olarak adlandırılan bu çağrıya, Batı doksanlı yılların ortalarına kadar Rusya'nın “yakın çevredeki” operasyonları ve askeri müdahalelerine sessiz kalarak üstü örtülü bir şekilde olumlu yanıt vermiştir. Rusya'nın Aralık 1994 yılında başlattığı Çeçenistan müdahalesinde yaşadığı başarısızlık Batı'nın Rusya'ya yönelik yaklaşımında büyük değişikliğe neden olmuştur. Rusya'nın gerçek gücünü gören ve bunun korkulduğu kadar büyük olmadığını anlayan Batı, doksanlı yılların ortalarından itibaren bu gücü daha da sınırlandırma doğrultusunda harekete geçmiştir. NATO'nun doğuya doğru genişlemesinin hızlandırılması ve eski Sovyet coğrafyasında Rusya'nın etkinliğinin azaltılması gibi Batı'nın doğrudan Rusya'yı hedef alan girişimleri doksanlı yılların ortalarından itibaren Rus dış politikasını yeni bir evreye sokmuştur. 1996 yılında Yevgeny Primakov'un Dışişleri Bakanlığına gelişiyle başlatılan bu yeni dönemde Rus dış politikası Amerikan hegemonyasına başkaldıran, idealize ettiği çok taraflı bir dünya düzeni içinde Avrasya süper gücü olma hedefi doğrultusunda gelişmiştir. 1999 yazında başbakan olarak göreve gelen ve 1 Ocak 2000'den itibaren devlet başkanı olarak Rusya'yı yöneten Vladimir Putin ise, Rus dış politikasında yeni bir dönemi başlattı. Rusya'nın sahip olduğu gücün sınırlarının ve idealist politikaların maliyetinin ağırlığının farkında olarak Putin, Rusya'nın bütünlüğünün korunması ve Rus halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi doğrultusunda pragmatik bir dış politika yaklaşımı benimsedi. Bu yaklaşımla Putin, Rusya'yı Batı ile ihtilafa düşmeden Avrasya süper gücü yapmayı hedeflemektedir.

Genel dış politika doğrultusunda Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana Rusya'nın Hazar politikası da birkaç farklı safhadan geçmiştir. Makalenin giriş bölümünde anlatıldığı üzere Rusya, başlangıçta her türlü yönteme başvurarak Azerbaycan'ın uluslararası şirketlerle yapmaya çalıştığı Hazar petrollerine ilişkin konsorsiyum anlaşmasını engellemeye çalışmıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra da, yabancı petrol şirketlerinin çalışmalarını yavaşlatmak amacıyla Rusya, Hazar'ın hukuki statüsü sorununu sürekli gündemde tutmuştur. “Asrın Mukavelesi” anlaşmasının imzalanmasından sonra Rusya, 5 Ekim 1994'de Birleşmiş Milletler'e bir memorandum göndererek, Hazar'ın statüsüyle ilgili 1921 ve 1940 tarihli antlaşmaların yürürlükte olduğunu ve tüm kıyıdaş devletlerin buna uygun davranması gerektiğini bildirmiştir. Rusya'yı bu davranışa iten iki temel neden, GSMH'nın %50'sini enerji satışından sağlayan bir ülke olarak kendi pazarını yeni satıcılara kaptırma endişesi ve tehdit olarak algıladığı üçüncü güçlerin Hazar'da çoğalarak, bölgeyi Rus tekelinden çıkarıp uluslararası bir hale getirmelerinden duyduğu rahatsızlık olmuştur.

Rusya'nın Hazar politikasının ikinci safhasını ise, petrolün akış yönünü kontrolü altında tutma konusunda verdiği mücadele dönemi oluşturmaktadır. Aralık 1994'de Çeçenistan'a askeri müdahale başlatan Rusya'nın bu müdahaledeki amaçlarından birini, üzerinde ısrarla durduğu Bakü-Novorossiysk boru hattının güvenliğini sağlamak ve boru hattı güzergahı rekabetinde elini güçlendirmek olmuştur. Nihayet, Asrın Mukavelesi çerçevesinde üretilen ilk petrolün Aralık 1997'de Norossiysk'e pompalanması üzerine Rusya, boru hattı güzergahı mücadelesinin ilk raundunu da kazanan taraf olmuştur.

6 Temmuz 1998'de Rusya'nın Kazakistan ile imzaladığı, Hazar'ın kuzey kısmının Rusya ile Kazakistan arasında paylaşımını öngören anlaşma Rusya'nın Hazar politikasında yeni bir dönemin de başlangıcı olmuştur. Bu dönemde LUKOİL, GAZPROM, RUSNEFT, YUKOS gibi Rusya'ya ait büyük enerji şirketleri Hazar'la ilgili önemli projeler üstlenmişlerdir. Rusya Hazar'ın milli sektörlere göre paylaşımına ilişkin benzeri bir anlaşmayı Putin'in Azerbaycan'ı ziyareti sırasında Ocak 2001'de Azerbaycan ile de imzalamıştır. Bu şekilde Azerbaycan ve Kazakistan'ın Hazar'daki milli sektörlerini tanımakla birlikte Rusya, boru hattı güzergahı konusundaki üstünlüğünü kaybetmemek için Hazar'ın altından boru hattı döşenmesine engel olmak amacıyla su tabakası ve deniz yatağının paylaşımına karşı çıkmayı sürdürmüştür. Günümüzde de devam eden bu üçüncü dönemde Rusya bir yandan bölgedeki askeri varlığını artırırken, bir yandan da büyük enerji şirketleri aracılığıyla bölgede ekonomik bir güç olmayı hedeflemiştir. Rusya'nın Gürcistan'a sürekli baskı politikası uygulayıp, Ermenistan'la askeri işbirliğinin boyutu genişletmesi; LUKOİL, GAZPROM ve YUKOS şirketlerinin Haziran 2002'de Hazar kaynaklarına ilişkin ortak şirket kurması gibi gelişmeler bu dönemin karakteristiğini yansıtmaktadır.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse, Rusya'nın Hazar politikasına bir biriyle çatışan iki farklı grup yön vermektedir. Bunlar, Rusya'nın elindeki her türlü kozu kullanarak bölgedeki askeri ve siyasi etkisini artırmasını savunan “Stratejist grup” ile Rus sermayesinin Hazar'la ilgili projelerde yer alarak ülkenin ekonomik çıkarların korunması gerektiğini savunan “Ekonomist-pragmatik grup”tur. Stratejist grup içerisinde Dışişleri Bakanlığı, Genel Kurmay, Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı gibi devlet kurumları bulunurken, Enerji Bakanlığı ve LUKOİL, GAZPROM gibi büyük şirketler Ekonomist-Pragmatik grup içerisinde yer almaktadır. Stratejist grup özellikle 1992'nin sonlarından itibaren ülkenin karar alma mekanizmalarında ağırlık kazanırken, doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren ekonomist-pragmatik grup ta Hazar politikasında etkisini artırmıştır. Özellikle Viktor Çernomirdin'in başbakanlığı döneminde ikinci grup Hazar politikasına yön vermiştir ve Rusya'nın tutumunu yumuşatmıştır. Münferit olaylarda bu iki grup arasındaki çatışma açıkça görülmüştür. Örneğin 20 Eylül 1994'de Azerbaycan hükümeti AMOK ile “Asrın Mukavelesi”ni imzaladığında Rusya Başbakanı Viktor Çernomirdin, bu anlaşmanın imzalanmasından dolayı bir sorun görmediğini açıklarken, Rus Dışişleri LUKOİL'in konsorsiyumdaki %10'luk payına rağmen anlaşmayı tanımadığını açıklamıştır. [5] Özellikle I. Çeçen savaşı sonunda Rusya'nın yenilmesi ise, “Ekonomist-Pragmatik” eğilimin ağırlık kazanmasına yol açmıştır. Doksanlı yılların sonlarından itibaren ise, her iki grupta dengeli bir şekilde Hazar politikasına yön vermiştir. İkinci Çeçen Savaşı'nın başlatılmasında Stratejist grup etkili olurken, Kazakistan ve Azerbaycan'la petrol anlaşmalarının yapılmasında ekonomist-pragmatik grup etkili olmuştur. [6] Her iki grubunda üzerinde mutabık olduğu Rusya'nın Hazar bölgesindeki belli başlı dış politika hedefleri şunlardır: a) Rusya'nın güvenliğini ve jeopolitik menfaatlerini teminat altına alacak şekilde dost bir tampon bölge sağlamak; b) Rusya içlerine yayılabilecek veya sınır anlaşmazlıklarına yol açabilecek etnik gerginliklerden kaçınmak için bölgede istikrarı temin etmek; c) Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın petrol ve doğal gaz kaynaklarından azami istifade etmek; d) Yabancı güçlerin bölgeye girişini engellemek ve bölgedeki Amerikan varlığını zayıflatmak. [7]

IV. HAZAR DENİZİ BÖLGESİ'NDE ARTAN AMERİKAN VARLIĞI

Franklin Roosevelt'in petrol karşılığı Suudi Arabistan'a askeri koruma sağlamayı üstlenmesinden bu yana enerji güvenliği Amerikan dış politikasının temel unsurlarında birini oluşturmaktadır. 1980'de ilan edilen Carter Doktrini Orta Doğu'da enerji güvenliğine her hangi bir tehdit söz konusu olduğunda Amerikanın askeri müdahalesini öngörüyordu. Sovyetlerin Afganistan'ı işgali ve İran İslam Devrimi gibi gelişmeler üzerine Ocak 1980'de ABD Başkanı Carter, Basra körfezinden petrol akışının Amerika'nın hayati çıkarı olduğunu, bu konuda meydana gelecek her hangi bir aksaklığa silahlı kuvvetler dahil her türlü yöntemle müdahale edeceğini açıkladı. Carter doktrini ABD tarafından 1990-91'deki ve 2003'deki Irak müdahalelerinde uygulamaya konuldu. [8]

Hazar'ın petrol kaynakları Basra Körfezi kaynakları ile kıyaslanacak derecede büyük olunca, bu bölge de Amerika için stratejik öneme sahip bölgelerden biri oldu ve doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren Hazar Denizi Bölgesi, Amerikan dış politikası içerisinde giderek önem kazandı. Clinton, başkanlığının birinci döneminde daha çok Sovyet nükleer silahlarını güvenli bir hale getirme üzerinde yoğunlaştığı için Kafkasya ve Orta Asya'ya fazla önem vermemişti. Eylül 1994'de imzalanan “Asrım Mukavelesi” ile Amerikan şirketlerinin Hazar petrollerinin işlenmesi ve pazarlanmasına ilişkin projelerde büyük paylar alması üzerine ve Rusya'nın Çeçenistan Savaşı'ndaki performansından askeri gücünün o kadar da abartılmaması gerektiği ortaya çıkınca Amerikan yönetimi Hazar politikasında revizyona gitti. ABD'yi bölgede daha aktif politika izlemeye iten bir diğer önemli faktör de bölgedeki Amerikan petrol şirketlerinin çıkarları doğrultusunda yönetime baskı yapmaları oldu.

21 Temmuz 1997'de dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott, Central Asia Institute'de yaptığı konuşmasında ABD'nin Hazar havzasına yönelik yeni yaklaşımını açıkça ilan etti. Daha önce “çıkar sahası” olarak görülen Kafkasya ve Orta Asya artık “sorumluluk sahası” olarak görülmeye başlandı. Kafkasya, ABD'nin Avrupa Komutanlığı'nın sorumluluk alanına dahil edilirken, Orta Asya ise, Orta Doğu komutanlığına verildi. Bu şekilde ABD, Hazar enerji kaynaklarının güvenliğinin sağlanması konusunda sorumluluk aldığını resmen ilan etti. Daha sonraki süreçte ise, ABD, NATO çerçevesinde ve ikili anlaşmalar yaparak bölge ülkeleriyle geliştirilen askeri işbirliği sayesinde buradaki askeri varlığını güçlendirdi.

90'lı yılların ikinci yarısından itibaren ABD sahip olduğu potansiyeli açısından Hazar'ı Basra Körfezi ile aynı kategoriye koyarak hayati çıkar sahası olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede ABD, NATO'nun ilgi alanını da kendi çıkarları doğrultusunda Hazar Bölgesi'ne kaydırmıştır. Şubat 1997'de NATO Genel Sekreteri Javier Solana “Kafkas ülkeleri Avrupa Güvenliğinin dışında tutulduğu takdirde Avrupa'nın tam anlamıyla güvenli olamayacağını” yönünde bir açıklama yapmıştır. NATO periferisinin istikrarının önemi hususu 1999'daki Yeni NATO Konsepti'nde de vurgulanmıştır. [9]

ABD'nin yeni Kafkasya ve Orta Asya açılımı Rusya ve Ermenistan'ı rahatsız ederken, diğer bölge ülkeleri güvenlikleri açısından ve Rusya'ya olan bağımlıklarını azaltmak için ABD ve NATO ile işbirliğine olumlu yaklaştılar. Hazar'a kıyısı bulunmamakla birlikte Hazar petrollerinin uluslar arası pazarlara ulaştırılmasında güzergah konumunda bulunan Gürcistan, Hazar Denizi Bölgesi'nde ABD ile askeri işbirliğini en ileri düzeyde kuran ülke oldu. 1996'dan itibaren NATO çerçevesinde ABD ile yakınlaşan Gürcistan, Nisan 2003'de ABD ile ikili bir askeri işbirliği anlaşması imzaladı. Amerikan silahlarının ülkeye yerleştirilmesini, 80 kişiyi geçmeyecek Amerikan askerinin Gürcistan'da bir takım bağışıklıklarla konuşlanmasını öngören anlaşma Amerikan askerlerine vizesiz ve pasaportsuz geçiş, silah taşıma serbestisi ve diplomatik dokunulmazlık sağlıyordu. Bu anlaşmayla ABD istediği kadar silahı bu ülkeye getirebilmesinin önü açılıyordu. Rusya Dışişleri Bakanlığı 11 Nisan 2003'de yaptığı açıklamada bu anlaşmanın bölgedeki güç dengesini bozarak uluslararası güvenliğe tehdit oluşturacağını belirterek “terörizmle mücadele adına Rusya'yı dışlayan bu girişimin tedirginlik uyandırdığını” belirtti. [10]

Azerbaycan, Hazar Bölgesi'nde ABD ile askeri işbirliği yapan diğer kilit ülkedir. ABD, ülkesindeki Ermeni lobisinin etkisiyle Özgürlüğü Destekleme Yasası'na ek 907 sayılı madde çıkartarak uzun süre Azerbaycan'a hiçbir resmi yardımda bulunmamıştır. İlk kez 1998 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, bu maddenin Amerikan çıkarlarına engel teşkil ettiğini belirterek kaldırılmasını talep etmiştir. ABD, 907 numaralı maddeyi Azerbaycan'ın 11 Eylül olaylarından sonra ABD'nin başlattığı “teröre karşı savaş”a açık destek vermesi sonucu Ocak 2002 yılında kaldırmıştır. [11] Bu tarihten itibaren ABD-Azerbaycan askeri ilişkileri de hızla gelişmeye başlamıştır. ABD, özellikle Azerbaycan'ın deniz kuvvetleri personelinin yetiştirilmesine katkıda bulunmuştur. Ağustos 2003'de ve 6 Şubat 2004'de ABD ve Azerbaycan Hazar Denizi'nde Azerbaycan'a ait kısımda askeri tatbikat düzenlemişlerdir. İran her iki tatbikat sırasında tarafları sert bir dille kınamıştır. Bu münasebetle İran'lı ve Rus yetkililer Hazar'da yabancı güçlere ihtiyaç duyulmadığı vurgulamışlardır. [12]

ABD, eski Sovyet coğrafyasının bütünlüğünü ortadan kaldırma doğrultusunda desteklediği jeopolitik çoğulculuk politikası çerçevesinde Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova arasında 1997'de başlatılan GUAM oluşumuna da destek vermiştir. 1999'da Washington'da yapılan NATO'nun kuruluşunun 50. yıl dönümü kutlamaları sırasında GUAM, Özbekistan'ın da katılımıyla beş üyeli resmi bir oluşum haline gelmiştir. Avrupa ile Asya arasında bir ulaşım koridoru oluşturmayı hedefleyen GUUAM Örgütü Hazar petrollerinin güvenliğine önem vermiştir. ABD'nin desteği ile Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan Temmuz 1998'da bir Barışı Gücü Taburu oluşturdular. Nisan 1999'da ise, Gürcistan, Azerbaycan ve Ukrayna birliklerinden oluşan ortak kuvvet hayati öneme haiz ekonomik bölgenin, petrol boru hattı ve diğer teknik teçhizatın korunmasına yönelik askeri tatbikat düzenledi. Bu tatbikat Kafkasya'da Rusya'nın katılımı olmaksızın yapılan ilk uluslararası nitelikli askeri tatbikat oldu. [13] Daha sonra da GUAM bünyesinde petrol boru hattının korunması ve terörle mücadele kapsamında çeşitli tatbikatlar düzenlendi.

Gürcü ordusunun eğitimi maksadıyla Gürcistan'a mobil birlik yerleştiren ABD, Azerbaycan ve Ukrayna'ya da aynı şekilde mobil kuvvetler yerleştirmeyi planlamaktadır. Bu konu ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Ağustos 2004'de Ukrayna ve Azerbaycan'a yaptığı ziyaret sırasında gündeme gelmiştir. Azerbaycan'daki birliklerin Baku-Tiflis-Ceyhan boru hattının güvenliğini sağlayacağını açıklayan ABD'nin Avrupa Karargahı Hava Kuvvetleri Komutanı General Charles Wold, Kafkas cumhuriyetleriyle stratejik askeri işbirliğini amaçladıklarını, bu ülkelerde Amerikan üsleri kurmayı planlamadıklarını açıklamıştır. [14] Öte yandan Bush yönetiminin Hazar Bölgesi'nde daimi askeri üsler kurmayı değerlendirdiği ABD'de akademik çevrelerde de dile getirilmektedir. [15]

ABD'nin Avrupa Karargahı Komutanı General Charles Wold, Azerbaycan'ı ziyareti sırasında Hazar'ın ABD'nin çıkar sahasına dahil olduğunu söyleyerek, Washington'un bölgenin güvenliği için gerekli her türlü yardımı göstermeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Viktor Kalyujnıy bu açıklamaya ilişkin, ABD'nin bölgedeki çıkarının petrolle ilgili olduğunu belirterek, “Eğer Rusya Büyük Göller bölgesinde çıkarları olduğunu açıklasa ve özel temsilcisini gönderse ABD buna nasıl tepki gösterirdi. ABD'nin bu önemli bölgede yapacağı hiçbir şey yoktur” şeklinde yanıt vermiştir. [16]

Pentagon ve Dışişleri'nin belgeleri incelendiğinde ABD'de yetkililerin teröre karşı savaşı ve petrol kaynaklarının korunmasını birlikte değerlendirdikleri anlaşılmaktadır. Örneğin ABD Dışişleri Bakanlığı Kazakistan'da bir ABD “hızlı müdahale tugayı” kurulmasına ilişkin 2004 yılı bütçesinden kaynak ayrılması talebiyle Kongre'ye teklifte bulunurken “Hazar Denizi'ndeki petrol yataklarına yönelik terörist saldırılara karşı Kazakistan'ın karşı koyma kabiliyetinin güçlendirilmesini” gerekçe olarak göstermektedir. [17]

Afganistan müdahalesinden sonra Özbekistan ve Kırgızistan'da üs edinen ABD diğer Orta Asya ülkelerine de yerleşmektedir. Almata ve Çimkent'te NATO yedek üssü kurulması planlanmaktadır. Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'de askeri hava alanı inşası devam etmektedir. Eylül 2003'de Tacikistan'ı ziyaret eden NATO Genel Sekreteri George Robertson, NATO'nun Tacik sınır birliklerinin yetiştirilmesi amasıyla bu ülkede eğitim merkezi açacağını açıklamıştı. Bundan sonra Tacik yönetiminin talepleri doğrultusunda Rusya Orta Asya'daki kalesi Tacikistan'dan sınır birliklerini çekmeye başlamıştır. Tacikistan-Afganistan sınırını koruyan Rus askerleri bölgeyi terk etmektedir. Öte yandan Tacikistan'da Rusya'ya ait 201. motorize tümen ise Rus askeri üssüne dönüştürülerek varlığını sürdürecektir. BDT üyelerinin ABD ve NATO'yla işbirliğini tercih etmeleri bir yana, askeri ittifak niteliğindeki Kolektif Güvenlik Örgütü'ne dahil ülkelerin (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan) ABD ve başka bir askeri ittifak olan NATO ile geliştirdiği bu ilişkiler Rusya'nın tepkisini çekmektedir.

NATO'nun Baltık ülkelerini de içine alacak şekilde genişlemesi ve ABD'nin Kafkasya'da ve Orta Asya'da askeri varlığını artırması Rusya'da silahlı kuvvetlere sahip devlet kurumlarını (Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı) ciddi bir çevrelenmişlik psikolojisine sokmaktadır. Her ne kadar diğer devlet organları yanında oldukça liberal kalan Rus Dışişleri “terörizmle mücadelede işbirliği”nin zorunluluğu gerekçesiyle açıkça dile getiremese de bu gelişmelerden rahatsızlık duymaktadır.

Coğrafi, siyasi, kültürel diğer açılardan Hazar Bölgesi alt sisteminin bir parçası olan Türkiye, hem Hazar kaynaklarının işletilmesine ilişkin projelerde yer alarak hem de Baku-Ceyhan petrol boru hattını hayata geçirmeye çalışarak Hazar kaynakları üzerinde yaşanan mücadelede etkin aktörlerden biri oldu. Hazar Denizi Bölgesi, Soğuk Savaş sonrası Türk-Amerikan ilişkileri açısında işbirliği sahası olurken, genel niteliği “ekonomik işbirliği ve siyasi rekabet” olarak tanımlanan Soğuk Savaş sonrası Türk-Rus ilişkilerinde baştan itibaren rekabetin en yoğun yaşandığı bölge oldu. Türkiye ve Rusya özellikle petrol boru hattı güzergahının belirlenmesi konusunda birbirleriyle mücadele ettiler. Hatta boru hattının siyasi boyutu ekonomik boyutunun ötesine geçti. Türkiye'nin Baku-Ceyhan hattı projesinin hayata geçirilmesi için verdiği bu mücadeleye ABD yönetimi ise açık destek sağladı. 18-19 Kasım 1999'da İstanbul'da gerçekleştirilen AGİT Zirvesi sırasında Baku-Tiflis-Ceyhan Ana Petrol Boru Hattı'na yönelik Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan ve Türkiye cumhurbaşkanlarının imzaladıkları deklerasyona ABD Başkanı Clinton'da gözlemci olarak imza koydu. [18]

Türkiye de Hazar enerji kaynaklarının güvenliğine ABD ile aynı ölçüde önem vermektedir. Temmuz 2001'de Hazar Denizi'nden petrol araması yapan iki Azerbaycan gemisinin İran uçakları tarafından taciz edilmesi üzerine, Türkiye derhal soruna müdahil olarak Türk savaş uçaklarını Azerbaycan tarafına yardıma göndermiştir. Bu olay Türkiye'nin enerji güvenliği konusundaki hassasiyetinin, gelecekte bu konuda meydana gelebilecek bir çatışma durumunda müdahil olacağının göstergesi olmuştur. 2005 yazında faliyete geçecek olan Bakü-Ceyhan boru hattı Türkiye'yi Hazar Denizi bölgesine daha da bağlayıcı bir unsur olacaktır. [19] Bu nedenle Türkiye bir yandan bölge ülkeleriyle askeri işbirliğini geliştirmeye çalışırken, bir yandan da “Kafkasya İstikrar Paktı” gibi projelere öncülük ederek bölgenin istikrarı için çalışmaktadır. NATO kapsamındaki Barış İçin Ortaklık Projesi çerçevesinde Türkiye, Hazar Bölgesi ülkelerinden Azerbaycan, Kazakistan ve Gürcistan ile askeri işbirliğini ilerletmiştir. NATO üyesi kimliği Türkiye'nin Hazar Denizi Bölgesinde etkinlik kurmasında olumlu katkılar sağlamıştır.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının güvenliği ABD için de aynı ölçüde önem taşımaktadır. Romanya ve Bulgaristan'da kurulan yeni Amerikan üslerindeki hızlı müdahale kuvvetleri Bakü-Ceyhan hattında bir sıkıntı ortaya çıkması durumunda Kafkasya'ya kısa sürede ulaşarak müdahale edebilecektir. Gürcistan'da Gürcü askerlerinin eğitimi için bulunan Amerikan askerleri acil durumda petrol güvenliği içinde kullanılabilir. [20]

2000 yılında iş başına gelen Bush yönetiminin kurmaylarında Dick Cheney Mayıs 2001'de enerji güvenliğinin Amerikan dış politikasının önceliklerinden biri olacağını ilan etmişti. Bu doğrultuda ABD Güney Amerika ve Afrika'da petrol üretilen sahalarda olduğu gibi Hazar Denizi Bölgesinde de askeri varlığını artırmaya başladı. Angola ve Nijerya'ya silah satışını artıran ve bu ülkelerin askeri personelinin eğitimini üstlenen Pentagon, Hazar Denizi Bölgesinde Gürcistan, Azerbaycan ve Kazakistan'la da benzeri ilişkiler geliştirdi. Günümüzde Pentagon, Senegal, Gana, Mali, Uganda ve Kenya'da daimi askeri üs kurma için arayışı içinde olan Pentagon'un Hazar çevresinde de Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan'da daimi üsler kurmayı planlamaktadır. Haziran 2003'de Wall Street Journal'da Greg Jaffe bir ABD'li komutanın ağzından Afrika'daki Amerikan kuvvetlerinin en önemli varlık nedeninin Nijerya'nın petrol yataklarının korunması olduğunu yazmıştır. Hazar çevresinde günden güne artan Amerikan varlığı da global düzeyde enerji kaynaklarının kontrolünün temel Amerikan stratejisi olduğunu ispatlayıcı niteliktedir. [21]

V. HAZAR ÇEVRESİNDE SİLAHLANMA YARIŞI

Rusya'nın I. Petro'dan bu yana Hazar'da filosu bulunmaktadır. SSCB döneminde ise, bu filo güçlendirilerek varlığını sürdürmüştür. İran'ın Hazar Denizi'ndeki donanması ciddi bir askeri varlık olmakla birlikte Sovyet donanması yanında önemsiz kalıyordu. Sovyet deniz gücünün Hazar'da mutlak üstünlüğü söz konusuydu. Sovyetler Birliği dağıldığında Hazar filosunun paylaşımı gündeme geldi. Kazakistan ve Türkmenistan Hazar filosundan kendilerine düşen %25'lik payı istemeyerek, Rusya lehine feragat etti ve filo Azerbaycan ile Rusya arasında paylaşıldı. 1992'de Rusya ve Azerbaycan arasında imzalanan protokole göre Hazar filosunun %30'una Azerbaycan, %70'lik kısmı ise Rusya sahip oldu. Bu şekilde Rusya, Hazar Denizi'nde 100'ün üstünde gemi, uçak ve diğer savaş teknolojileri elinde bulunduran tarak olarak fiilen Hazar'ı tek başına kontrol etmeye başladı. Rusya, Hazar'daki başat gücünü Hazar kaynakları üzerindeki hakimiyet mücadelesinde önemli bir koz olarak kullandı.

90'ların sonlarından itibaren Hazar bölgesinde askeri konular yoğun bir ilgi alanı oluşturmaya başladı. ABD'nin ekonomik ve siyasi olarak bölgede etkinliğini artırmaya başlaması, NATO kanalıyla askeri olarak ta Hazar Denizi Bölgesi'ne yerleşmesi üzerine bölgedeki askeri kontrolünü kaybetme endişesine kapılan Rusya çeşitli adımlar attı. Aralık 1998'de Dağıstan'ın Kaspiysk şehrinde Savunma Bakanlığı birlikleri için müşterek bir karargah teşkil edildi. Bu müşterek kuvvet Astrahan'daki ana Rus deniz üssünü takviye etmektedir. Rusya ayrıca Hazar bölgesi için Ermenistan'da da bir bölgesel hava savunma komutanlığı kurdu. Ocak 1999 başında Ermenistan'da S-300 karadan-havaya füze sistemleri konuşlandıracağını açıkladı. Askeri gücünü bölgedeki hayati menfaatlerini korumada potansiyel bir koz olarak gören Rusya, ABD'nin bölgede attığı her adıma aynı ölçüde karşılık vermeye çalıştı. [22] NATO'nun ilgisi bölgeye kaydırması ve Yeni NATO Konsepti'nde bu konuya yer verilmesi üzerine Rusya, 1999'da revize ettiği Ulusal Güvenlik Doktrini içerisinde klasik tehditler yanında ekonomik güvenlik konularına da ayrıca yer ayırdı. Hazar filosuna yeni gelişmiş füze sistemleri ve yeni çıkarma gemileri dahil ederek, filosunu sürekli güçlendiren Rusya, Şubat 2002'deki Hazar'da çok büyük çapta manevralar düzenledi. Bu manevralar sırasında açıklama yapan Rusya'nın Hazar Filosu'nun Komutanı Yuriy Startsev, Moskova'nın Hazar filosunu kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanacağını, 2005-2010 yılları arasında filoya Hazar'ın özelliklerine uygun yeni gemilerin katılacağını açıklamıştır. [23]

Rusya'nın Hazar Bölgesi çevresinde askeri üstünlüğünü sürdürmeye ve ABD'yi dengelemeye yönelik bölgesel örgütlenmelere de gitti. 1996'da Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında Şangay Beşlisi olarak başlatılan işbirliği süreci 2002 yılında Şangay İşbirliği Örgütü'ne dönüştü. Rusya BDT içindeki askeri işbirliğini revize ederek Mayıs 2002'de Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Ermenistan ve Belarus Cumhuriyeti ile altı üyeli bir Kolektif Güvenlik Örgütü kuruldu. Her ne kadar Putin, Rusya'nın Orta Asya'da ABD ile işbirliğinden söz etse de, ŞİÖ bünyesinde Çin'i yanına alarak ve Kolektif Güvenlik Örgütü adı altında NATO benzeri bir askeri yapılanma oluşturarak ABD'ye karşı koymaya çalıştı. Kolektif Güvenlik Örgütü Genel Sekreteriliği'ne getirilen General Nikolay Bordyuja yaptığı ilk basın toplantısında, Kolektif Güvenlik Örgütü'nün NATO'nun BDT coğrafyasındaki faaliyetlerine karşı koyacağını bildirdi. Bordyuja'nın ifadesiyle NATO'nun “Gürcü Planı” Kolektif Güvenlik Örgütü üyelerini korkutmamaktadır, sadece böyle bir durumda gerekli cevap verilecektir. [24]

Rusya, ABD'nin BDT bölgesinde artan askeri varlığına karşılık yakın çevresinde de yeni askeri önlemler almıştır. Rusya, 2003 sonlarında Kırgızistan'ın Kant şehrinde hava üssü kurdu. Ayrıca benzeri bir üssün Tacikistan'da 201. Zırlı Tugay çerçevesinde kurulması gündeme getirildi. Afganistan'ın hem Rusya hem de Orta Asya ülkeleri için tehdit oluşturmaya devam ettiği gerekçesiyle, Orta Asya'da bu tür üslerin gerekli olduğu belirtildi. Ekim 2003'de kamu oyuna duyurulan yeni Rus askeri doktrini güvenlik tehdidi karşısında önleyici saldırıyı öngörüyordu. [25] Rusya'nın attığı tüm bu adımlar ABD'nin BDT Hazar Bölgesi çevresindeki askeri-siyasi hedefleri engellemeye yönelikti. Kırgızistan'ın Kant şehrindeki hava alanına önce Pentagon ilgi göstermişti. ABD, Kant'a gözünü dikince Putin, Kant hava alanı için Kırgız yönetimiyle anlaşma yaptı ve burada yeni bir Rus askeri üssü kurulacağını açıkladı. 2003 yılı başında ABD, terörle mücadele koalisyonu himayesinde Tacikistan'da daimi askeri üs kurulması için bu ülkeye yaklaşınca, Rusya buradaki askeri üssünü genişleteceğini açıkladı. 2003 Nisan sonunda Putin, Tacikistan'daki 201. Zırhlı tümeni ziyaret etti ve Rahmanov'la yaptığı görüşme sonunda da 201. Zırhlı tümendeki asker sayısının artırılacağını açıkladı. Ayrıca kurulan KGÖ'nün Konsey Naşkanlığına Tacikicikistan Devlet Başkanı getirildi.” [26]

2004 yılı boyunca NATO'nun doğu doğru genişlemesi ile ilgili olarak Rusya ve BDT ülkelerinde çeşitli askeri manevralar düzenlenmiştir. Moldova yönetiminin Trans-Dnyester sorunun çözümü konusunda Moskova'nın sunduğu memorandumu imzalamaya yanaşmaması üzerine Rusya, bu ülkeden askerlerinin geri çekilmesini belirsiz süreyle durdurduğunu açıkladı. Bu arada birlik devleti kurma süreci içerisinde bulunduğu Beyaz Rusya'ya S-300 füzeleri dahil, Rusya Federasyonu Hava Kuvvetlerinin bir kısmını yerleştirdi. Bunun yanında Rusya, Kaliningrad Bölgesine “İskander” adlı yeni operativ-taktik kompleksini yerleştirmeyi planlamaktadır. Bu sayede tüm Baltık bölgesi ve Polonya Rusya'nın askeri kontrolü altına girecektir. 2003 yılında Rusya Ukrayna ile Azov Denizi konusunda bir anlaşma imzalayarak Rusya'nın onayı olmadan NATO gemilerinin buraya girmemesi konusunda güvence sağladı. Rusya'da Savunma Bakanlığına bağlı güçlerin %40, içişlerine bağlı kuvvetlerin %50'si Kafkasya'da bulunmaktadır. Rusya, yeni stratejik silahlarla Ermenistan'daki üslerini güçlendirmektedir. Rusya NATO'nun genişlemesine karşı Gürcistan'daki askerlerini geri çekme sürecini askıya almaktadır.

Rusya'nın Hazar filosunu güçlendirmeye yönelik faaliyetleri Hazar'a kıyısı bulunan diğer ülkeleri tedirgin etmiştir. Hazar Denizi'nde her hangi bir deniz gücü bulunmayan Kazakistan, Kolektif Güvenlik Örgütü içerisinde askeri ve siyasi müttefiki olan Rusya'ya karşı silahlanmaya iten neden, Rusya'nın davranışları oldu. Hazar'ın kuzey kısmında kime ait olduğu tartışmalı olan yerlerde yeni petrol yatakları ortaya çıkınca Rusya'ya ait savaş gemileri bu yeni yatakları abluka altına aldılar. Bunun üzerine Nazarbayev, bir yandan sınırların tespiti çağrısında bulunurken diğer yandan da Hazar'da Kazakistan'ın askeri varlığını artırmaya başlamıştır. Nazarbayev, ülkesinin güneyi ile birlikte Hazar kıyısını güvenlik açısından stratejik öncelikli bölge ilan etti. [27] Kazakistan Mart 2002'de Türkiye ile deniz ve hava kuvvetlerinin işbirliği yapması ve harp okulu öğrencilerinin Türkiye'de eğitim görmesi konusunda işbirliği anlaşması imzalamıştı. 17 Şubat 2003'e ise, Kazakistan Savunma Bakanı Muhtar Altınbayev, ülkesinin bölgedeki petrol sahalarının güvenliğini tek başına sağlayabilecek bir deniz filosu oluşturma niyetinde olduğunu açıklamıştır. Hazar'daki askeri üstünlüğünü sarsmak istemeyen Rusya ise, buna ihtiyaç bulunmadığı yönünde cevabi açıklamada bulunmuştur. Mayıs 2003'e kadar Hazar'da hiçbir deniz kuvveti bulunmayan ve kıyı güvenliğini sınır birlikleri ile sağlayan Kazakistan, Mayıs 2003'ten itibaren kıyı güvenliği için 3000 asker, 10 büyük gemi, 2 küçük çaplı gemi, 3 Mi-8 helikopteri ve 6 Mi-2 helikopterinden oluşan deniz kuvveti oluşturdu. [28]

Türkmenistan'ı Hazar'da silahlanmaya iten en önemli neden Azeri, Güneşli ve Çirağ yatakları gibi kime ait olduğu tartışmalı bazı petrol yatakları üzerinde Azerbaycan'la yaşadığı sorunda elini güçlendirme isteği oldu. 2001 yılında Azerbaycan ABD'den iki adet savaş gemisi alınca, Türkmenistan bu karşılık Ukrayna'dan çeşitli savaş gemileri almıştır. Ukrayna, Türkmenistan'a silah sağlayan en önemli ortak olmuştur. Türkmenistan'ın, Ukrayna'dan 10 adet Grif (Kondor) tipi çok amaçlı gemi ve 8-10 adet de Kalkan-M tipi devriye gemisi alması planlanmaktadır. Şubat 2004'de Türkmenistan ile Ukrayna arasında doğal gaz satışına ilişkin 25 yıllığına imzalanan anlaşma iki ülke arasındaki silah alış verişini destekleyici niteliktedir. [29]

ABD'nin Afganistan operasyonundan sonra Rusya-Türkmenistan ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. 23 Nisan 2002'de Rusya ve Türkmenistan yeni bir “Dostluk ve İşbirliği Anlaşması” imzaladılar. Türkmenbaşı'nın 10 Nisan 2003'de Moskova'yı ziyareti sırasında ise DUMA bu anlaşmayı onayladı. Türkmenbaşı'nın Moskova ziyareti sırasında iki ülke ilişkilerine yeniden yön veren çok önemli anlaşmalar imzalandı. Bunlardan biri ekonomik içerikli Türkmenistan'ın Rusya'ya doğal gaz satışına ilişkindi. 25 yıllığına imzalanan bu anlaşmaya göre, Rusya Türkmenistan'dan aldığı doğal gazın yarısını kendi mallarını bu ülkeye satarak ödeyecekti. Rusya bu şekilde yılda toplam 70-80 milyar metre küp gaz satın alabilecekti. Nezavisimaya Gazeta'da yapılan bir yoruma göre Saddam'dan sonra sıranın kendine geleceğinden korkan Türkmenbaşı, bu şekilde Rusya'dan daha çok silah almayı planlamaktaydı. İkici anlaşma ise Güvenlik Anlaşması'dır. On yıllığına imzalanan bu anlaşma özellikle, daimi tarafsızlığı BM tarafından onaylanmış olan Türkmenistan'ın dış politikasında büyük değişimlerin işaretçisi olması açısından önemlidir. Güvenlik anlaşması da Nezavisimaya Gazeta muhabirinin yorumunu desteklemektedir.

12 Ocak 2004'de Türkmenbaşı “Anma Günü” seremonisi sırasında Türkmenistan'ın ordusunu yüksek eğitimli ve iyi techizatlı kılarak savunmasını güçlendireceği açıkladı. Türkmenbaşı'nın bu ifadesi Türkmen ordusunun taktik etkinliğinin artırılması için 2003 yılında yapılan 200 milyon dolarlık yatırımı doğrular nitelikteydi. [30]

Tüm çabalarına rağmen Hazar'daki gelişmelerin İran'ın konumunun giderek zayıflaması doğrultusunda seyretmesi üzerine, İran da yeni açılımlar arayışına girmiştir. Ağustos 2003 yılında İran Cumhurbaşkanı Hatemi Azerbaycan'ı ziyaret etmiştir. Bu ziyaret İran tarafının cumhurbaşkanı düzeyinde Azerbaycan'a yaptığı ilk ziyaretti. Hatemi'nin bu ziyareti sırasında iki ülke arasında ekonomik işbirliğine ilişkin önemli anlaşmalar imzalanmıştır. Öta yandan iki ülkenin dünya görüşü ve uluslararası sorunlara yaklaşımı taban tabana zıt olması nedeniyle Hatemi'nin ziyareti sırasında her hangi bir ortak deklarasyon imzalanmamıştır. Taraflar Hazar'ın statüsüne ilişkin de bir mutabakat sağlayamamıştır.

SONUÇ

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının üzerinden on üç yıl, Asrın Mukavelesi'nin imzalanmasından on yıl gibi bir süre geçti. Geçen bu süre zarfında Hazar Denizi'nde bulunan petrol ve doğal gaz yataklarının işletilmesine ilişkin yirmiden fazla anlaşma imzalandı. Bakü-Novorrossiysk hattı üzerinden petrol akışı sağlanmakla birlikte Rusya, Kazakistan petrolünü kuzey hattından pazarlayan yeni bir hat inşa etti. Bakü-Ceyhan petrol boru hattının 2005 yazında faaliyete geçmesi planlanırken, Çin, Kazak petrolünü ülkesine taşıyacak bir boru hattının inşasına başladı. Hazar pastasının büyük kısmı bu şekilde paylaşılmış durumda olmasına rağmen, Hazar kaynakları üzerindeki rekabet sona ermemiştir. Hazar'daki rekabetin yeni boyutu başta kıyıdaş ülkeler olmak üzere bir şekilde Hazar'da menfaati bulunan ülkeler arasında görülen silahlanma yarışı oluşturmaktadır. Hazar Denizi'nin yasal statüsünün belirlenmesine ilişkin henüz bir mutabakat sağlanamaması, bölgede görülen askeri hareketliliğin en önemli nedenidir. Hazar Denizi Bölgesiyle ilgili ülkeler en azından mevcut konumlarını koruma güdüsüyle bölgede askeri varlıklarını güçlendirmeye çalışmaktadırlar.

Önümüzdeki dönemde de, kıyıdaş ülkelerin silahlanmaya yönelik birbirlerinin girişimlerine kayıtsız kalmayarak aralarındaki silahlanma yarışını sürdürecekleri muhtemeldir. ABD'de Kasım 2004'de yapılan başkanlık seçimlerinden petrol ve silah lobisine yakın aday George W. Bush'un galip çıkması ABD'nin Hazar çevresinin güvenliğine yönelik müdahaleci yaklaşımını sertleşerek sürdüreceği tahminlerine yol açmaktadır. Öte yandan terörizmle ve teröre destek veren ülkelerle mücadelede caydırma unsuru olarak dünyanın en güçlü atom bombasını yaptıklarını açıklayan Putin yönetiminde Rusya iç politikada federalizmden ünitarizme doğru kayarken, dış politikada da daha sert çıkışlar yapmaktadır. Rusya'nın Abhazya ve Ukrayna seçimleri sırasında sergilediği müdahaleci tutumu Hazar'a ilişkin sorunlarda da ortaya koyması beklenebilir. Tüm bu olumsuz tahminler yanında Hazar Denizi Bölgesi'ndeki rekabetin on yılı aşkın süredir olduğu gibi pazarlıklarda bir şekilde uzlaşma formülü sağlanarak çatışmaya varmadan süreceği tahmini daha ılımlı gözükmektedir.

Hazar Denizi etrafında 90'lı yılların sonlarından itibaren ciddi bir askeri hareketlilik söz konusudur. Hazar'a kıyıdaş ülkeler arasında gözlemlenen silahlanma yarışı bir yana Hazar çevresinde süre giden güç politikaları; bölge ülkelerindeki etnik gerilimler, ekonomik zayıflık, terör, uyuşturucu trafiği gibi unsurlar bölge istikrarını bozucu unsurlardır.

Coğrafi, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer açılardan Hazar Denizi Bölgesi alt sisteminin bir parçası olan ve Hazar kaynaklarının işletilmesi ve pazarlanmasıyla ilgili projelere ortak bir ülke olarak Türkiye'nin bu gelişmelere ilgisiz kalması düşünülemez. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Türkiye, etrafı istikrarsızlık deniziyle çevrili bir ada haline gelmiştir. Kafkaslar'da, Balkanlar'da, Orta Doğu'da ortaya çıkan çatışmalar ve istikrarsızlık unsurları Türkiye'nin güvenliğini doğrudan tehdit altına sokmuştur. Türkiye, barışçıl ve yapıcı dış politikası ve caydırıcı askeri gücü sayesinde son on beş yıldır etrafında süre giden yangından korunmayı başarmıştır. Hazar Bölgesi çevresinde görülen silahlanma yarışı, ortaya çıkan siyasi ve askeri kutuplaşma kısa ve orta vadede her açıdan Türkiye'nin çıkarlarına olumsuz etki edecek nitelik kazanabilir. Bu ortamda Türkiye'nin müttefikleri ve komşularıyla yapıcı diyalogu hem kendi istikrarı hem de Hazar Bölgesi ülkelerinin istikrarı açısından büyük önem taşımaktadır.

* Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Uluslararası İlişkiler Bölümü

DİPNOTLAR

[1] Ömer Faruk Ünal, “Azerbaycan Rusya İlişkilerinde Hazar Sorunu”, Journal of Qafqas University, V.II, N.II, 1999, s.19-20, Mürteza Hasanoğlu, Paylaşılamayan Pasta: Hazar Denizi Bölgesi Sorunları, Belirtiler ve Bölge Devletlerinin Tutumu, www.kho.edu.tr/yayinlar/bilimdergisi/ bilimder/doc/2003-1/2_hazaroglu.doc

[2] Robert M. Cutler, “Russia Reactivates Its Caspian Policy With New Demarcation Approach” Central Asia-Caucasus Analyst, June 21, 2000.

[3] Ariel Cohen, “Iran's Claim Over Caspian Sea Resources Threaten Energy Security”, September 5, 2002. http://www.heritage.org/Research/MiddleEast/bg1582.cfm

[4] Nasib Nassibli, “İran's Caspian Policy: Time To Make A Decision” Central Asia-Caucasus Analyst, February 10, 2003.

[5] R. G. Şamgunov, “Kaspiyskiy Vopros”, Vestnik Sankt-Peterburgskovo Universiteta, C. 6, N.4, 1998, s.92.

[6] Uve Halbah, “Mejdu Goryaçey Voynoy i Zamorojennımi Konfliktami: Vneşnyaya Politika Rossi na Kavkaze,” in Stefan Kraitsberger vd., Vneşnyaya Politika Rossii: Ot Yeltsina k Putinu, Kiev, Optima, 2002, s.146-148.

[7] Timothy L. Thomas ve John Shull, “Rusya'nın Milli Menfaatleri ve Hazar Denizi”, Çev. Yılmaz Tezkan, Menfaatler Çatışması Ortasında Türkiye, Haz. Yılmaz Tezkan, Ülke Kitapları, İstanbul, 2000, s.117.

[8] Matthew Yeomans, “Oil, Guns and Money” http://www.globalpolicy.org/empire/analysis/2004/0902yeomans.htm Michael T. Klare, “Transforming the American Military into a Global Oil-Protection Service” http://www.globalpolicy.org/empire/economy/2004/1007oilprotection.htm#author

[9] Richard Solosky and Tanya Charlick-Paley, NATO and Caspian Security: A Mission Too Far? Santa Monica, RAND, 1999, s.xvıı.

[10] Anatoly Gordienko, “Poproşu Ne Zarıvatsya”, Nezavisimaya Gazeta, 14 Nisan 2003.

[11] ABD, eski Sovyet ardılı ülkelerin ekonomik ve siyasi dönüşümlerine destek vermek amacıyla 1992 başında Özgürlüğü Destekleme Yasası (Freedom Support Act) çıkarmıştır. Ancak Ermeni lobisinin faaliyetleri sonucu bu yasaya ek 907 sayılı madde kabul edilmiş ve Azerbaycan'a yardım Dağlık Karabağ sorunun çözümü ön koşuluna bağlanmıştır. İlk kez 1998 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, bu maddenin Amerikan çıkarlarına engel teşkil ettiğini belirterek kaldırılmasını talep etmiştir. Ancak, bunun için 2002 Ocak'ına kadar beklemek gerekmiştir. Bknz. Halil Sıdık Ayhan, Dynamics of the Allience Between Turkey and USA: The Couth Caucasus Case , Yayınlanmamış Master Tezi, Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2003, s.111.

[12] Viktoriya Panfilova ve Yalçın Aliyev, “Amerikansı İgrayut v Voynu na kaspiy” Nezavisimaya Gazeta, 29 Ocak 2004., Elena Baykova, “Kaspiy Voruujilsya Do Zubov”, Nezavisimaya Gazeta, 11 Haziran 2004.

[13] Nezavisimaya Gazeta , 16 Nisan 1999.

[14] Rauf Mirkadırov ve Igor Plugataryöv, “V Azerbaycane Poyavyatsya Voennıe Bazı SŞA”, Nezavisimaya Gazeta , 18 Ağustos 2004.

[15] Michael T. Klare, “The Oil that Drives the US Military”, 9 October 2004. http://www.globalpolicy.org/security/oil/2004/1009protection.htm

[16] Rauf Mirkadirov, “İm Neçivo Delat Na Kaspii”, Nezavisimaya Gazeta, 23 Mart 2004.

[17] Michael T. Klare, “The Oil that Drives the US Military”, 9 October 2004. http://www.globalpolicy.org/security/oil/2004/1009protection.htm

[18] Ali Faik Demir, Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya , Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003, 254.

[19] Olga Oliker, “Conflict ın Central Asia and South Caucasus: Implications on Foreign Interest and Involvement” in Olga Oliker, Thomas Szayna, eds., Faultlines of Conflict in Central Asia and the South Caucasus: Implications for the U.S. Army, RAND, 2003, s.205.

[20] Matthew Yeomans, “Oil, Guns and Money” http://www.globalpolicy.org/empire/analysis/2004/0902yeomans.htm İndiriliş Tarihi 4 Ekim 2004.

[21] Matthew Yeomans, “Oil, Guns and Money” http://www.globalpolicy.org/empire/analysis/2004/0902yeomans.htm Michael T. Klare, “Transforming the American Military into a Global Oil-Protection Service” http://www.globalpolicy.org/empire/economy/2004/1007oilprotection.htm#author

[22] Timothy L. Thomas ve John Shull, “Rusya'nın Milli Menfaatleri ve Hazar Denizi”, Çev. Yılmaz Tezkan, Menfaatler Çatışması Ortasında Türkiye, Haz. Yılmaz Tezkan, Ülke Kitapları, İstanbul, 2000, s.115, 118.

[23] Sergey Sokut, “Kaspiy Stoit Voynı,” Nezavisimaya Gazeta , 4 Mart 2003.

[24] A.g.m.

[25] Viktoriya Panfilova, “Naçolo Bolşova Puti” Nezavisimaya Gazeta, 13 Kasım 2003. http://ng.ru/cis/2003-11-13/5_odkb.html

[26] Vladimir Muhin, “Nekollektivnaya Bezapasnost”, Evraziya Sevodnya , 16.06.2003 http://www.gazetasng.ru/article.cgi?id=43967

[27] A.g.m.

[28] Aleksey Matveev, “SŞA Pomogayut Kazakhstanu Formirovat VMF”, http://www.gazetasng.ru/article.cgi?id=48523

[29] Hooman Peimani, “Turkmenistan'a Military Investments: The Start of An Arms Race” Central Asia-Caucasus Analyst, January 28, 2004.

[30] Hooman Peimani, “Turkmenistan'a Military Investments: The Start of An Arms Race” Central Asia-Caucasus Analyst, January 28, 2004.

KAYNAKÇA

1. AYHAN Halil Sıdık, Dynamics of the Allience Between Turkey and USA: The Couth Caucasus Case , Yayınlanmamış Master Tezi, Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2003.

2. BAYKOVA Elena, “Kaspiy Voruujilsya Do Zubov”, Nezavisimaya Gazeta, 11 Haziran 2004.

3. COHEN Ariel, “Iran's Claim Over Caspian Sea Resources Threaten Energy Security”, September 5, 2002. http://www.heritage.org/Research/MiddleEast/bg1582.cfm

4. CUTLER Robert M., “Russia Reactivates Its Caspian Policy With New Demarcation Approach” Central Asia-Caucasus Analyst, June 21, 2000.

5. DEMİR Ali Faik, Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya , Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003.

GORDİENKO Anatoly, “Poproşu Ne Zarıvatsya”, Nezavisimaya Gazeta, 14 Nisan 2003.

7. HALBAH Uve, “Mejdu Goryaçey Voynoy i Zamorojennımi Konfliktami: Vneşnyaya Politika Rossi na Kavkaze,” in Stefan Kraitsberger vd., Vneşnyaya Politika Rossii: Ot Yeltsina k Putinu, Kiev, Optima, 2002.

8. KLARE Michael T., “The Oil that Drives the US Military”, 9 October 2004. http://www.globalpolicy.org/security/oil/2004/1009protection.htm

9. KLARE Michael T., “Transforming the American Military into a Global Oil-Protection Service” http://www.globalpolicy.org/empire/economy/2004/1007oilprotection.htm#author

10. KOCAMAN Ömer, Yujnıy Kavkaz v Politike Turtsii i Rossii v Postsovetskiy Period, Yayınlanmamış Doktora Tezi, MGİMO, Moskova, 2004.

11. LARRABE F. Stephen ve LESSER Ian O., Belirsizlik Döneminde Türk Dış Politikası, Çev. Mustafa Yıldırım, Ötüken, İstanbul, 2004.

MATVEEV Aleksey, “SŞA Pomogayut Kazakhstanu Formirovat VMF”, http://www.gazetasng.ru/article.cgi?id=48523

13. MİRKADIROV Rauf ve PLUGATARYÖV Igor, “V Azerbaycane Poyavyatsya Voennıe Bazı SŞA”, Nezavisimaya Gazeta , 18 Ağustos 2004.

14. MİRKADIROV Rauf, “İm Neçivo Delat Na Kaspii”, Nezavisimaya Gazeta, 23 Mart 2004.

MUHİN Vladimir, “Nekollektivnaya Bezapasnost”, Evraziya Sevodnya , 16.06.2003

16. NASSİBLİ Nasib, “İran's Caspian Policy: Time To Make A Decision” Central Asia-Caucasus Analyst, February 10, 2003.

17. Nezavisimaya Gazeta , 16 Nisan 1999.

18. OGAN Sinan, “Putin'in Cehennem Silahı”, http://www.turksam.org/index.php?git=gyorum18112004 18 Kasım 2004.

19. OLİKER Olga, “Conflict ın Central Asia and South Caucasus: Implications on Foreign Interest and Involvement” in Olga Oliker, Thomas Szayna, eds., Faultlines of Conflict in Central Asia and the South Caucasus: Implications for the U.S. Army , RAND, 2003, s.205.

20. PANFİLOVA Viktoriya ve ALİYEV Yalçın, “Amerikansı İgrayut v Voynu na kaspiy” Nezavisimaya Gazeta, 29 Ocak 2004.

21. PANFİLOVA Viktoriya, “Naçolo Bolşova Puti” Nezavisimaya Gazeta, 13 Kasım 2003.

22. PEİMANİ Hooman, “Turkmenistan'a Military Investments: The Start of An Arms Race” Central Asia-Caucasus Analyst, January 28, 2004.

23. SEZER Duygu Bazoğlu, “Rusya: Jeopolitik Yarışma ile Ekonomik Ortaklığı Bağdaştırmanın Zorlukları”, Barry Rubin ve Kemal Kirişçi (Der.), Günümüzde Türkiye'nin Dış Politikası, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2002.

24. SOKUT Sergey, “Kaspiy Stoit Voynı,” Nezavisimaya Gazeta , 4 Mart 2003.

25. SOLOSKY Richard and CHARLİCK-PALEY Tanya, NATO and Caspian Security: A Mission Too Far? Santa Monica, RAND,

26. THOMAS Timothy L.ve SHULL John, “Rusya'nın Milli Menfaatleri ve Hazar Denizi”, Çev. Yılmaz Tezkan, Menfaatler Çatışması Ortasında Türkiye, Haz. Yılmaz Tezkan, Ülke Kitapları, İstanbul, 2000.

27. ÜNAL Ömer Faruk, “Azerbaycan Rusya İlişkilerinde Hazar Sorunu”, Journal of Qafqas University, V.II, N.II, 1999.

28. YEOMAS Matthew, “Oil, Guns and Money” http://www.globalpolicy.org/empire/analysis/2004/0902yeomans.htm İndiriliş Tarihi 4 Ekim 2004



http://www.turksam.org/tr/a21.html
Arkadaşına Gönder 4638 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34149 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22033 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13096 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12182 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11160 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 998 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.